<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?>
<rss version="2.0" xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/" xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/">
	<channel>
		<title><![CDATA[Forum Sitesi - Aşk ve Sevgi Forumları ]]></title>
		<link>https://forumistan.net/</link>
		<description><![CDATA[Forum Sitesi - https://forumistan.net]]></description>
		<pubDate>Wed, 29 Apr 2026 02:24:33 +0000</pubDate>
		<generator>MyBB</generator>
		<item>
			<title><![CDATA[İki kelam Aşk]]></title>
			<link>https://forumistan.net/konu-iki-kelam-ask.html</link>
			<pubDate>Wed, 23 Oct 2024 13:02:32 +0000</pubDate>
			<dc:creator><![CDATA[<a href="https://forumistan.net/member.php?action=profile&uid=193">Sosyalistler</a>]]></dc:creator>
			<guid isPermaLink="false">https://forumistan.net/konu-iki-kelam-ask.html</guid>
			<description><![CDATA[İki kelam Aşk<br />
<br />
Sesini duymak vardı şimdi.<br />
Sesinden bayramlara coşmakbir canım deyişinle sana can olmak vardı.<br />
<br />
<br />
Fısıltılar düşüyordu boşluğa,<br />
Aşkın anadiliydi gözyaşı.<br />
Suyun rengi devrilirken üzerime.<br />
Biliyordum;<br />
Her (b)aşka yolculukta<br />
Bir artı bir, kendine eşitti (!)<br />
<br />
Karesi de kökü de, acıya eş; tek kişilik bir yanılgıydı aşk.<br />
Hangi kanun c/esaret edebilirdi aksini (s)imgelemeye.<br />
<br />
<br />
Bir artı bir, eşittir bir.<br />
<hr class="mycode_hr" />
Birbirini seven iki kişi, birbirilerinin gözlerinin içine baktığında<br />
<br />
Bir psikolojik araştırma gösteriyor ki, birbirlerine aşık olduğunu belirten çiftler, birbirlerinin gözlerine en az 3 dakika bakınca, kalp atışları senkronize oluyor.<br />
<hr class="mycode_hr" />
Sevdiğimiz biriyle kucaklaşmak vücudumuzda doğal ağrı kesiciler salgılamamıza neden<br />
<br />
Oksitosin, bir diğer adıyla ‘aşk hormonu’ biriyle kucaklaştığımızda veya birine sarıldığımızda yoğun bir biçimde salgılanıyor. Oksitosin, beyinde, ve de erkeklerin ve kadınların cinsel organlarında salgılanıyor. Birçok araştırmacı oksitosinin sevdiğimiz kişiye bağlanma sürecini pekiştirdiğini öne sürüyor. Araştırmalar, bir doz oksitosinin baş ağrısını önemli derecede azalttığını, hatta 4 saat içinde tamamiyle yok ettiğini gösteriyor. Hatta araştırmacılar, ağrılarımız için ilaçlara ve haplara koşmadan önce, sevdiğimiz birine sarılmamızı öneriyor.<br />
<hr class="mycode_hr" />
Çekicilikte birbirine yakın çiftler, birlikte olmaya daha yatkın.<br />
<br />
Psikoloji ve sosyal alanlardaki araştırmalar gösteriyor ki, insanların romantik ilişkilerinde seçtiği kişilerde genelde belli bir patern var. Araştırmacılar, bu paternin sadece görsel değil, aynı zamanda sosyal bir çekiciliğe bağlı olduğunu söylüyorlar. Yani kişiler genelde, sadece kendi tipleriyle değil, kendi sosyal becerileriyle uyumlu eşleri tercih ediyorlar.<br />
<hr class="mycode_hr" />
Kişilikleri birbirine çok benzeyen çiftler çok uzun süre birlikte olamıyorlar<br />
<br />
Zıtlar birbirini çeker. Aşk üzerine yapılan psikolojik araştırmalar da gösteriyor ki, birbirine çok benzer karaktere sahip kişiler, çok uzun süre birlikte olamıyorlar. Kişiler arasında benzerlikler olmalı, ancak ilişkileri süresince yapıcı bir şekilde birbirlerinden birşeyler öğrenecek kadar farklı da olmalılar.<br />
<hr class="mycode_hr" />
Kalp kırıklığı sadece bir deyim değil.<br />
<br />
Araştırmalar gösteriyor ki, ayrılık, boşanma, ve sevilen birinin kaybedilmesi gibi yoğun ve travmatize edici olaylar, kişinin kalbinin çevresinde yoğun ağrılara yol açabiliyor. Bu yoğun ağrılar kalp kaslarının zayıflamasına da sebep olabiliyor. Bilimde buna ‘kalp kırıklığı sendromu’ deniyor. Hızlı kalp atışı ve nefes alamama gibi semptomlarla gözlemlenen bu durumdan, kadınlar daha çok etkileniyor. Sıklıkla kalp krizi ile karıştırılabiliyor.<br />
<hr class="mycode_hr" />
Romantik aşk sonunda bitiyor… Ama kendini adamış aşk ile devam ediyor<br />
<br />
.<br />
İlişkilerinin başında olan çiftleri bir sene sonra gördüğünüzde oldukça şaşırabilirsiniz. Başta birbiriyle kuğu gibi olan çiftleri yanınızda tartışırken, birbirine alttan alttan laf geçirirken görmek “Ne oldu bunların harika aşkına?” diye isyan ettirebilir. Araştırmalar gösteriyor ki, romantik aşkın belirtileri olan, terli el, kalp çarpıntısı, aşırı mutluluk hali, karnınızda uçuşan kelebekler ve diğer kişiye aşırı ihtiyaç duyma gibi belirtiler 1 sene sonra bitiyor. Geriye ne kalıyor peki? Eğer çiftler romantik aşkın geçişini yumuşak bir biçimde yapabilirlerse, ‘kendilerini adamış aşk’a geçiyorlar. Bu aşkı yaşayan çiftlerin vücutlarında nörotrofin adlı bir protein artıyor.<br />
<hr class="mycode_hr" />
Bağlılık + Şefkatlilik + Özel Samimiyet = Mükemmel Aşk<br />
<br />
Aşkın üçgensel teorisi farklı aşk tipleri için, farklı formüller sunuyor. Örneğin, romantik aşk = tutku + özel samimiyet değişkenlerinden; destekçi aşk = şefkatlilik + bağlılık ve yüzeysel aşk = tutku + bağlılık değişkenlerinden oluşuyor. Eksiksiz aşk ise, bu faktörlerin hepsini içinde barındırıyor.]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[İki kelam Aşk<br />
<br />
Sesini duymak vardı şimdi.<br />
Sesinden bayramlara coşmakbir canım deyişinle sana can olmak vardı.<br />
<br />
<br />
Fısıltılar düşüyordu boşluğa,<br />
Aşkın anadiliydi gözyaşı.<br />
Suyun rengi devrilirken üzerime.<br />
Biliyordum;<br />
Her (b)aşka yolculukta<br />
Bir artı bir, kendine eşitti (!)<br />
<br />
Karesi de kökü de, acıya eş; tek kişilik bir yanılgıydı aşk.<br />
Hangi kanun c/esaret edebilirdi aksini (s)imgelemeye.<br />
<br />
<br />
Bir artı bir, eşittir bir.<br />
<hr class="mycode_hr" />
Birbirini seven iki kişi, birbirilerinin gözlerinin içine baktığında<br />
<br />
Bir psikolojik araştırma gösteriyor ki, birbirlerine aşık olduğunu belirten çiftler, birbirlerinin gözlerine en az 3 dakika bakınca, kalp atışları senkronize oluyor.<br />
<hr class="mycode_hr" />
Sevdiğimiz biriyle kucaklaşmak vücudumuzda doğal ağrı kesiciler salgılamamıza neden<br />
<br />
Oksitosin, bir diğer adıyla ‘aşk hormonu’ biriyle kucaklaştığımızda veya birine sarıldığımızda yoğun bir biçimde salgılanıyor. Oksitosin, beyinde, ve de erkeklerin ve kadınların cinsel organlarında salgılanıyor. Birçok araştırmacı oksitosinin sevdiğimiz kişiye bağlanma sürecini pekiştirdiğini öne sürüyor. Araştırmalar, bir doz oksitosinin baş ağrısını önemli derecede azalttığını, hatta 4 saat içinde tamamiyle yok ettiğini gösteriyor. Hatta araştırmacılar, ağrılarımız için ilaçlara ve haplara koşmadan önce, sevdiğimiz birine sarılmamızı öneriyor.<br />
<hr class="mycode_hr" />
Çekicilikte birbirine yakın çiftler, birlikte olmaya daha yatkın.<br />
<br />
Psikoloji ve sosyal alanlardaki araştırmalar gösteriyor ki, insanların romantik ilişkilerinde seçtiği kişilerde genelde belli bir patern var. Araştırmacılar, bu paternin sadece görsel değil, aynı zamanda sosyal bir çekiciliğe bağlı olduğunu söylüyorlar. Yani kişiler genelde, sadece kendi tipleriyle değil, kendi sosyal becerileriyle uyumlu eşleri tercih ediyorlar.<br />
<hr class="mycode_hr" />
Kişilikleri birbirine çok benzeyen çiftler çok uzun süre birlikte olamıyorlar<br />
<br />
Zıtlar birbirini çeker. Aşk üzerine yapılan psikolojik araştırmalar da gösteriyor ki, birbirine çok benzer karaktere sahip kişiler, çok uzun süre birlikte olamıyorlar. Kişiler arasında benzerlikler olmalı, ancak ilişkileri süresince yapıcı bir şekilde birbirlerinden birşeyler öğrenecek kadar farklı da olmalılar.<br />
<hr class="mycode_hr" />
Kalp kırıklığı sadece bir deyim değil.<br />
<br />
Araştırmalar gösteriyor ki, ayrılık, boşanma, ve sevilen birinin kaybedilmesi gibi yoğun ve travmatize edici olaylar, kişinin kalbinin çevresinde yoğun ağrılara yol açabiliyor. Bu yoğun ağrılar kalp kaslarının zayıflamasına da sebep olabiliyor. Bilimde buna ‘kalp kırıklığı sendromu’ deniyor. Hızlı kalp atışı ve nefes alamama gibi semptomlarla gözlemlenen bu durumdan, kadınlar daha çok etkileniyor. Sıklıkla kalp krizi ile karıştırılabiliyor.<br />
<hr class="mycode_hr" />
Romantik aşk sonunda bitiyor… Ama kendini adamış aşk ile devam ediyor<br />
<br />
.<br />
İlişkilerinin başında olan çiftleri bir sene sonra gördüğünüzde oldukça şaşırabilirsiniz. Başta birbiriyle kuğu gibi olan çiftleri yanınızda tartışırken, birbirine alttan alttan laf geçirirken görmek “Ne oldu bunların harika aşkına?” diye isyan ettirebilir. Araştırmalar gösteriyor ki, romantik aşkın belirtileri olan, terli el, kalp çarpıntısı, aşırı mutluluk hali, karnınızda uçuşan kelebekler ve diğer kişiye aşırı ihtiyaç duyma gibi belirtiler 1 sene sonra bitiyor. Geriye ne kalıyor peki? Eğer çiftler romantik aşkın geçişini yumuşak bir biçimde yapabilirlerse, ‘kendilerini adamış aşk’a geçiyorlar. Bu aşkı yaşayan çiftlerin vücutlarında nörotrofin adlı bir protein artıyor.<br />
<hr class="mycode_hr" />
Bağlılık + Şefkatlilik + Özel Samimiyet = Mükemmel Aşk<br />
<br />
Aşkın üçgensel teorisi farklı aşk tipleri için, farklı formüller sunuyor. Örneğin, romantik aşk = tutku + özel samimiyet değişkenlerinden; destekçi aşk = şefkatlilik + bağlılık ve yüzeysel aşk = tutku + bağlılık değişkenlerinden oluşuyor. Eksiksiz aşk ise, bu faktörlerin hepsini içinde barındırıyor.]]></content:encoded>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[Flörtöz kadınla baş edebilir misin?]]></title>
			<link>https://forumistan.net/konu-flortoz-kadinla-bas-edebilir-misin.html</link>
			<pubDate>Wed, 23 Oct 2024 13:02:05 +0000</pubDate>
			<dc:creator><![CDATA[<a href="https://forumistan.net/member.php?action=profile&uid=193">Sosyalistler</a>]]></dc:creator>
			<guid isPermaLink="false">https://forumistan.net/konu-flortoz-kadinla-bas-edebilir-misin.html</guid>
			<description><![CDATA[Flörtöz kadınla baş edebilir misin?<br />
<br />
Flörtöz kadın denilince aklımıza her zaman oraya buraya pas veren, hal ve hareketleri her zaman karşı cinsin ilgisini çekmek olan kadınlar olarak algılamaktayız. Aslında bunu neye dayanarak dediğimiz çok önemli. Çünkü insanların kendi kararları/yaşamları vardır. Bunu sorgulayıp karşıdakine de belirli bir tanı koymak yanlıştır. Flörtöz kadın öncelikle çok zeki kadındır çünkü ilişkisinde karşıdakine hangi soruları soracağını, ona nasıl yaklaşacağını, karşı cinsi çok iyi tanır. Gözlem yapar. Bir bilim adamının araştırması gibi karşıdakinin karakterini &amp; kişiliğini inceler. Onların asıl amacı hayatlarına gerçekten de doğru insanı almaktır. Ama flört dediğimiz şey çiçeğe benzer. Çok tatlıdır. Bu yüzden çiçek dolu tarlamızdan tek bir çiçeği alıp yolumuza devam edince elimizdeki gülle yetinmeyi bilemeyebiliriz. Çünkü arkamızda koskocaman bir çiçek bahçesi bıraktık. Çiçeklerin hepsi bizim arkamızdan ağlarken biz en güzel çiçeği aldık kokladık. Flörtöz olmak sanılanın aksine kadını da değersizleştirmez, kadının bir tarafını da eksiltmez. Aksine mutlu-sevecen bir insan haline getirir. Aynı zamanda çok özgüvenli olur bu kadınlar çünkü dışardan 'kim bana ne der?' düşüncesi yoktur kafalarında. Kim ne düşünürse düşünsün, ben istediğimi yaparım kafasındadırlar. Bu yüzden de toplumda en çok bu kadınlar konuşulur. Öyledir ya, toplumu takmayan insanlar toplumda her zaman konuşulur. Bu bir gerçektir. Lakin duygusal takılan erkekleri de ağlatırlar. Hiç acımaları yoktur. Gül bahçesinde olduğunu söylemiştim. Acımaz koparır valla sizi; gıkınızı çıkaramazsınız.<br />
<br />
Flörtöz kadınla baş edebilir misin?<br />
<br />
Ah bir düşüneyim; hayır sister. Çünkü dünya onun etrafında dönüyor ve sen sadece onu mutluluğa götüren ufak bir adımsın. Sen onu seçmedin ki, o seni seçti. Onun gözünde öyle bir yer edinmen gerek ki, seni unutamasın. Kalbinde bir ukte bıraksın. Seni sürekli hatırlasın. Ha bunları dedim diye gidipte saçma sapan hareketler yaparsan gözünde küçülürsün. Seni diğerleri gibi basit görmeye başlar. Onu mutlu et. Onun bu tarafını onun yüzüne vurmak yerine olduğu gibi kabullen ama dozunda. Ha kabullenemiyorsan da sinir hastası olmanın mantığı yoktur. Dizginleri ele alman çok zor. Çok zor. Bu yüzden gözünü korkutmak gibi olmasın ama eğer başa çıkabileceğini düşünmüyorsan; hiç başlama. Ona durumu usulca izah et ve aradan tüy]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[Flörtöz kadınla baş edebilir misin?<br />
<br />
Flörtöz kadın denilince aklımıza her zaman oraya buraya pas veren, hal ve hareketleri her zaman karşı cinsin ilgisini çekmek olan kadınlar olarak algılamaktayız. Aslında bunu neye dayanarak dediğimiz çok önemli. Çünkü insanların kendi kararları/yaşamları vardır. Bunu sorgulayıp karşıdakine de belirli bir tanı koymak yanlıştır. Flörtöz kadın öncelikle çok zeki kadındır çünkü ilişkisinde karşıdakine hangi soruları soracağını, ona nasıl yaklaşacağını, karşı cinsi çok iyi tanır. Gözlem yapar. Bir bilim adamının araştırması gibi karşıdakinin karakterini &amp; kişiliğini inceler. Onların asıl amacı hayatlarına gerçekten de doğru insanı almaktır. Ama flört dediğimiz şey çiçeğe benzer. Çok tatlıdır. Bu yüzden çiçek dolu tarlamızdan tek bir çiçeği alıp yolumuza devam edince elimizdeki gülle yetinmeyi bilemeyebiliriz. Çünkü arkamızda koskocaman bir çiçek bahçesi bıraktık. Çiçeklerin hepsi bizim arkamızdan ağlarken biz en güzel çiçeği aldık kokladık. Flörtöz olmak sanılanın aksine kadını da değersizleştirmez, kadının bir tarafını da eksiltmez. Aksine mutlu-sevecen bir insan haline getirir. Aynı zamanda çok özgüvenli olur bu kadınlar çünkü dışardan 'kim bana ne der?' düşüncesi yoktur kafalarında. Kim ne düşünürse düşünsün, ben istediğimi yaparım kafasındadırlar. Bu yüzden de toplumda en çok bu kadınlar konuşulur. Öyledir ya, toplumu takmayan insanlar toplumda her zaman konuşulur. Bu bir gerçektir. Lakin duygusal takılan erkekleri de ağlatırlar. Hiç acımaları yoktur. Gül bahçesinde olduğunu söylemiştim. Acımaz koparır valla sizi; gıkınızı çıkaramazsınız.<br />
<br />
Flörtöz kadınla baş edebilir misin?<br />
<br />
Ah bir düşüneyim; hayır sister. Çünkü dünya onun etrafında dönüyor ve sen sadece onu mutluluğa götüren ufak bir adımsın. Sen onu seçmedin ki, o seni seçti. Onun gözünde öyle bir yer edinmen gerek ki, seni unutamasın. Kalbinde bir ukte bıraksın. Seni sürekli hatırlasın. Ha bunları dedim diye gidipte saçma sapan hareketler yaparsan gözünde küçülürsün. Seni diğerleri gibi basit görmeye başlar. Onu mutlu et. Onun bu tarafını onun yüzüne vurmak yerine olduğu gibi kabullen ama dozunda. Ha kabullenemiyorsan da sinir hastası olmanın mantığı yoktur. Dizginleri ele alman çok zor. Çok zor. Bu yüzden gözünü korkutmak gibi olmasın ama eğer başa çıkabileceğini düşünmüyorsan; hiç başlama. Ona durumu usulca izah et ve aradan tüy]]></content:encoded>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[Aşk'a dair yalanlar]]></title>
			<link>https://forumistan.net/konu-ask-a-dair-yalanlar.html</link>
			<pubDate>Wed, 23 Oct 2024 13:01:43 +0000</pubDate>
			<dc:creator><![CDATA[<a href="https://forumistan.net/member.php?action=profile&uid=193">Sosyalistler</a>]]></dc:creator>
			<guid isPermaLink="false">https://forumistan.net/konu-ask-a-dair-yalanlar.html</guid>
			<description><![CDATA[Aşk'a dair yalanlar<br />
<br />
Milyonlarca çift, uzun süreli, uyumlu bir ilişki arayışı içinde. Acaba çabalar işe yarıyor mu yoksa hepsi bir yalan mı?"<br />
<br />
Hediyeler, iltifatlar, mum ışıklı yemeklerle ilk günkü heyecanı öldürmemeye çalışıyoruz. Peki bu 'aşkı öldürmemek için' yapılanlar işe yarıyor mu? Yoksa bütün bu çabalar boşuna, hatta zararlı mı?<br />
<br />
1979'dan beri çiftlere danışmanlık yapan Alman Psikoterapist Michael Mary'e göre birçok çift, ilişkilerini yürütmek için uğraşıyor ve ilişki yürümeyince de kendini becerisizlikle suçluyor. Oysa Mary'ye göre, bir ilişkinin bitmesinin bambaşka nedenleri var.<br />
<br />
Yakınlık, sevgi, saygı, güven, uyum gibi kavramlarla aşk, cinsellik, ihtiras gibi kavramların bir ilişki içinde, tıpkı ilk günkü gibi aynı anda, aynı şekilde yaşanmasının mümkün olmadığını savunan yazar, çiftlerin 'gözünü açmaya' çalışıyor. İşte Michael Mary'ye göre aşkın 4 temel yalanı:<br />
<br />
1- İlle de romantizm: Eğer 'Beni sadece romantik bir ilişki mutlu eder' diye bir bakış açısıyla hayata bakıyorsanız, daha çok bakarsınız. Çünkü romantizm, her koşulda, her durumda, hayatın her döneminde insanı mutlu edemez. Ayrıca, her ilişkinin 'kurtuluşu' romantizmden geçmeyebilir.<br />
<br />
2- Tek bir aşk mı?: Yazara göre tek bir 'aşk' veya 'sevgi' biçimi yok. İnsan her şeye aşık olabilir. Aşk zamanla şekil değiştirir. Bir çocuk için aşk, el ele tutuşmayla eş değerdeyken, bir genç için cinselliği çağrıştırabilir. Tıpkı aşk gibi, cinselliğin de farklı boyutları var. Bu nedenle ilişkinizi birtakım 'kurallara' veya 'kalıplara' oturtmaya çalışmayın.<br />
<br />
3- Teknik meselesi: 'Her işin bir tekniği var canım. Kitapta okumadın mı?' diyenlerdenseniz, ilişkiniz çoktan bitmiş demektir. Her adımınızı kitaplara göre atmaktan vazgeçin. Herkes için geçerli olan belli kalıplar, kurallar yok. Bunlar yalan! Bu nedenle yatağa girmeden önce okuduğunuz 'Dokunma Yolları' adlı kitabı rafa kaldırmaya ne dersiniz?<br />
4- Uzun süreli çekim: Bir ilişkide yakınlık, sevgi, saygı, güven, uyum gibi kavramlarla aşk, cinsellik, ihtiras gibi kavramlar bir arada yürütülemez. Eğer aynı heyecanı, aynı aşkı, aynı cinselliği 30 yıl sonra da yaşadığınızı söylüyorsanız, yalan söylüyorsunuz.<br />
<br />
Öneri: Her şey eskisi gibi olmak zorunda değil, olamaz da. Her şeyin eskisi gibi olması için mücadele etmek boşuna. Mutlu olmak için ilişkiyi olduğu gibi kabul etmek iyidir.]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[Aşk'a dair yalanlar<br />
<br />
Milyonlarca çift, uzun süreli, uyumlu bir ilişki arayışı içinde. Acaba çabalar işe yarıyor mu yoksa hepsi bir yalan mı?"<br />
<br />
Hediyeler, iltifatlar, mum ışıklı yemeklerle ilk günkü heyecanı öldürmemeye çalışıyoruz. Peki bu 'aşkı öldürmemek için' yapılanlar işe yarıyor mu? Yoksa bütün bu çabalar boşuna, hatta zararlı mı?<br />
<br />
1979'dan beri çiftlere danışmanlık yapan Alman Psikoterapist Michael Mary'e göre birçok çift, ilişkilerini yürütmek için uğraşıyor ve ilişki yürümeyince de kendini becerisizlikle suçluyor. Oysa Mary'ye göre, bir ilişkinin bitmesinin bambaşka nedenleri var.<br />
<br />
Yakınlık, sevgi, saygı, güven, uyum gibi kavramlarla aşk, cinsellik, ihtiras gibi kavramların bir ilişki içinde, tıpkı ilk günkü gibi aynı anda, aynı şekilde yaşanmasının mümkün olmadığını savunan yazar, çiftlerin 'gözünü açmaya' çalışıyor. İşte Michael Mary'ye göre aşkın 4 temel yalanı:<br />
<br />
1- İlle de romantizm: Eğer 'Beni sadece romantik bir ilişki mutlu eder' diye bir bakış açısıyla hayata bakıyorsanız, daha çok bakarsınız. Çünkü romantizm, her koşulda, her durumda, hayatın her döneminde insanı mutlu edemez. Ayrıca, her ilişkinin 'kurtuluşu' romantizmden geçmeyebilir.<br />
<br />
2- Tek bir aşk mı?: Yazara göre tek bir 'aşk' veya 'sevgi' biçimi yok. İnsan her şeye aşık olabilir. Aşk zamanla şekil değiştirir. Bir çocuk için aşk, el ele tutuşmayla eş değerdeyken, bir genç için cinselliği çağrıştırabilir. Tıpkı aşk gibi, cinselliğin de farklı boyutları var. Bu nedenle ilişkinizi birtakım 'kurallara' veya 'kalıplara' oturtmaya çalışmayın.<br />
<br />
3- Teknik meselesi: 'Her işin bir tekniği var canım. Kitapta okumadın mı?' diyenlerdenseniz, ilişkiniz çoktan bitmiş demektir. Her adımınızı kitaplara göre atmaktan vazgeçin. Herkes için geçerli olan belli kalıplar, kurallar yok. Bunlar yalan! Bu nedenle yatağa girmeden önce okuduğunuz 'Dokunma Yolları' adlı kitabı rafa kaldırmaya ne dersiniz?<br />
4- Uzun süreli çekim: Bir ilişkide yakınlık, sevgi, saygı, güven, uyum gibi kavramlarla aşk, cinsellik, ihtiras gibi kavramlar bir arada yürütülemez. Eğer aynı heyecanı, aynı aşkı, aynı cinselliği 30 yıl sonra da yaşadığınızı söylüyorsanız, yalan söylüyorsunuz.<br />
<br />
Öneri: Her şey eskisi gibi olmak zorunda değil, olamaz da. Her şeyin eskisi gibi olması için mücadele etmek boşuna. Mutlu olmak için ilişkiyi olduğu gibi kabul etmek iyidir.]]></content:encoded>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[Lezzetli Aşk]]></title>
			<link>https://forumistan.net/konu-lezzetli-ask.html</link>
			<pubDate>Wed, 23 Oct 2024 13:01:12 +0000</pubDate>
			<dc:creator><![CDATA[<a href="https://forumistan.net/member.php?action=profile&uid=193">Sosyalistler</a>]]></dc:creator>
			<guid isPermaLink="false">https://forumistan.net/konu-lezzetli-ask.html</guid>
			<description><![CDATA[Lezzetli Aşk<br />
<br />
İlişkinizin mutluluk verici olması için sadece ona degil,size de çok iş süşüyor.<br />
Öncelikle ona güvenmeniz gerekiyor...<br />
<br />
SABIRLI OLUN<br />
<br />
Kesinlikl!!! bizler karşı cinten çok şey bekleriz amasabırlı olmayı beceremezsek de havamızı alırız.Daha ilişkinin başında ''seni seviyorum'' kelimelerini duymayı, daha fazla ilgi gormeyi,daha fazlavakit geçirmeyi isteriz.Oysa,insanlar genellikle duygularını açıklama konularını biraz agırdan alır.onu sıkmayın ve sabırlı olun!!!<br />
<br />
KUSURSUZ İNSAN YOK<br />
<br />
Dünyaüzerindeki her insan,koluna takıp gezmekten gurur duyacağı biriyle beraber olmak ister.Ama kimse mükemmel değil işte,herkesin bir kusuru var.Kabul edin,sizin için de geçerli!Öyleyse sevgilinizi, fiziksel özellikleri ya dasizinle uyuşmuyan, kişisel özellikleri nedeniyle yargılamayın.Eğer aşksanız,iyi vakit geçiriyosanız insanların ne dediğine aldırmayıp, ufak tefek sorunları kafanıza takmayınız!!!<br />
<br />
ONA GÜVENMELİSİNİZ<br />
<br />
Eğer sürekli sevgilinizin sizi aldatıp aldatmadığını düşünür, her an telefonla arayıpne yaptığını sorar,her konuştuğu karşı cinsi kıskanarak sorun çıkarırsanız, dolu dizgin bir aşkı bir hiç yüzünden noktalıyabilirsiniz. Ona güvenmeyi öğrenmelisiniz!!!<br />
<br />
ROL YAPMAYIN<br />
<br />
Ona kendinizi beğendirmek için rol yapmanız gerekmiyor.Örneğin,çok iyibir çift olabileceğinizi ispat etmek için, sevdiği her şeyi sevmek zorunda değilsiniz.Kim her dediğini ''ben de'' veya ''bencede'' diye onaylayan biriyle beraber olmak isterki!!!<br />
<br />
YORUMA GEREK YOK<br />
<br />
Bazen ilgili,bazen ilgisiz, bazen sevecen, bazen hoyrat, bazen anlayışlı, bazenkaprisli....İnsanlar yaptıkları hareketleri neden yaptıklarını çoğu zaman bilmezler.O halde siz neden onları çözümlemek için zaman kaybedesiniz ki???]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[Lezzetli Aşk<br />
<br />
İlişkinizin mutluluk verici olması için sadece ona degil,size de çok iş süşüyor.<br />
Öncelikle ona güvenmeniz gerekiyor...<br />
<br />
SABIRLI OLUN<br />
<br />
Kesinlikl!!! bizler karşı cinten çok şey bekleriz amasabırlı olmayı beceremezsek de havamızı alırız.Daha ilişkinin başında ''seni seviyorum'' kelimelerini duymayı, daha fazla ilgi gormeyi,daha fazlavakit geçirmeyi isteriz.Oysa,insanlar genellikle duygularını açıklama konularını biraz agırdan alır.onu sıkmayın ve sabırlı olun!!!<br />
<br />
KUSURSUZ İNSAN YOK<br />
<br />
Dünyaüzerindeki her insan,koluna takıp gezmekten gurur duyacağı biriyle beraber olmak ister.Ama kimse mükemmel değil işte,herkesin bir kusuru var.Kabul edin,sizin için de geçerli!Öyleyse sevgilinizi, fiziksel özellikleri ya dasizinle uyuşmuyan, kişisel özellikleri nedeniyle yargılamayın.Eğer aşksanız,iyi vakit geçiriyosanız insanların ne dediğine aldırmayıp, ufak tefek sorunları kafanıza takmayınız!!!<br />
<br />
ONA GÜVENMELİSİNİZ<br />
<br />
Eğer sürekli sevgilinizin sizi aldatıp aldatmadığını düşünür, her an telefonla arayıpne yaptığını sorar,her konuştuğu karşı cinsi kıskanarak sorun çıkarırsanız, dolu dizgin bir aşkı bir hiç yüzünden noktalıyabilirsiniz. Ona güvenmeyi öğrenmelisiniz!!!<br />
<br />
ROL YAPMAYIN<br />
<br />
Ona kendinizi beğendirmek için rol yapmanız gerekmiyor.Örneğin,çok iyibir çift olabileceğinizi ispat etmek için, sevdiği her şeyi sevmek zorunda değilsiniz.Kim her dediğini ''ben de'' veya ''bencede'' diye onaylayan biriyle beraber olmak isterki!!!<br />
<br />
YORUMA GEREK YOK<br />
<br />
Bazen ilgili,bazen ilgisiz, bazen sevecen, bazen hoyrat, bazen anlayışlı, bazenkaprisli....İnsanlar yaptıkları hareketleri neden yaptıklarını çoğu zaman bilmezler.O halde siz neden onları çözümlemek için zaman kaybedesiniz ki???]]></content:encoded>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[Kavuşmanın Alfabesi..]]></title>
			<link>https://forumistan.net/konu-kavusmanin-alfabesi.html</link>
			<pubDate>Wed, 23 Oct 2024 13:00:41 +0000</pubDate>
			<dc:creator><![CDATA[<a href="https://forumistan.net/member.php?action=profile&uid=193">Sosyalistler</a>]]></dc:creator>
			<guid isPermaLink="false">https://forumistan.net/konu-kavusmanin-alfabesi.html</guid>
			<description><![CDATA[Kavuşmanın Alfabesi..<br />
<br />
Öylesine bir gündü, yeni değil de sanki geçmiş günlerden biriydi, öyle gibiydi...<br />
<br />
Kaç gece beklemiştim seni. Kaç gece koynuma hasretini alıp uyumuştum. Kaç gece yalnızlık sancısıyla kıvranıp durmuştum. Öyle acımasızdı ki geceler, gökteki yıldızlar yüreğime atılan birer taş gibi gelmişti bana. Yine de her şeye değerdi bekleyişim.<br />
<br />
Bütün yollar sana çıkıyordu ama, ben asıl senin yolunun benimkiyle kesişmesini bekliyordum.<br />
<br />
Aylar geçmişti hep vardın ama bir tek o an yanımdaydın. Biraz yabancıydın bana, biraz da tanıdık. Şaşkındık, şaşkınlığımız çok fazla yansıyordu yüzümüze. Göz göze gelmek hiç bu kadar zor olmamıştı. Bir bakıştan bin anlam çıkarmak buna denirdi işte. Yüzümüzde birbirimize ait izler arıyorduk bakarken.<br />
<br />
Ne çok duymuştum sesini ama sanki sen ilk kez konuşuyordun. İlk kez söylediğin cümleler sahibiyle bütünleşiyordu.<br />
<br />
Düştükçe gülüşün yüzüne, sessiz olan her şey konuşmuştu içimde. Yine de sözler bir türlü çıkmıyordu ağzımdan. Oysa boynuna sarılıp "Sen aylardır beklenen, sen yıllardır özlenensin" demek istiyordum. Hava serin değildi ama ben titriyordum.<br />
<br />
Kelimeler hiç bu kadar zor olmamıştı bana. Ne zaman bir şey söylemeye kalksam, her seferinde bir şey oluyordu, sözcükler ağzımda donuyordu.<br />
<br />
Sıcaktın, dokunmasan da yansıtıyordun. Biraz önce titreyen ben artık terliyordum. Aşktı bu biliyordum ama bunu kendime bile itiraf edemiyordum.<br />
<br />
Farkında değildin belki, belki ben belli etmiyordum ama yıllardır koruduğum, yıllardır kimseye açmadığım topraklarımı çoktan teslim almıştın bile. Sınırlarımdan içeri girmiştin bir kere. Yüreğimin en gizli, en kuytu köşelerinde sen vardın artık.<br />
<br />
İtirazsızdım, belli ki mutluydum. Belli ki beni şaşırtan mutluluğun ta kendisiydi. Harfleri tükenmez bir kavuşmanın alfabesindeydim. Ve ben okumayı sanki yeniden öğreniyordum.<br />
<br />
Şimdi bu sevdayı bana yaşattığın için kendimi şanslı hissediyorum. "Ya sen olmasaydın" diye düşünmüyorum çünkü sen varsın. Çünkü sen içimdesin. Çünkü sen benim hayat kaynağımsın.<br />
<br />
Biliyor musun, çölde bulabildiğim bir avuç su olsan, bitmeyesin diye içmem seni. Nerede olursan ol benimle kal. Ben, bu yürek attığı sürece seninleyim.]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[Kavuşmanın Alfabesi..<br />
<br />
Öylesine bir gündü, yeni değil de sanki geçmiş günlerden biriydi, öyle gibiydi...<br />
<br />
Kaç gece beklemiştim seni. Kaç gece koynuma hasretini alıp uyumuştum. Kaç gece yalnızlık sancısıyla kıvranıp durmuştum. Öyle acımasızdı ki geceler, gökteki yıldızlar yüreğime atılan birer taş gibi gelmişti bana. Yine de her şeye değerdi bekleyişim.<br />
<br />
Bütün yollar sana çıkıyordu ama, ben asıl senin yolunun benimkiyle kesişmesini bekliyordum.<br />
<br />
Aylar geçmişti hep vardın ama bir tek o an yanımdaydın. Biraz yabancıydın bana, biraz da tanıdık. Şaşkındık, şaşkınlığımız çok fazla yansıyordu yüzümüze. Göz göze gelmek hiç bu kadar zor olmamıştı. Bir bakıştan bin anlam çıkarmak buna denirdi işte. Yüzümüzde birbirimize ait izler arıyorduk bakarken.<br />
<br />
Ne çok duymuştum sesini ama sanki sen ilk kez konuşuyordun. İlk kez söylediğin cümleler sahibiyle bütünleşiyordu.<br />
<br />
Düştükçe gülüşün yüzüne, sessiz olan her şey konuşmuştu içimde. Yine de sözler bir türlü çıkmıyordu ağzımdan. Oysa boynuna sarılıp "Sen aylardır beklenen, sen yıllardır özlenensin" demek istiyordum. Hava serin değildi ama ben titriyordum.<br />
<br />
Kelimeler hiç bu kadar zor olmamıştı bana. Ne zaman bir şey söylemeye kalksam, her seferinde bir şey oluyordu, sözcükler ağzımda donuyordu.<br />
<br />
Sıcaktın, dokunmasan da yansıtıyordun. Biraz önce titreyen ben artık terliyordum. Aşktı bu biliyordum ama bunu kendime bile itiraf edemiyordum.<br />
<br />
Farkında değildin belki, belki ben belli etmiyordum ama yıllardır koruduğum, yıllardır kimseye açmadığım topraklarımı çoktan teslim almıştın bile. Sınırlarımdan içeri girmiştin bir kere. Yüreğimin en gizli, en kuytu köşelerinde sen vardın artık.<br />
<br />
İtirazsızdım, belli ki mutluydum. Belli ki beni şaşırtan mutluluğun ta kendisiydi. Harfleri tükenmez bir kavuşmanın alfabesindeydim. Ve ben okumayı sanki yeniden öğreniyordum.<br />
<br />
Şimdi bu sevdayı bana yaşattığın için kendimi şanslı hissediyorum. "Ya sen olmasaydın" diye düşünmüyorum çünkü sen varsın. Çünkü sen içimdesin. Çünkü sen benim hayat kaynağımsın.<br />
<br />
Biliyor musun, çölde bulabildiğim bir avuç su olsan, bitmeyesin diye içmem seni. Nerede olursan ol benimle kal. Ben, bu yürek attığı sürece seninleyim.]]></content:encoded>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[Hoşlandığın Kızla Tanışmanın Yolları]]></title>
			<link>https://forumistan.net/konu-hoslandigin-kizla-tanismanin-yollari.html</link>
			<pubDate>Wed, 16 Oct 2024 12:43:56 +0000</pubDate>
			<dc:creator><![CDATA[<a href="https://forumistan.net/member.php?action=profile&uid=34">Arzu</a>]]></dc:creator>
			<guid isPermaLink="false">https://forumistan.net/konu-hoslandigin-kizla-tanismanin-yollari.html</guid>
			<description><![CDATA[Hoşlandığın Kızla Tanışmanın Yolları<br />
<br />
1. Harekete Geçmeden Önce İyi Durumda Olduğundan Emin Ol<br />
<br />
Bir kadınla tanışmak bir olaydır ama erkeğin kendisinin iyi durumda olması her şeyden değerlidir. Sen psikolojik olarak iyi durumda mısın? Mutlu musun? Keyfin yerinde mi? Spor yapıyor musun? Hayatında işler yolunda mı? İyi giyiniyor musun? Sosyal becelerilerin iyi durumda mı?<br />
<br />
Kötü ve berbat durumdaysan yani düşük değerli bir erkeksen öncelikle kendine çeki düzen vermeni tavsiye ederim. Bir kadınla tanışmak için belirli bir yeter düzeyde olman şart. İyi bir saç traşı, bakımlı bir sakal, jilet gibi bir tarz, sağlam bir instagram profili ve hayatta ilerleyen bir adam olduğundan emin ol.<br />
<br />
2. Hoşlandığın Kadını Nerede Gördün?<br />
<br />
Hoşlandığın kadını nerede gördün ve etkileşiminiz nerede başladı?<br />
<br />
Bir iş yeri mi? Spor salonu mu? Bir sınıf mı? İnstagram mı? Arkadaş çevresi mi? Ya da arada bir gittiğin kafedeki garson kız mı? Ya da kendine kot pantolon almaya gittiğin mağazadaki tatlı kız mı?<br />
<br />
Kadını nerede gördüğün onunla tanışmanın dinamiklerini tamamen değiştirir. Bu açıdan uygulanacak stratejilerde değişir.<br />
<br />
3. Kadını Asla Kafanda Büyütme<br />
<br />
Bir kadından hoşlanmak olağan bir durum olabilir ama onu kafanda büyütmemelisin. Hoşlanman seni ona karşı zayıf ve muhtaç hale düşürmemeli. O yüzden kafanda büyütme ve onunla ilgili hayaller kurmaktan vazgeç. Sadece hoşlandın ve pek çok kadından hoşlanabilirsin.<br />
<br />
Hoşlandığın kadını kafanda idealize edip tanımadığın bir kadını hayallerinle şekillendirme. Onda olmayan özellikleri ve üstünlüğü ekleme. Gözünde büyütmemelisin neyse o çok güzel bile olsa gözünde büyütmektense kendinden bir tık daha aşağıda görmek iyidir.<br />
<br />
Unutma ''fazla etkilendiğin kadını etkileyemezsin.''<br />
<br />
4. Mükemmel Zamanı Bekleme<br />
<br />
Mükemmel zaman diye bir şey yok bir kadınla tanışmayı ne kadar geciktirirsen o kadar sıkıntı olur. Bu açıdan yalnız kalmasını veya mükemmel zamanın denk gelmesini beklemeden bir şekilde etkileşim başlatman gerekiyor. Ne kadar ertelersen tanışmak o kadar zorlaşacaktır.<br />
<br />
5. Kadın Hakkında Biraz Bilgi Sahibi Ol<br />
<br />
Kadını biraz stalklaman ve çevreden birkaç işe yarar bilgi öğrenmen senin faydana. Kadının özellikle aşk hayatına dair bilgi sahibi olman gerekiyor. Yalnız mı? Sevgilisi var mı? En son ilişkisi ne zaman bitmiş? Birisine aşık mı? Nişanlı veya evli mi? Bu tür bilgilere erişmen lazım yoksa belirli çevrede eğer bunları ihmal ederek tanışırsan başın ağrıyabilir.<br />
<br />
6. Hoşlandığın Kadınla Tanışmanın Yolları<br />
<br />
Çeşitli durumlarda hoşlandığın kadınla nasıl tanışacağını tüm detaylarıyla inceleyelim.<br />
<br />
Kafedeki Garson Kızla Tanışmak<br />
<br />
Kafede çalışan garson kızla tanışmak biraz zordur özellikle kadınlarla ilişkilerde yeterli tecrüben yoksa daha da zor olabilir ancak bu başarmana engel değil.<br />
<br />
İlk olarak burada kadına asla direkt hamle yapmamalısın. İş yerleri kendilerine çalışan kadınları korumakla ilgilenir ve özellikle de garson bir kızın müşteri tarafından rahatsız edileceği düşüncesini tolere etmezler. O yüzden asla tanışma yönünde bir çabaya girmemelisin.<br />
<br />
Burada kullanacağın yöntem ''ufak sohbetlerin önemi'' olacaktır. Ufak sohbetleri kullanarak zamana yayılmış şekilde o kadınla tanışacaksın. Bu açıdan her gittiğinde ufaktan sohbeti ilerletmeye bakacaksın.<br />
<br />
''En iyi tatlınız hangisi kararsız kaldım da bugün iyi bir tatlı yemek istiyorum'' ile mesela o kadınla ufak bir sohbet başlatırsın.<br />
<br />
Başka zaman gittiğinde ''geçen ki tatlı çok iyiydi ondan alayım'' diyerek sohbete girersin. Garson kız boşları almaya geldiğinde bir varsayımla artık samimiyet kurmaya başlarsın. ''Bugün çok bitkin gözüküyorsun hasta değilsin dimi?'' diyerek sohbeti kişiselleştirirsin.<br />
<br />
❌Asla sohbeti fazla uzatma ve kadınla konuşmaya çabalama. Her şey çok doğal ve olağan gözükmelidir.<br />
<br />
Aşama aşama samimiyet ilerlediğinde en son instagram veya numara almayı yaparsın. Bunun için o mekana 3-4 defa gitmen gerekir çünkü çok acele numara almak düzenli gittiğin kafe için kötüdür ama o kafeye tekrar gitmeyeceksen ilk seferde bile deneyebilirsin. Burada ''risk-ödül dengesi'' önemli. Yoksa mahallendeki kafeye giderek bir şeyler yapmak o kadar da mantıklı değil.<br />
<br />
Mağazadaki Kızla Tanışmak<br />
<br />
Bir giyim mağazasında güzel kadına denk gelebilirsin burada iki olasılık söz konusu yani ya mağazada çalışan kadına oyun yapacaksın ya da müşteri kadına. Müşteri kadına oyun yapmak büyük mağazalarda çok mümkün ve efektif olabiliyor. Direkt açılışla ''seni geçerken gördüm hoş tarzın var'' ile başlatıp tarz, karakter ve zevklerden devam ettirebilirsin. Mağaza büyükse çalışan kıza da oyun yapabilirsin ama bu fazla risk içeriyor yani tekrar gitmeyeceğin mağazada bu olabilir. Sonuçta büyük mağazada çalışanlar birbirinden bağımsız takılıyor yani kıyafet katlarken bir şeyler sorarak sohbeti bağlaman gerekiyor. Bir iki şey sorup sonra kadına varsayımsal bir açılış yapabilirsin. ''Çok yorgun gözüküyorsun'' gibi bir basit yem atarak sohbeti bağlarsın.<br />
<br />
<br />
Mağaza küçükse o mağazaya arada giden birisi olman lazım ki orada çalışan kızı tavla. Mağaza küçükse müşteriyi tavlayamazsın mecbur mağazadan çıkmasını bekleyip sokakta yaklaşım yapacaksın.<br />
<br />
Sokakta Kızla Tanışmak<br />
<br />
Sokakta rastgele kızlarla tanışmak temelde basittir ama zordur. Basit ve zor bir şey olduğunu bilin pek süslü cümlelere ihtiyacınız yok ama zorluğu yüksek. Bu açıdan ciddi pratik gerektirir.<br />
<br />
Sokak yaklaşımları direkt yaklaşım olmalıdır yani iltifatla ve dürüstlükçe kadınla tanışmanız gerekiyor. Neden geldin, niye geldin, ne istiyorsun gibi şeyler net olmalı. O kadını beğendin, tanışmak istedin ve medenice tanışıyorsun. Bu rastgele tanışmalarda başarı oranları doğal olarak daha düşüktür o yüzden bolca yaklaşım yapmanız gerekiyor.<br />
<br />
Kafede Kızla Tanışmak<br />
<br />
Self-servis kafelerde bu yaklaşımları yapmak çok mümkünken garson çalışan mekanlarda pek önermem çünkü masada hesap varken masa birleştirmek zor. Ayrıca garsonlar işkilleniyor ve sabote etmeye çalışıyor. O yüzden self servis kafeler en iyisidir.<br />
<br />
İki hoş hatun oturuyorsa sende arkadaşınla olmalısın. İkiye tek oynamak zordur o yüzden arkadaşın varsa ikiye iki oynarsınız.<br />
<br />
<br />
Aynı anda iki kişi tanışmaya asla gitmeyin. Biriniz masada dursun diğeri açılışı yapıp durumu ayarlasın. Bu sayede ortam oluşursa diğer kişide dahil olabilir yoksa iki kişi iki kızın yanına gitmek kötü bir tercihtir. Başarı oranı çok düşer.<br />
<br />
Kafelerde en başarılı yaklaşım çalışan kızlara sende çalışırken durumsal açılışlar yapmaktır. Durumsal açılışlarda başarı oranı çok yüksek yani kahve sırasında bile durumsal-doğal açılışlar çok işinizi görür.<br />
<br />
Kütüphane'de Kızla Tanışmak<br />
<br />
Kütüphanede ders veya laptopta çalışan bir kıza yaklaşmak zordur çünkü bu ortamlar temelde flörte müsait yerler değildir ki iletişime bile müsaitlil yok. Bu açıdan direkt yaklaşmak anlamsız direkt yaklaşımı kütüphaneden çıkarken yapabilirsin başka türlü olmaz.<br />
<br />
Kütüphanede kızla tanışmak için yoğunlukta aynı masaya denk getireceksin. İlk 30-40 dakika kadına hiç pas vermeyeceksin yani amacının onunla tanışmak olduğunu düşünmemeli. Bunların planlı hesaplı olduğu aklına gelmemeli. Her şey doğaçlama gözükmeli hatta ilk 30-40 dakika kadına hiç bakma bile ki rahatsız bir enerji-gerilim oluşmasın. Kadın varlığına alışınca ona ne çalıştığını vs sorarak sohbeti açar eğer susamışsa çay-kahve-su içmeyi teklif eder dışarı çekersin. Bununla vize, final veya kpss-ales gibi sınav dönemlerinde kızlarla tanışabilirsin.<br />
<br />
7. Vibe Aşırı Önemlidir<br />
<br />
Hoşlandığın kadınla tanışmada senin genel enerjin çok büyük önem arz eder. Etrafa yaydığın pozitif enerji seni daha da çekici yaparken, itici bir enerjiyle yaklaşıyorsan başarı şansı yok. Kadın o iticiliği, garipliği veya gerginliği hissederse doğru şeyleri yapıp söylesen bile başarı olmaz.<br />
<br />
Kadınlarla tanışmak çoğu zaman vibe işidir yani sen ne hissediyorsan kadınlarda onu hisseder bu açıdan senin aynandırlar. Gergin ve itici bir vibe ile tanışmaktan kaçın. Her zaman rahat ve cool vibe ile tanışarak kadını rahat hissettirmen gerekir.<br />
<br />
8. Değer Aktaran Ol Çalan Değil<br />
<br />
Çoğu erkeğin hoşlandığı kadınlarla tanışmakta sorun yaşamasının temel nedenlerinden birisi sürekli kadınlardan bir beklenti ve istek içinde olmalarıdır. Kadının kendisini seçmesini ve kendisine vermesini bekleyen çok fazla erkek var. Oysa ne alacağına değil ne vereceğine bakmalısın. Burada ne vereceğini maddi şeyler olarak söylemiyorum yani kadına ev, araba veya lüks yaşam vermekten bir kasıt yok. Kadına yaşatacağın pozitif deneyim ve eğlenceyi vaat etmelisin. Değer çalan değil değer aktaran erkeklerden olmalısın.<br />
<br />
9. Tanıştıktan Sonra Kalibre Et<br />
<br />
Çoğu erkek hoşlandığı kadına yaklaşmadan önce kafasında olayları kurmaya başlar. İyi veya kötü tanışmadan önce kafanda bir şeyleri kalibre etmek anlamsızdır bunu düşünmemelisin bile. Gidip o kadınla tanıştıktan sonra durumları kalibre edeceksin sonuçta kadını tanımıyorsan hakkında çok az veya hiç bilgin olmayabilir. Kadının sevgilisi varsa mesela teşekkür eder gidersin, ilgisi düşükse nextlersin, ilgisi varsa numarasını alırsın veya anlık buluşmaya çekersin. İnstagramdan tanıştıysan o an ki sohbete göre kalibre edersin ve kadını tanımaya bakarsın. O yüzden aktif iletişimi kur bir başlangıç yap daha sonra öğrendiğin şeylere göre kalibre et.<br />
<br />
10. Kadınları Yargılama, Anla<br />
<br />
Senin işin kadınları yargılamak ve çakma ahlak bekçisi olmak olmamalıdır. Senin amacın her zaman kadını anlamak ve ona göre dinlemektir. Bir kadın senin değerlerine ters olabilir ama yargılayıcı bir yola girmemelisin. İnsanları fazla yargılamak küstah bir özelliktir çünkü bu çok fazla onlara odaklanmaya yol açar. Her kadının hikayesini dinlemeye değer yönler içerir. Bir şeyleri neden ve niye yaptığını anlamaya bakacaksın.<br />
<br />
Burada en önemli şey kadınları ve kadınlarla zaman geçirmeyi sevmektir. Kadınlar bunun yarattığı çekimi hisseder ve senin yargılamayan cool bir adam olduğunu anladıklarında sana tüm kapılar açılır. Tüm her şeylerini öğrenmeye ve her şeyi yaşamaya başlarsın. Temel olarak iflah olmaz bir çapkın ve playboyun en önemli özelliği bu diyebiliriz. Kadınları sevmesi ve yargılamaması sadece olan biteni anlamaya çalışmasıdır. Olan biten onu şaşırtmaz ama kadınları dinleyerek anlamayı sever.]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[Hoşlandığın Kızla Tanışmanın Yolları<br />
<br />
1. Harekete Geçmeden Önce İyi Durumda Olduğundan Emin Ol<br />
<br />
Bir kadınla tanışmak bir olaydır ama erkeğin kendisinin iyi durumda olması her şeyden değerlidir. Sen psikolojik olarak iyi durumda mısın? Mutlu musun? Keyfin yerinde mi? Spor yapıyor musun? Hayatında işler yolunda mı? İyi giyiniyor musun? Sosyal becelerilerin iyi durumda mı?<br />
<br />
Kötü ve berbat durumdaysan yani düşük değerli bir erkeksen öncelikle kendine çeki düzen vermeni tavsiye ederim. Bir kadınla tanışmak için belirli bir yeter düzeyde olman şart. İyi bir saç traşı, bakımlı bir sakal, jilet gibi bir tarz, sağlam bir instagram profili ve hayatta ilerleyen bir adam olduğundan emin ol.<br />
<br />
2. Hoşlandığın Kadını Nerede Gördün?<br />
<br />
Hoşlandığın kadını nerede gördün ve etkileşiminiz nerede başladı?<br />
<br />
Bir iş yeri mi? Spor salonu mu? Bir sınıf mı? İnstagram mı? Arkadaş çevresi mi? Ya da arada bir gittiğin kafedeki garson kız mı? Ya da kendine kot pantolon almaya gittiğin mağazadaki tatlı kız mı?<br />
<br />
Kadını nerede gördüğün onunla tanışmanın dinamiklerini tamamen değiştirir. Bu açıdan uygulanacak stratejilerde değişir.<br />
<br />
3. Kadını Asla Kafanda Büyütme<br />
<br />
Bir kadından hoşlanmak olağan bir durum olabilir ama onu kafanda büyütmemelisin. Hoşlanman seni ona karşı zayıf ve muhtaç hale düşürmemeli. O yüzden kafanda büyütme ve onunla ilgili hayaller kurmaktan vazgeç. Sadece hoşlandın ve pek çok kadından hoşlanabilirsin.<br />
<br />
Hoşlandığın kadını kafanda idealize edip tanımadığın bir kadını hayallerinle şekillendirme. Onda olmayan özellikleri ve üstünlüğü ekleme. Gözünde büyütmemelisin neyse o çok güzel bile olsa gözünde büyütmektense kendinden bir tık daha aşağıda görmek iyidir.<br />
<br />
Unutma ''fazla etkilendiğin kadını etkileyemezsin.''<br />
<br />
4. Mükemmel Zamanı Bekleme<br />
<br />
Mükemmel zaman diye bir şey yok bir kadınla tanışmayı ne kadar geciktirirsen o kadar sıkıntı olur. Bu açıdan yalnız kalmasını veya mükemmel zamanın denk gelmesini beklemeden bir şekilde etkileşim başlatman gerekiyor. Ne kadar ertelersen tanışmak o kadar zorlaşacaktır.<br />
<br />
5. Kadın Hakkında Biraz Bilgi Sahibi Ol<br />
<br />
Kadını biraz stalklaman ve çevreden birkaç işe yarar bilgi öğrenmen senin faydana. Kadının özellikle aşk hayatına dair bilgi sahibi olman gerekiyor. Yalnız mı? Sevgilisi var mı? En son ilişkisi ne zaman bitmiş? Birisine aşık mı? Nişanlı veya evli mi? Bu tür bilgilere erişmen lazım yoksa belirli çevrede eğer bunları ihmal ederek tanışırsan başın ağrıyabilir.<br />
<br />
6. Hoşlandığın Kadınla Tanışmanın Yolları<br />
<br />
Çeşitli durumlarda hoşlandığın kadınla nasıl tanışacağını tüm detaylarıyla inceleyelim.<br />
<br />
Kafedeki Garson Kızla Tanışmak<br />
<br />
Kafede çalışan garson kızla tanışmak biraz zordur özellikle kadınlarla ilişkilerde yeterli tecrüben yoksa daha da zor olabilir ancak bu başarmana engel değil.<br />
<br />
İlk olarak burada kadına asla direkt hamle yapmamalısın. İş yerleri kendilerine çalışan kadınları korumakla ilgilenir ve özellikle de garson bir kızın müşteri tarafından rahatsız edileceği düşüncesini tolere etmezler. O yüzden asla tanışma yönünde bir çabaya girmemelisin.<br />
<br />
Burada kullanacağın yöntem ''ufak sohbetlerin önemi'' olacaktır. Ufak sohbetleri kullanarak zamana yayılmış şekilde o kadınla tanışacaksın. Bu açıdan her gittiğinde ufaktan sohbeti ilerletmeye bakacaksın.<br />
<br />
''En iyi tatlınız hangisi kararsız kaldım da bugün iyi bir tatlı yemek istiyorum'' ile mesela o kadınla ufak bir sohbet başlatırsın.<br />
<br />
Başka zaman gittiğinde ''geçen ki tatlı çok iyiydi ondan alayım'' diyerek sohbete girersin. Garson kız boşları almaya geldiğinde bir varsayımla artık samimiyet kurmaya başlarsın. ''Bugün çok bitkin gözüküyorsun hasta değilsin dimi?'' diyerek sohbeti kişiselleştirirsin.<br />
<br />
❌Asla sohbeti fazla uzatma ve kadınla konuşmaya çabalama. Her şey çok doğal ve olağan gözükmelidir.<br />
<br />
Aşama aşama samimiyet ilerlediğinde en son instagram veya numara almayı yaparsın. Bunun için o mekana 3-4 defa gitmen gerekir çünkü çok acele numara almak düzenli gittiğin kafe için kötüdür ama o kafeye tekrar gitmeyeceksen ilk seferde bile deneyebilirsin. Burada ''risk-ödül dengesi'' önemli. Yoksa mahallendeki kafeye giderek bir şeyler yapmak o kadar da mantıklı değil.<br />
<br />
Mağazadaki Kızla Tanışmak<br />
<br />
Bir giyim mağazasında güzel kadına denk gelebilirsin burada iki olasılık söz konusu yani ya mağazada çalışan kadına oyun yapacaksın ya da müşteri kadına. Müşteri kadına oyun yapmak büyük mağazalarda çok mümkün ve efektif olabiliyor. Direkt açılışla ''seni geçerken gördüm hoş tarzın var'' ile başlatıp tarz, karakter ve zevklerden devam ettirebilirsin. Mağaza büyükse çalışan kıza da oyun yapabilirsin ama bu fazla risk içeriyor yani tekrar gitmeyeceğin mağazada bu olabilir. Sonuçta büyük mağazada çalışanlar birbirinden bağımsız takılıyor yani kıyafet katlarken bir şeyler sorarak sohbeti bağlaman gerekiyor. Bir iki şey sorup sonra kadına varsayımsal bir açılış yapabilirsin. ''Çok yorgun gözüküyorsun'' gibi bir basit yem atarak sohbeti bağlarsın.<br />
<br />
<br />
Mağaza küçükse o mağazaya arada giden birisi olman lazım ki orada çalışan kızı tavla. Mağaza küçükse müşteriyi tavlayamazsın mecbur mağazadan çıkmasını bekleyip sokakta yaklaşım yapacaksın.<br />
<br />
Sokakta Kızla Tanışmak<br />
<br />
Sokakta rastgele kızlarla tanışmak temelde basittir ama zordur. Basit ve zor bir şey olduğunu bilin pek süslü cümlelere ihtiyacınız yok ama zorluğu yüksek. Bu açıdan ciddi pratik gerektirir.<br />
<br />
Sokak yaklaşımları direkt yaklaşım olmalıdır yani iltifatla ve dürüstlükçe kadınla tanışmanız gerekiyor. Neden geldin, niye geldin, ne istiyorsun gibi şeyler net olmalı. O kadını beğendin, tanışmak istedin ve medenice tanışıyorsun. Bu rastgele tanışmalarda başarı oranları doğal olarak daha düşüktür o yüzden bolca yaklaşım yapmanız gerekiyor.<br />
<br />
Kafede Kızla Tanışmak<br />
<br />
Self-servis kafelerde bu yaklaşımları yapmak çok mümkünken garson çalışan mekanlarda pek önermem çünkü masada hesap varken masa birleştirmek zor. Ayrıca garsonlar işkilleniyor ve sabote etmeye çalışıyor. O yüzden self servis kafeler en iyisidir.<br />
<br />
İki hoş hatun oturuyorsa sende arkadaşınla olmalısın. İkiye tek oynamak zordur o yüzden arkadaşın varsa ikiye iki oynarsınız.<br />
<br />
<br />
Aynı anda iki kişi tanışmaya asla gitmeyin. Biriniz masada dursun diğeri açılışı yapıp durumu ayarlasın. Bu sayede ortam oluşursa diğer kişide dahil olabilir yoksa iki kişi iki kızın yanına gitmek kötü bir tercihtir. Başarı oranı çok düşer.<br />
<br />
Kafelerde en başarılı yaklaşım çalışan kızlara sende çalışırken durumsal açılışlar yapmaktır. Durumsal açılışlarda başarı oranı çok yüksek yani kahve sırasında bile durumsal-doğal açılışlar çok işinizi görür.<br />
<br />
Kütüphane'de Kızla Tanışmak<br />
<br />
Kütüphanede ders veya laptopta çalışan bir kıza yaklaşmak zordur çünkü bu ortamlar temelde flörte müsait yerler değildir ki iletişime bile müsaitlil yok. Bu açıdan direkt yaklaşmak anlamsız direkt yaklaşımı kütüphaneden çıkarken yapabilirsin başka türlü olmaz.<br />
<br />
Kütüphanede kızla tanışmak için yoğunlukta aynı masaya denk getireceksin. İlk 30-40 dakika kadına hiç pas vermeyeceksin yani amacının onunla tanışmak olduğunu düşünmemeli. Bunların planlı hesaplı olduğu aklına gelmemeli. Her şey doğaçlama gözükmeli hatta ilk 30-40 dakika kadına hiç bakma bile ki rahatsız bir enerji-gerilim oluşmasın. Kadın varlığına alışınca ona ne çalıştığını vs sorarak sohbeti açar eğer susamışsa çay-kahve-su içmeyi teklif eder dışarı çekersin. Bununla vize, final veya kpss-ales gibi sınav dönemlerinde kızlarla tanışabilirsin.<br />
<br />
7. Vibe Aşırı Önemlidir<br />
<br />
Hoşlandığın kadınla tanışmada senin genel enerjin çok büyük önem arz eder. Etrafa yaydığın pozitif enerji seni daha da çekici yaparken, itici bir enerjiyle yaklaşıyorsan başarı şansı yok. Kadın o iticiliği, garipliği veya gerginliği hissederse doğru şeyleri yapıp söylesen bile başarı olmaz.<br />
<br />
Kadınlarla tanışmak çoğu zaman vibe işidir yani sen ne hissediyorsan kadınlarda onu hisseder bu açıdan senin aynandırlar. Gergin ve itici bir vibe ile tanışmaktan kaçın. Her zaman rahat ve cool vibe ile tanışarak kadını rahat hissettirmen gerekir.<br />
<br />
8. Değer Aktaran Ol Çalan Değil<br />
<br />
Çoğu erkeğin hoşlandığı kadınlarla tanışmakta sorun yaşamasının temel nedenlerinden birisi sürekli kadınlardan bir beklenti ve istek içinde olmalarıdır. Kadının kendisini seçmesini ve kendisine vermesini bekleyen çok fazla erkek var. Oysa ne alacağına değil ne vereceğine bakmalısın. Burada ne vereceğini maddi şeyler olarak söylemiyorum yani kadına ev, araba veya lüks yaşam vermekten bir kasıt yok. Kadına yaşatacağın pozitif deneyim ve eğlenceyi vaat etmelisin. Değer çalan değil değer aktaran erkeklerden olmalısın.<br />
<br />
9. Tanıştıktan Sonra Kalibre Et<br />
<br />
Çoğu erkek hoşlandığı kadına yaklaşmadan önce kafasında olayları kurmaya başlar. İyi veya kötü tanışmadan önce kafanda bir şeyleri kalibre etmek anlamsızdır bunu düşünmemelisin bile. Gidip o kadınla tanıştıktan sonra durumları kalibre edeceksin sonuçta kadını tanımıyorsan hakkında çok az veya hiç bilgin olmayabilir. Kadının sevgilisi varsa mesela teşekkür eder gidersin, ilgisi düşükse nextlersin, ilgisi varsa numarasını alırsın veya anlık buluşmaya çekersin. İnstagramdan tanıştıysan o an ki sohbete göre kalibre edersin ve kadını tanımaya bakarsın. O yüzden aktif iletişimi kur bir başlangıç yap daha sonra öğrendiğin şeylere göre kalibre et.<br />
<br />
10. Kadınları Yargılama, Anla<br />
<br />
Senin işin kadınları yargılamak ve çakma ahlak bekçisi olmak olmamalıdır. Senin amacın her zaman kadını anlamak ve ona göre dinlemektir. Bir kadın senin değerlerine ters olabilir ama yargılayıcı bir yola girmemelisin. İnsanları fazla yargılamak küstah bir özelliktir çünkü bu çok fazla onlara odaklanmaya yol açar. Her kadının hikayesini dinlemeye değer yönler içerir. Bir şeyleri neden ve niye yaptığını anlamaya bakacaksın.<br />
<br />
Burada en önemli şey kadınları ve kadınlarla zaman geçirmeyi sevmektir. Kadınlar bunun yarattığı çekimi hisseder ve senin yargılamayan cool bir adam olduğunu anladıklarında sana tüm kapılar açılır. Tüm her şeylerini öğrenmeye ve her şeyi yaşamaya başlarsın. Temel olarak iflah olmaz bir çapkın ve playboyun en önemli özelliği bu diyebiliriz. Kadınları sevmesi ve yargılamaması sadece olan biteni anlamaya çalışmasıdır. Olan biten onu şaşırtmaz ama kadınları dinleyerek anlamayı sever.]]></content:encoded>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[Toksik bir ilişkiniz olduğunun işaretleri]]></title>
			<link>https://forumistan.net/konu-toksik-bir-iliskiniz-oldugunun-isaretleri.html</link>
			<pubDate>Wed, 16 Oct 2024 12:43:26 +0000</pubDate>
			<dc:creator><![CDATA[<a href="https://forumistan.net/member.php?action=profile&uid=34">Arzu</a>]]></dc:creator>
			<guid isPermaLink="false">https://forumistan.net/konu-toksik-bir-iliskiniz-oldugunun-isaretleri.html</guid>
			<description><![CDATA[Toksik bir ilişkiniz olduğunun işaretleri<br />
<br />
Sizi yoran ve mutsuz eden toksik bir ilişkinizin olduğunu düşünüyorsanız gerçekten öyle olup olmadığını öğrenmek için haberimizi takip edebilirsiniz...<br />
<br />
<br />
<br />
Sağlıklı bir ilişkide genelde her şey yolunda gider. Elbette, zaman zaman aynı fikirde olmayabilirsiniz veya başka engellerle karşılaşabilirsiniz ancak genellikle birlikte kararlar alır, ortaya çıkan sorunları açıkça tartışır ve birlikte olmaktan zevk alırsınız.<br />
<br />
Toksik bir ilişkide ise siz fark etmeden devamlı bitkin ve mutsuz hissedersiniz. Partnerinizi hala sevmenize rağmen ilişki artık hiç de keyifli gelmiyor olabilir. Nedense birbirinizi yanlış şekilde eleştiriyor veya küçük meseleler hakkında tartışmayı bırakamıyor gibisiniz. Aşağıda bazı toksisite belirtilerini sunuyoruz, kendi ilişkinizi düşünerek okuyabilirsiniz...<br />
<br />
Destek vermede eksiklik<br />
<br />
Sağlıklı ilişkiler, diğerinin yaşamın her alanında başarılı olduğunu görme arzusuna dayanır. Ancak ilişkiniz toksik bir hale döndüğünde başarılarınız rekabete evrilmiş olabilir. Birlikte geçirdiğiniz zaman artık olumlu gelmiyor olabilir. Desteklendiğinizi veya teşvik edildiğinizi hissetmiyor olabilirsiniz. Bunun yerine, ihtiyaçlarınızın ve ilgi alanlarınızın önemli olmadığı ve yalnızca karşı tarafın kendisinin ne istediğiyle ilgilendiği izlenimini ediniyor olabilirsiniz. Bu önemli belirtilerden biri.<br />
<br />
Toksik iletişim<br />
<br />
Nezaket ve karşılıklı saygı yerine, konuşmalarınızın çoğu alay veya eleştiriyle dolu olabilir. Kendinizi arkadaşlarınıza veya aile üyelerinize küçümseyici sözler söylerken yakalıyor musunuz? Belki de sizi bunu yapmanıza iten şey ilişkinizin toksik olmasıdır...<br />
<br />
Kıskançlık<br />
<br />
Partneriniz sürekli nerede olduğunuzu soruyor mu? Mesajlara hemen cevap vermediğinizde sinirleniyor da olabilir. Bu tip davranışlar kıskançlıktan veya güven eksikliğinden kaynaklananıyor olabilir. Ara sıra küçük kıskançlıklar sizi iyi hissettiryor olsa da kıskançlığınızın sizi partnerinizin başarıları hakkında olumlu düşünmekten alıkoymasının bir sorun haline gelebileceğinini hiç düşündünüz mü? Kıskançlık, sürekli şüphe ve güvensizlik boyutuna ulaştığında ilişkiniz hızla yıpranmaya başlar.<br />
<br />
Kızgınlık ve kin tutma<br />
<br />
Kin tutması ve sürekli olarak bu konuyla ilgili her bahsi açıldığında partnerinizin sinirlenmesi hiç de olumlu bir durum değil. Zamanla, hayal kırıklığı veya küskünlük birikebilir ve küçük bir uçurumu çok daha büyük hale getirebilir. Ayrıca, bir şey sizi rahatsız ettiğinde konuşmaktan çekinmediğinizi veya şikayetleri sessizce giderme eğiliminde olup olmadığınızı da not edin. Endişelerinizi anlatmak ve onunkileri dinlemek için partnerinize güvenemezseniz ilişkiniz toksik bir hal alabilir.<br />
<br />
Dürüst olamama<br />
<br />
Kendinizi sürekli olarak nerede olduğunuz veya kiminle buluştuğunuz hakkında yalanlar uydururken buluyor olabilirsiniz ve bunun nedeni partnerinizle vakit geçirmekten kaçınmak istemeniz veya onlara gerçeği söylerseniz nasıl tepki vereceğinden endişe etmeniz olabilir. Bu durum da en büyük toksisite belirtilerinden biri olabilir.<br />
<br />
Düzenli saygısızlık<br />
<br />
Düzenli olarak geç kalması, olayları gelişigüzel bir şekilde "unutması" ve zamanınıza saygısızlık yapması gibi davranışlar acil durum olduğunu gösteren işaretlerden biri. Bazı kişilerin plan yapmakta gerçekten zorlanabileceğini unutmayın. Bu nedenle, bu davranış hakkında bir konuşma ile sorunu çözmeye çalışmak size de yardımcı olabilir. Kasıtlı değilse sizi neden rahatsız ettiğini açıkladıktan sonra bir miktar iyileşme fark edebilirsiniz.<br />
<br />
İhtiyaçları görmezden gelmek<br />
<br />
Sizin isteklerinize veya konfor alanınıza aykırı olsa bile partnerinizin yapmak istediği her şeye katılıyor olmanız toksik bir ilişki içerisinde olduğunuzu gösteriyor olabilir. Önemli bir programınız olduğu halde bunu dikkate almadan hareket etmesi ve sizin istekleriniz yokmuş gibi davranıp kendi istediğini yaptırması gibi örnekler temel alınabilir.<br />
<br />
Diğer ilişkilerden kopmak<br />
<br />
Partnerinizle çatışmadan kaçınmak veya ilişkinizde neler olduğunu açıklamak zorunda kalmamak için arkadaşlarınızla ve ailenizle vakit geçirmeyi bırakmış olabilirsiniz. Alternatif olarak, partneriniz boş zamanınızın çoğunu kaplayan tek kişi de olabilir. Bu durumlar sizi siz olmaktan çıkarıp ilişkinizi de toksik bir düzeye ilerletiyor olabilir.<br />
<br />
Öz bakım eksikliği<br />
<br />
Toksik bir ilişkide her zamanki kişisel bakım alışkanlıklarınızdan uzaklaşmış olmak oldukça muhtemelç açıklıyor. Bir zamanlar sevdiğiniz hobilerden uzaklaşabilir, sağlığınızı ihmal edebilir ve tüm boş zamanınızı ona feda etmiş olabilirsiniz.. Bu durum tüm bu faaliyetler için enerjiniz olmadığı için de olabilir, bu durumu değerlendirmeniz gerek.<br />
<br />
Değişim için umutlanmak<br />
<br />
Başlangıçta ne kadar eğlendiğinizi hatırladığınız için hala ilişki içerisinde kalıyor olabilirsiniz. Belki sadece kendinizi ve eylemlerinizi değiştirirseniz onların da değişeceğini düşünüyorsunuz ama bu çoğu zaman yetmeyebilir ve bu fikirle kendinize de zarar veriyor olabilirsiniz.<br />
<br />
Tartışmadan kaçınmak<br />
<br />
Her ilişkide problemler olabilir ve bu problemler ancak konuşarak çözülebilir. Tartışma ortamından uzak durmak ve fikirlerinizin umursanmayacağından endişelenmek sizi fazlasıyla yıpratır. İlişkinize zamanla zarar veren bu durum toksik bir seviyeye ilerletebilir.]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[Toksik bir ilişkiniz olduğunun işaretleri<br />
<br />
Sizi yoran ve mutsuz eden toksik bir ilişkinizin olduğunu düşünüyorsanız gerçekten öyle olup olmadığını öğrenmek için haberimizi takip edebilirsiniz...<br />
<br />
<br />
<br />
Sağlıklı bir ilişkide genelde her şey yolunda gider. Elbette, zaman zaman aynı fikirde olmayabilirsiniz veya başka engellerle karşılaşabilirsiniz ancak genellikle birlikte kararlar alır, ortaya çıkan sorunları açıkça tartışır ve birlikte olmaktan zevk alırsınız.<br />
<br />
Toksik bir ilişkide ise siz fark etmeden devamlı bitkin ve mutsuz hissedersiniz. Partnerinizi hala sevmenize rağmen ilişki artık hiç de keyifli gelmiyor olabilir. Nedense birbirinizi yanlış şekilde eleştiriyor veya küçük meseleler hakkında tartışmayı bırakamıyor gibisiniz. Aşağıda bazı toksisite belirtilerini sunuyoruz, kendi ilişkinizi düşünerek okuyabilirsiniz...<br />
<br />
Destek vermede eksiklik<br />
<br />
Sağlıklı ilişkiler, diğerinin yaşamın her alanında başarılı olduğunu görme arzusuna dayanır. Ancak ilişkiniz toksik bir hale döndüğünde başarılarınız rekabete evrilmiş olabilir. Birlikte geçirdiğiniz zaman artık olumlu gelmiyor olabilir. Desteklendiğinizi veya teşvik edildiğinizi hissetmiyor olabilirsiniz. Bunun yerine, ihtiyaçlarınızın ve ilgi alanlarınızın önemli olmadığı ve yalnızca karşı tarafın kendisinin ne istediğiyle ilgilendiği izlenimini ediniyor olabilirsiniz. Bu önemli belirtilerden biri.<br />
<br />
Toksik iletişim<br />
<br />
Nezaket ve karşılıklı saygı yerine, konuşmalarınızın çoğu alay veya eleştiriyle dolu olabilir. Kendinizi arkadaşlarınıza veya aile üyelerinize küçümseyici sözler söylerken yakalıyor musunuz? Belki de sizi bunu yapmanıza iten şey ilişkinizin toksik olmasıdır...<br />
<br />
Kıskançlık<br />
<br />
Partneriniz sürekli nerede olduğunuzu soruyor mu? Mesajlara hemen cevap vermediğinizde sinirleniyor da olabilir. Bu tip davranışlar kıskançlıktan veya güven eksikliğinden kaynaklananıyor olabilir. Ara sıra küçük kıskançlıklar sizi iyi hissettiryor olsa da kıskançlığınızın sizi partnerinizin başarıları hakkında olumlu düşünmekten alıkoymasının bir sorun haline gelebileceğinini hiç düşündünüz mü? Kıskançlık, sürekli şüphe ve güvensizlik boyutuna ulaştığında ilişkiniz hızla yıpranmaya başlar.<br />
<br />
Kızgınlık ve kin tutma<br />
<br />
Kin tutması ve sürekli olarak bu konuyla ilgili her bahsi açıldığında partnerinizin sinirlenmesi hiç de olumlu bir durum değil. Zamanla, hayal kırıklığı veya küskünlük birikebilir ve küçük bir uçurumu çok daha büyük hale getirebilir. Ayrıca, bir şey sizi rahatsız ettiğinde konuşmaktan çekinmediğinizi veya şikayetleri sessizce giderme eğiliminde olup olmadığınızı da not edin. Endişelerinizi anlatmak ve onunkileri dinlemek için partnerinize güvenemezseniz ilişkiniz toksik bir hal alabilir.<br />
<br />
Dürüst olamama<br />
<br />
Kendinizi sürekli olarak nerede olduğunuz veya kiminle buluştuğunuz hakkında yalanlar uydururken buluyor olabilirsiniz ve bunun nedeni partnerinizle vakit geçirmekten kaçınmak istemeniz veya onlara gerçeği söylerseniz nasıl tepki vereceğinden endişe etmeniz olabilir. Bu durum da en büyük toksisite belirtilerinden biri olabilir.<br />
<br />
Düzenli saygısızlık<br />
<br />
Düzenli olarak geç kalması, olayları gelişigüzel bir şekilde "unutması" ve zamanınıza saygısızlık yapması gibi davranışlar acil durum olduğunu gösteren işaretlerden biri. Bazı kişilerin plan yapmakta gerçekten zorlanabileceğini unutmayın. Bu nedenle, bu davranış hakkında bir konuşma ile sorunu çözmeye çalışmak size de yardımcı olabilir. Kasıtlı değilse sizi neden rahatsız ettiğini açıkladıktan sonra bir miktar iyileşme fark edebilirsiniz.<br />
<br />
İhtiyaçları görmezden gelmek<br />
<br />
Sizin isteklerinize veya konfor alanınıza aykırı olsa bile partnerinizin yapmak istediği her şeye katılıyor olmanız toksik bir ilişki içerisinde olduğunuzu gösteriyor olabilir. Önemli bir programınız olduğu halde bunu dikkate almadan hareket etmesi ve sizin istekleriniz yokmuş gibi davranıp kendi istediğini yaptırması gibi örnekler temel alınabilir.<br />
<br />
Diğer ilişkilerden kopmak<br />
<br />
Partnerinizle çatışmadan kaçınmak veya ilişkinizde neler olduğunu açıklamak zorunda kalmamak için arkadaşlarınızla ve ailenizle vakit geçirmeyi bırakmış olabilirsiniz. Alternatif olarak, partneriniz boş zamanınızın çoğunu kaplayan tek kişi de olabilir. Bu durumlar sizi siz olmaktan çıkarıp ilişkinizi de toksik bir düzeye ilerletiyor olabilir.<br />
<br />
Öz bakım eksikliği<br />
<br />
Toksik bir ilişkide her zamanki kişisel bakım alışkanlıklarınızdan uzaklaşmış olmak oldukça muhtemelç açıklıyor. Bir zamanlar sevdiğiniz hobilerden uzaklaşabilir, sağlığınızı ihmal edebilir ve tüm boş zamanınızı ona feda etmiş olabilirsiniz.. Bu durum tüm bu faaliyetler için enerjiniz olmadığı için de olabilir, bu durumu değerlendirmeniz gerek.<br />
<br />
Değişim için umutlanmak<br />
<br />
Başlangıçta ne kadar eğlendiğinizi hatırladığınız için hala ilişki içerisinde kalıyor olabilirsiniz. Belki sadece kendinizi ve eylemlerinizi değiştirirseniz onların da değişeceğini düşünüyorsunuz ama bu çoğu zaman yetmeyebilir ve bu fikirle kendinize de zarar veriyor olabilirsiniz.<br />
<br />
Tartışmadan kaçınmak<br />
<br />
Her ilişkide problemler olabilir ve bu problemler ancak konuşarak çözülebilir. Tartışma ortamından uzak durmak ve fikirlerinizin umursanmayacağından endişelenmek sizi fazlasıyla yıpratır. İlişkinize zamanla zarar veren bu durum toksik bir seviyeye ilerletebilir.]]></content:encoded>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[Kişisel ilişkilerde derin dinlemenin önemi]]></title>
			<link>https://forumistan.net/konu-kisisel-iliskilerde-derin-dinlemenin-onemi.html</link>
			<pubDate>Wed, 16 Oct 2024 12:42:58 +0000</pubDate>
			<dc:creator><![CDATA[<a href="https://forumistan.net/member.php?action=profile&uid=34">Arzu</a>]]></dc:creator>
			<guid isPermaLink="false">https://forumistan.net/konu-kisisel-iliskilerde-derin-dinlemenin-onemi.html</guid>
			<description><![CDATA[Kişisel ilişkilerde derin dinlemenin önemi<br />
<br />
İlişkilerinizde iyi bir dinleyici olduğunuzu düşünüyor musunuz? Peki, bu konuda kendinizi nasıl geliştirebilirsiniz?<br />
<br />
İlişkilerde bir taraf daha çok konuşurken diğer taraf çoğunlukla dinleyici konumundadır. Peki, dinleyici gerçekten dinliyor mudur? Çoğu insan, araştırma sonuçlarının aksine iyi bir dinleyici olduğunu düşünüyor.<br />
<br />
Derin dinlemenin amacı bilgi edinmek, bir insanı ya da durumu anlamak ve bundan zevk almaktır. Aktif dinleme ise insanların ne söylediğini dinlemek için bilinçli bir şekilde karar vermekle ilgilidir. Tamamen başkalarına, onların kelimelerine ve mesajlarına, dikkat dağınıklığı yaşamadan odaklanmakla ilgilidir.<br />
<br />
İnsanların terapistlere gitmesinin en yaygın nedenlerinden biri, anlattıklarının dinlenmesini istemeleridir. Dinlemek ve empati yapmak, iyi iletişim uzmanlarının, liderlerin ve terapistlerin niteliklerindendir. Dinleme becerileri öğrenilebilir ancak bazı insanların daha iyi dinleyici olma eğiliminde oldukları da bir gerçektir.<br />
<br />
Kişiler arası ilişkilerde dinlemenin öneminin üzerinde durmamak imkansızdır. 2003 yılında Faye Doell tarafından yürütülen bir araştırma, iki çeşit dinleme türü olduğunu göstermiştir, bunlar: anlamak için dinlemek ve cevap vermek için dinlemektir. Anlamak için dinleyen kişiler, diğerlerine kıyasla kişiler arası ilişkilerinden daha çok tatmin olurlar. Çoğu insan anlamak için dinlediğini düşünürken aslında gerçekte cevap vermek için dinlemektedir.<br />
<br />
Bireyler diğer insanları düzeltmeye çalıştıklarında da aslında genellikle başkalarını etkileme ihtiyaçlarını karşılamaktadır. Aynı araştırma, birlikte terapi alan çiftlerin de diğerlerinden daha iyi dinleyici olmaya meyilli oluduğunu çünkü terapi sürecinde önemli ipuçları öğrendiklerini gösteriyor. Ayrıca, genellikle kadınların dinlenmek, erkeklerinse düzeltmek ya da cevap vermek eğiliminde olduğu belirtiliyor.<br />
<br />
Amerikan Psikolog Carl Rogers'a göre ise aktif ya da derin dinleme her sağlıklı ilişkinin özünde bulunuyor. Aynı zamanda ilişkinin büyümesini ve gelişmesini sağlayan en etkili yol da bu. Dinlenen kişiler kendi yollarında daha açık ve demokratik ve genellikle daha az savunmacı oluyorlar. İyi dinleyiciler, yargıda bulunmaktan kaçınıyor ve konuşmacılar için daha güvenli bir ortam sağlıyorlar.<br />
<br />
Biri konuşurken onu dikkatlice dinleyerek aslında onlara ne söylediklerini önemsediğimizi belirtmiş oluyoruz. Ayrıca dinlemenin bulaşıcı olduğunu da hatırlamakta fayda var. Biz başkalarını dinlediğimizde onların da bizi dinleme olasılıkları artıyor.<br />
<br />
İyi haber şu ki iyi dinleyici olmayı öğrenebiliriz ancak dinlemek de pratik gerektirir. Ne kadar çok dinlersek bu konuda o kadar çok gelişiriz ve kişiler arası ilişkilerimiz de o kadar iyi hale gelir.<br />
<br />
İşte, daha iyi bir dinleyici olabilmeniz için birkaç ipuçu:<br />
Kendinizi konuşmacının yerine koyun<br />
Anlamak için dinleyin<br />
Beden diline önem verin<br />
Empati yapmaya gayret edin<br />
Yargılamaktan kaçının<br />
Biri konuşurken onun gözlerinin içine bakın<br />
Kelimelerle bağdaştırılan hislere dikkat edin<br />
Konuşmacının tonlamasına dikkat edin<br />
Söylenenleri kendi kelimelerinizle tekrar edin (empatik yansıtma)<br />
Dinlediğinizi başınızı sallayarak ya da "evet" gibi ifadeler kullanarak karşı tarafa bildirin<br />
Eğer şans verilirse ara sıra diğerler konuşmacıların yorumlarını özetleyin.]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[Kişisel ilişkilerde derin dinlemenin önemi<br />
<br />
İlişkilerinizde iyi bir dinleyici olduğunuzu düşünüyor musunuz? Peki, bu konuda kendinizi nasıl geliştirebilirsiniz?<br />
<br />
İlişkilerde bir taraf daha çok konuşurken diğer taraf çoğunlukla dinleyici konumundadır. Peki, dinleyici gerçekten dinliyor mudur? Çoğu insan, araştırma sonuçlarının aksine iyi bir dinleyici olduğunu düşünüyor.<br />
<br />
Derin dinlemenin amacı bilgi edinmek, bir insanı ya da durumu anlamak ve bundan zevk almaktır. Aktif dinleme ise insanların ne söylediğini dinlemek için bilinçli bir şekilde karar vermekle ilgilidir. Tamamen başkalarına, onların kelimelerine ve mesajlarına, dikkat dağınıklığı yaşamadan odaklanmakla ilgilidir.<br />
<br />
İnsanların terapistlere gitmesinin en yaygın nedenlerinden biri, anlattıklarının dinlenmesini istemeleridir. Dinlemek ve empati yapmak, iyi iletişim uzmanlarının, liderlerin ve terapistlerin niteliklerindendir. Dinleme becerileri öğrenilebilir ancak bazı insanların daha iyi dinleyici olma eğiliminde oldukları da bir gerçektir.<br />
<br />
Kişiler arası ilişkilerde dinlemenin öneminin üzerinde durmamak imkansızdır. 2003 yılında Faye Doell tarafından yürütülen bir araştırma, iki çeşit dinleme türü olduğunu göstermiştir, bunlar: anlamak için dinlemek ve cevap vermek için dinlemektir. Anlamak için dinleyen kişiler, diğerlerine kıyasla kişiler arası ilişkilerinden daha çok tatmin olurlar. Çoğu insan anlamak için dinlediğini düşünürken aslında gerçekte cevap vermek için dinlemektedir.<br />
<br />
Bireyler diğer insanları düzeltmeye çalıştıklarında da aslında genellikle başkalarını etkileme ihtiyaçlarını karşılamaktadır. Aynı araştırma, birlikte terapi alan çiftlerin de diğerlerinden daha iyi dinleyici olmaya meyilli oluduğunu çünkü terapi sürecinde önemli ipuçları öğrendiklerini gösteriyor. Ayrıca, genellikle kadınların dinlenmek, erkeklerinse düzeltmek ya da cevap vermek eğiliminde olduğu belirtiliyor.<br />
<br />
Amerikan Psikolog Carl Rogers'a göre ise aktif ya da derin dinleme her sağlıklı ilişkinin özünde bulunuyor. Aynı zamanda ilişkinin büyümesini ve gelişmesini sağlayan en etkili yol da bu. Dinlenen kişiler kendi yollarında daha açık ve demokratik ve genellikle daha az savunmacı oluyorlar. İyi dinleyiciler, yargıda bulunmaktan kaçınıyor ve konuşmacılar için daha güvenli bir ortam sağlıyorlar.<br />
<br />
Biri konuşurken onu dikkatlice dinleyerek aslında onlara ne söylediklerini önemsediğimizi belirtmiş oluyoruz. Ayrıca dinlemenin bulaşıcı olduğunu da hatırlamakta fayda var. Biz başkalarını dinlediğimizde onların da bizi dinleme olasılıkları artıyor.<br />
<br />
İyi haber şu ki iyi dinleyici olmayı öğrenebiliriz ancak dinlemek de pratik gerektirir. Ne kadar çok dinlersek bu konuda o kadar çok gelişiriz ve kişiler arası ilişkilerimiz de o kadar iyi hale gelir.<br />
<br />
İşte, daha iyi bir dinleyici olabilmeniz için birkaç ipuçu:<br />
Kendinizi konuşmacının yerine koyun<br />
Anlamak için dinleyin<br />
Beden diline önem verin<br />
Empati yapmaya gayret edin<br />
Yargılamaktan kaçının<br />
Biri konuşurken onun gözlerinin içine bakın<br />
Kelimelerle bağdaştırılan hislere dikkat edin<br />
Konuşmacının tonlamasına dikkat edin<br />
Söylenenleri kendi kelimelerinizle tekrar edin (empatik yansıtma)<br />
Dinlediğinizi başınızı sallayarak ya da "evet" gibi ifadeler kullanarak karşı tarafa bildirin<br />
Eğer şans verilirse ara sıra diğerler konuşmacıların yorumlarını özetleyin.]]></content:encoded>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[Evliliğin en mutlu ve en zor yılları]]></title>
			<link>https://forumistan.net/konu-evliligin-en-mutlu-ve-en-zor-yillari.html</link>
			<pubDate>Wed, 16 Oct 2024 12:41:55 +0000</pubDate>
			<dc:creator><![CDATA[<a href="https://forumistan.net/member.php?action=profile&uid=34">Arzu</a>]]></dc:creator>
			<guid isPermaLink="false">https://forumistan.net/konu-evliligin-en-mutlu-ve-en-zor-yillari.html</guid>
			<description><![CDATA[Evliliğin en mutlu ve en zor yılları<br />
<br />
Evlilikte en mutlu anlar, çiftlerin birbirini en iyi anladığı ve uyum sağladığı dönemlerde yaşanırken, en zor zamanlar ise hayatın getirdiği zorluklarla birlikte aşkın sınandığı ve sabır gerektiren yıllarda ortaya çıkar.<br />
<br />
Evliliğin en mutlu yılları, çiftlerin birbirlerine olan aşklarının taze olduğu, birlikte paylaşılan anların heyecanla dolu olduğu dönemlerdir. Bu yıllarda yeni deneyimler, hayaller ve birlikte kurulan gelecek planları ilişkinin enerjisini yüksek tutar. Ancak evliliğin ilerleyen dönemlerinde, özellikle hayatın sorumlulukları ve rutinin artmasıyla, zorluklar da baş göstermeye başlar. Kariyer, çocuk yetiştirme, maddi kaygılar gibi etkenler çiftleri sınayabilir. Bu dönemlerde sabır, anlayış ve iletişim çok daha önemli hale gelir. En zor yıllar, aslında evliliğin gücünü ve derinliğini ortaya koyan, çiftlerin bağlarını daha da sağlamlaştırma potansiyeli taşıyan yıllardır. Yapılan bir çalışmada, hangi evlilik yılının en mutlu olduğu ve hangi yılın en zor olduğu belirlenmiştir.<br />
<br />
3 yıl<br />
<br />
Aşkın sadece 3 yıl sürdüğü şeklinde bir görüş vardır. Sonrasında çiftler ya ayrılır ya da ilişkileri öncekinden daha az ideal hale gelir. Gerçekte ise, 3 yıl süren bir ilişkinin ardından insanlar, partnerlerinin zayıflıklarını daha çok kabul etme eğilimindedir ve bu nedenle kendilerini daha rahat hissederler.<br />
<br />
Ayrıca, aile hayatında 3. yıl, çiftlerin çocuk sahibi olmaya karar verdiği bir dönemdir. Sonuç olarak, ilişkileri daha güçlü hale gelir. Evliliğin en mutlu dönemi olarak 3. yıl kabul edilmektedir.<br />
<br />
5 yıl<br />
<br />
İlk gerçek problemler, aile hayatının beşinci yılında ortaya çıkabilir. Bu dönemde çocuklar hala küçük ve çok fazla dikkat gerektirir. Bu, iş, ev işleri ve diğer günlük sorunlarla birleştiğinde çok zor olabilir. Beş yıl birlikte olduktan sonra çiftler boşanmayı düşünmeye başlar ve avukatlara başvururlar. Bu yıl, en zor yıl olarak kabul edilmektedir.<br />
<br />
7 yıl<br />
<br />
Bir çift beş yıl boyunca birlikte kalırsa, onları başka bir engel beklemektedir. Bu, aile hayatının yedinci yılıdır ve uzmanlar bunu "7 yıl kaşıntısı" olarak adlandırmaktadır. Bu dönemde, aile hayatı rutin hale gelir. Ayrıca finansal sorunlar, çocuk bakımı sorunları ve ev işlerinin paylaşımı hakkında tartışmalar olabilir.<br />
<br />
Bu dönem oldukça karmaşıktır. Eşler bunu el ele geçirmeyi başarırsa, güçlü ve mutlu bir evlilik onları bekliyor olacaktır.<br />
<br />
Evliliği güçlü tutmak için kaçınılması gereken faktörler:<br />
<br />
Şişirilmiş beklentiler: Araştırmalar, çiftlerin boşanmak için daha sık ilkbahar ve sonbaharda başvuruda bulunduklarını ortaya koymuştur. Bu dönemlerde çiftler, evliliklerine ikinci bir şans verme eğilimindedir. Eğer bu işe yaramazsa, boşanma kaçınılmaz olabilir.<br />
<br />
Sorunları gizleme: Uzmanlar, genç çiftler arasında yapılan bir deneyde, filmler hakkında yapılan tartışmaların bile boşanma riskini yarıya indirdiğini göstermiştir. Bu nedenle, ailevi zorluklar hakkında açıkça konuşmak gerçekten evliliği kurtarabilir.<br />
<br />
İlişki kurma becerisinin eksikliği: Daha fazla kardeşe sahip olmak, yetişkinlikte boşanma olasılığını azaltır. Bilim insanları, büyük ailelerde büyüyen kişilerin ilişki kurma konusunda daha yetenekli olduklarını iddia etmektedir. Bu beceri gelecekte evliliği koruyabilir.<br />
<br />
Dinleme isteğinin eksikliği: Tartışma sırasında bir partnerin dinleme isteğinin olmaması, boşanma riskini önemli ölçüde artırır.<br />
<br />
Sosyal medya kullanımı: Sosyal medya kullanıcılarının, romantik ilişkilerinde tartışmaların, ilişki sorunlarına yol açabileceği ve bu sorunların boşanmayla sonuçlanabilecek kadar ciddi hale gelebileceği bulunmuştur.<br />
<br />
Maddi tartışmalar: Sık sık para hakkında tartışan çiftler, her iki partnerin de geliri yüksek olsa bile boşanma eğilimindedir.<br />
<br />
Düşük eğitim düzeyi: Araştırmalar, yüksek eğitim düzeyine sahip kişilerin, cinsiyet veya yaşadıkları ülke fark etmeksizin boşanma olasılığının daha düşük olduğunu göstermektedir.]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[Evliliğin en mutlu ve en zor yılları<br />
<br />
Evlilikte en mutlu anlar, çiftlerin birbirini en iyi anladığı ve uyum sağladığı dönemlerde yaşanırken, en zor zamanlar ise hayatın getirdiği zorluklarla birlikte aşkın sınandığı ve sabır gerektiren yıllarda ortaya çıkar.<br />
<br />
Evliliğin en mutlu yılları, çiftlerin birbirlerine olan aşklarının taze olduğu, birlikte paylaşılan anların heyecanla dolu olduğu dönemlerdir. Bu yıllarda yeni deneyimler, hayaller ve birlikte kurulan gelecek planları ilişkinin enerjisini yüksek tutar. Ancak evliliğin ilerleyen dönemlerinde, özellikle hayatın sorumlulukları ve rutinin artmasıyla, zorluklar da baş göstermeye başlar. Kariyer, çocuk yetiştirme, maddi kaygılar gibi etkenler çiftleri sınayabilir. Bu dönemlerde sabır, anlayış ve iletişim çok daha önemli hale gelir. En zor yıllar, aslında evliliğin gücünü ve derinliğini ortaya koyan, çiftlerin bağlarını daha da sağlamlaştırma potansiyeli taşıyan yıllardır. Yapılan bir çalışmada, hangi evlilik yılının en mutlu olduğu ve hangi yılın en zor olduğu belirlenmiştir.<br />
<br />
3 yıl<br />
<br />
Aşkın sadece 3 yıl sürdüğü şeklinde bir görüş vardır. Sonrasında çiftler ya ayrılır ya da ilişkileri öncekinden daha az ideal hale gelir. Gerçekte ise, 3 yıl süren bir ilişkinin ardından insanlar, partnerlerinin zayıflıklarını daha çok kabul etme eğilimindedir ve bu nedenle kendilerini daha rahat hissederler.<br />
<br />
Ayrıca, aile hayatında 3. yıl, çiftlerin çocuk sahibi olmaya karar verdiği bir dönemdir. Sonuç olarak, ilişkileri daha güçlü hale gelir. Evliliğin en mutlu dönemi olarak 3. yıl kabul edilmektedir.<br />
<br />
5 yıl<br />
<br />
İlk gerçek problemler, aile hayatının beşinci yılında ortaya çıkabilir. Bu dönemde çocuklar hala küçük ve çok fazla dikkat gerektirir. Bu, iş, ev işleri ve diğer günlük sorunlarla birleştiğinde çok zor olabilir. Beş yıl birlikte olduktan sonra çiftler boşanmayı düşünmeye başlar ve avukatlara başvururlar. Bu yıl, en zor yıl olarak kabul edilmektedir.<br />
<br />
7 yıl<br />
<br />
Bir çift beş yıl boyunca birlikte kalırsa, onları başka bir engel beklemektedir. Bu, aile hayatının yedinci yılıdır ve uzmanlar bunu "7 yıl kaşıntısı" olarak adlandırmaktadır. Bu dönemde, aile hayatı rutin hale gelir. Ayrıca finansal sorunlar, çocuk bakımı sorunları ve ev işlerinin paylaşımı hakkında tartışmalar olabilir.<br />
<br />
Bu dönem oldukça karmaşıktır. Eşler bunu el ele geçirmeyi başarırsa, güçlü ve mutlu bir evlilik onları bekliyor olacaktır.<br />
<br />
Evliliği güçlü tutmak için kaçınılması gereken faktörler:<br />
<br />
Şişirilmiş beklentiler: Araştırmalar, çiftlerin boşanmak için daha sık ilkbahar ve sonbaharda başvuruda bulunduklarını ortaya koymuştur. Bu dönemlerde çiftler, evliliklerine ikinci bir şans verme eğilimindedir. Eğer bu işe yaramazsa, boşanma kaçınılmaz olabilir.<br />
<br />
Sorunları gizleme: Uzmanlar, genç çiftler arasında yapılan bir deneyde, filmler hakkında yapılan tartışmaların bile boşanma riskini yarıya indirdiğini göstermiştir. Bu nedenle, ailevi zorluklar hakkında açıkça konuşmak gerçekten evliliği kurtarabilir.<br />
<br />
İlişki kurma becerisinin eksikliği: Daha fazla kardeşe sahip olmak, yetişkinlikte boşanma olasılığını azaltır. Bilim insanları, büyük ailelerde büyüyen kişilerin ilişki kurma konusunda daha yetenekli olduklarını iddia etmektedir. Bu beceri gelecekte evliliği koruyabilir.<br />
<br />
Dinleme isteğinin eksikliği: Tartışma sırasında bir partnerin dinleme isteğinin olmaması, boşanma riskini önemli ölçüde artırır.<br />
<br />
Sosyal medya kullanımı: Sosyal medya kullanıcılarının, romantik ilişkilerinde tartışmaların, ilişki sorunlarına yol açabileceği ve bu sorunların boşanmayla sonuçlanabilecek kadar ciddi hale gelebileceği bulunmuştur.<br />
<br />
Maddi tartışmalar: Sık sık para hakkında tartışan çiftler, her iki partnerin de geliri yüksek olsa bile boşanma eğilimindedir.<br />
<br />
Düşük eğitim düzeyi: Araştırmalar, yüksek eğitim düzeyine sahip kişilerin, cinsiyet veya yaşadıkları ülke fark etmeksizin boşanma olasılığının daha düşük olduğunu göstermektedir.]]></content:encoded>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[Sorunları arasına alan çiftin evliliği tehlikededir]]></title>
			<link>https://forumistan.net/konu-sorunlari-arasina-alan-ciftin-evliligi-tehlikededir.html</link>
			<pubDate>Wed, 16 Oct 2024 12:41:25 +0000</pubDate>
			<dc:creator><![CDATA[<a href="https://forumistan.net/member.php?action=profile&uid=34">Arzu</a>]]></dc:creator>
			<guid isPermaLink="false">https://forumistan.net/konu-sorunlari-arasina-alan-ciftin-evliligi-tehlikededir.html</guid>
			<description><![CDATA[Boşanma sebepleri nelerdir?<br />
<br />
Psikoterapist Cem Keçe “Sorunları arasına alan çiftin evliliği tehlikededir” diyor.<br />
<br />
Psikoterapi ve Psikoterapistler Derneği’nin (PSİKODER) yaptığı bir anket, boşanmada sanıldığı gibi ekonomik nedenlerin değil ilişkisel nedenlerin başı çektiğini ortaya koydu. Ankete göre çiftler ilişkisel sorunların çözümünün ekonomik sıkıntılara nazaran daha zor olduğunu düşünüyorlar.<br />
<br />
Maddi kriz tehdit değil!<br />
Klinik düzeyde, evlilik terapisine başvuran 300 çiftin katılımı ile gerçekleşen ankette, katılımcılara maddi ve manevi iki farklı kriz senaryosu sunuldu. Bu senaryolar üzerinden sorulan sorulara verilen yanıtlara göre, çiftlerin yüzde 35’i maddi sorunlar nedeniyle boşanmanın eşiğine gelebileceklerini ifade ederken, yüzde 65’i, partneriyle arasında doğabilecek iletişim sorunlarının daha önemli olduğunu gösterdi. Çiftler bunlar arasında “sürekli eleştirme”, “sürekli suçlama ve savunma döngüsüne girme”, “sürekli araya görünmez duvarlar örme”, “sürekli küçümseme ve hor görme”, başta olmak üzere, ilgisizliğin, davranış değişikliklerinin, eleştirel dilin ve agresifliğin veya olumsuz kişilik yapılanmalarının, yaşadıkları evliliği daha fazla tehdit edeceği öngörüsünde bulundular.<br />
<br />
Sorunları araya almak…<br />
PSİKODER Başkan Yardımcısı Psikoterapist Cem Keçe de, çiftlerle aynı görüşe sahip. Maddi problemlerin günümüzde toplumun her kesiminden insanların hayatında dalgalı bir seyir içinde olduğunu belirten Psikoterapist Cem Keçe, palyatif tedbirlerle bireylerin veya çiftlerin bir şekilde bu durumun üstesinden gelebildiğini söyledi. Özellikle partnerler arasında zamanla meydana gelebilecek iletişim sorunlarının çözümünün, maddi sorunlara göre daha zor belki de imkansız bir hal alabileceğine dikkat çeken Keçe, “Artık günümüzde çiftlerden birinin işsiz kalmasından kaynaklı maddi kriz, evliliklerin karşısına bir sorun olarak çıkabiliyor. Ancak evlilik kurumunun getirdiği sorumluluklardan hareketle, çiftler birbirine anlayış gösterip destek olarak maddi sorunlara genellikle çözüm getirebiliyor, göğüs gerebiliyorlar. Bu tabloyu bir de evde sürekli partneriyle tartışan, onu küçümseyen, eskisi kadar sevgi ve ilgi göstermeyen, agresif, sorumluluklarını yerine getirmeyen bir kişinin getireceği mutsuzlukla karşılaştırmak farklı bir sonucu doğuruyor. Genelde çiftler bu tip bir kriz karşısında bocalıyorlar ve çıkış yolunu bulmakta zorlanıyorlar. Çünkü maddi bir durumda çift birbirine kenetlenip sorunu karşılarına alabiliyor ama sorun partner olunca, taraflar karşılıklı bir çatışma içine girebiliyor ve sorunu aralarına alıyorlar. Çözümden ziyade birbirlerini daha fazla yıpratacak bir mücadele içine giriyorlar” ifadelerini kullandı.<br />
<br />
Hayatın tadı kaçmışsa…<br />
Kendisine evlilik terapisi görmek için gelen danışanlarının büyük bir kısmında, partnerler arasında cinsel, davranışsal, iletişimsel sorunlardan kaynaklı problemlerin görüldüğüne dikkat çeken Psikoterapist Cem Keçe, “Birbirlerine eskisi gibi sevgi ve şehvet duymayan, evliliklerinin ilk yıllarında yaşadıkları heyecanı kaybetmiş, sözleriyle ve davranışlarıyla birbirlerini suçlayan, artık tamamen çatışma içine girmiş bir çift için kazanılmış yüksek standartlı bir hayatın anlamı yoktur. Çünkü bu çift için artık hayatın tadı kaçmıştır” yorumunda bulundu.<br />
<br />
Boşanmaya götüren kıyamet alametleri...<br />
<br />
Çiftleri boşanma kararı almaya kadar götürecek nedenler nelerdir? Hangi davranış kalıpları çifti karşı karşıya getirir? Psikoterapist Cem Keçe, uzun yıllar boyunca edindiği tecrübeler ışığında evliliği istenmeyen sona götürecek 5 tutum saptadığını söyledi. Bunları “küçümsemek, acımasızca eleştirmek, agresif ve savunmacı tavır takınma, sürekli sorunları görmezden gelmek ve sorumlulukları paylaşmamak” olarak nitelendiren Keçe, çözüme kavuşmaması halinde bu davranış şekillerinin evlilik için adeta boşanmaya götüren kıyamet alameti olduğunun altını çizdi. Keçe şu ayrıntıları paylaştı:<br />
<br />
Küçümsemek: Partnerlerden biri özel ya da sosyal ortam ayrımı gözetmeksiniz eşiyle dalga geçer, onur kırıcı bir şekilde onunla eğlenir, başarılarını önemsemez, başkalarıyla kıyaslar, başkalarının yanında hakarete varan takma adlar kullanır. Kısacası eşini takdir etmediğini ve kendisi için bir önemi olmadığını gösterircesine tavır takınır. Ayrıca partneri konuşurken dinlememek, sözünü dinlememek, partner için değerli olan aile, iş, kariyer gibi konuları küçümsemek de karşılaşılan bu olumsuz tutumlar içinde yer alabilir.<br />
<br />
Acımasızca eleştirmek: Partnerlerden biri diğerin yaptığı en ufak bir hataya bile tolerans göstermez, rahatsız olur ve geçmişte yapmış olduğu hataları da gündeme getirerek durumu daha da ağır bir hale sokar. Genelde bu durum ‘Her zaman her şeyi yanlış yapıyorsun’ ya da ‘Sen bugüne kadar neyi doğru yaptın ki’ şeklindeki genelleyici ve kırıcı sözlerle sonuçlanır.<br />
<br />
Agresif savunmacı tavır: Söz gelimi, ortada yanlış alınmış bir karar vardır ve olumsuz bir sonuç verir. Buna neden olan partner kendisini agresif bir şekilde savunmaya çalışır. Böyle bir durumda genelde başvurulan ilk söz ‘Senin yüzünden oldu!’ şeklindedir. Suçlama ile birlikte çift arasında bir haklılık haksızlık mücadelesi başlar ve her ikisi için de acı veren karşılıklı şikayetlerin ve sözlerin sarf edilmesi ile son bulur. Her iki taraf da anlaşılmamış ve haksızlığa uğramışlık duygularıyla diğerinden uzaklaşarak içine kapanır.<br />
<br />
Sorunları görmezden gelmek: Bazı insanlar ufukta bir fırtınanın geldiğini fark ederler ve mağduriyetleri hızlı bir şekilde ve herhangi bir duygu olmadan yanıtlamayı tercih ederler. Sorunlar hasır altı edilir, hiçbir şey olmamış gibi davranmayı tercih ederler ve belki de hemen çözüme kavuşacak bir sorunun ilerleyen süreçte çığ gibi büyümesine neden olurlar. Ancak sorun çözme kabiliyeti gösterememek, uzlaşamamak, görmezden gelmek gibi kaçınma tavırları, karşı tarafta büyük bir güvensizlik duygusunu hakim kılacaktır.<br />
<br />
Sorumlulukları paylaşmamak: Evlilik, sorumlulukların paylaşımı ve yerine getirilmesine dair iki bireyin birbirine verdiği sözler bütünüdür. Bu olgu evlilik kararının en önemli motivasyonlarından biridir. Zaman içinde bir nedenle taraflardan birinin, önemi ne olursa olsun kendisinden beklenen bir sorumluluğu yerine getirmemesi, ileride bu çift için büyük bir güven bunalımı ve huzursuzluk kaynağı olacaktır. Bazı sorumlulukların yerine getirilmemesi ise şüphe götürmez bir boşanma nedenidir.”<br />
<br />
Peki ne yapmalı?<br />
Psikoterapist Cem Keçe çiftleri boşanmaya götüren tutumlar için çiftlere önemli tavsiyelerde bulundu. “Çift ilişkisi bir kere bozulmaya başladığında hemen gerekli önlemler alınmazsa ilişkinin bozulma seyri hızlanır. Yokuş aşağı freni patlamış bir kamyon gibi gittikçe daha hızlı ve güç durdurulabilir bir hale gelir” ifadelerini kullanan Keçe, yolun sonuna gelindiğinde de felaketin kaçınılmaz olacağının altını çizdi. Çiftlerin ilişkilerinde bazı şeylerin yolunda gitmediğini görmesi ve çözümsüz kalmaları halinde mutlaka bir evlilik terapistinden evlilik terapisi veya evlilik danışmanlığı gibi profesyonel destek almasının vaktinin geldiğini belirten Keçe, “Burada her sorun yaşayan, kavga eden çiftin hemen bir evlilik terapistine gitmesi gerekir anlamı da çıkarılmamalıdır. Profesyonel destek alması gerekenler, yaşadığı sorunları bir şekilde çözemeyen bunun yerine yukarıda sözü edilen sağlıklı olmayan savunma mekanizmalarını geliştiren, gittikçe ilişkisi kötüleşen çiftlerdir. İlişkiniz, yapıcı ve sevgi dolu bir iletişim yerine, bireyselliğin hakim olduğu bir çatışmaya dönüşmüş, adeta bir savaş ve işkence haline gelmiş ise işte o zaman profesyonel destek almak gerekir. Unutmayın mutlu olmak herkesin hakkıdır ve mutluluk isteyen herkesin biraz çabayla öğrenilebileceği bir beceridir” şeklinde konuştu.]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[Boşanma sebepleri nelerdir?<br />
<br />
Psikoterapist Cem Keçe “Sorunları arasına alan çiftin evliliği tehlikededir” diyor.<br />
<br />
Psikoterapi ve Psikoterapistler Derneği’nin (PSİKODER) yaptığı bir anket, boşanmada sanıldığı gibi ekonomik nedenlerin değil ilişkisel nedenlerin başı çektiğini ortaya koydu. Ankete göre çiftler ilişkisel sorunların çözümünün ekonomik sıkıntılara nazaran daha zor olduğunu düşünüyorlar.<br />
<br />
Maddi kriz tehdit değil!<br />
Klinik düzeyde, evlilik terapisine başvuran 300 çiftin katılımı ile gerçekleşen ankette, katılımcılara maddi ve manevi iki farklı kriz senaryosu sunuldu. Bu senaryolar üzerinden sorulan sorulara verilen yanıtlara göre, çiftlerin yüzde 35’i maddi sorunlar nedeniyle boşanmanın eşiğine gelebileceklerini ifade ederken, yüzde 65’i, partneriyle arasında doğabilecek iletişim sorunlarının daha önemli olduğunu gösterdi. Çiftler bunlar arasında “sürekli eleştirme”, “sürekli suçlama ve savunma döngüsüne girme”, “sürekli araya görünmez duvarlar örme”, “sürekli küçümseme ve hor görme”, başta olmak üzere, ilgisizliğin, davranış değişikliklerinin, eleştirel dilin ve agresifliğin veya olumsuz kişilik yapılanmalarının, yaşadıkları evliliği daha fazla tehdit edeceği öngörüsünde bulundular.<br />
<br />
Sorunları araya almak…<br />
PSİKODER Başkan Yardımcısı Psikoterapist Cem Keçe de, çiftlerle aynı görüşe sahip. Maddi problemlerin günümüzde toplumun her kesiminden insanların hayatında dalgalı bir seyir içinde olduğunu belirten Psikoterapist Cem Keçe, palyatif tedbirlerle bireylerin veya çiftlerin bir şekilde bu durumun üstesinden gelebildiğini söyledi. Özellikle partnerler arasında zamanla meydana gelebilecek iletişim sorunlarının çözümünün, maddi sorunlara göre daha zor belki de imkansız bir hal alabileceğine dikkat çeken Keçe, “Artık günümüzde çiftlerden birinin işsiz kalmasından kaynaklı maddi kriz, evliliklerin karşısına bir sorun olarak çıkabiliyor. Ancak evlilik kurumunun getirdiği sorumluluklardan hareketle, çiftler birbirine anlayış gösterip destek olarak maddi sorunlara genellikle çözüm getirebiliyor, göğüs gerebiliyorlar. Bu tabloyu bir de evde sürekli partneriyle tartışan, onu küçümseyen, eskisi kadar sevgi ve ilgi göstermeyen, agresif, sorumluluklarını yerine getirmeyen bir kişinin getireceği mutsuzlukla karşılaştırmak farklı bir sonucu doğuruyor. Genelde çiftler bu tip bir kriz karşısında bocalıyorlar ve çıkış yolunu bulmakta zorlanıyorlar. Çünkü maddi bir durumda çift birbirine kenetlenip sorunu karşılarına alabiliyor ama sorun partner olunca, taraflar karşılıklı bir çatışma içine girebiliyor ve sorunu aralarına alıyorlar. Çözümden ziyade birbirlerini daha fazla yıpratacak bir mücadele içine giriyorlar” ifadelerini kullandı.<br />
<br />
Hayatın tadı kaçmışsa…<br />
Kendisine evlilik terapisi görmek için gelen danışanlarının büyük bir kısmında, partnerler arasında cinsel, davranışsal, iletişimsel sorunlardan kaynaklı problemlerin görüldüğüne dikkat çeken Psikoterapist Cem Keçe, “Birbirlerine eskisi gibi sevgi ve şehvet duymayan, evliliklerinin ilk yıllarında yaşadıkları heyecanı kaybetmiş, sözleriyle ve davranışlarıyla birbirlerini suçlayan, artık tamamen çatışma içine girmiş bir çift için kazanılmış yüksek standartlı bir hayatın anlamı yoktur. Çünkü bu çift için artık hayatın tadı kaçmıştır” yorumunda bulundu.<br />
<br />
Boşanmaya götüren kıyamet alametleri...<br />
<br />
Çiftleri boşanma kararı almaya kadar götürecek nedenler nelerdir? Hangi davranış kalıpları çifti karşı karşıya getirir? Psikoterapist Cem Keçe, uzun yıllar boyunca edindiği tecrübeler ışığında evliliği istenmeyen sona götürecek 5 tutum saptadığını söyledi. Bunları “küçümsemek, acımasızca eleştirmek, agresif ve savunmacı tavır takınma, sürekli sorunları görmezden gelmek ve sorumlulukları paylaşmamak” olarak nitelendiren Keçe, çözüme kavuşmaması halinde bu davranış şekillerinin evlilik için adeta boşanmaya götüren kıyamet alameti olduğunun altını çizdi. Keçe şu ayrıntıları paylaştı:<br />
<br />
Küçümsemek: Partnerlerden biri özel ya da sosyal ortam ayrımı gözetmeksiniz eşiyle dalga geçer, onur kırıcı bir şekilde onunla eğlenir, başarılarını önemsemez, başkalarıyla kıyaslar, başkalarının yanında hakarete varan takma adlar kullanır. Kısacası eşini takdir etmediğini ve kendisi için bir önemi olmadığını gösterircesine tavır takınır. Ayrıca partneri konuşurken dinlememek, sözünü dinlememek, partner için değerli olan aile, iş, kariyer gibi konuları küçümsemek de karşılaşılan bu olumsuz tutumlar içinde yer alabilir.<br />
<br />
Acımasızca eleştirmek: Partnerlerden biri diğerin yaptığı en ufak bir hataya bile tolerans göstermez, rahatsız olur ve geçmişte yapmış olduğu hataları da gündeme getirerek durumu daha da ağır bir hale sokar. Genelde bu durum ‘Her zaman her şeyi yanlış yapıyorsun’ ya da ‘Sen bugüne kadar neyi doğru yaptın ki’ şeklindeki genelleyici ve kırıcı sözlerle sonuçlanır.<br />
<br />
Agresif savunmacı tavır: Söz gelimi, ortada yanlış alınmış bir karar vardır ve olumsuz bir sonuç verir. Buna neden olan partner kendisini agresif bir şekilde savunmaya çalışır. Böyle bir durumda genelde başvurulan ilk söz ‘Senin yüzünden oldu!’ şeklindedir. Suçlama ile birlikte çift arasında bir haklılık haksızlık mücadelesi başlar ve her ikisi için de acı veren karşılıklı şikayetlerin ve sözlerin sarf edilmesi ile son bulur. Her iki taraf da anlaşılmamış ve haksızlığa uğramışlık duygularıyla diğerinden uzaklaşarak içine kapanır.<br />
<br />
Sorunları görmezden gelmek: Bazı insanlar ufukta bir fırtınanın geldiğini fark ederler ve mağduriyetleri hızlı bir şekilde ve herhangi bir duygu olmadan yanıtlamayı tercih ederler. Sorunlar hasır altı edilir, hiçbir şey olmamış gibi davranmayı tercih ederler ve belki de hemen çözüme kavuşacak bir sorunun ilerleyen süreçte çığ gibi büyümesine neden olurlar. Ancak sorun çözme kabiliyeti gösterememek, uzlaşamamak, görmezden gelmek gibi kaçınma tavırları, karşı tarafta büyük bir güvensizlik duygusunu hakim kılacaktır.<br />
<br />
Sorumlulukları paylaşmamak: Evlilik, sorumlulukların paylaşımı ve yerine getirilmesine dair iki bireyin birbirine verdiği sözler bütünüdür. Bu olgu evlilik kararının en önemli motivasyonlarından biridir. Zaman içinde bir nedenle taraflardan birinin, önemi ne olursa olsun kendisinden beklenen bir sorumluluğu yerine getirmemesi, ileride bu çift için büyük bir güven bunalımı ve huzursuzluk kaynağı olacaktır. Bazı sorumlulukların yerine getirilmemesi ise şüphe götürmez bir boşanma nedenidir.”<br />
<br />
Peki ne yapmalı?<br />
Psikoterapist Cem Keçe çiftleri boşanmaya götüren tutumlar için çiftlere önemli tavsiyelerde bulundu. “Çift ilişkisi bir kere bozulmaya başladığında hemen gerekli önlemler alınmazsa ilişkinin bozulma seyri hızlanır. Yokuş aşağı freni patlamış bir kamyon gibi gittikçe daha hızlı ve güç durdurulabilir bir hale gelir” ifadelerini kullanan Keçe, yolun sonuna gelindiğinde de felaketin kaçınılmaz olacağının altını çizdi. Çiftlerin ilişkilerinde bazı şeylerin yolunda gitmediğini görmesi ve çözümsüz kalmaları halinde mutlaka bir evlilik terapistinden evlilik terapisi veya evlilik danışmanlığı gibi profesyonel destek almasının vaktinin geldiğini belirten Keçe, “Burada her sorun yaşayan, kavga eden çiftin hemen bir evlilik terapistine gitmesi gerekir anlamı da çıkarılmamalıdır. Profesyonel destek alması gerekenler, yaşadığı sorunları bir şekilde çözemeyen bunun yerine yukarıda sözü edilen sağlıklı olmayan savunma mekanizmalarını geliştiren, gittikçe ilişkisi kötüleşen çiftlerdir. İlişkiniz, yapıcı ve sevgi dolu bir iletişim yerine, bireyselliğin hakim olduğu bir çatışmaya dönüşmüş, adeta bir savaş ve işkence haline gelmiş ise işte o zaman profesyonel destek almak gerekir. Unutmayın mutlu olmak herkesin hakkıdır ve mutluluk isteyen herkesin biraz çabayla öğrenilebileceği bir beceridir” şeklinde konuştu.]]></content:encoded>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[Uzak mesafe ilişkinin sırları]]></title>
			<link>https://forumistan.net/konu-uzak-mesafe-iliskinin-sirlari.html</link>
			<pubDate>Wed, 16 Oct 2024 12:40:47 +0000</pubDate>
			<dc:creator><![CDATA[<a href="https://forumistan.net/member.php?action=profile&uid=34">Arzu</a>]]></dc:creator>
			<guid isPermaLink="false">https://forumistan.net/konu-uzak-mesafe-iliskinin-sirlari.html</guid>
			<description><![CDATA[Uzak mesafe ilişkinin sırları<br />
<br />
Araya mesafeler girse de bir ilişkiyi yürüten şey her zaman aranızdaki özel bağ ve yakınlık olacaktır. Uzaklıklara rağmen bunu başarmanın sırlarını sizinle paylaşıyoruz.<br />
<br />
Aşk, her zaman yanı başınızda olmayabilir ve gözden uzak olan gönülden de ırak olmak zorunda değil. Yine de uzak mesafe ilişkilerinin biraz daha fazla özen istediği de bir gerçek. Mesafelerin aranıza girmemesi ve kilometrelere rağmen yakın bir ilişki kurmak için bu ipuçlarına göz atın.<br />
<br />
1. İlk adım: Buna değip değmeyeceğine karar verin<br />
<br />
Uzun mesafeli ilişkiniz için fedakârlıklar yapmadan önce, sürmesi için bir şansı olup olmadığına karar vermelisiniz. Bazen, uzun mesafeli olsun ya da olmasın, bir ilişkiye enerji harcamak sizin yararınıza değildir. Eğer buna değeceğini düşünüyorsanız, ikinci adıma geçebilirsiniz.<br />
<br />
2. İlişkiyi yeniden çerçeveleyin<br />
<br />
Doğası gereği uzun mesafeli ilişkiler, fiziksel yakınlıktan daha az yararlanırlar ve en büyük desteği duygusal yakınlıktan alırlar. Partnerinizle fiziksel yakınlığın yerini tamamen alacak bir şey olmasa da alternatif bağlantı yöntemleri bulabilirsiniz.<br />
<br />
3. Onunla değilken kendinize odaklanın<br />
<br />
Aradaki mesafeler ve seyahatle geçen sürenin hayatınızdan kısılmaması için bu sürenin dışındaki zamanı en iyi şekilde değerlendirmeye çalışın. Uzun mesafeli ilişkiler aslında bu konuda olumludur. İşte ya da okulda fazladan zaman ayırmanız gerekiyorsa, sırf meraktan yeni bir şeyler denemek istiyorsanız ya da sadece sessizlik istiyorsanız, bu özgürlüğe sahipsiniz.<br />
<br />
4. Her gün konuşmaya çalışın<br />
<br />
Uzun olmasa da her gün birbirinizle sohbet etmek, partnerinizi hayatınızın bir parçası olarak tutar. İlişkiler sadece büyük olayları, komik hikayeleri ve kişisel zaferleri anlatmaktan ibaret değildir. Şakalar ve küçük anlar hakkındaki sohbet iyi bir ilişkinin anahtardır. Uzun mesafeli aşk, sizi bunun gibi birçok sohbetten mahrum bırakabilir.<br />
<br />
5. Büyük fedakârlıklara hazır olun<br />
<br />
Her ilişki bazı fedakârlıklar gerektirir ancak uzun mesafeli ilişkiler bundan daha çok etkilenir. Önceden hangi planları yaparsanız yapın, ikiniz de fedakârlık yapmak zorunda kalacaksınız ve bunlardan bazıları gerçekten yorucu olabilir. Yeni bir şehre taşınmak ve her şeyi geride bırakmak zorunda kalabilirsiniz, ama bir şeyleri yeniden ve birlikte inşa etme şansına da sahip olacaksınız.<br />
<br />
6. Kendinize yüklenmeyin<br />
<br />
Partnerinizi düzensiz aralıklarla görmek, beklentileri de yükseltebilir ancak bu buluşmalar masal gibi geçmek zorunda değil. Birlikte olmanın özel hissettirmesi ama sıra dışı olmaması için yeterince sık bağlantı kurmalıydınız. En iyi ilişkiler kaldığı yerden devam etmekle yetinir. Okuldan sadece birkaç yılda bir gördüğünüz, ancak bunca zamandan sonra zahmetsizce sohbet ettiğiniz o arkadaşınızı hatırlıyor musunuz? Buluşmalarınız da böyle hissettirmeli.<br />
<br />
7. Duygusal ihtiyaçları unutmayın<br />
<br />
Duygusal olarak müsait değilseniz, uzun mesafeli ilişkiler özellikle zordur. Fiziksel mesafe, duygusal mesafe için bir bahane değildir. Birlikte yaşıyormuşsunuz gibi, birbirinizin ihtiyaçları ve duyguları için zaman ayırmalısınız.<br />
<br />
Bir ilişkinin duygusal sorumluluğu ilerledikçe daha yoğun hale gelecek olsa da, düzenli olarak birbirinizin yanında olmadığınız için partnerinize açılmaktan çekinmemek önemlidir. Aynı ortamı paylaşmıyor ve beraber stres atmıyorken bu oldukça zor görünebilir ancak mesafeleri yenmeden önce bu engeli aşmanız gerekecek.<br />
<br />
8. Romantik jestleri rutin hale getirin<br />
<br />
Aşk, büyük hediyeler ve sürpriz ziyaretler kadar küçük anlarla da ilgilidir. Ancak haftalarca ayrı kalabileceğiniz zaman, burada ve orada bir jest, partnerinizin onları düşündüğünüzü ve yapabilseydiniz daha fazlasını yapacağını bilmesini sağlar. Çiçekler, el yazısıyla yazılmış bir mektup, bahsettikleri bir kitap veya film, hatta sürpriz bir ziyaret olsun, pahadan bağımsız olarak oldukça önemli olabilir.<br />
<br />
9. Güvenmeyi öğrenin<br />
<br />
Bunu söylemeye gerek yok ama yine de ilişkinizin sınırları dahilinde uygun şekilde hareket etmeniz gerekiyor. Güven, herhangi bir ilişkinin yürümesi için gereken temeldir. Sürekli olarak diğer kişinin ne yaptığı hakkında endişeleniyorsanız, asla tamamen rahat hissetmezsiniz. Bir ilişki asla kötü hissettirmemelidir.]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[Uzak mesafe ilişkinin sırları<br />
<br />
Araya mesafeler girse de bir ilişkiyi yürüten şey her zaman aranızdaki özel bağ ve yakınlık olacaktır. Uzaklıklara rağmen bunu başarmanın sırlarını sizinle paylaşıyoruz.<br />
<br />
Aşk, her zaman yanı başınızda olmayabilir ve gözden uzak olan gönülden de ırak olmak zorunda değil. Yine de uzak mesafe ilişkilerinin biraz daha fazla özen istediği de bir gerçek. Mesafelerin aranıza girmemesi ve kilometrelere rağmen yakın bir ilişki kurmak için bu ipuçlarına göz atın.<br />
<br />
1. İlk adım: Buna değip değmeyeceğine karar verin<br />
<br />
Uzun mesafeli ilişkiniz için fedakârlıklar yapmadan önce, sürmesi için bir şansı olup olmadığına karar vermelisiniz. Bazen, uzun mesafeli olsun ya da olmasın, bir ilişkiye enerji harcamak sizin yararınıza değildir. Eğer buna değeceğini düşünüyorsanız, ikinci adıma geçebilirsiniz.<br />
<br />
2. İlişkiyi yeniden çerçeveleyin<br />
<br />
Doğası gereği uzun mesafeli ilişkiler, fiziksel yakınlıktan daha az yararlanırlar ve en büyük desteği duygusal yakınlıktan alırlar. Partnerinizle fiziksel yakınlığın yerini tamamen alacak bir şey olmasa da alternatif bağlantı yöntemleri bulabilirsiniz.<br />
<br />
3. Onunla değilken kendinize odaklanın<br />
<br />
Aradaki mesafeler ve seyahatle geçen sürenin hayatınızdan kısılmaması için bu sürenin dışındaki zamanı en iyi şekilde değerlendirmeye çalışın. Uzun mesafeli ilişkiler aslında bu konuda olumludur. İşte ya da okulda fazladan zaman ayırmanız gerekiyorsa, sırf meraktan yeni bir şeyler denemek istiyorsanız ya da sadece sessizlik istiyorsanız, bu özgürlüğe sahipsiniz.<br />
<br />
4. Her gün konuşmaya çalışın<br />
<br />
Uzun olmasa da her gün birbirinizle sohbet etmek, partnerinizi hayatınızın bir parçası olarak tutar. İlişkiler sadece büyük olayları, komik hikayeleri ve kişisel zaferleri anlatmaktan ibaret değildir. Şakalar ve küçük anlar hakkındaki sohbet iyi bir ilişkinin anahtardır. Uzun mesafeli aşk, sizi bunun gibi birçok sohbetten mahrum bırakabilir.<br />
<br />
5. Büyük fedakârlıklara hazır olun<br />
<br />
Her ilişki bazı fedakârlıklar gerektirir ancak uzun mesafeli ilişkiler bundan daha çok etkilenir. Önceden hangi planları yaparsanız yapın, ikiniz de fedakârlık yapmak zorunda kalacaksınız ve bunlardan bazıları gerçekten yorucu olabilir. Yeni bir şehre taşınmak ve her şeyi geride bırakmak zorunda kalabilirsiniz, ama bir şeyleri yeniden ve birlikte inşa etme şansına da sahip olacaksınız.<br />
<br />
6. Kendinize yüklenmeyin<br />
<br />
Partnerinizi düzensiz aralıklarla görmek, beklentileri de yükseltebilir ancak bu buluşmalar masal gibi geçmek zorunda değil. Birlikte olmanın özel hissettirmesi ama sıra dışı olmaması için yeterince sık bağlantı kurmalıydınız. En iyi ilişkiler kaldığı yerden devam etmekle yetinir. Okuldan sadece birkaç yılda bir gördüğünüz, ancak bunca zamandan sonra zahmetsizce sohbet ettiğiniz o arkadaşınızı hatırlıyor musunuz? Buluşmalarınız da böyle hissettirmeli.<br />
<br />
7. Duygusal ihtiyaçları unutmayın<br />
<br />
Duygusal olarak müsait değilseniz, uzun mesafeli ilişkiler özellikle zordur. Fiziksel mesafe, duygusal mesafe için bir bahane değildir. Birlikte yaşıyormuşsunuz gibi, birbirinizin ihtiyaçları ve duyguları için zaman ayırmalısınız.<br />
<br />
Bir ilişkinin duygusal sorumluluğu ilerledikçe daha yoğun hale gelecek olsa da, düzenli olarak birbirinizin yanında olmadığınız için partnerinize açılmaktan çekinmemek önemlidir. Aynı ortamı paylaşmıyor ve beraber stres atmıyorken bu oldukça zor görünebilir ancak mesafeleri yenmeden önce bu engeli aşmanız gerekecek.<br />
<br />
8. Romantik jestleri rutin hale getirin<br />
<br />
Aşk, büyük hediyeler ve sürpriz ziyaretler kadar küçük anlarla da ilgilidir. Ancak haftalarca ayrı kalabileceğiniz zaman, burada ve orada bir jest, partnerinizin onları düşündüğünüzü ve yapabilseydiniz daha fazlasını yapacağını bilmesini sağlar. Çiçekler, el yazısıyla yazılmış bir mektup, bahsettikleri bir kitap veya film, hatta sürpriz bir ziyaret olsun, pahadan bağımsız olarak oldukça önemli olabilir.<br />
<br />
9. Güvenmeyi öğrenin<br />
<br />
Bunu söylemeye gerek yok ama yine de ilişkinizin sınırları dahilinde uygun şekilde hareket etmeniz gerekiyor. Güven, herhangi bir ilişkinin yürümesi için gereken temeldir. Sürekli olarak diğer kişinin ne yaptığı hakkında endişeleniyorsanız, asla tamamen rahat hissetmezsiniz. Bir ilişki asla kötü hissettirmemelidir.]]></content:encoded>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[Aldatma eylemi ne zaman başlar?]]></title>
			<link>https://forumistan.net/konu-aldatma-eylemi-ne-zaman-baslar.html</link>
			<pubDate>Wed, 16 Oct 2024 12:40:11 +0000</pubDate>
			<dc:creator><![CDATA[<a href="https://forumistan.net/member.php?action=profile&uid=34">Arzu</a>]]></dc:creator>
			<guid isPermaLink="false">https://forumistan.net/konu-aldatma-eylemi-ne-zaman-baslar.html</guid>
			<description><![CDATA[Aldatma eylemi ne zaman başlar?<br />
<br />
Eğer aldatıldıysanız ve bu durumun ne zamandır olduğunu merak ediyorsanız, muhtemelen sandığınızdan daha uzun bir süreyle karşılaşacaksınız. Henüz üçüncü bir kişi yokken, ilişkiniz yolunda gözüküyorken verilen küçük işaretler, aldatmanın başlangıcı sayılabilir.<br />
<br />
Bir ilişki bir kez ortaya çıktıktan sonra genellikle ihanete uğrayan taraf, bu durumun ne zaman başladığını sorgular. Başlangıç anını bilmenin, sebebi belirmede ve gelecekte bu tür felaketleri önlemede yardımcı olacağını düşünürüz. İki kişinin bir iş yemeğinden sonra nasıl bir şeyler içtiğini, internette nasıl tanıştığını veya bir partide flört edip birkaç gün sonra buluşmayı nasıl kabul ettiğini düşünüyoruz. Kesin ayrıntılara odaklanıyoruz: Dizleri masanın altına değdiğinde, biri kolunu diğerinin beline hafifçe doladığında ve nereye gittikleri veya kime mesaj gönderdiği konusunda ilk kez yalan söylediklerinde. Ancak bir ilişkinin başlangıcı, iki başıboş insanın buluştuğu an ile aynı tutulmamalıdır. İşler, ilişkiye girecek kimse olmadan çok önce başlar. Kökenleri, ilişkinin içinde açılan, başlangıçtaki çok küçük çatlaklarda yatar. Aldatma, muhtemelen yeni bir kişinin adı anılmadan çok önce başlar.<br />
<br />
Aldatma eyleminin başlangıcında, olayın öznesi olan kişiyle ne zaman tanıştıklarından çok ilişkiye, üç yaz önce mutfakta iyi gitmeyen bazı konuşmalara ya da beş yıl önce taksideki somurtkanlığa odaklanılmalıdır. Sonunda yoldan sapan tarafın anlık ama gerçek sebeplerden bazıları şöyle sıralanabilir:<br />
<br />
Bitmeyen meşguliyet: Nadiren elinize geçen bir hafta sonu, baş başa geçmektense farklı projelere ayrıldı, size ait olması gereken vakit ise hep ‘’daha önemli’’ bir iş için harcandı.<br />
<br />
İhmal: Yoğun temponuzda vakit yaratıp görüşmek istediğinizde, karşı tarafın sizinle aynı heyecanı ve çabayı paylaşmadığını fark ettiniz.<br />
<br />
Utandırma: Başkalarıyla birlikteyken, sohbeti canlı tutmak için sizin paylaşmaktan hoşlanmadığınız o anıyı seçti. Nasıl hissettiğiniz, çevredekilerin eğlencesinden daha önemli olmalıydı.<br />
<br />
Sahiplik: Artık planlar size sorulmadan, programınız dikkate alınmadan yapılıyordu veya ortak alanlar, eşyalar fikrinize ihtiyaç duyulmadan değişebiliyordu.<br />
<br />
Flört: Kasıtsız da olsa, belki kendisi de henüz farkına varmadan, hoşlanmayacağınız kadar samimi iletişimlerde bulunuyordu.<br />
<br />
Çok fazla tartışma: Sıklıkla ufak da olsa sayıca fazla tartışmalar artık en özel anlarınızda dahi yaşanmaya başlamıştı.<br />
<br />
Şefkat eksikliği: Başlattığınız ufak jestler karşılık bulmuyor, bazen uzattığınız el tutulmuyordu. Artık böyle romantik oyunlara gerek yoktu.<br />
<br />
Cinsel çekimde azalma: Artık birbirinize karşı olan o güçlü çekim zayıflamıştı. Arzulama hissi giderek azalıyordu.<br />
<br />
Bireysel olarak, bunların hiçbiri çok dramatik olmayabilir. Bunlardan birinin veya diğerinin bazı küçük versiyonları hemen hemen her gün oluyor olabilir. Yine de bunlardan herhangi biri, aldatılmanın başladığı an olabilir; olaya üçüncü kişi dahil olmadan çok önce, duygu zihnine yerleşmiştir. Aldatma olayı açığa çıktığında, somur şeylere, mesajlara, fotoğraflara odaklanmak yaygındır. Ancak bu sadece kendine hizmet eden, çıkmaz bir sokak. Üçüncü kişinin dahil olduğu andan daha geriye bakmalıyız. Devrim, cinsel eylemle ya da kirli metinlerle başlamadı; yıllar önce güneşli, masum bir gecede, hala çok fazla iyi niyetin olduğu, bir iyi geceler öpücüğünün verildiği ve partnerin buna nasıl karşılık verdiği konusunda kederlenildiği bir anda başladı. Bu, ilişkinin ve sorunlarının şimdilik düşünmeye hazır olduğundan çok daha acı verici ve derin olduğunu gösterebilir ama aynı zamanda daha doğru ve nihayetinde daha faydalı bir açıklama olabilir.]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[Aldatma eylemi ne zaman başlar?<br />
<br />
Eğer aldatıldıysanız ve bu durumun ne zamandır olduğunu merak ediyorsanız, muhtemelen sandığınızdan daha uzun bir süreyle karşılaşacaksınız. Henüz üçüncü bir kişi yokken, ilişkiniz yolunda gözüküyorken verilen küçük işaretler, aldatmanın başlangıcı sayılabilir.<br />
<br />
Bir ilişki bir kez ortaya çıktıktan sonra genellikle ihanete uğrayan taraf, bu durumun ne zaman başladığını sorgular. Başlangıç anını bilmenin, sebebi belirmede ve gelecekte bu tür felaketleri önlemede yardımcı olacağını düşünürüz. İki kişinin bir iş yemeğinden sonra nasıl bir şeyler içtiğini, internette nasıl tanıştığını veya bir partide flört edip birkaç gün sonra buluşmayı nasıl kabul ettiğini düşünüyoruz. Kesin ayrıntılara odaklanıyoruz: Dizleri masanın altına değdiğinde, biri kolunu diğerinin beline hafifçe doladığında ve nereye gittikleri veya kime mesaj gönderdiği konusunda ilk kez yalan söylediklerinde. Ancak bir ilişkinin başlangıcı, iki başıboş insanın buluştuğu an ile aynı tutulmamalıdır. İşler, ilişkiye girecek kimse olmadan çok önce başlar. Kökenleri, ilişkinin içinde açılan, başlangıçtaki çok küçük çatlaklarda yatar. Aldatma, muhtemelen yeni bir kişinin adı anılmadan çok önce başlar.<br />
<br />
Aldatma eyleminin başlangıcında, olayın öznesi olan kişiyle ne zaman tanıştıklarından çok ilişkiye, üç yaz önce mutfakta iyi gitmeyen bazı konuşmalara ya da beş yıl önce taksideki somurtkanlığa odaklanılmalıdır. Sonunda yoldan sapan tarafın anlık ama gerçek sebeplerden bazıları şöyle sıralanabilir:<br />
<br />
Bitmeyen meşguliyet: Nadiren elinize geçen bir hafta sonu, baş başa geçmektense farklı projelere ayrıldı, size ait olması gereken vakit ise hep ‘’daha önemli’’ bir iş için harcandı.<br />
<br />
İhmal: Yoğun temponuzda vakit yaratıp görüşmek istediğinizde, karşı tarafın sizinle aynı heyecanı ve çabayı paylaşmadığını fark ettiniz.<br />
<br />
Utandırma: Başkalarıyla birlikteyken, sohbeti canlı tutmak için sizin paylaşmaktan hoşlanmadığınız o anıyı seçti. Nasıl hissettiğiniz, çevredekilerin eğlencesinden daha önemli olmalıydı.<br />
<br />
Sahiplik: Artık planlar size sorulmadan, programınız dikkate alınmadan yapılıyordu veya ortak alanlar, eşyalar fikrinize ihtiyaç duyulmadan değişebiliyordu.<br />
<br />
Flört: Kasıtsız da olsa, belki kendisi de henüz farkına varmadan, hoşlanmayacağınız kadar samimi iletişimlerde bulunuyordu.<br />
<br />
Çok fazla tartışma: Sıklıkla ufak da olsa sayıca fazla tartışmalar artık en özel anlarınızda dahi yaşanmaya başlamıştı.<br />
<br />
Şefkat eksikliği: Başlattığınız ufak jestler karşılık bulmuyor, bazen uzattığınız el tutulmuyordu. Artık böyle romantik oyunlara gerek yoktu.<br />
<br />
Cinsel çekimde azalma: Artık birbirinize karşı olan o güçlü çekim zayıflamıştı. Arzulama hissi giderek azalıyordu.<br />
<br />
Bireysel olarak, bunların hiçbiri çok dramatik olmayabilir. Bunlardan birinin veya diğerinin bazı küçük versiyonları hemen hemen her gün oluyor olabilir. Yine de bunlardan herhangi biri, aldatılmanın başladığı an olabilir; olaya üçüncü kişi dahil olmadan çok önce, duygu zihnine yerleşmiştir. Aldatma olayı açığa çıktığında, somur şeylere, mesajlara, fotoğraflara odaklanmak yaygındır. Ancak bu sadece kendine hizmet eden, çıkmaz bir sokak. Üçüncü kişinin dahil olduğu andan daha geriye bakmalıyız. Devrim, cinsel eylemle ya da kirli metinlerle başlamadı; yıllar önce güneşli, masum bir gecede, hala çok fazla iyi niyetin olduğu, bir iyi geceler öpücüğünün verildiği ve partnerin buna nasıl karşılık verdiği konusunda kederlenildiği bir anda başladı. Bu, ilişkinin ve sorunlarının şimdilik düşünmeye hazır olduğundan çok daha acı verici ve derin olduğunu gösterebilir ama aynı zamanda daha doğru ve nihayetinde daha faydalı bir açıklama olabilir.]]></content:encoded>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[Numerolojide ilişki analizi nasıl yapılır?]]></title>
			<link>https://forumistan.net/konu-numerolojide-iliski-analizi-nasil-yapilir.html</link>
			<pubDate>Wed, 16 Oct 2024 12:39:40 +0000</pubDate>
			<dc:creator><![CDATA[<a href="https://forumistan.net/member.php?action=profile&uid=34">Arzu</a>]]></dc:creator>
			<guid isPermaLink="false">https://forumistan.net/konu-numerolojide-iliski-analizi-nasil-yapilir.html</guid>
			<description><![CDATA[Numerolojide ilişki analizi nasıl yapılır?<br />
<br />
Numeroloji ile ilişki analizi yapabileceğinizi biliyor muydunuz? İnci Gücen numerolojiyi kullanarak ilişki analizi yapmanın yollarını anlattı.<br />
<br />
Numeroloji ile ilişki analizi yapabileceğinizi biliyor muydunuz? Yaşamda her rakamın ve harfin bir titreşimi vardır ve hiçbir şey tesadüfi değildir. Kendinizi ve partnerinizi ilişkilerinizde daha iyi anlamak isterseniz, doğum tarihinizdeki tüm sayıları toplayarak tek bir rakama ulaşana dek sadeleştirebilir ve detayları açıklama kısmından okuyabilirsiniz.<br />
<br />
<br />
Örnek numerolojik hesaplama<br />
<br />
01.01.1991 tarihinde doğmuş bir kişi için yaşam yolu =<br />
<br />
1 + 1 + 1 + 9 + 9 + 1 = 22 = 2 + 2 = 4’tür.<br />
<br />
Yaşam yolunuza göre okumak için;<br />
<br />
1: Bu kişiler yükselme, öncü olma ve başarma arzusu ile doludur. Övgülerden ve desteklenmekten hoşlanırlar. İlişkilerde özgüvenli ve net kişiler isterler. Bağımsızlıklarının kısıtlandığı yerde duramazlar. Duygularını yalnızca güvende hissettiği kişilere açarlar. 1, 2, 3, 5 ve 7, 9 yaşam yoluna sahip kişilerle uyumludurlar. 4, 6 ve 8 ile uyumsuzdurlar.<br />
<br />
2: Bu kişiler genellikle eş ruh ve ikiz ruh deneyimi yaşarlar. Empatik, dengeli, sevgi dolu ve koruyucu kişilerdir. Alma verme dengelerini doğru kurmaları gerekir. Ona sevginizi hissettirmeli, hassas yaklaşmalı, empatik olmalısınız. Bu kişiler 1, 2, 3, 4, 6, 8 ve 9 yaşam yoluna sahip kişilerle uyumludurlar.<br />
<br />
3: Bu kişiler ilişkilerde iletişim kurmayı önemseyen, eğlenceli, romantik kişilerdir. İlişkilerde harekete, ilgiye ve yeterli hissetmeye ihtiyaç duyarlar. Sizin için yaptığı şeyleri takdir etmeli, sevginizi sık sık dile getirmeli, kendisi olmasına ve sizinle çocuklaşabilmesine izin vermelisiniz. Bu kişiler 1, 2, 3, 5, 6 ve 9 yaşam yoluna sahip kişilerle uyumludurlar.<br />
<br />
4: Bu kişiler bir ilişkiyi sürdürebilmek için güvene ihtiyaç duyar ve hızlı ilerlemekten hoşlanmazlar. Mantık, duygularından önce gelir ve sevgilerini sözle değil somut yollarla (hediye, yemek vb) gösterirler. Sadakat, netlik, dürüstlük, düzen, sakinlik ve özel hissetmek onlar için önemlidir. Bu kişiler 2, 4, 6, 7 ve 8 yaşam yoluna sahip kişilerle uyumludurlar.<br />
<br />
5: Bu kişiler deneyimlemeyi, keşfetmeyi, yeniliği, gezmeyi severler. Partnerlerinin onun ufkunu genişletmesi, onu heyecanlandırması, spontane olması gerekir. Özgürlüklerinin kısıtlandığı veya monotonluğun olduğu yerde duramazlar. Çocuklarla ilgilenmeyi severler. Sıkıcı ve kendini tekrar eden kişilerle yapamazlar. 1, 3, 5, 7 ve 9 yaşam yoluna sahip kişilerle uyumludurlar.<br />
<br />
6: Bu kişiler evlilik için en ideal partnerlerdir. Zarif, dengeli, uyumlu, sorumluluk sahibi, yardımsever ve sevgi dolu kişilerdir. Ruh eşi ve ruh ikizi deneyimleri yoğundur. Sevgi dolu, ilgili, hedeflerini destekleyen ve iletişim kurmayı seven kişilerle iyi anlaşırlar. 2, 3, 4, 6, 8 ve 9 yaşam yoluna sahip kişilerle uyumludurlar.<br />
<br />
7: Bu kişiler genellikle doğru ilişkiyi beklenenden geç fakat beklediğinden güzel yaşarlar. Öncelikle kendilerini tanımaları, amaçlarına ulaşmaları ve kendi ayakları üzerinde durabilmeleri gerekir. Onlar için kendileriyle zaman geçirmek, kişisel gelişime önem vermek, sessizlik ve huzur önemlidir. Sizin de bilgili, kültürlü, olgun biri olmanız, sadakat sunabilmeniz gereklidir. Güven sunduğunuzda içindeki eğlenceli, sevgi dolu ve paylaşımcı ruhla karşılaşabilirsiniz. 1, 4, 5, 7 yaşam yoluna sahip kişilerle uyumludurlar.<br />
<br />
8: Bu kişiler otorite, başarı, kalite ve yaşamın zenginliklerine önem verirler. Sizin göze hitap eden, kendi ayakları üzerinde duran, statü sahibi, derin ve güçlü biri olmanızı isterler. Güven veren, tutkulu, ilişkisi için çaba harcayan, koruyucu kişilerdir. 2, 4, 6 ve 8 yaşam yoluna sahip kişilerle uyumludurlar.<br />
<br />
9: Bu kişiler; yüksek bir ruhsal farkındalığa sahip, affedici, yardımcı, kendi kendilerine yeten, çekici görünümlü kişilerdir. Onların size gösterdiği yanlarıyla değil iç dünyaları ile ilgilenirseniz, size duygularını açar ve bağlılıklarını sunarlar. Güçlü görünmeleri; geçmiş yaralarını, korkularını ve duygusallıklarını gizlemek içindir. 1, 2, 3, 5, 6 ve 9 yaşam yoluna sahip kişilerle uyumludurlar.<br />
<br />
Elbette her ilimde olduğu gibi numeroloji de daha derin bir alandır. Her ruh kendine özel ve biriciktir. Kişiye özel analizin isim soy isim ve doğum tarihlerinizle birlikte yapılması gerekmektedir.]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[Numerolojide ilişki analizi nasıl yapılır?<br />
<br />
Numeroloji ile ilişki analizi yapabileceğinizi biliyor muydunuz? İnci Gücen numerolojiyi kullanarak ilişki analizi yapmanın yollarını anlattı.<br />
<br />
Numeroloji ile ilişki analizi yapabileceğinizi biliyor muydunuz? Yaşamda her rakamın ve harfin bir titreşimi vardır ve hiçbir şey tesadüfi değildir. Kendinizi ve partnerinizi ilişkilerinizde daha iyi anlamak isterseniz, doğum tarihinizdeki tüm sayıları toplayarak tek bir rakama ulaşana dek sadeleştirebilir ve detayları açıklama kısmından okuyabilirsiniz.<br />
<br />
<br />
Örnek numerolojik hesaplama<br />
<br />
01.01.1991 tarihinde doğmuş bir kişi için yaşam yolu =<br />
<br />
1 + 1 + 1 + 9 + 9 + 1 = 22 = 2 + 2 = 4’tür.<br />
<br />
Yaşam yolunuza göre okumak için;<br />
<br />
1: Bu kişiler yükselme, öncü olma ve başarma arzusu ile doludur. Övgülerden ve desteklenmekten hoşlanırlar. İlişkilerde özgüvenli ve net kişiler isterler. Bağımsızlıklarının kısıtlandığı yerde duramazlar. Duygularını yalnızca güvende hissettiği kişilere açarlar. 1, 2, 3, 5 ve 7, 9 yaşam yoluna sahip kişilerle uyumludurlar. 4, 6 ve 8 ile uyumsuzdurlar.<br />
<br />
2: Bu kişiler genellikle eş ruh ve ikiz ruh deneyimi yaşarlar. Empatik, dengeli, sevgi dolu ve koruyucu kişilerdir. Alma verme dengelerini doğru kurmaları gerekir. Ona sevginizi hissettirmeli, hassas yaklaşmalı, empatik olmalısınız. Bu kişiler 1, 2, 3, 4, 6, 8 ve 9 yaşam yoluna sahip kişilerle uyumludurlar.<br />
<br />
3: Bu kişiler ilişkilerde iletişim kurmayı önemseyen, eğlenceli, romantik kişilerdir. İlişkilerde harekete, ilgiye ve yeterli hissetmeye ihtiyaç duyarlar. Sizin için yaptığı şeyleri takdir etmeli, sevginizi sık sık dile getirmeli, kendisi olmasına ve sizinle çocuklaşabilmesine izin vermelisiniz. Bu kişiler 1, 2, 3, 5, 6 ve 9 yaşam yoluna sahip kişilerle uyumludurlar.<br />
<br />
4: Bu kişiler bir ilişkiyi sürdürebilmek için güvene ihtiyaç duyar ve hızlı ilerlemekten hoşlanmazlar. Mantık, duygularından önce gelir ve sevgilerini sözle değil somut yollarla (hediye, yemek vb) gösterirler. Sadakat, netlik, dürüstlük, düzen, sakinlik ve özel hissetmek onlar için önemlidir. Bu kişiler 2, 4, 6, 7 ve 8 yaşam yoluna sahip kişilerle uyumludurlar.<br />
<br />
5: Bu kişiler deneyimlemeyi, keşfetmeyi, yeniliği, gezmeyi severler. Partnerlerinin onun ufkunu genişletmesi, onu heyecanlandırması, spontane olması gerekir. Özgürlüklerinin kısıtlandığı veya monotonluğun olduğu yerde duramazlar. Çocuklarla ilgilenmeyi severler. Sıkıcı ve kendini tekrar eden kişilerle yapamazlar. 1, 3, 5, 7 ve 9 yaşam yoluna sahip kişilerle uyumludurlar.<br />
<br />
6: Bu kişiler evlilik için en ideal partnerlerdir. Zarif, dengeli, uyumlu, sorumluluk sahibi, yardımsever ve sevgi dolu kişilerdir. Ruh eşi ve ruh ikizi deneyimleri yoğundur. Sevgi dolu, ilgili, hedeflerini destekleyen ve iletişim kurmayı seven kişilerle iyi anlaşırlar. 2, 3, 4, 6, 8 ve 9 yaşam yoluna sahip kişilerle uyumludurlar.<br />
<br />
7: Bu kişiler genellikle doğru ilişkiyi beklenenden geç fakat beklediğinden güzel yaşarlar. Öncelikle kendilerini tanımaları, amaçlarına ulaşmaları ve kendi ayakları üzerinde durabilmeleri gerekir. Onlar için kendileriyle zaman geçirmek, kişisel gelişime önem vermek, sessizlik ve huzur önemlidir. Sizin de bilgili, kültürlü, olgun biri olmanız, sadakat sunabilmeniz gereklidir. Güven sunduğunuzda içindeki eğlenceli, sevgi dolu ve paylaşımcı ruhla karşılaşabilirsiniz. 1, 4, 5, 7 yaşam yoluna sahip kişilerle uyumludurlar.<br />
<br />
8: Bu kişiler otorite, başarı, kalite ve yaşamın zenginliklerine önem verirler. Sizin göze hitap eden, kendi ayakları üzerinde duran, statü sahibi, derin ve güçlü biri olmanızı isterler. Güven veren, tutkulu, ilişkisi için çaba harcayan, koruyucu kişilerdir. 2, 4, 6 ve 8 yaşam yoluna sahip kişilerle uyumludurlar.<br />
<br />
9: Bu kişiler; yüksek bir ruhsal farkındalığa sahip, affedici, yardımcı, kendi kendilerine yeten, çekici görünümlü kişilerdir. Onların size gösterdiği yanlarıyla değil iç dünyaları ile ilgilenirseniz, size duygularını açar ve bağlılıklarını sunarlar. Güçlü görünmeleri; geçmiş yaralarını, korkularını ve duygusallıklarını gizlemek içindir. 1, 2, 3, 5, 6 ve 9 yaşam yoluna sahip kişilerle uyumludurlar.<br />
<br />
Elbette her ilimde olduğu gibi numeroloji de daha derin bir alandır. Her ruh kendine özel ve biriciktir. Kişiye özel analizin isim soy isim ve doğum tarihlerinizle birlikte yapılması gerekmektedir.]]></content:encoded>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[Evlilik öncesi ayakta kalma kılavuzu]]></title>
			<link>https://forumistan.net/konu-evlilik-oncesi-ayakta-kalma-kilavuzu.html</link>
			<pubDate>Wed, 16 Oct 2024 12:39:10 +0000</pubDate>
			<dc:creator><![CDATA[<a href="https://forumistan.net/member.php?action=profile&uid=34">Arzu</a>]]></dc:creator>
			<guid isPermaLink="false">https://forumistan.net/konu-evlilik-oncesi-ayakta-kalma-kilavuzu.html</guid>
			<description><![CDATA[Evlilik öncesi ayakta kalma kılavuzu<br />
<br />
Yüzük artık parmağınızda ve o gün çok yakında. Kaçıp gitme fikirleri aklınızı meşgul etmeye başladıysa, orada durun! Bu kılavuzla evlenmek çok kolay!<br />
<br />
Julia Roberts’ın Kaçak Gelin filminde her nikâhtan nasıl kıl payı döndüğünü hatırlayalım. Durum biraz abartılmış olsa da aslında film, birçok gelin adayının tatlı can çekişmelerine dikkat çekiyordu. Hamilelik esnasında salgılanan hormonların benzerlerinin garip sinyaller verdiği bu dönemde, zaman nedense hep az, yapılacak işlerse çoktur.<br />
<br />
Başından evlilik geçmiş her kadın bizlere katılacaktır; evlilik stresi kesinlikle eşsizdir. Verilecek kararlar, alınacaklar ve düşünülmesi gereken ufak ayrıntılar derken kafanız koca bir sis bulutunun içinde yüzer. Düğün hazırlıklarının yanında eve alınacak mutfak malzemelerinden tutun da, ayakkabı çekeceğine, buzdolabı ya da fırına kadar her şey koca bir problem haline gelmeye başlar.<br />
<br />
Düğün stresini yenmek ve düğün stresinden kurtulmak için öneriler<br />
<br />
Üstüne üstlük çalışan bir gelin adayıysanız, üzgünüz fakat durumunuz oldukça ciddidir. Bir evlilik planlamak, tıpkı aynı anda iki farklı işte çalışmak gibidir. Gelinlikten davetiyeye kadar hazırlanması gereken yüzlerce büyük iş ve küçük ayrıntı vardır. Zamansa su gibi akıp geçmektedir. Üzerinize bir balçık gibi yapışan stres meledi çoğu zaman çığlıklar atarak, nereye olduğunu bilmeden, içinizdeki uzaklara koşma isteği uyandırır. Bu korkunç düşünceyi, tüm benliğinize yedirmeyi başardığını zanneden kötü kalpli zihniniz, aslında pek de başarılı olamamıştır. Tam o anda aklınıza, hayatınızı paylaşmak istediğiniz o yakışıklı gelir.<br />
<br />
Şimdi bu düşünceyi aklınızda tutmaya devam edin, arkanıza yaslanın ve sizin için hazırladığımız, ‘evlilik öncesi hayatta kalma kılavuzu’na bir göz atın ve asla unutmayın! O günün tamamı, günün kendisi kadar önemli değildir. ‘Evet’ dediğiniz, onun elini tuttuğunuz ve sizi öptüğü an o gündür. Hazırlık aşamasında yaşadığınız bin bir türlü terslik, geriye kalan hayatınızın küçücük ve tatlı parçalarıdır. Şimdi hazırsanız; ayağına basabilirsiniz!<br />
<br />
Her ne olursa olsun sevdiğiniz erkekle hayatınızı birleştirdiğinizi, tüm bu süreç içerisinde aklınızdan asla çıkarmayın.<br />
<br />
Sınırlarınızı belirleyin<br />
Balayınız için ayırdığınız parayı düğün ertesi borçlarına yatırmak istemezsiniz değil mi? Bunun için limitlerinizi önceden belirleyin. Belirlediğiniz sınırda hareket etmek çoğu zaman zordur. Fakat kendinize sağladığınız maddi özgürlük problemler oluşmasına neden olabilir. Kaç kişiyi çağıracağınıza, nerede ve nasıl bir düğün hazırlayacağınıza tarihi almadan önce karar vermeniz sizin için en iyisi olacaktır.<br />
<br />
Gelinlik provalarını rahat zamanlarda yapın<br />
Gelinlik provalarınızı günün erken saatlerine alın. Karnınız fazlaca dolu olmadığından ya da bedeniniz yorgun düşmediğinden, provanızın sonuçları şaşırtıcı olmayacaktır. Aynı zamanda iş çıkışı provaya yetişme telaşından da kurtulmuş olacaksınız.<br />
<br />
Önerileri sadece dinleyin<br />
Sizi ne mutlu edecekse onu yapın. Bu sizin düğününüz! İnsanların türlü fikirlerle kafanızı bulandırmasına izin vermeyin. Bu kişi anneniz, kayınvalideniz ya da en yakın arkadaşınız dahi olsa! Yapmak istemediğiniz herhangi bir şey için asla kendinizi zorlamayın. Ne istediğinize karar verin ve sadece yapın! Bu arada kimseyi kırmamaya da özen gösterin. Malum; gelin hormonları iş başında!<br />
<br />
Tüm görevleri üstlenmeyin<br />
İlişkileri yönetmenin zor olduğu bir süreç olsa da hatırlatmakta fayda var; tüm evlilik hayatınız zaten ilişki yönetimi üzerine kurulu olacak! Müstakbel eşinize, annenize ya da arkadaşlarınıza, kısaca yardım için gönüllü olanlara ayrı ayrı görevler verin. Başkalarının üzerine yük bindirdiğinizi asla düşünmeyin. İnanın, onlar yardım etmeye daha dünden hazırlar! Yalnız size bir sır verelim; eşinizi bu hevesli gruba dâhil olmayabilir. Ama emin olun sorumluluk gerektiren ‘erkek’ işlerinde size çok yardımcı olacaktır.<br />
<br />
Düğün hazırlıklarında ince detaylar önemlidir<br />
Oturma düzenine özellikle dikkat edin. Yan yana gelmesini istediğiniz bekâr arkadaşlarınızı ya da kavga etmesinden korktuğunuz akrabalarınızı iyi bir şekilde konuşlandırın.<br />
<br />
Müziklerinizi kendiniz seçin<br />
Gecenin en önemli konularından biri de hiç şüphesiz ki müzik. Anlaştığınız bir orkestra varsa size bu konuda güvence vermiş olabilir ancak düğün şarkıları için listeye önceden bir göz atmakta fayda var. Hangi şarkıyla salona gireceğinize, hangi şarkıda dans edeceğinize, gecenin nasıl başlayıp, nasıl sonlanacağına önceden karar verin. Canlı müzik tercih edecekseniz, davetli kitlesini ve gecenin konseptini göz önünde bulundurun. Müziği başkalarının eline teslim etmek istemiyorsanız, sevdiğiniz şarkılardan oluşan cd’ ler hazırlayabilirsiniz. Ne de olsa gece sizin!<br />
<br />
Fotoğraf ve video çekimini iyi organize edin<br />
Bu unutulmaz geceyi tekrar tekrar hatırlamak içini fotoğraf ve video çekimleri konusunu sakın atlamayın! Profesyonel bir fotoğrafçı tutup, tüm gününüzü fotoğraflandıracaksınız ancak tercih ettiğiniz tarz konusunda kararlı olun. Bizden size hoş bir fikir; kullanıp atılan fotoğraf makinelerinden davetlilere dağıtıp, gecenin sonunda çıkıştaki sepete dolu makineleri bırakmalarını isteyebilirsiniz. Kullanılıp atılan fotoğraf makinelerini davetlilere dağıtıp, gecenin sonunda çıkıştaki sepete dolu olarak bırakmalarını isteyebilirsiniz. Bu hem eğlendirir hem de düğüne ortak eder. Böylelikle farklı bakış açılarından, hem sizin hem de diğer davetlilerin mutlu ve komik anlarını yakalayabilirsiniz. Düğün fotoğrafları fikirlerine buradan göz atabilirsiniz.<br />
<br />
Yanınızda yedek kuvvet bulundurun<br />
Eğer bütçeniz el veriyorsa, bir düğün organizatörüyle görüşmeyi düşünün. Eğer bütçeniz yeterli değilse, çalışma disiplini ve boş zamanı bolca olan güvendiğiniz birine bu görevi verin. Bırakın sizin için ajandayı o tutsun.<br />
<br />
Mola vermeyi ihmal etmeyin<br />
Tüm bu koşturmaca arasında planlamayı bir günlüğüne ve hatta zamanınız varsa bir haftalığına durdurun. Sevdiğiniz adamla uzak bir yere tatile gidin ya da evinizde oturup, şehir dışında olduğunuzu söyleyin! Kısa bir ara, şarj olmanız ve kafanızı toplamanız için size yeterli gelecektir. Basit mindfulness uygulamaları ile stresi azaltmak da mümkün.<br />
<br />
Olan halin tadını çıkarın<br />
O gün gelip çattığında, sadece keyfini çıkarın! Planlar yapıldı, ne olduysa oldu. Şimdi yapmanız gereken tek şey eşinizin elinden tutup, onu dans pistine sürüklemek!]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[Evlilik öncesi ayakta kalma kılavuzu<br />
<br />
Yüzük artık parmağınızda ve o gün çok yakında. Kaçıp gitme fikirleri aklınızı meşgul etmeye başladıysa, orada durun! Bu kılavuzla evlenmek çok kolay!<br />
<br />
Julia Roberts’ın Kaçak Gelin filminde her nikâhtan nasıl kıl payı döndüğünü hatırlayalım. Durum biraz abartılmış olsa da aslında film, birçok gelin adayının tatlı can çekişmelerine dikkat çekiyordu. Hamilelik esnasında salgılanan hormonların benzerlerinin garip sinyaller verdiği bu dönemde, zaman nedense hep az, yapılacak işlerse çoktur.<br />
<br />
Başından evlilik geçmiş her kadın bizlere katılacaktır; evlilik stresi kesinlikle eşsizdir. Verilecek kararlar, alınacaklar ve düşünülmesi gereken ufak ayrıntılar derken kafanız koca bir sis bulutunun içinde yüzer. Düğün hazırlıklarının yanında eve alınacak mutfak malzemelerinden tutun da, ayakkabı çekeceğine, buzdolabı ya da fırına kadar her şey koca bir problem haline gelmeye başlar.<br />
<br />
Düğün stresini yenmek ve düğün stresinden kurtulmak için öneriler<br />
<br />
Üstüne üstlük çalışan bir gelin adayıysanız, üzgünüz fakat durumunuz oldukça ciddidir. Bir evlilik planlamak, tıpkı aynı anda iki farklı işte çalışmak gibidir. Gelinlikten davetiyeye kadar hazırlanması gereken yüzlerce büyük iş ve küçük ayrıntı vardır. Zamansa su gibi akıp geçmektedir. Üzerinize bir balçık gibi yapışan stres meledi çoğu zaman çığlıklar atarak, nereye olduğunu bilmeden, içinizdeki uzaklara koşma isteği uyandırır. Bu korkunç düşünceyi, tüm benliğinize yedirmeyi başardığını zanneden kötü kalpli zihniniz, aslında pek de başarılı olamamıştır. Tam o anda aklınıza, hayatınızı paylaşmak istediğiniz o yakışıklı gelir.<br />
<br />
Şimdi bu düşünceyi aklınızda tutmaya devam edin, arkanıza yaslanın ve sizin için hazırladığımız, ‘evlilik öncesi hayatta kalma kılavuzu’na bir göz atın ve asla unutmayın! O günün tamamı, günün kendisi kadar önemli değildir. ‘Evet’ dediğiniz, onun elini tuttuğunuz ve sizi öptüğü an o gündür. Hazırlık aşamasında yaşadığınız bin bir türlü terslik, geriye kalan hayatınızın küçücük ve tatlı parçalarıdır. Şimdi hazırsanız; ayağına basabilirsiniz!<br />
<br />
Her ne olursa olsun sevdiğiniz erkekle hayatınızı birleştirdiğinizi, tüm bu süreç içerisinde aklınızdan asla çıkarmayın.<br />
<br />
Sınırlarınızı belirleyin<br />
Balayınız için ayırdığınız parayı düğün ertesi borçlarına yatırmak istemezsiniz değil mi? Bunun için limitlerinizi önceden belirleyin. Belirlediğiniz sınırda hareket etmek çoğu zaman zordur. Fakat kendinize sağladığınız maddi özgürlük problemler oluşmasına neden olabilir. Kaç kişiyi çağıracağınıza, nerede ve nasıl bir düğün hazırlayacağınıza tarihi almadan önce karar vermeniz sizin için en iyisi olacaktır.<br />
<br />
Gelinlik provalarını rahat zamanlarda yapın<br />
Gelinlik provalarınızı günün erken saatlerine alın. Karnınız fazlaca dolu olmadığından ya da bedeniniz yorgun düşmediğinden, provanızın sonuçları şaşırtıcı olmayacaktır. Aynı zamanda iş çıkışı provaya yetişme telaşından da kurtulmuş olacaksınız.<br />
<br />
Önerileri sadece dinleyin<br />
Sizi ne mutlu edecekse onu yapın. Bu sizin düğününüz! İnsanların türlü fikirlerle kafanızı bulandırmasına izin vermeyin. Bu kişi anneniz, kayınvalideniz ya da en yakın arkadaşınız dahi olsa! Yapmak istemediğiniz herhangi bir şey için asla kendinizi zorlamayın. Ne istediğinize karar verin ve sadece yapın! Bu arada kimseyi kırmamaya da özen gösterin. Malum; gelin hormonları iş başında!<br />
<br />
Tüm görevleri üstlenmeyin<br />
İlişkileri yönetmenin zor olduğu bir süreç olsa da hatırlatmakta fayda var; tüm evlilik hayatınız zaten ilişki yönetimi üzerine kurulu olacak! Müstakbel eşinize, annenize ya da arkadaşlarınıza, kısaca yardım için gönüllü olanlara ayrı ayrı görevler verin. Başkalarının üzerine yük bindirdiğinizi asla düşünmeyin. İnanın, onlar yardım etmeye daha dünden hazırlar! Yalnız size bir sır verelim; eşinizi bu hevesli gruba dâhil olmayabilir. Ama emin olun sorumluluk gerektiren ‘erkek’ işlerinde size çok yardımcı olacaktır.<br />
<br />
Düğün hazırlıklarında ince detaylar önemlidir<br />
Oturma düzenine özellikle dikkat edin. Yan yana gelmesini istediğiniz bekâr arkadaşlarınızı ya da kavga etmesinden korktuğunuz akrabalarınızı iyi bir şekilde konuşlandırın.<br />
<br />
Müziklerinizi kendiniz seçin<br />
Gecenin en önemli konularından biri de hiç şüphesiz ki müzik. Anlaştığınız bir orkestra varsa size bu konuda güvence vermiş olabilir ancak düğün şarkıları için listeye önceden bir göz atmakta fayda var. Hangi şarkıyla salona gireceğinize, hangi şarkıda dans edeceğinize, gecenin nasıl başlayıp, nasıl sonlanacağına önceden karar verin. Canlı müzik tercih edecekseniz, davetli kitlesini ve gecenin konseptini göz önünde bulundurun. Müziği başkalarının eline teslim etmek istemiyorsanız, sevdiğiniz şarkılardan oluşan cd’ ler hazırlayabilirsiniz. Ne de olsa gece sizin!<br />
<br />
Fotoğraf ve video çekimini iyi organize edin<br />
Bu unutulmaz geceyi tekrar tekrar hatırlamak içini fotoğraf ve video çekimleri konusunu sakın atlamayın! Profesyonel bir fotoğrafçı tutup, tüm gününüzü fotoğraflandıracaksınız ancak tercih ettiğiniz tarz konusunda kararlı olun. Bizden size hoş bir fikir; kullanıp atılan fotoğraf makinelerinden davetlilere dağıtıp, gecenin sonunda çıkıştaki sepete dolu makineleri bırakmalarını isteyebilirsiniz. Kullanılıp atılan fotoğraf makinelerini davetlilere dağıtıp, gecenin sonunda çıkıştaki sepete dolu olarak bırakmalarını isteyebilirsiniz. Bu hem eğlendirir hem de düğüne ortak eder. Böylelikle farklı bakış açılarından, hem sizin hem de diğer davetlilerin mutlu ve komik anlarını yakalayabilirsiniz. Düğün fotoğrafları fikirlerine buradan göz atabilirsiniz.<br />
<br />
Yanınızda yedek kuvvet bulundurun<br />
Eğer bütçeniz el veriyorsa, bir düğün organizatörüyle görüşmeyi düşünün. Eğer bütçeniz yeterli değilse, çalışma disiplini ve boş zamanı bolca olan güvendiğiniz birine bu görevi verin. Bırakın sizin için ajandayı o tutsun.<br />
<br />
Mola vermeyi ihmal etmeyin<br />
Tüm bu koşturmaca arasında planlamayı bir günlüğüne ve hatta zamanınız varsa bir haftalığına durdurun. Sevdiğiniz adamla uzak bir yere tatile gidin ya da evinizde oturup, şehir dışında olduğunuzu söyleyin! Kısa bir ara, şarj olmanız ve kafanızı toplamanız için size yeterli gelecektir. Basit mindfulness uygulamaları ile stresi azaltmak da mümkün.<br />
<br />
Olan halin tadını çıkarın<br />
O gün gelip çattığında, sadece keyfini çıkarın! Planlar yapıldı, ne olduysa oldu. Şimdi yapmanız gereken tek şey eşinizin elinden tutup, onu dans pistine sürüklemek!]]></content:encoded>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[Alyans neden sol parmağa takılır?]]></title>
			<link>https://forumistan.net/konu-alyans-neden-sol-parmaga-takilir.html</link>
			<pubDate>Wed, 16 Oct 2024 12:38:45 +0000</pubDate>
			<dc:creator><![CDATA[<a href="https://forumistan.net/member.php?action=profile&uid=34">Arzu</a>]]></dc:creator>
			<guid isPermaLink="false">https://forumistan.net/konu-alyans-neden-sol-parmaga-takilir.html</guid>
			<description><![CDATA[Alyans neden sol parmağa takılır?<br />
<br />
Alyans, evlilik kurumunun kendisi kadar eski görünüyor olabilir ancak çok da uzun olmayan zaman önce, aşkın farklı simgeleri, evlilik sözünün göstergesi olarak kullanılıyordu.<br />
<br />
1800'lü yıllarda, kimi Amerikan erkekleri, müstakbel eşlerine dikiş yüksüğü verirdi; düğünden sonra, yüksüğün uç kısmı kesilerek yüzük yapılırdı. Bir İngiliz geleneğine göre ise çift, bir parça altın ya da gümüşü iki partnerin de saklaması için ikiye böler ve sonrasında nişanı resmileştirmek için bir kadeh şarap içerdi.<br />
<br />
Alyansların izini 13.yy Roma’sına dek sürebiliyoruz; Papa Innocent III’ün nişan ve evlilik arasında zorunlu bir bekleme süresini uygulamaya sokmasından sonra Hristiyanların bu geleneği benimsemelerine dek. Yüzükleri, önce demirden sonra ise altından yapılan basit halkalardı. Alyansı sol ele takma geleneği ise iddialara göre Yunanların ve Romalıların yüzük parmağından doğrudan kalbe giden ‘Vena Amoris’ adındaki özel damar inançlarından geliyor.<br />
<br />
Pırlantalar ise sonradan eklendi. Avusturyalı Arşidük Maximillian, müstakbel eşine parlak mücevher hediye ettiği – 1477 yılında – bilinen ilk erkektir; fakat parlak taşlar, 1930lardaki De Beer’in büyük pazarlama atılımına dek aristokrat olmayan kesimde popüler olmamıştır.<br />
<br />
Aatlantic’e göre, 19.yy’ın sonlarında, Güney Afrika’daki büyük elmas madenlerinin keşfinden sonra, De Beers, hem arzı hem de talebi manipüle etti. Firma, yatırımlarını koruyabilmek ve elmas fiyatlarını yükseltebilmek adına elmasların nadir ve tabiatları gereği değerli olduğu yanılgısını sürdürme stratejisini uyguladı. Sonrasında elmas endüstrisini kontrol altında tutabilmek için bir kartel oluşturdu ve elmasları statü sembolü olarak pazarlayabilmek için New Yorklu bir reklam ajansı ile çalışmaya başladı. Ve yapılan reklam kampanyaları sonucunda tüketicilerin pırlanta yüzükleri aile yadigârları olarak görmeleri sağlandı.<br />
<br />
Yani buradan şöyle bir sonuca varabiliriz belki de büyükbabalarımız ya da büyükannelerimiz reklamlara duyarlı olmasalardı eğer, parmaklarımızda dikiş yüksükleri ile dolaşıyor olabilirdik.]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[Alyans neden sol parmağa takılır?<br />
<br />
Alyans, evlilik kurumunun kendisi kadar eski görünüyor olabilir ancak çok da uzun olmayan zaman önce, aşkın farklı simgeleri, evlilik sözünün göstergesi olarak kullanılıyordu.<br />
<br />
1800'lü yıllarda, kimi Amerikan erkekleri, müstakbel eşlerine dikiş yüksüğü verirdi; düğünden sonra, yüksüğün uç kısmı kesilerek yüzük yapılırdı. Bir İngiliz geleneğine göre ise çift, bir parça altın ya da gümüşü iki partnerin de saklaması için ikiye böler ve sonrasında nişanı resmileştirmek için bir kadeh şarap içerdi.<br />
<br />
Alyansların izini 13.yy Roma’sına dek sürebiliyoruz; Papa Innocent III’ün nişan ve evlilik arasında zorunlu bir bekleme süresini uygulamaya sokmasından sonra Hristiyanların bu geleneği benimsemelerine dek. Yüzükleri, önce demirden sonra ise altından yapılan basit halkalardı. Alyansı sol ele takma geleneği ise iddialara göre Yunanların ve Romalıların yüzük parmağından doğrudan kalbe giden ‘Vena Amoris’ adındaki özel damar inançlarından geliyor.<br />
<br />
Pırlantalar ise sonradan eklendi. Avusturyalı Arşidük Maximillian, müstakbel eşine parlak mücevher hediye ettiği – 1477 yılında – bilinen ilk erkektir; fakat parlak taşlar, 1930lardaki De Beer’in büyük pazarlama atılımına dek aristokrat olmayan kesimde popüler olmamıştır.<br />
<br />
Aatlantic’e göre, 19.yy’ın sonlarında, Güney Afrika’daki büyük elmas madenlerinin keşfinden sonra, De Beers, hem arzı hem de talebi manipüle etti. Firma, yatırımlarını koruyabilmek ve elmas fiyatlarını yükseltebilmek adına elmasların nadir ve tabiatları gereği değerli olduğu yanılgısını sürdürme stratejisini uyguladı. Sonrasında elmas endüstrisini kontrol altında tutabilmek için bir kartel oluşturdu ve elmasları statü sembolü olarak pazarlayabilmek için New Yorklu bir reklam ajansı ile çalışmaya başladı. Ve yapılan reklam kampanyaları sonucunda tüketicilerin pırlanta yüzükleri aile yadigârları olarak görmeleri sağlandı.<br />
<br />
Yani buradan şöyle bir sonuca varabiliriz belki de büyükbabalarımız ya da büyükannelerimiz reklamlara duyarlı olmasalardı eğer, parmaklarımızda dikiş yüksükleri ile dolaşıyor olabilirdik.]]></content:encoded>
		</item>
	</channel>
</rss>