<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?>
<rss version="2.0" xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/" xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/">
	<channel>
		<title><![CDATA[Forum Sitesi - Çocuğum ve Ben]]></title>
		<link>https://forumistan.net/</link>
		<description><![CDATA[Forum Sitesi - https://forumistan.net]]></description>
		<pubDate>Tue, 28 Apr 2026 13:53:29 +0000</pubDate>
		<generator>MyBB</generator>
		<item>
			<title><![CDATA[TEK VE ÇİFT YUMURTA İKİZİ]]></title>
			<link>https://forumistan.net/konu-tek-ve-cift-yumurta-ikizi.html</link>
			<pubDate>Sun, 29 Mar 2026 12:47:50 +0000</pubDate>
			<dc:creator><![CDATA[<a href="https://forumistan.net/member.php?action=profile&uid=1">forumistan</a>]]></dc:creator>
			<guid isPermaLink="false">https://forumistan.net/konu-tek-ve-cift-yumurta-ikizi.html</guid>
			<description><![CDATA[TEK VE ÇİFT YUMURTA İKİZİ<br />
TEK yumurta ikizi; tek bir yumurtanın bir spermatozoon tarafından döllenmesinin ardından bölünmesiyle ortaya çıkmaktadır. Bu durumda ikizler aynı cinsiyette olup, birbirleriyle tamamen aynı genetik yapıya sahip olurlar.<br />
<br />
Çift yumurta ikizi; iki yumurta, farklı iki spermatozoon tarafından döllenmektedir. Bu durumda ikizlerin cinsiyeti farklı olabilir, genetik özellikleri ise iki kardeş kadar benzer olur.]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[TEK VE ÇİFT YUMURTA İKİZİ<br />
TEK yumurta ikizi; tek bir yumurtanın bir spermatozoon tarafından döllenmesinin ardından bölünmesiyle ortaya çıkmaktadır. Bu durumda ikizler aynı cinsiyette olup, birbirleriyle tamamen aynı genetik yapıya sahip olurlar.<br />
<br />
Çift yumurta ikizi; iki yumurta, farklı iki spermatozoon tarafından döllenmektedir. Bu durumda ikizlerin cinsiyeti farklı olabilir, genetik özellikleri ise iki kardeş kadar benzer olur.]]></content:encoded>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[Okul ve Çocuk]]></title>
			<link>https://forumistan.net/konu-okul-ve-cocuk.html</link>
			<pubDate>Mon, 19 Aug 2024 14:35:18 +0000</pubDate>
			<dc:creator><![CDATA[<a href="https://forumistan.net/member.php?action=profile&uid=34">Arzu</a>]]></dc:creator>
			<guid isPermaLink="false">https://forumistan.net/konu-okul-ve-cocuk.html</guid>
			<description><![CDATA[Okul ve Çocuk<br />
<br />
<br />
            Okul sosyalleşmenin ikinci adresidir. Aslında birinci adres ailedir. Anne baba ve varsa diğer kardeşler sosyalitedir, fakat yeterli değildir. Mahalle ve sokak kara düzen sosyalitedir. Okul ise sistematik sosyalleşme kurumudur.<br />
<br />
            Okulun çocuğa faydalı olabilmesi öncelikle aileye bağlıdır. Merkez eğitim ailede başlar. Mayası katılmamış hamur ne ise ailesiz okul da odur. Nüve ailedir.<br />
<br />
            Siz anne babalar dahi bir şey sizin için anlam ifade ediyorsa o şeyi öğrenme arzusu duyarsınız. Çocuk için de okul bir anlam ifade etmeli ki, okula zevkle gitsin. Okulun önemini öncelikle anne babalar idrak etmelidir. Bilgi, mutlu kılmak için olmalıdır. Değilse sadece maddesel bilgi hiçtir. Bu doğrultuda anne babanın temel görevi mutlu çocuklar yetiştirmek olmalıdır.<br />
<br />
            Bazı çocuklar ders kitaplarındaki matematikte başarısız görünürken, dışarıdaki bakkal hesaplamalarında çok zeki olabiliyorlar. Aileler sadece okul derslerine bakıp çocuklarını tahkir edip insafsızca eleştirilirlerse hiç farkında olmadıkları bir cevheri harcıyor olabilirler.<br />
<br />
Çocuk güçlükleri yenecek<br />
<br />
            Çocuğun, topluluk önündeki, özellikle de arkadaşları arasındaki duruşu son derece önemlidir. Bu duruşun sağlamlığı anne babaya bağlıdır. Çocuğun güçlüklerin üstesinden gelebilmesi için aile desteğine ihtiyacı vardır. Öteden beri övgü ve dostluğa susamış olan çocuk, kendisine değer verildiğini fark edince güç kazanır; ve daha önce yapamadıklarını yapabilir muktedirliğini elde eder.<br />
<br />
            Çocuk açısından işlerin ters gittiği anlarda en büyük moral desteği ailesidir. Arkadaşları arasında küçük düşürülmemesi, ezilmeye müsaitmiş gibi bir görünüm arz etmesi hep anne babanın rollerine bağlıdır. Çocuk elbette ki bazı güçlüklerle karşılaşacaktır; güçlüklerle karşılaşması demek çocuğun yeni düşeceği anlamına gelmez. Ebeveynler gereken ilgi ve alakayı gösterirse çocuklar bütün güçlükleri yenecektir. Okul eşgüdümlü çalışmalar takviye güçlerdir. İşte okulun bir amacı da aileler arası iletişim koordinasyonunu sağlamaktır. Anne babalar arasındaki sağlıklı birliktelik ve iletişim bu aile çocuklarına moralize ve mobilize güç sağlar. Çocuğun güçlüklerin üstesinden gelebilmesi de bir bakıma diğer ailelerin sağlıklı ve sağlam iletişimlerine bağlıdır. Bunu sağlayacak olan da okul ve eğitimdir.<br />
<br />
Ders çalışma ortamını aile sağlar.<br />
<br />
            Çocuğa kazandırılacak olan “ders çalışma becerileri” sağlıklı ders çalışma ortamıyla oluşturulur. Tam bu noktada anne babaların çocuklarını yalnız bırakmamaları ve ders çalışma ortamları ve verimliliği konusunda bilgi sahibi olmaları gerekiyor.<br />
<br />
          <br />
Ders çalışması esnasında periyodik zamanlarda çocukla birlikte olmak onun çalışma ortamına şevk katacaktır. Çocuğa karşı kararlı ve tutarlı olmak, tutabileceğiniz sözler vermek, ona önem verildiğini gösterecek şekilde davranmak, çocuğun hissettikleri konusunda hassas olmak, gayretlerinin farkına varıp, takdir etmek, yaşadığı güçlüklere yaklaşmada esnek ve hoşgörülü olmak, çocuğu olduğu gibi kabul etmek onun çalışma ortamına önemli katkılar sağlayacaktır. Çocuğunuzu ne kadar kaliteli okula gönderseniz de, yine her şey ana-baba olarak sizde bitiyor.<br />
<br />
-Lütfen Uygulayınız!-<br />
<br />
ü <br />
<br />
Çocuğunuzla ilgili evde bir problem yaşıyorsanız okuldan da destek almayı ihmal etmeyiniz.<br />
<br />
ü <br />
<br />
Okuldaki soysa faaliyetlerde çocuğunuzun görev almasını sağlayınız.<br />
<br />
ü <br />
<br />
Çocuğunuzun başarısı için önemli noktalardan birisi de düzenli ailedir. Anne baba olarak mademki bir aile olmaya karar verip, çocuk dünyaya getirdiniz o zaman düzenli aile olmaya özen gösteriniz.<br />
<br />
ü <br />
<br />
Sürekli “Ders çalış” şeklinde uyarılarda bulunmayın. Unutmayınız ki sonu gelmeyen uyarılar çocuğu tedirgin eder. Hayatının diğer aşamalarında da bu tedirginlik onun yakasını bırakmaz. Ona ders çalışma zemini ve hevesi oluşturun, çocuk zaten kendisi bu sorumluluğu yerine getirecektir.<br />
<br />
ü <br />
<br />
Çocuğunuzun okul ile ilgili anlattıklarını dikkatle dinleyin. Eğer onun anlatacaklarına kayıtsız kalırsanız, onun birçok yönden gelişimini engellemiş.<br />
<br />
ü <br />
<br />
Azarlama, aşağılama çocuğun kendine olan güvenini yaraladığı gibi anne ve babasına olan güvenini de olumsuz etkiler. Öyleyse çocukta “istenmeyen” duygusu yaratmamak için ona her ne konuda olursa olsun dengeli davranınız.<br />
<br />
ü <br />
<br />
Başarılarının yanında başarısızlıklarına yüklenmeyin. Özellikle olumlu yönlerini takdir edin. Çocuk olumsuzlukları olumluya çevirmeye başlayacaktır.<br />
<br />
ü <br />
<br />
Anne babadan sadece birinin desteği, eksik bir destektir. Mutlaka her ikisinin çocuklarını desteklemeleri gerekir.<br />
<br />
Sevgili anne babalar! Çocuğunuzun başarılı olmasını istiyorsanız onlara tek şeyi aşılayın: iyilik ve sevgi.]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[Okul ve Çocuk<br />
<br />
<br />
            Okul sosyalleşmenin ikinci adresidir. Aslında birinci adres ailedir. Anne baba ve varsa diğer kardeşler sosyalitedir, fakat yeterli değildir. Mahalle ve sokak kara düzen sosyalitedir. Okul ise sistematik sosyalleşme kurumudur.<br />
<br />
            Okulun çocuğa faydalı olabilmesi öncelikle aileye bağlıdır. Merkez eğitim ailede başlar. Mayası katılmamış hamur ne ise ailesiz okul da odur. Nüve ailedir.<br />
<br />
            Siz anne babalar dahi bir şey sizin için anlam ifade ediyorsa o şeyi öğrenme arzusu duyarsınız. Çocuk için de okul bir anlam ifade etmeli ki, okula zevkle gitsin. Okulun önemini öncelikle anne babalar idrak etmelidir. Bilgi, mutlu kılmak için olmalıdır. Değilse sadece maddesel bilgi hiçtir. Bu doğrultuda anne babanın temel görevi mutlu çocuklar yetiştirmek olmalıdır.<br />
<br />
            Bazı çocuklar ders kitaplarındaki matematikte başarısız görünürken, dışarıdaki bakkal hesaplamalarında çok zeki olabiliyorlar. Aileler sadece okul derslerine bakıp çocuklarını tahkir edip insafsızca eleştirilirlerse hiç farkında olmadıkları bir cevheri harcıyor olabilirler.<br />
<br />
Çocuk güçlükleri yenecek<br />
<br />
            Çocuğun, topluluk önündeki, özellikle de arkadaşları arasındaki duruşu son derece önemlidir. Bu duruşun sağlamlığı anne babaya bağlıdır. Çocuğun güçlüklerin üstesinden gelebilmesi için aile desteğine ihtiyacı vardır. Öteden beri övgü ve dostluğa susamış olan çocuk, kendisine değer verildiğini fark edince güç kazanır; ve daha önce yapamadıklarını yapabilir muktedirliğini elde eder.<br />
<br />
            Çocuk açısından işlerin ters gittiği anlarda en büyük moral desteği ailesidir. Arkadaşları arasında küçük düşürülmemesi, ezilmeye müsaitmiş gibi bir görünüm arz etmesi hep anne babanın rollerine bağlıdır. Çocuk elbette ki bazı güçlüklerle karşılaşacaktır; güçlüklerle karşılaşması demek çocuğun yeni düşeceği anlamına gelmez. Ebeveynler gereken ilgi ve alakayı gösterirse çocuklar bütün güçlükleri yenecektir. Okul eşgüdümlü çalışmalar takviye güçlerdir. İşte okulun bir amacı da aileler arası iletişim koordinasyonunu sağlamaktır. Anne babalar arasındaki sağlıklı birliktelik ve iletişim bu aile çocuklarına moralize ve mobilize güç sağlar. Çocuğun güçlüklerin üstesinden gelebilmesi de bir bakıma diğer ailelerin sağlıklı ve sağlam iletişimlerine bağlıdır. Bunu sağlayacak olan da okul ve eğitimdir.<br />
<br />
Ders çalışma ortamını aile sağlar.<br />
<br />
            Çocuğa kazandırılacak olan “ders çalışma becerileri” sağlıklı ders çalışma ortamıyla oluşturulur. Tam bu noktada anne babaların çocuklarını yalnız bırakmamaları ve ders çalışma ortamları ve verimliliği konusunda bilgi sahibi olmaları gerekiyor.<br />
<br />
          <br />
Ders çalışması esnasında periyodik zamanlarda çocukla birlikte olmak onun çalışma ortamına şevk katacaktır. Çocuğa karşı kararlı ve tutarlı olmak, tutabileceğiniz sözler vermek, ona önem verildiğini gösterecek şekilde davranmak, çocuğun hissettikleri konusunda hassas olmak, gayretlerinin farkına varıp, takdir etmek, yaşadığı güçlüklere yaklaşmada esnek ve hoşgörülü olmak, çocuğu olduğu gibi kabul etmek onun çalışma ortamına önemli katkılar sağlayacaktır. Çocuğunuzu ne kadar kaliteli okula gönderseniz de, yine her şey ana-baba olarak sizde bitiyor.<br />
<br />
-Lütfen Uygulayınız!-<br />
<br />
ü <br />
<br />
Çocuğunuzla ilgili evde bir problem yaşıyorsanız okuldan da destek almayı ihmal etmeyiniz.<br />
<br />
ü <br />
<br />
Okuldaki soysa faaliyetlerde çocuğunuzun görev almasını sağlayınız.<br />
<br />
ü <br />
<br />
Çocuğunuzun başarısı için önemli noktalardan birisi de düzenli ailedir. Anne baba olarak mademki bir aile olmaya karar verip, çocuk dünyaya getirdiniz o zaman düzenli aile olmaya özen gösteriniz.<br />
<br />
ü <br />
<br />
Sürekli “Ders çalış” şeklinde uyarılarda bulunmayın. Unutmayınız ki sonu gelmeyen uyarılar çocuğu tedirgin eder. Hayatının diğer aşamalarında da bu tedirginlik onun yakasını bırakmaz. Ona ders çalışma zemini ve hevesi oluşturun, çocuk zaten kendisi bu sorumluluğu yerine getirecektir.<br />
<br />
ü <br />
<br />
Çocuğunuzun okul ile ilgili anlattıklarını dikkatle dinleyin. Eğer onun anlatacaklarına kayıtsız kalırsanız, onun birçok yönden gelişimini engellemiş.<br />
<br />
ü <br />
<br />
Azarlama, aşağılama çocuğun kendine olan güvenini yaraladığı gibi anne ve babasına olan güvenini de olumsuz etkiler. Öyleyse çocukta “istenmeyen” duygusu yaratmamak için ona her ne konuda olursa olsun dengeli davranınız.<br />
<br />
ü <br />
<br />
Başarılarının yanında başarısızlıklarına yüklenmeyin. Özellikle olumlu yönlerini takdir edin. Çocuk olumsuzlukları olumluya çevirmeye başlayacaktır.<br />
<br />
ü <br />
<br />
Anne babadan sadece birinin desteği, eksik bir destektir. Mutlaka her ikisinin çocuklarını desteklemeleri gerekir.<br />
<br />
Sevgili anne babalar! Çocuğunuzun başarılı olmasını istiyorsanız onlara tek şeyi aşılayın: iyilik ve sevgi.]]></content:encoded>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[Televizyon ve Çocuk]]></title>
			<link>https://forumistan.net/konu-televizyon-ve-cocuk.html</link>
			<pubDate>Mon, 19 Aug 2024 14:34:45 +0000</pubDate>
			<dc:creator><![CDATA[<a href="https://forumistan.net/member.php?action=profile&uid=34">Arzu</a>]]></dc:creator>
			<guid isPermaLink="false">https://forumistan.net/konu-televizyon-ve-cocuk.html</guid>
			<description><![CDATA[Televizyon ve Çocuk<br />
<br />
<br />
Günümüzde birçok evde televizyon adeta çocuk bakıcısı gibi ilgi görüyor. Oysa ne kadar<br />
<br />
aldatıcı ve sinsi bir bakıcıyla karşı karşıya çocuk. 7 yaşlarınızdaki çocuğunuza kesinlikle kontrolsüz TV izlettirmeyin. Sizin kontrolünüz dışındaki bir televizyon çocuk için tehlikeli bir canavardır<br />
<br />
        <br />
Çocukların eğitiminden televizyon değil, anne baba olarak siz sorumlusunuz. Çocuğunuz özellikle şiddet içeren filmlerden uzak tutun. Çocuk mutlaka ki televizyon izleyecektir, ama bu sizin kontrolünüzde olursa bilakis faydaya da dönüşür.<br />
<br />
      Televizyonu Kontrol Altında Tutmak Nedir, ve Nasıl Sağlanır?<br />
<br />
            Televizyonu kontrol altında tutmak çocuğu televizyonla tek başına bırakmamaktır. Çünkü o an kanallarda nelerin gösterildiğini, hangi filmlerin, hangi programların olduğunu bilmiyorsunuz. Televizyon programlarını çocuğunuzla birlikte izleyip, onun yorum yapmasını sağlamanız en güzel yoldur.<br />
<br />
      Geç yatan çocuklar<br />
<br />
            Çocuğun televizyon sebebiyle geç yatma alışkanlığı kazanmış olması gibi bir durum faciadır. Bu duruma asla izin vermeyiniz. Büyüme hormonu gece uykuda salgılanır. Geç yatan çocuklar sağlıksız olurlar. 7 ile 12 yaş arasındaki çocuklar kışın en geç saat 21’de, yazın ise saat 22’de yatmalıdırlar.<br />
<br />
Televizyon ve Anne Babalar<br />
<br />
            12 kişinin katili olan bir adam, Amerika’da sanık sandalyesine oturtulur. Çevre halkı, mahkeme salonunu koridorlara kadar doldurmuştur. Kameralar bir taraftan ışıklarını açmış hazır bekliyor. Gazeteciler flaş lambalarını takmış suçlunun gözünün içine bakıyor. Yargıç suçluyu dik dik süzerek ölüm kararını açıklıyor. Tam bu sırada gazetecilerin flaşları suçlunun yüzünde patlıyor, televizyoncuların kamera ışıkları suçlunun yüzünü aydınlatıyordu.<br />
<br />
            Suçlu yorgun ve kederli haliyle, ışıklardan rahatsız olduğunu belli ederek, parmak uçlarıyla yüzünü kapatmaya çalışıyordu.<br />
<br />
            Cezası ölümdü; elektrikli sandalyede infaz edilecekti. Yargıç, “Söylemek istediğin son bir şey var mı?” diye sordu. Suçlu yorgun başını kaldırarak şu ibret dolu konuşmayı yaptı:<br />
<br />
“Yargıç Bey! Şu an bana gösterilen ilgi eğer çocukluğumda gösterilseydi iyi bir insan olurdum. Çocukluğum korku, sefalet ve tedirginlik içinde geçti. İş için kapısına gittiğim herkes beni aşağıladı. Kimse benim başımı okşamadı, kimse bana çocuk öyküleri anlatmadı, kimse bana şiir okumadı. Acı dolu hayatımda bir tek rahat günüm olmadı. Dünyanın en katranlı acılarını çeken bir adam var deseler, o benimdir. Aç kaldım, soğuk kış gecelerinde dışarılarda yattım. Asla dilenmedim, çalmadım. İş istediğimde kimse bana yardım eli uzatmadı. Kimse, «Soğuk kış günlerinde bir insan nasıl günlerce aç kalabilir? » diye düşünmedi. Önce anne babamdan davacıyım Yargıç Bey… Toplumdan davacıyım… Şu an çevremdeki herkesten davacıyım.”<br />
<br />
            Yargıç gözyaşlarını silere başını önüne eğdi. Ama kalemini çoktan kırmıştı.<br />
<br />
            Kıymetli Anne Babalar! Burada şiddeti derinlemesine isteyecek değilim. Tıpkı bu öyküde olduğu gibi suçun gerçek sorumluları toplum ve toplumun yüksek sesidir.<br />
<br />
            Şu an toplumun yüksek sesi televizyonlardır. Ayakta durmadan oturmaya, yürümeden koşmaya, yorulmadan dinlenmeye alıştırılmış toplumlarda üretim durur, öfke başlar. Sokakta, caddede, otobüste, markette, evde, eşikte hep bir öfke ve şiddet havası var.<br />
<br />
            Televizyonun çok ciddi anlamada yaralar açtığının hâlâ tartışması yapılmış değil ve bu facianın altı da çizilmemiştir.<br />
<br />
            Çocuklar, bir zamanlar satır aralarında okunan öldürmeleri, intikamları, cinnetleri, intiharları şimdi televizyon ekranında tüm çıplaklığıyla kanlı canlı izliyor; anne babalar da ağızları açık onları izliyor. Korku, ürperti, cinayet, şiddet…<br />
<br />
            Şiddeti gören çocuk hayatın acı, ızdırap, ölüm, sıkıntı, eziyet, gözyaşı dolu olduğuna kendini kaptırıp benzer tünele girecektir.<br />
<br />
Anne Babalara Çok İş Düşmektedir<br />
<br />
    Büyük Adam Sevgisi Kazandırın<br />
<br />
            Televizyon programlarına, film yapımı yayına girmeden önce sunuluşundan tutun da metin yazısına, programın özüne, diline, yayın zamanına iyi dikkat edilmelidir. Vurdulu, kırdılı, tuhaf yaratıklı çizgi filmler yerine, hayatını erdemiyle, bilgeliğiyle, namusuyla, başarısıyla yaşamış Büyük Adamlar’ın çizgi filmleri faydalıdır. Böyle çizgi filmler mevcuttur. Örneğin peygamberlerin hayat öykülerini, ünlü bilginlerin hayat öykülerini içeren filmler çok yararlıdır.<br />
<br />
    İyilik İçin Her Yolun Denenemeyeceğini Hatırlatın<br />
<br />
            Öğretmen sınıfta, “Yüksek sesle konuşmayın çocuklar!” derken Action Man ve Robocop çizgi filmlerindeki bağırma, norma ses standartlarının çok üzerindeymiş. Böyle bir durumda Raskolnikof ruhu hortlamaz mı? İyi kahramanlı çizgi filmler de zararlı görünmektedir. Çünkü bu tür çizgi filmlerdeki kahramanlar tıpkı Dostoyevski’nin Raskolnikof’u gibi iyilik için her yolun denenebileceği mesajını yayıyordular. Kötü adamlı çizgi filmlerde ise bu adamların kötülüklerinden başka hiçbir özellikleri yok.<br />
<br />
      İyiliğin Ruhu Kötülüğü Yok Eder<br />
<br />
            Şiddetin yürek parçalayan yönleri işlenip ardından fon müziği eşliğinde şefkat ve masumiyet içerikli sahneler izletilirse çocuklar iyiliğin ruhuyla büyüyüp, kötülükten uzak durabilirler.<br />
<br />
      “Toplum Bunu İstiyor, Biz de Veriyoruz”… Mu Acaba?<br />
<br />
            “Toplum bunu istiyor, biz de veriyoruz” diyen televizyoncular kendilerini savunmaya çalışıyorlar. Hangi toplum? Diye sormak lazım. Hangi toplumda bir anne baba çocuğun şiddet meyilli olmasını ister? Siz anne baba olarak ister misiniz?<br />
<br />
            Kötülüğe karşı aynı kötülükle cevap verilmesi şiddetin meşrulaştırılması anlamına gelir. Dikkat edilirse, Amerika’nın bile yasalar çıkartıp çocuklarına izlettirmediği çizgi filmlerinde bu nokta fark edilir. Aynı şekilde savaş filmleri, mafya filmleri, kurtarma operasyonları benzer yapı taşır.]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[Televizyon ve Çocuk<br />
<br />
<br />
Günümüzde birçok evde televizyon adeta çocuk bakıcısı gibi ilgi görüyor. Oysa ne kadar<br />
<br />
aldatıcı ve sinsi bir bakıcıyla karşı karşıya çocuk. 7 yaşlarınızdaki çocuğunuza kesinlikle kontrolsüz TV izlettirmeyin. Sizin kontrolünüz dışındaki bir televizyon çocuk için tehlikeli bir canavardır<br />
<br />
        <br />
Çocukların eğitiminden televizyon değil, anne baba olarak siz sorumlusunuz. Çocuğunuz özellikle şiddet içeren filmlerden uzak tutun. Çocuk mutlaka ki televizyon izleyecektir, ama bu sizin kontrolünüzde olursa bilakis faydaya da dönüşür.<br />
<br />
      Televizyonu Kontrol Altında Tutmak Nedir, ve Nasıl Sağlanır?<br />
<br />
            Televizyonu kontrol altında tutmak çocuğu televizyonla tek başına bırakmamaktır. Çünkü o an kanallarda nelerin gösterildiğini, hangi filmlerin, hangi programların olduğunu bilmiyorsunuz. Televizyon programlarını çocuğunuzla birlikte izleyip, onun yorum yapmasını sağlamanız en güzel yoldur.<br />
<br />
      Geç yatan çocuklar<br />
<br />
            Çocuğun televizyon sebebiyle geç yatma alışkanlığı kazanmış olması gibi bir durum faciadır. Bu duruma asla izin vermeyiniz. Büyüme hormonu gece uykuda salgılanır. Geç yatan çocuklar sağlıksız olurlar. 7 ile 12 yaş arasındaki çocuklar kışın en geç saat 21’de, yazın ise saat 22’de yatmalıdırlar.<br />
<br />
Televizyon ve Anne Babalar<br />
<br />
            12 kişinin katili olan bir adam, Amerika’da sanık sandalyesine oturtulur. Çevre halkı, mahkeme salonunu koridorlara kadar doldurmuştur. Kameralar bir taraftan ışıklarını açmış hazır bekliyor. Gazeteciler flaş lambalarını takmış suçlunun gözünün içine bakıyor. Yargıç suçluyu dik dik süzerek ölüm kararını açıklıyor. Tam bu sırada gazetecilerin flaşları suçlunun yüzünde patlıyor, televizyoncuların kamera ışıkları suçlunun yüzünü aydınlatıyordu.<br />
<br />
            Suçlu yorgun ve kederli haliyle, ışıklardan rahatsız olduğunu belli ederek, parmak uçlarıyla yüzünü kapatmaya çalışıyordu.<br />
<br />
            Cezası ölümdü; elektrikli sandalyede infaz edilecekti. Yargıç, “Söylemek istediğin son bir şey var mı?” diye sordu. Suçlu yorgun başını kaldırarak şu ibret dolu konuşmayı yaptı:<br />
<br />
“Yargıç Bey! Şu an bana gösterilen ilgi eğer çocukluğumda gösterilseydi iyi bir insan olurdum. Çocukluğum korku, sefalet ve tedirginlik içinde geçti. İş için kapısına gittiğim herkes beni aşağıladı. Kimse benim başımı okşamadı, kimse bana çocuk öyküleri anlatmadı, kimse bana şiir okumadı. Acı dolu hayatımda bir tek rahat günüm olmadı. Dünyanın en katranlı acılarını çeken bir adam var deseler, o benimdir. Aç kaldım, soğuk kış gecelerinde dışarılarda yattım. Asla dilenmedim, çalmadım. İş istediğimde kimse bana yardım eli uzatmadı. Kimse, «Soğuk kış günlerinde bir insan nasıl günlerce aç kalabilir? » diye düşünmedi. Önce anne babamdan davacıyım Yargıç Bey… Toplumdan davacıyım… Şu an çevremdeki herkesten davacıyım.”<br />
<br />
            Yargıç gözyaşlarını silere başını önüne eğdi. Ama kalemini çoktan kırmıştı.<br />
<br />
            Kıymetli Anne Babalar! Burada şiddeti derinlemesine isteyecek değilim. Tıpkı bu öyküde olduğu gibi suçun gerçek sorumluları toplum ve toplumun yüksek sesidir.<br />
<br />
            Şu an toplumun yüksek sesi televizyonlardır. Ayakta durmadan oturmaya, yürümeden koşmaya, yorulmadan dinlenmeye alıştırılmış toplumlarda üretim durur, öfke başlar. Sokakta, caddede, otobüste, markette, evde, eşikte hep bir öfke ve şiddet havası var.<br />
<br />
            Televizyonun çok ciddi anlamada yaralar açtığının hâlâ tartışması yapılmış değil ve bu facianın altı da çizilmemiştir.<br />
<br />
            Çocuklar, bir zamanlar satır aralarında okunan öldürmeleri, intikamları, cinnetleri, intiharları şimdi televizyon ekranında tüm çıplaklığıyla kanlı canlı izliyor; anne babalar da ağızları açık onları izliyor. Korku, ürperti, cinayet, şiddet…<br />
<br />
            Şiddeti gören çocuk hayatın acı, ızdırap, ölüm, sıkıntı, eziyet, gözyaşı dolu olduğuna kendini kaptırıp benzer tünele girecektir.<br />
<br />
Anne Babalara Çok İş Düşmektedir<br />
<br />
    Büyük Adam Sevgisi Kazandırın<br />
<br />
            Televizyon programlarına, film yapımı yayına girmeden önce sunuluşundan tutun da metin yazısına, programın özüne, diline, yayın zamanına iyi dikkat edilmelidir. Vurdulu, kırdılı, tuhaf yaratıklı çizgi filmler yerine, hayatını erdemiyle, bilgeliğiyle, namusuyla, başarısıyla yaşamış Büyük Adamlar’ın çizgi filmleri faydalıdır. Böyle çizgi filmler mevcuttur. Örneğin peygamberlerin hayat öykülerini, ünlü bilginlerin hayat öykülerini içeren filmler çok yararlıdır.<br />
<br />
    İyilik İçin Her Yolun Denenemeyeceğini Hatırlatın<br />
<br />
            Öğretmen sınıfta, “Yüksek sesle konuşmayın çocuklar!” derken Action Man ve Robocop çizgi filmlerindeki bağırma, norma ses standartlarının çok üzerindeymiş. Böyle bir durumda Raskolnikof ruhu hortlamaz mı? İyi kahramanlı çizgi filmler de zararlı görünmektedir. Çünkü bu tür çizgi filmlerdeki kahramanlar tıpkı Dostoyevski’nin Raskolnikof’u gibi iyilik için her yolun denenebileceği mesajını yayıyordular. Kötü adamlı çizgi filmlerde ise bu adamların kötülüklerinden başka hiçbir özellikleri yok.<br />
<br />
      İyiliğin Ruhu Kötülüğü Yok Eder<br />
<br />
            Şiddetin yürek parçalayan yönleri işlenip ardından fon müziği eşliğinde şefkat ve masumiyet içerikli sahneler izletilirse çocuklar iyiliğin ruhuyla büyüyüp, kötülükten uzak durabilirler.<br />
<br />
      “Toplum Bunu İstiyor, Biz de Veriyoruz”… Mu Acaba?<br />
<br />
            “Toplum bunu istiyor, biz de veriyoruz” diyen televizyoncular kendilerini savunmaya çalışıyorlar. Hangi toplum? Diye sormak lazım. Hangi toplumda bir anne baba çocuğun şiddet meyilli olmasını ister? Siz anne baba olarak ister misiniz?<br />
<br />
            Kötülüğe karşı aynı kötülükle cevap verilmesi şiddetin meşrulaştırılması anlamına gelir. Dikkat edilirse, Amerika’nın bile yasalar çıkartıp çocuklarına izlettirmediği çizgi filmlerinde bu nokta fark edilir. Aynı şekilde savaş filmleri, mafya filmleri, kurtarma operasyonları benzer yapı taşır.]]></content:encoded>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[Çocugun Özü Temiz Olsun]]></title>
			<link>https://forumistan.net/konu-cocugun-oz%C3%BC-temiz-olsun.html</link>
			<pubDate>Mon, 19 Aug 2024 14:34:15 +0000</pubDate>
			<dc:creator><![CDATA[<a href="https://forumistan.net/member.php?action=profile&uid=34">Arzu</a>]]></dc:creator>
			<guid isPermaLink="false">https://forumistan.net/konu-cocugun-oz%C3%BC-temiz-olsun.html</guid>
			<description><![CDATA[Çocugun Özü Temiz Olsun<br />
<br />
<br />
            Kalite, başarıya farklı bakışın zaman zaman farklı yansımasıdır. “Kalite” ve “Başarı” çocuğun ancak ve ancak özünü geliştirmesinin sonucu olmalıdır. Kalite ve başarı adına çocuğun özünü yıpratacak zorlamalar anne babaların özellikle dikkat etmesi gereken noktalardır. Çocuğun zekâsı illâki, bir şeyi yapamıyor olmasıyla ölçülmemelidir. Asıl olan onun ruh dünyası ve özünün temizliğidir.<br />
<br />
            Çocukta öz temizliği ilköğretim birinci sınıftan itibaren başlar. “Öz”ün temelini sevgi oluşturmalıdır. Sevgi konusunda dünya Mevlâna’yı, Yunus Emre’yi baş tacı yapmıştır.<br />
<br />
            Sevgili anne babalar! Kaçımız Mevlâna’dan 10 sayfa bir yazı okumuşuzdur? Kaçımız açıp Yunus Emre’nin yaşamından 5 sayfa okumuşuzdur. Burada sizlere düşen görev okumaktır. Öğrencilerimiz Mevlâna’nın hikâyeleriyle beslense gerçek erdemliği yakalar. Şiir dinleyen, şiir okuyan minik bir yürek suça uzak kalır. Yunus Emre’nin şiirlerini çocuklarımıza okuyalım, onlara okutturalım. Bu büyük bilginlerin her ikisi de Türk düşünürüdür.<br />
<br />
            Coşkulu öyküler çocuklarımızın sağlıklı başarılarında etkilidir. Çocuklar hikâyelere bayılırlar ve bu hikâyeleri de çok rahat anlarlar. Böylece havuza girip ruhlarını temiz ve pak tutarlar. Biz bu hikâyeleri çocuklara anlattığımızda gözleri doluyor. İşte bu andan sonra bu yavrucaklar öğretmenini, annesini, babasını daha iyi dinler. Sizleri daha çok sevmeye başlarlar, size karşı sempatileri artar.<br />
<br />
            Çocuklarla İlgili Sorunlar Tek Başına Halledilemez<br />
<br />
            Evet, çocuğun başarıya giden yoldaki ilk adımı ailedir, anne babadır. Fakat çocuğun sorunları tek bir kişi tarafından, yani sadece anne baba tarafından çözülmez. Çocuktaki verimlilikte düşüklük görüldüğü zaman devreye sosyal aktivite kurumları, izcilik, usta öğreticiler, yaz kampları, yaz eğitmenleri sokulmalıdır. Ne anne babalar ne de okul tek başlarına hatta ikisi birden, hele ki çağımızda, çocuğun başarı gelişiminde yeterli olmayabiliyor. Alternatif seçenekler günümüzün reçeteleridir.<br />
<br />
            Eğitim seminerleri veren uzman eğitimci yazarların seminerleri, kişisel gelişim ve eğitim dergileri alternatif seçeneklerdir. Dershaneler, kolejler, belli başlı etüt merkezleri sadece derslik kurumları değil, aynı zamanda yaz dönemlerinde davranış pratiğinden tutun da, yüzme, söz ve konuşma yeteneği, sosyal kaynaşma kurumlarıdır.<br />
<br />
            Çocuğun önce ailesine sonra toplumuna faydalı olabilmesi için onlar adına harcanan paraya acınmamalıdır. Mutlu insan, mutlu birey emekle olur, harcamayla olur. Akıllıca harcanan paralar, yüz misli daha çok fayda sağlayacaktır. Ayrıca unutulmamalıdır ki, çocuklar adına yapılan harcamalar ve yapılan güzel işler çocukları bir topluluğun önünde saygıdeğer konuma taşıyacaktır. Böylece zararlı insan sayısı da azalacaktır.<br />
<br />
            <br />
Çocuktan Gücünü Aşan İşler Beklemeyin<br />
<br />
            Çok hırslı olan bazı anne babalar çocuklarına ne büyük zarar verdiklerinin farkında olmayabiliyorlar.<br />
<br />
            Çocuk kendi yaşının oyunlarını oynamalıdır. Kendi yaşının oyununu oynamayan çocuk, anne babanın dikkatini çekmezken, ondan yaşının üstünde beklentiler içerisinde olmak çocuklarda kirli bir rekabet duygusunu uyandırmaktadır. Çocuğu aşan uğraşıları anne babaları sevindireceği için çocuk bu durumu fark edip, çocukluk yaşının getirdiği güzellikler yerine içi boş sentetik başarıların esiri haline gelmeye başlar.<br />
<br />
            Hayatın rekabet yerine yapılması gerekenlerin yerine getirilmesi şeklinde özetlenirse, ortaya sentetik başarı yerine herkese faydası olan, bütün insanlığı kapsayıcı başarılar çıkar.<br />
<br />
            Anne babalar kendi çıkarlarıyla çocuğun gerçek çıkarları arasında ayrım yapmak zorundalar. Anne babalar dürüst davranıp hatalarını görebilmeye çalışırlarsa, çocuğa doğru istikameti gösterip, onların topluma mutlu bireyler olarak girmesini sağlayabilirler. O takdirde çocuk anne babasına daha fazla güven duyup, bu defa gizli yeteneklerini sağlıklı bir şekilde açığa çıkarma fırsatı bulabilecektir. Bu durum her yaştan çocuk için geçerlidir. Çocuklardan gücünün üzerinde isteklerde bulunmamak onların pozitif başarılarının (kıskançlık ve rekabet duygusu gütmeden) istikametini belirleyecektir.<br />
<br />
            Çocuğunuzun Korkularını Bilip, İlaç Olmaya Çalışın<br />
<br />
            Her şeyi doktorlardan beklemek doğru olmaz. “Ben zevkle sigara kullanayım, nasıl olsa doktorlar ve ilaçlar var!” demek sizce ne derece mantıklıdır. Çocuğun ilk doktoru da, ilk öğretmeni de anne babasıdır.<br />
<br />
            Çocuğunuzun sizin basitsediğiniz korkuları olduğunu unutmayınız. Örneğin sizi kaybetmekten doğan korkuları vardır, ve belki de çocuğunuzun bir ömür boyu depresif yaşamasına sebep olur da. Bu durum neyi doğuruyor?<br />
<br />
          <br />
Her anne baba üzerine düşen sorumluluğu yapmaya çalışırsa, daha açıkçası, yaşamın ölene kadar olmadığının bilincinde olsa, şimdi huzurlu, refah ve eğitim seviyesi bir toplum dururdu karşımızda. Ama maalesef toplum içinde yaşanan olumsuz hadiselerden, okullarda ve gençlerimiz arasında karşılaşılan anarşik tutumlardan dertli değil miyiz? Öyleyse anne baba olarak ben öldükten sonra olsa da, mutlu ve huzurlu bir toplum bırakmak isterim arkamda.<br />
<br />
            Çocuk kendisinin “tembel” olarak görülmesinden korkar. Ve çoğu anne baba tembellikle zekâyı farkında olmadan eş tutar. Oysa çok zeki bir çocuk da tembel olabilir. Veya zekâ seviyesi orta olan bir çocuk çok çalışkan olabilir. Çocuğun dersleri zayıfsa kesinlikle “geri zekâlı” şeklinde suçlamamak gerekir, ona çalışma ortamı sağlanmalıdır. Bazı çocuklar tembel görünüm sergileyebilirler. Sebebi, istemediği şeylerde zorlandığı için inatçı olarak yetişmiştir. Bu inat çocuğun gerek özel hayatında gerekse eğitim hayatında onun dikkatini dağıtır.<br />
<br />
            Şu durum kesinlikle unutulmamalıdır: Çocuğun her bir olumsuz özelliği dikkatinin dağılmasının sebebidir. Anne babasının ders çalışmasını istediği inatçı bir çocuk buna yanaşmayacaktır.<br />
<br />
            Sürekli tahkir edilip, aşağılanmış bir çocuk, beğenilmeme korkusuyla yeni şeyler yapmaya yanaşmayacaktır. Çünkü yapacaklar, onda başaramama korkusu meydana getirecektir. Çocuk bunun böyle olacağını düşünüyor.<br />
<br />
            Sevgi ve güven duygusundan yoksun çocuk devamlı olarak gerilim ve sinirlilik içerisindedir. Diğer adıyla korku yaşarlar.<br />
<br />
            Çocuktaki temel korkular alt korkuları da türetir. Bu, giderek hastalık haline gelir. Çocuğun başarısızlığının sebebi ne olursa olsun çare bulabilmek için anne babaların çaba sarf etmesi gerekir. Anne baba çocuğundaki gizli korkuları bilmelidir.<br />
<br />
            Anne Baba İyi Öğretici Olmayabilir, Ama İyi Eğitici Olmalıdır<br />
<br />
            Bazı anne babalar teknik konuların arkasına sığınarak, eğitimin çok önemli olduğunu, kendilerini aştığını, bunu ancak öğretmenlerin veya uzmanların yapabileceğini söylerler. Bu durum tam bir gaflettir.<br />
<br />
  Çocuğun terbiyesi ana karnında başlar. Bebek, gebelik döneminde anne babanın iltifatına tabidir. Yani ruhen gösterilen ilgiyi bebek algılayabilmekte. Kaldı ki çocukluk çağında gösterilecek bir tek şefkat dahi eğitimdir. Zaten eğitim denilen olayın bir tek tanımı vardır: SEVGİ Belki öğretimin teknik alt yapıları olabilir, ki vardır, ama eğitimin hiçbir tekniği yoktur. Bu iş herkeste olanla yapılmaktadır, yani kalple…<br />
<br />
Bu kalp her anne babada olduğuna göre, çocuklarına güzel bir eğitim verebilirler.<br />
<br />
Eğitim aslında ailede başlar, öğretim ise okulda. Okulun aileden bir farkı hem öğretim hem de eğitim kaygısı taşıyıp bunun her ikisini de vermeye çalışmasıdır. Aile ise genel geçer olarak çocuğun ilk eğitimini üstlenen kurumdur.<br />
<br />
Bazı anne babalar öğretici sıfatına girerek kaş yapayım derken göz çıkartabiliyorlar. Birçok anne babanın bilgisi ilkokul çocuğuna ders vermeye yetebilir. Ancak burada yapılan hata pedagojik yöndendir. Öğreteyim derken çocuğun eğitim yönü baltalanabilmektedir.<br />
<br />
Anne veya baba çocuğu evde karınca kaderince ders çalıştırırken, durumu çok önemsediğinden, çocuğun anlamadığı durumlarda fazlaca sinirlenebilmektedirler.<br />
<br />
Çocuğun ev ortamında anne babasını hele ki dersle ilgili sinirli görmesi, çocuğun sağlıklı gelişimi açısından geçiştirilecek kadar basit değildir. Öğretmenin sınıf genelinde nadir anlarda sinirlenmesi çocuk açısından pek o kadar tedirgin karşılanmaz, ama evde anne babanın çocuğa derslerle ilgili yersiz ve anlamsız baskılar yapması, kızarak, zorla ders öğretmeye çalışması çocuğun gelişmesini dumura uğratabilir.<br />
<br />
Eğitim alanında çeşitli teknikler geliştirilse bile hatta bu teknikler çocuk üzerinde tek tek uygulansa dahi eğer sevgi eksikliği varsa hiçbir fayda vermeyecektir. Aynı şey öğretim için de geçerlidir.<br />
<br />
Çocuğun ilk gözünü açtığı yer anne babasının kucağı olduğundan, ilk eğitimini aldığı yer de yine anne babasının dizinin dibidir. Sevgi ve şefkat eğitim kapısını açan tek altın anahtardır. O halde belki iyi bir öğretici değilsiniz, ama dünyanın en iyi eğitmeni olabilirsiniz, yeter ki sevgi gülünüz elinizden hiç eksik olmasın.<br />
<br />
              Boşanmadan Önce Anne Babalar Çocuklarının Nasıl Etkileneceğini İyi Bilmelidir<br />
<br />
            “Çocuk okulunda çalışkan bir öğrenci olarak tanınırken anne babanın baş gösteren geçimsizliği sonucu yavaş yavaş eski başarısını kaybeder. Anne baba boşanınca da o başarılı çocuk birden sınıfın gerilerinde kalır.<br />
<br />
            Yukarıdaki ifadeler yakın bir öğretmen arkadaşıma ait. Öğrenci ruhsal dosyalarını inceleyen öğretmen arkadaşım üzüldüğü bir durumun da altını çiziyor. Her yıl birkaç öğrencinin anne babası boşanıyor. Böylece anne babalar gelecek nesil olan çocuklarını bir bakıma yalnızlığa itiyor. İstatistikler boşanmaların çok basit nedenlerden doğduğunu söylüyor. Değilse her gün ciddi anlamda kavga edip, anlaşamayan karı kocanın, çocuğun sağlığı açısından boşanmasında belki bir bakıma gerekçe bulunabilir.<br />
<br />
            Boşanmanın çocuğa vereceği zarar boyutu anne babanın ne için boşandıklarına bağlıdır. Çocuk, aile içinde gizli saklı bir şeylerin dönmesinden huzursuz olur. Bazı sorunları apaçık çocukla paylaşmakta da fayda vardır. Sık sık kavga eden anne babalar bu kavgaları çocuktan saklamaya çalışır ve çocuğun da bir şeyden haberi olmayacağını sanırlar. Çok boyutlu bir tartışmanın çocuğun fark edemeyeceği anda ve mekânda olması isabetlidir. Ancak onun hiçbir şeyden haberdar olmadığını, havadaki fırtına kokusunu almayacağını zannetmek durumun ciddiyetinin farkında olmamaktır. Anne baba tartışırlarken çocuk odaya girdiğinde hemen susmak veya çocuğun odaya girmesini engellemek yerine durumu kabullenmek ve insanların bazı zamanlar anlaşmasa da yine de tekrar birbirlerini seveceklerini ve sayacaklarını göstermek çok doğru bir davranış olacaktır. Aynı zamanda çocuklara kavganın her şeyin bitişi olmadığını izah etmek gerekir. Anneye bu noktada daha çok görev düşmektedir.]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[Çocugun Özü Temiz Olsun<br />
<br />
<br />
            Kalite, başarıya farklı bakışın zaman zaman farklı yansımasıdır. “Kalite” ve “Başarı” çocuğun ancak ve ancak özünü geliştirmesinin sonucu olmalıdır. Kalite ve başarı adına çocuğun özünü yıpratacak zorlamalar anne babaların özellikle dikkat etmesi gereken noktalardır. Çocuğun zekâsı illâki, bir şeyi yapamıyor olmasıyla ölçülmemelidir. Asıl olan onun ruh dünyası ve özünün temizliğidir.<br />
<br />
            Çocukta öz temizliği ilköğretim birinci sınıftan itibaren başlar. “Öz”ün temelini sevgi oluşturmalıdır. Sevgi konusunda dünya Mevlâna’yı, Yunus Emre’yi baş tacı yapmıştır.<br />
<br />
            Sevgili anne babalar! Kaçımız Mevlâna’dan 10 sayfa bir yazı okumuşuzdur? Kaçımız açıp Yunus Emre’nin yaşamından 5 sayfa okumuşuzdur. Burada sizlere düşen görev okumaktır. Öğrencilerimiz Mevlâna’nın hikâyeleriyle beslense gerçek erdemliği yakalar. Şiir dinleyen, şiir okuyan minik bir yürek suça uzak kalır. Yunus Emre’nin şiirlerini çocuklarımıza okuyalım, onlara okutturalım. Bu büyük bilginlerin her ikisi de Türk düşünürüdür.<br />
<br />
            Coşkulu öyküler çocuklarımızın sağlıklı başarılarında etkilidir. Çocuklar hikâyelere bayılırlar ve bu hikâyeleri de çok rahat anlarlar. Böylece havuza girip ruhlarını temiz ve pak tutarlar. Biz bu hikâyeleri çocuklara anlattığımızda gözleri doluyor. İşte bu andan sonra bu yavrucaklar öğretmenini, annesini, babasını daha iyi dinler. Sizleri daha çok sevmeye başlarlar, size karşı sempatileri artar.<br />
<br />
            Çocuklarla İlgili Sorunlar Tek Başına Halledilemez<br />
<br />
            Evet, çocuğun başarıya giden yoldaki ilk adımı ailedir, anne babadır. Fakat çocuğun sorunları tek bir kişi tarafından, yani sadece anne baba tarafından çözülmez. Çocuktaki verimlilikte düşüklük görüldüğü zaman devreye sosyal aktivite kurumları, izcilik, usta öğreticiler, yaz kampları, yaz eğitmenleri sokulmalıdır. Ne anne babalar ne de okul tek başlarına hatta ikisi birden, hele ki çağımızda, çocuğun başarı gelişiminde yeterli olmayabiliyor. Alternatif seçenekler günümüzün reçeteleridir.<br />
<br />
            Eğitim seminerleri veren uzman eğitimci yazarların seminerleri, kişisel gelişim ve eğitim dergileri alternatif seçeneklerdir. Dershaneler, kolejler, belli başlı etüt merkezleri sadece derslik kurumları değil, aynı zamanda yaz dönemlerinde davranış pratiğinden tutun da, yüzme, söz ve konuşma yeteneği, sosyal kaynaşma kurumlarıdır.<br />
<br />
            Çocuğun önce ailesine sonra toplumuna faydalı olabilmesi için onlar adına harcanan paraya acınmamalıdır. Mutlu insan, mutlu birey emekle olur, harcamayla olur. Akıllıca harcanan paralar, yüz misli daha çok fayda sağlayacaktır. Ayrıca unutulmamalıdır ki, çocuklar adına yapılan harcamalar ve yapılan güzel işler çocukları bir topluluğun önünde saygıdeğer konuma taşıyacaktır. Böylece zararlı insan sayısı da azalacaktır.<br />
<br />
            <br />
Çocuktan Gücünü Aşan İşler Beklemeyin<br />
<br />
            Çok hırslı olan bazı anne babalar çocuklarına ne büyük zarar verdiklerinin farkında olmayabiliyorlar.<br />
<br />
            Çocuk kendi yaşının oyunlarını oynamalıdır. Kendi yaşının oyununu oynamayan çocuk, anne babanın dikkatini çekmezken, ondan yaşının üstünde beklentiler içerisinde olmak çocuklarda kirli bir rekabet duygusunu uyandırmaktadır. Çocuğu aşan uğraşıları anne babaları sevindireceği için çocuk bu durumu fark edip, çocukluk yaşının getirdiği güzellikler yerine içi boş sentetik başarıların esiri haline gelmeye başlar.<br />
<br />
            Hayatın rekabet yerine yapılması gerekenlerin yerine getirilmesi şeklinde özetlenirse, ortaya sentetik başarı yerine herkese faydası olan, bütün insanlığı kapsayıcı başarılar çıkar.<br />
<br />
            Anne babalar kendi çıkarlarıyla çocuğun gerçek çıkarları arasında ayrım yapmak zorundalar. Anne babalar dürüst davranıp hatalarını görebilmeye çalışırlarsa, çocuğa doğru istikameti gösterip, onların topluma mutlu bireyler olarak girmesini sağlayabilirler. O takdirde çocuk anne babasına daha fazla güven duyup, bu defa gizli yeteneklerini sağlıklı bir şekilde açığa çıkarma fırsatı bulabilecektir. Bu durum her yaştan çocuk için geçerlidir. Çocuklardan gücünün üzerinde isteklerde bulunmamak onların pozitif başarılarının (kıskançlık ve rekabet duygusu gütmeden) istikametini belirleyecektir.<br />
<br />
            Çocuğunuzun Korkularını Bilip, İlaç Olmaya Çalışın<br />
<br />
            Her şeyi doktorlardan beklemek doğru olmaz. “Ben zevkle sigara kullanayım, nasıl olsa doktorlar ve ilaçlar var!” demek sizce ne derece mantıklıdır. Çocuğun ilk doktoru da, ilk öğretmeni de anne babasıdır.<br />
<br />
            Çocuğunuzun sizin basitsediğiniz korkuları olduğunu unutmayınız. Örneğin sizi kaybetmekten doğan korkuları vardır, ve belki de çocuğunuzun bir ömür boyu depresif yaşamasına sebep olur da. Bu durum neyi doğuruyor?<br />
<br />
          <br />
Her anne baba üzerine düşen sorumluluğu yapmaya çalışırsa, daha açıkçası, yaşamın ölene kadar olmadığının bilincinde olsa, şimdi huzurlu, refah ve eğitim seviyesi bir toplum dururdu karşımızda. Ama maalesef toplum içinde yaşanan olumsuz hadiselerden, okullarda ve gençlerimiz arasında karşılaşılan anarşik tutumlardan dertli değil miyiz? Öyleyse anne baba olarak ben öldükten sonra olsa da, mutlu ve huzurlu bir toplum bırakmak isterim arkamda.<br />
<br />
            Çocuk kendisinin “tembel” olarak görülmesinden korkar. Ve çoğu anne baba tembellikle zekâyı farkında olmadan eş tutar. Oysa çok zeki bir çocuk da tembel olabilir. Veya zekâ seviyesi orta olan bir çocuk çok çalışkan olabilir. Çocuğun dersleri zayıfsa kesinlikle “geri zekâlı” şeklinde suçlamamak gerekir, ona çalışma ortamı sağlanmalıdır. Bazı çocuklar tembel görünüm sergileyebilirler. Sebebi, istemediği şeylerde zorlandığı için inatçı olarak yetişmiştir. Bu inat çocuğun gerek özel hayatında gerekse eğitim hayatında onun dikkatini dağıtır.<br />
<br />
            Şu durum kesinlikle unutulmamalıdır: Çocuğun her bir olumsuz özelliği dikkatinin dağılmasının sebebidir. Anne babasının ders çalışmasını istediği inatçı bir çocuk buna yanaşmayacaktır.<br />
<br />
            Sürekli tahkir edilip, aşağılanmış bir çocuk, beğenilmeme korkusuyla yeni şeyler yapmaya yanaşmayacaktır. Çünkü yapacaklar, onda başaramama korkusu meydana getirecektir. Çocuk bunun böyle olacağını düşünüyor.<br />
<br />
            Sevgi ve güven duygusundan yoksun çocuk devamlı olarak gerilim ve sinirlilik içerisindedir. Diğer adıyla korku yaşarlar.<br />
<br />
            Çocuktaki temel korkular alt korkuları da türetir. Bu, giderek hastalık haline gelir. Çocuğun başarısızlığının sebebi ne olursa olsun çare bulabilmek için anne babaların çaba sarf etmesi gerekir. Anne baba çocuğundaki gizli korkuları bilmelidir.<br />
<br />
            Anne Baba İyi Öğretici Olmayabilir, Ama İyi Eğitici Olmalıdır<br />
<br />
            Bazı anne babalar teknik konuların arkasına sığınarak, eğitimin çok önemli olduğunu, kendilerini aştığını, bunu ancak öğretmenlerin veya uzmanların yapabileceğini söylerler. Bu durum tam bir gaflettir.<br />
<br />
  Çocuğun terbiyesi ana karnında başlar. Bebek, gebelik döneminde anne babanın iltifatına tabidir. Yani ruhen gösterilen ilgiyi bebek algılayabilmekte. Kaldı ki çocukluk çağında gösterilecek bir tek şefkat dahi eğitimdir. Zaten eğitim denilen olayın bir tek tanımı vardır: SEVGİ Belki öğretimin teknik alt yapıları olabilir, ki vardır, ama eğitimin hiçbir tekniği yoktur. Bu iş herkeste olanla yapılmaktadır, yani kalple…<br />
<br />
Bu kalp her anne babada olduğuna göre, çocuklarına güzel bir eğitim verebilirler.<br />
<br />
Eğitim aslında ailede başlar, öğretim ise okulda. Okulun aileden bir farkı hem öğretim hem de eğitim kaygısı taşıyıp bunun her ikisini de vermeye çalışmasıdır. Aile ise genel geçer olarak çocuğun ilk eğitimini üstlenen kurumdur.<br />
<br />
Bazı anne babalar öğretici sıfatına girerek kaş yapayım derken göz çıkartabiliyorlar. Birçok anne babanın bilgisi ilkokul çocuğuna ders vermeye yetebilir. Ancak burada yapılan hata pedagojik yöndendir. Öğreteyim derken çocuğun eğitim yönü baltalanabilmektedir.<br />
<br />
Anne veya baba çocuğu evde karınca kaderince ders çalıştırırken, durumu çok önemsediğinden, çocuğun anlamadığı durumlarda fazlaca sinirlenebilmektedirler.<br />
<br />
Çocuğun ev ortamında anne babasını hele ki dersle ilgili sinirli görmesi, çocuğun sağlıklı gelişimi açısından geçiştirilecek kadar basit değildir. Öğretmenin sınıf genelinde nadir anlarda sinirlenmesi çocuk açısından pek o kadar tedirgin karşılanmaz, ama evde anne babanın çocuğa derslerle ilgili yersiz ve anlamsız baskılar yapması, kızarak, zorla ders öğretmeye çalışması çocuğun gelişmesini dumura uğratabilir.<br />
<br />
Eğitim alanında çeşitli teknikler geliştirilse bile hatta bu teknikler çocuk üzerinde tek tek uygulansa dahi eğer sevgi eksikliği varsa hiçbir fayda vermeyecektir. Aynı şey öğretim için de geçerlidir.<br />
<br />
Çocuğun ilk gözünü açtığı yer anne babasının kucağı olduğundan, ilk eğitimini aldığı yer de yine anne babasının dizinin dibidir. Sevgi ve şefkat eğitim kapısını açan tek altın anahtardır. O halde belki iyi bir öğretici değilsiniz, ama dünyanın en iyi eğitmeni olabilirsiniz, yeter ki sevgi gülünüz elinizden hiç eksik olmasın.<br />
<br />
              Boşanmadan Önce Anne Babalar Çocuklarının Nasıl Etkileneceğini İyi Bilmelidir<br />
<br />
            “Çocuk okulunda çalışkan bir öğrenci olarak tanınırken anne babanın baş gösteren geçimsizliği sonucu yavaş yavaş eski başarısını kaybeder. Anne baba boşanınca da o başarılı çocuk birden sınıfın gerilerinde kalır.<br />
<br />
            Yukarıdaki ifadeler yakın bir öğretmen arkadaşıma ait. Öğrenci ruhsal dosyalarını inceleyen öğretmen arkadaşım üzüldüğü bir durumun da altını çiziyor. Her yıl birkaç öğrencinin anne babası boşanıyor. Böylece anne babalar gelecek nesil olan çocuklarını bir bakıma yalnızlığa itiyor. İstatistikler boşanmaların çok basit nedenlerden doğduğunu söylüyor. Değilse her gün ciddi anlamda kavga edip, anlaşamayan karı kocanın, çocuğun sağlığı açısından boşanmasında belki bir bakıma gerekçe bulunabilir.<br />
<br />
            Boşanmanın çocuğa vereceği zarar boyutu anne babanın ne için boşandıklarına bağlıdır. Çocuk, aile içinde gizli saklı bir şeylerin dönmesinden huzursuz olur. Bazı sorunları apaçık çocukla paylaşmakta da fayda vardır. Sık sık kavga eden anne babalar bu kavgaları çocuktan saklamaya çalışır ve çocuğun da bir şeyden haberi olmayacağını sanırlar. Çok boyutlu bir tartışmanın çocuğun fark edemeyeceği anda ve mekânda olması isabetlidir. Ancak onun hiçbir şeyden haberdar olmadığını, havadaki fırtına kokusunu almayacağını zannetmek durumun ciddiyetinin farkında olmamaktır. Anne baba tartışırlarken çocuk odaya girdiğinde hemen susmak veya çocuğun odaya girmesini engellemek yerine durumu kabullenmek ve insanların bazı zamanlar anlaşmasa da yine de tekrar birbirlerini seveceklerini ve sayacaklarını göstermek çok doğru bir davranış olacaktır. Aynı zamanda çocuklara kavganın her şeyin bitişi olmadığını izah etmek gerekir. Anneye bu noktada daha çok görev düşmektedir.]]></content:encoded>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[Çocuk Aileden Ne Bekler?]]></title>
			<link>https://forumistan.net/konu-cocuk-aileden-ne-bekler.html</link>
			<pubDate>Mon, 19 Aug 2024 14:33:20 +0000</pubDate>
			<dc:creator><![CDATA[<a href="https://forumistan.net/member.php?action=profile&uid=34">Arzu</a>]]></dc:creator>
			<guid isPermaLink="false">https://forumistan.net/konu-cocuk-aileden-ne-bekler.html</guid>
			<description><![CDATA[Çocuk Aileden Ne Bekler?<br />
<br />
<br />
            Kişilik ve karaktere etki eden unsurlar, daha doğrusu şahsiyete biçim veren etkiler çocukluktan itibaren başlar, fakat yetişkinliğe doğru son bulmaz, bilakis artarak devam eder. Kötü aile yaşantısı ve olumsuz koşullar içinde yaşayan çocuklar okuldaki derslerde başarısızlığa uğramaktadır. Çocuğun yaşam koşullarının, onun başarısına olan etkisi %70 oranındadır.<br />
<br />
            Etki unsurları şunlardır (Beklentiler)<br />
<br />
Her insan şekil ve şemalini önce ailesinden alır. Aile insan için “öz”dür. İkincil ve üçüncül<br />
<br />
boyutlar olan çevre ve okul, birincil boyut olan aileye ekstradan ya olumlu ya da olumsuz malzemelerle girer.<br />
<br />
          <br />
  Çocuk kendisinde olan özünü ailesinden aldığı değerlerle ilerilere taşıyıp geliştirir.<br />
<br />
Sevgi Ve Merhamet<br />
<br />
            Maddi olanaklar ne kadar olursa olsun özel okul bakım evlerinde yetişen çocuklar gelişim ve başarı geriliği yaşamaktalar.<br />
<br />
            Çocuk ailesinden sevgi ve merhamet bekler. Anne baba bu sevgiyi verirken çocuğun kendisini sevebilmesini de aşılamalıdır. Zira kendisini sevmesini bilmeyen başkalarını nasıl sevebilir.<br />
<br />
            “Eğitim Konusunda Vasiyetimdir” isimli ve 18 Ocak 1988 tarihli yazısında Aziz Nesin İstanbul Çatalca’daki Nesin Eğitim Vakfı’ndaki çocukların yetiştirilmesiyle ilgili bir Türk yazarı olarak önemli ve faydalı yorumlarda bulunuyor:    <br />
<br />
            Nesin Vakfı çocuklarımın kendilerini sevmelerini, kendilerini severek ve kendilerine değer vererek yetişmelerini istiyorum.<br />
<br />
            Gözlemlerime dayanarak Türk insanının genele yakın bir çoğunlukla birbirlerini sevmedikleri kanısındayım. Birbirimizi sevmememizin nedeni, kendimizi sevmemiş olmamızdır. İnsanın kendisini bile sevmeyince, başkalarını sevmesi elbette olanaksızdır. Toplumsal koşullarımız daha doğumumuzdan başlayarak bizi kendimizi sevdirmemeye alıştırır. Evimizde, ailemizde, çevremizde, okulumuzda, işimizde hep küçümsenerek, aşağılanarak kendimizi ve dolayısıyla da başkalarını sevmemeyi doğal sayarız. Aşağılanmaya tepki olarak aşağılarız, küçümsenmemize tepki olarak küçümseriz ve böylece, kendimizi sevmediğimiz için başkalarını da sevmeyiz.<br />
<br />
          <br />
Doğal ve insancıl olarak insanın kendisini sevmesi, en güzel, en yakışıklı, en güçlü, en akıllı olduğu ya da öyle olduğunu sandığı için değil, kendisini salt kendisi olduğu için sevmesi demektir. Tıpkı annemizi dünyanın en güzel, en iyi, en akıllı kadını olduğu için değil, bizim annemiz olduğu için sevmemiz gibi ve tıpkı yurdumuzu, vatanımızı, dünyanın en güzel, en iyi, en bakımlı yeri olduğu için değil, ama salt bizim ülkemiz olduğu için sevmemiz gerektiği gibi…<br />
<br />
            Kendini sevmeyen salt başkalarını sevmemekle de kalmıyor, hayvanları, bitkileri, çiçekleri, bütün canlıları ve bütün doğayı da sevmiyor. Öteden beri bildiğim bu gerçeği Nesin Vakfı’ndaki işçiler ve çocuklar üzerindeki deneyimlerimden sonra daha iyi öğrendim. Nesin Vakfında çektiğim sıkıntılardan biri de, sevgisiz yetişmiş ve sevmek öğretilmemiş, 10 yaşından sonra vakfa gelmiş çocuklarıma kendilerini, başkalarını ve doğayı sevdirmek için harcadığım çabaların pek de verimli olmamasıdır. Her çocuğa ayrı yuvalarda tavşanlar, cins tavuklar, güvercinler, muhabbet kuşları, hatta papağan verdim. Bu hayvanların bakım sorumluluğunu onlara bıraktım. Daha büyük çocuklara, Romanya’dan büyük parayla özel olarak getirttiğim Nutriya adlı kemirgen kürk hayvanlarının bakımını bıraktım. Kendi adlarına yemiş ağacı fidanları diktim. Aynı saksılardaki çiçeklerin bakım sorununu onlara bıraktım. Yazık ki başarılı olduğumu söyleyemem. Bunun suçunu elbet salt çocuklara yüklemiyorum. Bu gözlemlerimle sevgisiz yetişmiş ve sevmeyen çocuklara sevmesini öğretmenin ne zor olduğunu anlatmaya çalışıyorum. Büyüyen çocuklar, hayvanların bakımını yapıyorlar, ama bunu sevgiyle değil, görev olarak yapıyorlar. Sevgisiz yapılan görevse angaryadır.<br />
<br />
            Nesin Vakfı çocuklarımın kendi aşağılık duygularını tanıyarak onu yenmelerini ve kendi aşağılık duygularından itici güç olarak yararlanmalarını istiyorum. Aşağılık duygusu olmayan insan bulunabileceğini sanmıyorum. Hiç aşağılık duygusu olmadığını savlayan kimi insanlarda pek çok ve değişik aşağılık duyguları olduğunu gözlemledim. Ne var ki insan kendi aşağılık duygusunu ayrımsayamıyor, ama birbirimizin aşağılık duygularını anlıyoruz.<br />
<br />
            Yatılı okullarda yapılan bir şaka vardır. Uyuyan iki çocuğun yüzlerini renk renk boyar arkadaşları.<br />
<br />
            Bu iki çocuk uyanınca kendi yüzlerini görmeyip başkalarında gördüğü bir şeydir ve o denli belirgindir ki, herkes neden kendi aşağılık duygusunu ayrımsamıyor diye birbirine şaşar.<br />
<br />
  Güven Duygusu  Ve Özgüven Duygusu<br />
<br />
            Kadının biri, antika eşyaların satıldığı pazarda, altın çerçeveli yağlı boya bir eski paşa resmi görür. Resimdeki Osmanlı paşasının göğsü madalya ve ödül nişanlarıyla doludur. Kadın bu resmi satın almak ister, ancak beş yüz lirası eksik olduğundan tabloyu satın alamaz. Birkaç gün sonra parasını denkleştirip tabloyu satın almak için tekrar pazara gittiğinde tablonun satılmış olduğunu görür ve bu duruma üzülür.<br />
<br />
            Bir gün sonra bir arkadaşının evine konuk gittiğinde bir de bakar ki, satın alamadığı yağlı boya resim duvarda asılıdır. Kadın ev sahibine sorar:<br />
<br />
Ev sahibi kadın göğüslerini gere gere cevap verir:<br />
<br />
— Büyük dedemin resmidir!<br />
<br />
Kadın da bu cevap karşısında şöyle konuşur:<br />
<br />
—Ne şanssızlık… Dün beş yüz liram daha çıksaydı bu resimdeki paşa hazretleri benim büyük dedem olacaktı.<br />
<br />
            Tıpkı yukarıdaki öyküde olduğu gibi, insanların çoğu savunma aracına ihtiyaç duyar. Aslında kendi olmadan kendiymiş gibi olma hali bir toplumda yaygınlaşmışsa o toplumda sağlıklı nesiller yetişmesi beklenemez.<br />
<br />
İnsan okuduğu ile değil yaşadığıyla anlar, erdemli ve bilge insanların yaşadıklarını mürekkep denizine boşaltmaları, okuyucular için can simidi gibidir. Ezbere okumak, olmayan özgüvenin ve güvenin, varmış gibi, sadece bilginin köleleştirilmesi şekline girdiği için, yaşamak ve yaşadıklarından dersler çıkarmak yarının nesillerine elmas değerindedir. Özellikle anneler özgüven ve düven konusunda çocuklarına gerçek değerleri aşılamak zorundadır.<br />
<br />
İnsanların korunma içgüdüsü çocuklarına da öylece aktarılabiliyor. Korunma silahı olan zekâ, ailelerde değişik biçimlerde oluyor. Bazı anne babalar çocuklarını özgüven açısından fiziksel korunma yollarını öğretirken, bazı anne babalar da makama, kariyere, paraya, zenginliğe göre korunma yollarının geçerliliğini çocuklarına aşılamaya çalışıyor. Oysa her anne baba birer bilge şahsiyet olmak zorundadır. Güven ve özgüven açısından korunma yolları, ruhsal açıdan ahlak ve erdemli olmayı gerektirmelidir. Çocuk anne babasına güvenmek ister. Onlarda erdemlik arar. Bu bağlamda çocuğun hayal kırıklığına uğraması onun güven ve özgüven duygusunu zedeler; önce anne babasına güvenmemeye başlar, sonra da kendi kendine olan inancını yitirir.<br />
<br />
Kendini Gösterebilme<br />
<br />
Çocuk özellikle aile içinde iş ve faaliyetlerden yoksun bırakılmamalıdır. Ders ve öğretim adına pratiğe yönelik işleri basit görmek çocuğa ket vurur. “Aman çocuğum kırılmasın, yorulmasın, üzülmesin” şeklindeki yersiz kaygılar çocuğun kendini gösterebilmesini engeller.<br />
<br />
Her Türk çocuğu kişisel gelişim ve kişisel girişimci olmaya müsaittir. Ancak, anne ve babalar belli başlı yaşam koşullarında başarısızlığa ve hayal kırıklıklarına uğradıklarında çocuklarını gerektiği gibi değil kırılan umutları doğrultusunda yönlendirebiliyor.<br />
<br />
Babanın gözyaşları annenin şefkatli parmaklarıyla kurulandığında, çocuk buna şahit olup, nasıl ki kendi etkinliğini genişletmek için cesaret toplarsa, anne baba tarafından sergilenecek doğru ve isabetli manüplasyonlar da çocuğun kendini göstermesi yönünde ivme kazanır.<br />
<br />
Anne Babanın Zekâsıyla Çocuğun Zekâsı Arasında Nasıl Bir İlişki Vardır?<br />
<br />
            Tarlada aynı toprakla beslenen, aynı suyu alan, aynı güneş ve havayı soluyan ve daha da önemlisi aynı tohumdan gelen karpuz topluluğu içinde kimi karpuzlar kırmızı ve tatlıyken neden bazı karpuzlar kelek, beyaz, sarı oluyor. Veya kırmızı karpuzun bazıları tatsız olurken neden bazı kelek beyaz karpuzlar tatlı oluyor? Oysa hepsi aynı tohumdan beslenmiş, çoğalmışlardı.<br />
<br />
            Aristo yüzyıllar önce, “Doğa insanları bugünkü durumlarına getirirken aralarına derin ayrılıklar koymuştur.” diyor. Oysa insanlık aynı anne babadan, Âdem ile Havva’dan çoğalmıştır.<br />
<br />
            İnsan her yönüyle farklılık gösteriyor. Kimisi zayıf kimisi atletik. Bazıları dahi, bazıları normal zekâlı. Bir yanda faziletli insanlar, diğer yanda ahlaksızlar.<br />
<br />
            Nereden geliyor bu farklılıklar?<br />
<br />
            Aynı anne babadan gelen çocukların bazı fiziksel özellikleri (göz, burun, boy v.s) benzerlik gösterirken ruhsal ayrılıklar olabiliyor. İçki, kumar, sigara ve gece hayatına düşkün bir babanın oğlu son derece faziletli olabiliyor, hatta sigara dahi içmeyebiliyor.    <br />
<br />
            Katılım ve çevre faktörü konuyu biraz bilgisellik zeminine kaydırdığından bundan sonrası anne babalar için önemli olup, dikkatle okunmasında fayda var.<br />
<br />
            Bir damlacık sperm suyu beraberinde karakteri, kişiliği, sağlığı, ruhsallığı taşımaktadır. Kime? Elbette ki çocuğa… Bu minicik gösterişsiz hücrede neler yok ki…<br />
<br />
          <br />
Yüce kitabımız Kur-an’ı Kerim’de Alâk diye bahsedilen öz su’da (sperm) saç renginin sarılığı, siyahlığı, kumrallığı, çenenin uzunluğu, burnunun ince kalımlığı, saçların dökülüp dökülmeyeceği, beyazlayıp beyazlaşmayacağı, dudaklarının kalınlığı, parmaklarının ince uzunluğu veya kısa kalınlığı, boyun uzunluğu kısalığı… Ve daha pek çok özellik yaklaşık olarak önceden gizlidir, mevcuttur.<br />
<br />
            İnsan türünde 3 gelişim seyri mevcuttur, ve çocuğun başarı durumu bu değişkenliklere göre sabitleniyor.<br />
<br />
v <br />
<br />
Hem kalıtıma hem çevreye bağlı değişim.]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[Çocuk Aileden Ne Bekler?<br />
<br />
<br />
            Kişilik ve karaktere etki eden unsurlar, daha doğrusu şahsiyete biçim veren etkiler çocukluktan itibaren başlar, fakat yetişkinliğe doğru son bulmaz, bilakis artarak devam eder. Kötü aile yaşantısı ve olumsuz koşullar içinde yaşayan çocuklar okuldaki derslerde başarısızlığa uğramaktadır. Çocuğun yaşam koşullarının, onun başarısına olan etkisi %70 oranındadır.<br />
<br />
            Etki unsurları şunlardır (Beklentiler)<br />
<br />
Her insan şekil ve şemalini önce ailesinden alır. Aile insan için “öz”dür. İkincil ve üçüncül<br />
<br />
boyutlar olan çevre ve okul, birincil boyut olan aileye ekstradan ya olumlu ya da olumsuz malzemelerle girer.<br />
<br />
          <br />
  Çocuk kendisinde olan özünü ailesinden aldığı değerlerle ilerilere taşıyıp geliştirir.<br />
<br />
Sevgi Ve Merhamet<br />
<br />
            Maddi olanaklar ne kadar olursa olsun özel okul bakım evlerinde yetişen çocuklar gelişim ve başarı geriliği yaşamaktalar.<br />
<br />
            Çocuk ailesinden sevgi ve merhamet bekler. Anne baba bu sevgiyi verirken çocuğun kendisini sevebilmesini de aşılamalıdır. Zira kendisini sevmesini bilmeyen başkalarını nasıl sevebilir.<br />
<br />
            “Eğitim Konusunda Vasiyetimdir” isimli ve 18 Ocak 1988 tarihli yazısında Aziz Nesin İstanbul Çatalca’daki Nesin Eğitim Vakfı’ndaki çocukların yetiştirilmesiyle ilgili bir Türk yazarı olarak önemli ve faydalı yorumlarda bulunuyor:    <br />
<br />
            Nesin Vakfı çocuklarımın kendilerini sevmelerini, kendilerini severek ve kendilerine değer vererek yetişmelerini istiyorum.<br />
<br />
            Gözlemlerime dayanarak Türk insanının genele yakın bir çoğunlukla birbirlerini sevmedikleri kanısındayım. Birbirimizi sevmememizin nedeni, kendimizi sevmemiş olmamızdır. İnsanın kendisini bile sevmeyince, başkalarını sevmesi elbette olanaksızdır. Toplumsal koşullarımız daha doğumumuzdan başlayarak bizi kendimizi sevdirmemeye alıştırır. Evimizde, ailemizde, çevremizde, okulumuzda, işimizde hep küçümsenerek, aşağılanarak kendimizi ve dolayısıyla da başkalarını sevmemeyi doğal sayarız. Aşağılanmaya tepki olarak aşağılarız, küçümsenmemize tepki olarak küçümseriz ve böylece, kendimizi sevmediğimiz için başkalarını da sevmeyiz.<br />
<br />
          <br />
Doğal ve insancıl olarak insanın kendisini sevmesi, en güzel, en yakışıklı, en güçlü, en akıllı olduğu ya da öyle olduğunu sandığı için değil, kendisini salt kendisi olduğu için sevmesi demektir. Tıpkı annemizi dünyanın en güzel, en iyi, en akıllı kadını olduğu için değil, bizim annemiz olduğu için sevmemiz gibi ve tıpkı yurdumuzu, vatanımızı, dünyanın en güzel, en iyi, en bakımlı yeri olduğu için değil, ama salt bizim ülkemiz olduğu için sevmemiz gerektiği gibi…<br />
<br />
            Kendini sevmeyen salt başkalarını sevmemekle de kalmıyor, hayvanları, bitkileri, çiçekleri, bütün canlıları ve bütün doğayı da sevmiyor. Öteden beri bildiğim bu gerçeği Nesin Vakfı’ndaki işçiler ve çocuklar üzerindeki deneyimlerimden sonra daha iyi öğrendim. Nesin Vakfında çektiğim sıkıntılardan biri de, sevgisiz yetişmiş ve sevmek öğretilmemiş, 10 yaşından sonra vakfa gelmiş çocuklarıma kendilerini, başkalarını ve doğayı sevdirmek için harcadığım çabaların pek de verimli olmamasıdır. Her çocuğa ayrı yuvalarda tavşanlar, cins tavuklar, güvercinler, muhabbet kuşları, hatta papağan verdim. Bu hayvanların bakım sorumluluğunu onlara bıraktım. Daha büyük çocuklara, Romanya’dan büyük parayla özel olarak getirttiğim Nutriya adlı kemirgen kürk hayvanlarının bakımını bıraktım. Kendi adlarına yemiş ağacı fidanları diktim. Aynı saksılardaki çiçeklerin bakım sorununu onlara bıraktım. Yazık ki başarılı olduğumu söyleyemem. Bunun suçunu elbet salt çocuklara yüklemiyorum. Bu gözlemlerimle sevgisiz yetişmiş ve sevmeyen çocuklara sevmesini öğretmenin ne zor olduğunu anlatmaya çalışıyorum. Büyüyen çocuklar, hayvanların bakımını yapıyorlar, ama bunu sevgiyle değil, görev olarak yapıyorlar. Sevgisiz yapılan görevse angaryadır.<br />
<br />
            Nesin Vakfı çocuklarımın kendi aşağılık duygularını tanıyarak onu yenmelerini ve kendi aşağılık duygularından itici güç olarak yararlanmalarını istiyorum. Aşağılık duygusu olmayan insan bulunabileceğini sanmıyorum. Hiç aşağılık duygusu olmadığını savlayan kimi insanlarda pek çok ve değişik aşağılık duyguları olduğunu gözlemledim. Ne var ki insan kendi aşağılık duygusunu ayrımsayamıyor, ama birbirimizin aşağılık duygularını anlıyoruz.<br />
<br />
            Yatılı okullarda yapılan bir şaka vardır. Uyuyan iki çocuğun yüzlerini renk renk boyar arkadaşları.<br />
<br />
            Bu iki çocuk uyanınca kendi yüzlerini görmeyip başkalarında gördüğü bir şeydir ve o denli belirgindir ki, herkes neden kendi aşağılık duygusunu ayrımsamıyor diye birbirine şaşar.<br />
<br />
  Güven Duygusu  Ve Özgüven Duygusu<br />
<br />
            Kadının biri, antika eşyaların satıldığı pazarda, altın çerçeveli yağlı boya bir eski paşa resmi görür. Resimdeki Osmanlı paşasının göğsü madalya ve ödül nişanlarıyla doludur. Kadın bu resmi satın almak ister, ancak beş yüz lirası eksik olduğundan tabloyu satın alamaz. Birkaç gün sonra parasını denkleştirip tabloyu satın almak için tekrar pazara gittiğinde tablonun satılmış olduğunu görür ve bu duruma üzülür.<br />
<br />
            Bir gün sonra bir arkadaşının evine konuk gittiğinde bir de bakar ki, satın alamadığı yağlı boya resim duvarda asılıdır. Kadın ev sahibine sorar:<br />
<br />
Ev sahibi kadın göğüslerini gere gere cevap verir:<br />
<br />
— Büyük dedemin resmidir!<br />
<br />
Kadın da bu cevap karşısında şöyle konuşur:<br />
<br />
—Ne şanssızlık… Dün beş yüz liram daha çıksaydı bu resimdeki paşa hazretleri benim büyük dedem olacaktı.<br />
<br />
            Tıpkı yukarıdaki öyküde olduğu gibi, insanların çoğu savunma aracına ihtiyaç duyar. Aslında kendi olmadan kendiymiş gibi olma hali bir toplumda yaygınlaşmışsa o toplumda sağlıklı nesiller yetişmesi beklenemez.<br />
<br />
İnsan okuduğu ile değil yaşadığıyla anlar, erdemli ve bilge insanların yaşadıklarını mürekkep denizine boşaltmaları, okuyucular için can simidi gibidir. Ezbere okumak, olmayan özgüvenin ve güvenin, varmış gibi, sadece bilginin köleleştirilmesi şekline girdiği için, yaşamak ve yaşadıklarından dersler çıkarmak yarının nesillerine elmas değerindedir. Özellikle anneler özgüven ve düven konusunda çocuklarına gerçek değerleri aşılamak zorundadır.<br />
<br />
İnsanların korunma içgüdüsü çocuklarına da öylece aktarılabiliyor. Korunma silahı olan zekâ, ailelerde değişik biçimlerde oluyor. Bazı anne babalar çocuklarını özgüven açısından fiziksel korunma yollarını öğretirken, bazı anne babalar da makama, kariyere, paraya, zenginliğe göre korunma yollarının geçerliliğini çocuklarına aşılamaya çalışıyor. Oysa her anne baba birer bilge şahsiyet olmak zorundadır. Güven ve özgüven açısından korunma yolları, ruhsal açıdan ahlak ve erdemli olmayı gerektirmelidir. Çocuk anne babasına güvenmek ister. Onlarda erdemlik arar. Bu bağlamda çocuğun hayal kırıklığına uğraması onun güven ve özgüven duygusunu zedeler; önce anne babasına güvenmemeye başlar, sonra da kendi kendine olan inancını yitirir.<br />
<br />
Kendini Gösterebilme<br />
<br />
Çocuk özellikle aile içinde iş ve faaliyetlerden yoksun bırakılmamalıdır. Ders ve öğretim adına pratiğe yönelik işleri basit görmek çocuğa ket vurur. “Aman çocuğum kırılmasın, yorulmasın, üzülmesin” şeklindeki yersiz kaygılar çocuğun kendini gösterebilmesini engeller.<br />
<br />
Her Türk çocuğu kişisel gelişim ve kişisel girişimci olmaya müsaittir. Ancak, anne ve babalar belli başlı yaşam koşullarında başarısızlığa ve hayal kırıklıklarına uğradıklarında çocuklarını gerektiği gibi değil kırılan umutları doğrultusunda yönlendirebiliyor.<br />
<br />
Babanın gözyaşları annenin şefkatli parmaklarıyla kurulandığında, çocuk buna şahit olup, nasıl ki kendi etkinliğini genişletmek için cesaret toplarsa, anne baba tarafından sergilenecek doğru ve isabetli manüplasyonlar da çocuğun kendini göstermesi yönünde ivme kazanır.<br />
<br />
Anne Babanın Zekâsıyla Çocuğun Zekâsı Arasında Nasıl Bir İlişki Vardır?<br />
<br />
            Tarlada aynı toprakla beslenen, aynı suyu alan, aynı güneş ve havayı soluyan ve daha da önemlisi aynı tohumdan gelen karpuz topluluğu içinde kimi karpuzlar kırmızı ve tatlıyken neden bazı karpuzlar kelek, beyaz, sarı oluyor. Veya kırmızı karpuzun bazıları tatsız olurken neden bazı kelek beyaz karpuzlar tatlı oluyor? Oysa hepsi aynı tohumdan beslenmiş, çoğalmışlardı.<br />
<br />
            Aristo yüzyıllar önce, “Doğa insanları bugünkü durumlarına getirirken aralarına derin ayrılıklar koymuştur.” diyor. Oysa insanlık aynı anne babadan, Âdem ile Havva’dan çoğalmıştır.<br />
<br />
            İnsan her yönüyle farklılık gösteriyor. Kimisi zayıf kimisi atletik. Bazıları dahi, bazıları normal zekâlı. Bir yanda faziletli insanlar, diğer yanda ahlaksızlar.<br />
<br />
            Nereden geliyor bu farklılıklar?<br />
<br />
            Aynı anne babadan gelen çocukların bazı fiziksel özellikleri (göz, burun, boy v.s) benzerlik gösterirken ruhsal ayrılıklar olabiliyor. İçki, kumar, sigara ve gece hayatına düşkün bir babanın oğlu son derece faziletli olabiliyor, hatta sigara dahi içmeyebiliyor.    <br />
<br />
            Katılım ve çevre faktörü konuyu biraz bilgisellik zeminine kaydırdığından bundan sonrası anne babalar için önemli olup, dikkatle okunmasında fayda var.<br />
<br />
            Bir damlacık sperm suyu beraberinde karakteri, kişiliği, sağlığı, ruhsallığı taşımaktadır. Kime? Elbette ki çocuğa… Bu minicik gösterişsiz hücrede neler yok ki…<br />
<br />
          <br />
Yüce kitabımız Kur-an’ı Kerim’de Alâk diye bahsedilen öz su’da (sperm) saç renginin sarılığı, siyahlığı, kumrallığı, çenenin uzunluğu, burnunun ince kalımlığı, saçların dökülüp dökülmeyeceği, beyazlayıp beyazlaşmayacağı, dudaklarının kalınlığı, parmaklarının ince uzunluğu veya kısa kalınlığı, boyun uzunluğu kısalığı… Ve daha pek çok özellik yaklaşık olarak önceden gizlidir, mevcuttur.<br />
<br />
            İnsan türünde 3 gelişim seyri mevcuttur, ve çocuğun başarı durumu bu değişkenliklere göre sabitleniyor.<br />
<br />
v <br />
<br />
Hem kalıtıma hem çevreye bağlı değişim.]]></content:encoded>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[Biyopisikososyal Açılım]]></title>
			<link>https://forumistan.net/konu-biyopisikososyal-acilim.html</link>
			<pubDate>Mon, 19 Aug 2024 14:32:20 +0000</pubDate>
			<dc:creator><![CDATA[<a href="https://forumistan.net/member.php?action=profile&uid=34">Arzu</a>]]></dc:creator>
			<guid isPermaLink="false">https://forumistan.net/konu-biyopisikososyal-acilim.html</guid>
			<description><![CDATA[Biyopisikososyal Açılım<br />
<br />
<br />
BİO<br />
<br />
PSİKO<br />
<br />
SOSYAL<br />
<br />
<br />
<br />
Sadece Kalıtım<br />
<br />
<br />
<br />
Hem Çevre<br />
<br />
<br />
<br />
Sadece Çevre<br />
<br />
değişmez olarak almıştır.<br />
<br />
1)    <br />
<br />
KALITIMA BAĞLI GEÇİŞ (BİO): Çocuğun anne babasından ayrıştığı dönüşüm<br />
<br />
noktasıdır. Daha çok ahlâki değerlerin anne babadan farklılığı bu ayrışım noktasında belirir. Çevre çocukluktan itibaren insan üzerinde değişiklikler oluşturur. Oysa kalıtım çevre faktöründen farklı olarak vakıayı olduğu gibi taşır. Buradaki ayrışımdan kasıt ayrılma değildir. Genel anlamda bedensel kopmadan bahsediyorum, kopmanın orijinini oluşturan da spermdir. Sperm (özsu, arkhe, nüve, tohum) bir kopuştur, ruhsal potansiyeline kavuştuktan sonra (aklı erme) çevresel faktörlerin etkisinde kalarak karakter ve ahlâki açılardan değişikliğe uğrar.<br />
<br />
İnsan biyopsikososyal bir varlıktır. Kalıtımında insan karakteri üzerinde etkisi vardır ancak bu etki zamanın paralelinde değişkenlik gösterebiliyor.<br />
<br />
Her ne kadar anne babadan türeyen çocuklar için “kalıtsal” terimini kullanıyorsak da, bu, çocukların hepsinin birbirine tıpatıp benzeyeceği anlamına gelmiyor. Kalıtsallık mirasını aynıyla yansıtanlar tek yumurta ikizleridir. Spermazoidlerin her birinde bulunan 24’er kromozom ve bu kromozomlardaki genler sanki birer uzaydır. Bu genler olumlu özelliklerin de olumsuz özelliklerinde kaynağıdır. Henüz yeni doğmuş bebek zekâsını ve görme kudretini yitirmeye başlayabilir; bu, genlerden gelen kalıtımsal bir hastalıktır. Sebep ya annenin alkol alışkanlığıdır ya da babanın sigara alışkanlığıdır. Veyahut anne babadan kaynaklanan bir başka olumsuzluk.<br />
<br />
Zekânın, kalıtımsal geçişte çocuk üzerinde ne gibi etkisi vardır? Anne babanın zekâsı çocuğa olduğu gibi geçmekte midir? Bu durum, daha çok, kafaları karıştırmaktadır. Zekâ seviyesi yüksek anne babadan dünyaya gelen çocuk sahip olduğu zekâsını kullanamayıp, sosyal yönden kötü alışkanlıkların da etkisiyle anne babası gibi sosyal kariyer rolüne kavuşamayabiliyor. Anne baba zekâsını kalıtsal olarak taşısın veya taşımasın çocuğun zekâ işlerliğini belirleyen, sonraki dönemlerde edineceği çevredir. Bu sonraki dönemler askıda kalmış bir zaman dilimi değildir, ölçümleri bellidir, 10 yaş dönemi de diyebiliriz buna.<br />
<br />
Yüksek zekâlı anne babanın genellikle başarılı olmalarının altında yatan sebep, bu anne babaların zekâlarından dolayı çocuklarına iyi ve uygun çalışma ortamları hazırlamış olmalarıdır. Değilse, illâki genel geçer bir kaide olarak, “Anne babanın zekâsı onlara da geçmiştir, bu yüzden başarılı olmaları kaçınılmazdır” gibi bir değerlendirme aydınlatıcı bir değerlendirme olmaz.<br />
<br />
Tabi bazı araştırmalar, belki sağlanan bu uygun ortamlardan olsa gerek ünlü kişilerin, yine çoğu ünlü ve başarılı insanların torunu olduklarını ortaya koyuyor.<br />
<br />
François Galton kalıtsal zekâ üzerinde yaptığı bir araştırmada 977 ünlü insanı inceledi. Buların akrabalarının veya dedelerinin arasında ünlü kişilerin bulunup bulunmadığını araştırdı.<br />
<br />
977 ünlü kişinin 555’inde birinci dereceden akrabaları arasında ünlü yakınlarının bulunduğu görülmüştür. Fakat zeki anne babaların veya ailelerin de çocuklarının zeki olacağı kalıtsal anlamda bütüncül bir kural değildir. Orta zekâ gerisinde bulunan anne babanın çocukları da hiç başarılı olamayacak diye kural yoktur. Birkaç göbek geriden zekâ kalıtsallığı çocuğa geçebilir. Yani anne babalarında yoktur ama birkaç göbek öncesindeki büyük babasındaki yetenek ve ezekâ aktarılabilir.<br />
<br />
Kısacası anne babalara vermek istediğim mesaj, zekâ seviyesine güvenen anne babaların çocuklarının ahlâkına dikkat etmeleridir, çevrelerinin olumsuzluklarına dikkat etmeleridir. Zekâ seviyeleri yüksek anne babaların veya ünlülerin, aynıyla çocuklarının olması zekâ kaderinden değildir. Yani zekâ bir kader değildir; evet Yüce Allah’ın lûtfudur, ama kader değildir. Yüce Yaratıcı herkese eşit mesafelerde imkânlar bahşetmiştir. Anne baba olarak orta zekâsınızdır, çocuğunuz da orta zekâlıdır… Ancak vereceğiniz akıl ve ahlâk ile (çünkü zekâ ve akıl farklı şeylerdir, şeytan da zekidir, kurnazdır, Kızıl Komünist Stalin de zekiydi, ama yüz binlerce masum insanı katletti) çocuklarınızın istikbal ve ahvalini başarı, huzur ve mutluluğa taşıyabilirsiniz.<br />
<br />
2) HEM KALITIM HEM ÇEVREYE BAĞLI GEÇİŞ (PSİKO): Kalıtsal zekâ bugün yadsınamayacak gerçekliktir. Ancak buna bağlı olarak beden yaklaşık olarak tam bir kalıtsal ölçüttürse de, karakter, hatta zekâ bağlı bulunulan çevreye göre değişkendir.<br />
<br />
Kalıtsal gibi görünen beden ve zekâ olası bir hastalık ve çevrenin yarattığı olumsuzluklar karşısında anne babadan farklı görünüm arz edebilir. Bu da gençlik psikosunda ruhsal rahatsızlıklara sebep olabilir. Örneğin Rusya’daki Çernobil faciası nice zeki anne babanın çocuklarını hem bedenen hem de zihnen dumura uğratmıştır. Çevre ve olaylar insan bedeni, zekâsı ve ruhu üzerinde etkilidir.<br />
<br />
Yapılan deneylerin ortaya koyduğu sonuç şudur: Kurnaz anne babaların çocukları da kurnaz oluyor. Bu ilk bakışta olumsuz görünüyor; evet, sosyal ahlâk açısından kurnazlık sevilen bir davranış değildir. Ancak kalıtımdan gelen bu olumsuzluklar çevrenin etkisiyle ya daha çok artar, ya da azalıp ahlâk çerçevesine oturur.<br />
<br />
Zekânın gelişmesi veya var olan yüksek zekânın korunması hastalık, okul, aile ve çevre özelliklerine göre ya artabilir ya da azalabilir. Hatta zekânın gelişmesi dahi bu mekânlardan dolayı engellenir veya geliştirilir. Zekâ kromozomlarda zaten belirlenmiştir, ama çocuğun yetişeceği ortam negatif ve engelci bir ortamsa, sırf bu ayak takımı dedikoducu, fitne, hoşgörüsüz, pis kariyer düşkünlüğü şahsiyetler yüzünden zekâ ve fıtri güzel ahlâk tehlikeye düşebilir.<br />
<br />
Zekâ ve özel yeteneklerin anne ve babadan alınabilmesine rağmen, çocuktaki karakterin kalıtsal olduğu konusunda kesinlik yoktur, ama karakteri yine başta anne babanın öreceğine dair kesinlik vardır. Çünkü karakterin oluşumundaki çevre faktörü anne baba tarafından kontrol altına alınabilir.<br />
<br />
Kısacası çocuğun zekâ ve yeteneği ne kadar yüksek olursa olsun çevre faktörüne dikkat edilmelidir. Çünkü başarının anahtarı ahlâk ve güzel davranışta yatmalıdır.<br />
<br />
Anne baba olarak zekâ seviyesi yüksek insanlarsınızdır, fakat çocuğun önünde her gün kavga ediyorsanız, çocuğun tedirgin ve güvenden yoksun yetişmesine zemin hazırlıyorsanız onun sağlıklı şekilde başarılı olmasını bekleyebilir misiniz?<br />
<br />
Evet kalıtsal zekâ vardır, anne baba var olan zekâlarını çocuklarına aktarırlar, ama tüm bunların ötesinde onların ruhsal zekâlarına önem verilmelidir.<br />
<br />
3) ÇEVREYE BAĞLI GEÇİŞ (SOSYAL): Zeki anne baba zekâlı olduğu için çocuklarına uygun ortam hazırlamasını biliyor; değilse “sulu zekâ” dediğimiz kalıtsallıkları çocuklarına geçtiği için çocukları başarılı oluyor değil. Çocuklarının başarısı zekâlarının çocuklarına geçmesinden kaynaklanmıyor; zeki oldukları için çocuklarının hangi ortamda nasıl başarılı olacaklarını biliyorlar.<br />
<br />
Başarılı çocuk yetiştirmek için uzman olmak gerekmiyor, zekâ ve üniversite bitirmiş olmak demek ahlâktır, iyi insan olmaktır, edepliliktir, maneviyattır. Yani yüksek zekâ pozitif inanç ve iyi yürekliliktir. Bir köylü eğer iyi yürekliyse, ahlâklıysa, dürüstse, maneviyata önem veriyorsa yüksek zekâlıdır. O da çocuğunun başarılı olması için nasıl uygun ortam sağlayacağını bilir. Ayrıca bu köylü o kadar zekidir ki, nasıl en iyi toprağı işleyeceğini, tavuk, koyun, keçi ve inekten nasıl en iyi şekilde faydalanacağını bilir. İşte bu insan süper zekâdır; süper zekâlılığı da ütopya’da aramayın, iyi ve şefkatli bir insan süper zekâdır. Nice profesörler var, nice öğretmenler var, nice bilim adamları var cehalet havuzunda yüzüyorlar; ahlâktan, fedakârlıktan, aile terbiyesinden nasibini almamış yarım insanlar.<br />
<br />
Çok zeki anne babanın çocukları, anne ve babanın işi ciddiye almaması, çocuklarının sadece zekâsına güvenmeleri yüzünden ahlâksızlaşabiliyor, bencilleşebiliyor. Çünkü çevre faktörü bu çocuklar üzerinde öyle etkili ki içinde doğup büyüdüğü toplumdan başka bir toplumda eğer yaşasalardı büyük bir ihtimalle bugünkü karakterlerinden değişik bir kişilik sahibi olurlardı.<br />
<br />
Anne baba olarak kendinizden pay biçiniz, Türkiye’de doğsaydınız ama 4 yaşından beri Amerika’da yetişseydiniz, Türkiye’ye geldiğinizde görüntünüzle, davranışınızla hemen dikkat çekip, sizi gözleyen biri “tipik bir Amerikalı” derdi. Aynı ülkede bölgeler arası farklılıklar bile hemen dikkat çekiyor. Trakya bölgesinde doğup 4 yaşından itibaren Akdeniz Bölgesi’nin Adana ilinde yaşamaya başlayan bir erkek çocuğu, Adana’nın anlayışına göre şahsiyet kazanacaktır. Ailesinin kendi yerel kültürlerini muhafazasına rağmen gerek şivesi, gerekse bir takım davranışları Trakya’yı yansıtmayacaktır.<br />
<br />
Çevre, aslında bir insanın her şeyini etkiler. Örneğin, ruh yapısını, zekâsını, yemek çeşitlerini ve yemek yeme kültürünü (fast food) etkiler.<br />
<br />
Fiziksellik dahi çevrenin etkisinden kurtulamaz. Çocuğun beden yapısının kalıtsal olabileceğini ifade etmiştik ama, çevre o denli alt etkenler yaratıyor ki, çocuğun yetişme çağında olumsuz çevre onun biyokimyasını değiştirebiliyor. Biyokimya yenilen, içilen, duyulan, görülen durumlardan ruhsal etkilenme olabileceği gibi bedensel etkilenme de olabilir. Bir insanın biyokimyası bozuksa bunu önce ailede sonra da büyük oran çevrede aramak gerekir. Bir toplumda ahlâksızlık, düzenbazlık, vicdansızlık artmışsa o toplumun biyokimyası bozuktur.<br />
<br />
İnsan kişiliği tâ çocukluğundan beri yaşadığı çevreye göre başarı şekillenmesine girer. Çevre zengin veya fakir olsun eğer dedikodu ve negatif davranışlar alışkanlık haline gelmişse çocuğun başarısı buna göre şekillenecektir. Elbette ki akla ilk gelen çocuğun başarısız olacağıdır. Ancak bütün define ve hazineler yıkık dökük harabelerden çıkarılmıştır. “Sen seni bil sen seni” diyen bilge âlimler, insanın bütün gücünün kendi içinde olduğunu söylemeye çalışmıştır, ve insanı kendi kendine dönmeye davet etmiştir. Sizler anne baba olarak, eğer çocuklarınızı kendilerini bilmeye, tanımaya çağırırsanız başarılı olacaklardır.<br />
<br />
Anne babaların çocuklarının başarısı için yapacakları en güzel şey, onlara davranışlarını denetlemeyi öğretmek olacaktır. Bunu yaparken ne gevşek olunmalı ne de baskı yapılmalıdır; gevşeklik davranışlarda kontrolsüzlüğe, baskı ise güven kaybına sebep olur.<br />
<br />
Çocuğa Davranışlarını Denetlemeyi Öğretmek Ne Demektir<br />
<br />
      Sevgili Anne Babalar! Çocuklarınızın davranışlarını denetim altına almaya çalışmayın, onlara davranışlarını nasıl denetim altına alacaklarını öğretin.]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[Biyopisikososyal Açılım<br />
<br />
<br />
BİO<br />
<br />
PSİKO<br />
<br />
SOSYAL<br />
<br />
<br />
<br />
Sadece Kalıtım<br />
<br />
<br />
<br />
Hem Çevre<br />
<br />
<br />
<br />
Sadece Çevre<br />
<br />
değişmez olarak almıştır.<br />
<br />
1)    <br />
<br />
KALITIMA BAĞLI GEÇİŞ (BİO): Çocuğun anne babasından ayrıştığı dönüşüm<br />
<br />
noktasıdır. Daha çok ahlâki değerlerin anne babadan farklılığı bu ayrışım noktasında belirir. Çevre çocukluktan itibaren insan üzerinde değişiklikler oluşturur. Oysa kalıtım çevre faktöründen farklı olarak vakıayı olduğu gibi taşır. Buradaki ayrışımdan kasıt ayrılma değildir. Genel anlamda bedensel kopmadan bahsediyorum, kopmanın orijinini oluşturan da spermdir. Sperm (özsu, arkhe, nüve, tohum) bir kopuştur, ruhsal potansiyeline kavuştuktan sonra (aklı erme) çevresel faktörlerin etkisinde kalarak karakter ve ahlâki açılardan değişikliğe uğrar.<br />
<br />
İnsan biyopsikososyal bir varlıktır. Kalıtımında insan karakteri üzerinde etkisi vardır ancak bu etki zamanın paralelinde değişkenlik gösterebiliyor.<br />
<br />
Her ne kadar anne babadan türeyen çocuklar için “kalıtsal” terimini kullanıyorsak da, bu, çocukların hepsinin birbirine tıpatıp benzeyeceği anlamına gelmiyor. Kalıtsallık mirasını aynıyla yansıtanlar tek yumurta ikizleridir. Spermazoidlerin her birinde bulunan 24’er kromozom ve bu kromozomlardaki genler sanki birer uzaydır. Bu genler olumlu özelliklerin de olumsuz özelliklerinde kaynağıdır. Henüz yeni doğmuş bebek zekâsını ve görme kudretini yitirmeye başlayabilir; bu, genlerden gelen kalıtımsal bir hastalıktır. Sebep ya annenin alkol alışkanlığıdır ya da babanın sigara alışkanlığıdır. Veyahut anne babadan kaynaklanan bir başka olumsuzluk.<br />
<br />
Zekânın, kalıtımsal geçişte çocuk üzerinde ne gibi etkisi vardır? Anne babanın zekâsı çocuğa olduğu gibi geçmekte midir? Bu durum, daha çok, kafaları karıştırmaktadır. Zekâ seviyesi yüksek anne babadan dünyaya gelen çocuk sahip olduğu zekâsını kullanamayıp, sosyal yönden kötü alışkanlıkların da etkisiyle anne babası gibi sosyal kariyer rolüne kavuşamayabiliyor. Anne baba zekâsını kalıtsal olarak taşısın veya taşımasın çocuğun zekâ işlerliğini belirleyen, sonraki dönemlerde edineceği çevredir. Bu sonraki dönemler askıda kalmış bir zaman dilimi değildir, ölçümleri bellidir, 10 yaş dönemi de diyebiliriz buna.<br />
<br />
Yüksek zekâlı anne babanın genellikle başarılı olmalarının altında yatan sebep, bu anne babaların zekâlarından dolayı çocuklarına iyi ve uygun çalışma ortamları hazırlamış olmalarıdır. Değilse, illâki genel geçer bir kaide olarak, “Anne babanın zekâsı onlara da geçmiştir, bu yüzden başarılı olmaları kaçınılmazdır” gibi bir değerlendirme aydınlatıcı bir değerlendirme olmaz.<br />
<br />
Tabi bazı araştırmalar, belki sağlanan bu uygun ortamlardan olsa gerek ünlü kişilerin, yine çoğu ünlü ve başarılı insanların torunu olduklarını ortaya koyuyor.<br />
<br />
François Galton kalıtsal zekâ üzerinde yaptığı bir araştırmada 977 ünlü insanı inceledi. Buların akrabalarının veya dedelerinin arasında ünlü kişilerin bulunup bulunmadığını araştırdı.<br />
<br />
977 ünlü kişinin 555’inde birinci dereceden akrabaları arasında ünlü yakınlarının bulunduğu görülmüştür. Fakat zeki anne babaların veya ailelerin de çocuklarının zeki olacağı kalıtsal anlamda bütüncül bir kural değildir. Orta zekâ gerisinde bulunan anne babanın çocukları da hiç başarılı olamayacak diye kural yoktur. Birkaç göbek geriden zekâ kalıtsallığı çocuğa geçebilir. Yani anne babalarında yoktur ama birkaç göbek öncesindeki büyük babasındaki yetenek ve ezekâ aktarılabilir.<br />
<br />
Kısacası anne babalara vermek istediğim mesaj, zekâ seviyesine güvenen anne babaların çocuklarının ahlâkına dikkat etmeleridir, çevrelerinin olumsuzluklarına dikkat etmeleridir. Zekâ seviyeleri yüksek anne babaların veya ünlülerin, aynıyla çocuklarının olması zekâ kaderinden değildir. Yani zekâ bir kader değildir; evet Yüce Allah’ın lûtfudur, ama kader değildir. Yüce Yaratıcı herkese eşit mesafelerde imkânlar bahşetmiştir. Anne baba olarak orta zekâsınızdır, çocuğunuz da orta zekâlıdır… Ancak vereceğiniz akıl ve ahlâk ile (çünkü zekâ ve akıl farklı şeylerdir, şeytan da zekidir, kurnazdır, Kızıl Komünist Stalin de zekiydi, ama yüz binlerce masum insanı katletti) çocuklarınızın istikbal ve ahvalini başarı, huzur ve mutluluğa taşıyabilirsiniz.<br />
<br />
2) HEM KALITIM HEM ÇEVREYE BAĞLI GEÇİŞ (PSİKO): Kalıtsal zekâ bugün yadsınamayacak gerçekliktir. Ancak buna bağlı olarak beden yaklaşık olarak tam bir kalıtsal ölçüttürse de, karakter, hatta zekâ bağlı bulunulan çevreye göre değişkendir.<br />
<br />
Kalıtsal gibi görünen beden ve zekâ olası bir hastalık ve çevrenin yarattığı olumsuzluklar karşısında anne babadan farklı görünüm arz edebilir. Bu da gençlik psikosunda ruhsal rahatsızlıklara sebep olabilir. Örneğin Rusya’daki Çernobil faciası nice zeki anne babanın çocuklarını hem bedenen hem de zihnen dumura uğratmıştır. Çevre ve olaylar insan bedeni, zekâsı ve ruhu üzerinde etkilidir.<br />
<br />
Yapılan deneylerin ortaya koyduğu sonuç şudur: Kurnaz anne babaların çocukları da kurnaz oluyor. Bu ilk bakışta olumsuz görünüyor; evet, sosyal ahlâk açısından kurnazlık sevilen bir davranış değildir. Ancak kalıtımdan gelen bu olumsuzluklar çevrenin etkisiyle ya daha çok artar, ya da azalıp ahlâk çerçevesine oturur.<br />
<br />
Zekânın gelişmesi veya var olan yüksek zekânın korunması hastalık, okul, aile ve çevre özelliklerine göre ya artabilir ya da azalabilir. Hatta zekânın gelişmesi dahi bu mekânlardan dolayı engellenir veya geliştirilir. Zekâ kromozomlarda zaten belirlenmiştir, ama çocuğun yetişeceği ortam negatif ve engelci bir ortamsa, sırf bu ayak takımı dedikoducu, fitne, hoşgörüsüz, pis kariyer düşkünlüğü şahsiyetler yüzünden zekâ ve fıtri güzel ahlâk tehlikeye düşebilir.<br />
<br />
Zekâ ve özel yeteneklerin anne ve babadan alınabilmesine rağmen, çocuktaki karakterin kalıtsal olduğu konusunda kesinlik yoktur, ama karakteri yine başta anne babanın öreceğine dair kesinlik vardır. Çünkü karakterin oluşumundaki çevre faktörü anne baba tarafından kontrol altına alınabilir.<br />
<br />
Kısacası çocuğun zekâ ve yeteneği ne kadar yüksek olursa olsun çevre faktörüne dikkat edilmelidir. Çünkü başarının anahtarı ahlâk ve güzel davranışta yatmalıdır.<br />
<br />
Anne baba olarak zekâ seviyesi yüksek insanlarsınızdır, fakat çocuğun önünde her gün kavga ediyorsanız, çocuğun tedirgin ve güvenden yoksun yetişmesine zemin hazırlıyorsanız onun sağlıklı şekilde başarılı olmasını bekleyebilir misiniz?<br />
<br />
Evet kalıtsal zekâ vardır, anne baba var olan zekâlarını çocuklarına aktarırlar, ama tüm bunların ötesinde onların ruhsal zekâlarına önem verilmelidir.<br />
<br />
3) ÇEVREYE BAĞLI GEÇİŞ (SOSYAL): Zeki anne baba zekâlı olduğu için çocuklarına uygun ortam hazırlamasını biliyor; değilse “sulu zekâ” dediğimiz kalıtsallıkları çocuklarına geçtiği için çocukları başarılı oluyor değil. Çocuklarının başarısı zekâlarının çocuklarına geçmesinden kaynaklanmıyor; zeki oldukları için çocuklarının hangi ortamda nasıl başarılı olacaklarını biliyorlar.<br />
<br />
Başarılı çocuk yetiştirmek için uzman olmak gerekmiyor, zekâ ve üniversite bitirmiş olmak demek ahlâktır, iyi insan olmaktır, edepliliktir, maneviyattır. Yani yüksek zekâ pozitif inanç ve iyi yürekliliktir. Bir köylü eğer iyi yürekliyse, ahlâklıysa, dürüstse, maneviyata önem veriyorsa yüksek zekâlıdır. O da çocuğunun başarılı olması için nasıl uygun ortam sağlayacağını bilir. Ayrıca bu köylü o kadar zekidir ki, nasıl en iyi toprağı işleyeceğini, tavuk, koyun, keçi ve inekten nasıl en iyi şekilde faydalanacağını bilir. İşte bu insan süper zekâdır; süper zekâlılığı da ütopya’da aramayın, iyi ve şefkatli bir insan süper zekâdır. Nice profesörler var, nice öğretmenler var, nice bilim adamları var cehalet havuzunda yüzüyorlar; ahlâktan, fedakârlıktan, aile terbiyesinden nasibini almamış yarım insanlar.<br />
<br />
Çok zeki anne babanın çocukları, anne ve babanın işi ciddiye almaması, çocuklarının sadece zekâsına güvenmeleri yüzünden ahlâksızlaşabiliyor, bencilleşebiliyor. Çünkü çevre faktörü bu çocuklar üzerinde öyle etkili ki içinde doğup büyüdüğü toplumdan başka bir toplumda eğer yaşasalardı büyük bir ihtimalle bugünkü karakterlerinden değişik bir kişilik sahibi olurlardı.<br />
<br />
Anne baba olarak kendinizden pay biçiniz, Türkiye’de doğsaydınız ama 4 yaşından beri Amerika’da yetişseydiniz, Türkiye’ye geldiğinizde görüntünüzle, davranışınızla hemen dikkat çekip, sizi gözleyen biri “tipik bir Amerikalı” derdi. Aynı ülkede bölgeler arası farklılıklar bile hemen dikkat çekiyor. Trakya bölgesinde doğup 4 yaşından itibaren Akdeniz Bölgesi’nin Adana ilinde yaşamaya başlayan bir erkek çocuğu, Adana’nın anlayışına göre şahsiyet kazanacaktır. Ailesinin kendi yerel kültürlerini muhafazasına rağmen gerek şivesi, gerekse bir takım davranışları Trakya’yı yansıtmayacaktır.<br />
<br />
Çevre, aslında bir insanın her şeyini etkiler. Örneğin, ruh yapısını, zekâsını, yemek çeşitlerini ve yemek yeme kültürünü (fast food) etkiler.<br />
<br />
Fiziksellik dahi çevrenin etkisinden kurtulamaz. Çocuğun beden yapısının kalıtsal olabileceğini ifade etmiştik ama, çevre o denli alt etkenler yaratıyor ki, çocuğun yetişme çağında olumsuz çevre onun biyokimyasını değiştirebiliyor. Biyokimya yenilen, içilen, duyulan, görülen durumlardan ruhsal etkilenme olabileceği gibi bedensel etkilenme de olabilir. Bir insanın biyokimyası bozuksa bunu önce ailede sonra da büyük oran çevrede aramak gerekir. Bir toplumda ahlâksızlık, düzenbazlık, vicdansızlık artmışsa o toplumun biyokimyası bozuktur.<br />
<br />
İnsan kişiliği tâ çocukluğundan beri yaşadığı çevreye göre başarı şekillenmesine girer. Çevre zengin veya fakir olsun eğer dedikodu ve negatif davranışlar alışkanlık haline gelmişse çocuğun başarısı buna göre şekillenecektir. Elbette ki akla ilk gelen çocuğun başarısız olacağıdır. Ancak bütün define ve hazineler yıkık dökük harabelerden çıkarılmıştır. “Sen seni bil sen seni” diyen bilge âlimler, insanın bütün gücünün kendi içinde olduğunu söylemeye çalışmıştır, ve insanı kendi kendine dönmeye davet etmiştir. Sizler anne baba olarak, eğer çocuklarınızı kendilerini bilmeye, tanımaya çağırırsanız başarılı olacaklardır.<br />
<br />
Anne babaların çocuklarının başarısı için yapacakları en güzel şey, onlara davranışlarını denetlemeyi öğretmek olacaktır. Bunu yaparken ne gevşek olunmalı ne de baskı yapılmalıdır; gevşeklik davranışlarda kontrolsüzlüğe, baskı ise güven kaybına sebep olur.<br />
<br />
Çocuğa Davranışlarını Denetlemeyi Öğretmek Ne Demektir<br />
<br />
      Sevgili Anne Babalar! Çocuklarınızın davranışlarını denetim altına almaya çalışmayın, onlara davranışlarını nasıl denetim altına alacaklarını öğretin.]]></content:encoded>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[Çocuk Çevreden Etkilenir Mi]]></title>
			<link>https://forumistan.net/konu-cocuk-cevreden-etkilenir-mi.html</link>
			<pubDate>Mon, 19 Aug 2024 14:31:31 +0000</pubDate>
			<dc:creator><![CDATA[<a href="https://forumistan.net/member.php?action=profile&uid=34">Arzu</a>]]></dc:creator>
			<guid isPermaLink="false">https://forumistan.net/konu-cocuk-cevreden-etkilenir-mi.html</guid>
			<description><![CDATA[Çocuk Çevreden Etkilenir Mi<br />
<br />
<br />
<br />
“Bu devirde dürüst olma, kaybedersin”, “Köprüden geçene kadar ayıya dayı de” , “Kurnaz ol” , “Para getiren meslek sahibi ol oğlum” , “Aptallar olmasa kurnazlar nasıl geçinecek” , “Kimseye güvenme” , “Din de para olmuş iman da” , “Adamına göre fiyat çekeceksin” , “Yağlı müşteri” , “Kazan da, nasıl kazanırsan kazan” , “Bu ülkeyi sen mi kurtaracaksın” , “Para için her yol mubahtır” , “Dostluk ayrı ticaret ayrı” , “Kendini kullandırtma” , “Kısa yoldan köşeyi döneceksin” , “Acıma acınacak hale düşersin” , “Baban dahi olsa güvenme” , “Para için anasını satar” , “Ekmek elden su gölden” , “İyilikten maraz doğar” , “Herkese şapur şupur bize yarabbi şükür” , “Ayağını kaydırmak” , “Okuyup da adam mı olacaksın, okuyanlar sürünüyor” , “Boş ver dürüstlüğü, erdemliği hayatını yaşa”.<br />
<br />
Çocuğun kendisini kontrol altına almasını sağlamak için toplumları yönlendiren sinsi sözlerin farkında olmak gerekir. Toplumda yaygın hâle gelip, neredeyse kabul görmüş sinsi sözler nesli bitirir, çürütür, yok eder. Çünkü sözlerdir insanlara yön veren.<br />
<br />
“Bu devirde dürüst olma, kaybedersin” sözü o kadar yaygınlaştı ki, herkes bunun böyle olduğuna inanır oldu. Oysa dürüst olmayan da dürüst olan da yanındaki çalışanın dürüst olmasını ister.<br />
Sahtekârlıktan trilyonları kazanmış bir insan açacağı fabrikanın başına sahtekâr müdür mü getirir dürüst müdür mü? Seminer verdiğim birçok yerde gerek büyüklerin gerekse öğrencilerin %90’ı bu soruya, “Sahtekâr müdür getirir” diye cevap verdi. Bu durum maalesef toplumumuzun manzarasını gösteriyor. Çünkü sahtekâr bir iş adamı dahi işlerinin başına dürüst müdür getirmek ister. Şu halde, dürüstlük her zaman kıymetlidir.<br />
Dürüst olmak gerekir, fakat saf olmamak lâzım. Kişiler saflıklarından veya ihtiraslarından dolayı kaybettiklerinde sanki dürüstlüklerinden kaybetmişler gibi, “Bu devirde dürüst olmayacaksın kardeşim” derler.<br />
Kimi saflar vardır ki aslında fırsat bulamazlar veya beceremezler, fırsat bulsalar veya becerseler sahtekârlığa müsait olabiliyorlar. İşte bunun gibiler “Bu devirde dürüst olmayacaksın” diye dert yanıp, genç <br />
<br />
Saflık sanki temizlik, paklık, iyi yüreklilikmiş gibi yer etmiş yıllardır toplumuzda. Oysa saflık cehalettir, okumamadır, bilgisizlik ve tecrübesizliktir. Sizin tanıdığınız saf biri ona gösterdiğiniz müsamahadan dolayı, bir gün işyerinizin arka tarafına veya evinize bir şekilde girerek size, “Ceeeeh!” yapmak istemiştir. Siz de onun gibi saf olmayıp, empatide bulunamadığınız için kötüye yorarsınız, durumu ciddiye alırsınız. Nasıl mı? Ona hırsız veya sapık muamelesi yaparsınız. Pek de haksız sayılmazsınız. Peki söylemek istediğimiz şey ne? Söylemek istediğimiz şey şu: Küçük şaka gibi görünen bu durumlar büyük olaylara sebep olabilir, örneğin panikle sizin aşırı şüphelenip o kişiyi tutuklamanız, öfkelenmeniz… Netice itibariyle çocuğunuzun saf yetişmemesine dikkat etmemelisiniz. Bir de saf insanlara dikkat edip mesafe koyma gerekliliğidir. Zira sizin onları hafife alıp, ciddiye almamanızdan dolayı, sizden duyduğu gördüğü her şeyi yerli yersiz anlatırlar, bunun dedikodu olduğunun farkında da olmazlar.<br />
Çocuklarımıza dürüst olmaları gerektiğini fakat saf olmamalarını öğütlememiz gerekir.<br />
<br />
Çocuğu baştan çıkaran sözlerin yanlışlığını onlara mantıklı ve güzelce açıklarken köprüyü geçmenin kendi toplumunun bireylerini ayı yapması gerekmediğini izah etmeli. “Kimseye güvenme” , “Herkes kötü oldu” , “Acıma, acınacak hale düşersin” , “İyilikten maraz doğar” , “Baban dahi olsa güvenme” , “Dostluk ayrı ticaret ayrı” tarzındaki facia sözler toplumu çözer, yeni nesilleri birbirine düşman kılar. Bunun altında ne başarı aramak gerekir ne de başka bir şey.<br />
<br />
ÇOCUĞU BİLGE YAPAN İLAÇ GİBİ SÖZLER<br />
“Ekmeğini taştan çıkar” , “İşçinin hakkını alnının teri kurumadan ver” , “Ekmeksiz yemek olmaz” , “Kısa yoldan köşeyi dönmek isteyenler bir köşede tokuşurlar” , “Giyim kuşamına göre ağırlanırsın, karakter ve kişiliğine göre uğurlanırsın” , “Yardım kötülüğün kapısını örter” , “Kendin için istemediğini başkası içinde isteme” , “Anne babana nasıl davranırsan çocuğundan aynısını görürsün” , “Adaletin gözyaşları yetimin gözyaşları gibidir” , “Gece karanlığında dökeceğiniz gözyaşları gündüze serpeceğiniz bereket tohumlarıdır”<br />
Güzel söz ve konuşmalar ıtır bahçesindeki mis kokular gibidir. Çocuğu denetim altında tutmaktansa ona davranışlarını nasıl denetim altına alacağını öğretmeli. Bilge bir davranış başarıda bir basamaktır.<br />
Düşüncenin gücü sözleri yarattı, sözler ise davranışlar… Düşüncenin gücünde başarı parayla ölçülmez. Eğer bu aşılanırsa çocuğun davranışları da bu doğrultuda olur. Elbette ki başarı parayla ölçülmez, ve de saygınlık değildir. Öyle olsaydı bugün en çok para kazanan silah kaçakçıları, esrar tüccarları başarılı ve saygın kabul edilirdi. “Adam üçkağıtçı, vicdansız ama helâl olsun parayı kazanmasını bilmiş, çuvalla parası var” gibi anlayışsız sözler insanımızı ve çocuklarımızı öyle baltalıyor ki kimse bunun farkında değil.<br />
<br />
Anne Babanın Bilmesi Gereken Çocuğun Davranış Şekilleri Var Mıdır? Nelerdir?<br />
<br />
            Çocuğun davranış şekilleri olumlu ya da olumsuz durum ve mekânlara göre farklılık göstermektedir. Anne babalar çocuğun bu davranış şekillerini bilmeliler; zaman zaman çocukta görülen davranış şekillerinin bazılarını fark etmelilerdir.<br />
<br />
v  Olumlu olumsuz davranışlar<br />
v  Genel davranışlar<br />
v  Kendincil davranışlar<br />
v  Toplumsal davranışlar<br />
v  Duygusal davranışlar<br />
v  Yansız davranışlar<br />
v  Vicdani davranışlar<br />
v  Psikotik davranışlar<br />
v  Manevi davranışlar<br />
<br />
OLUMLU OLUMSUZ DAVRANIŞLAR<br />
OLUMLU<br />
OLUMSUZ<br />
Sabırlı, atılgan, azimli<br />
Hareketsiz, pasif, dayanıksız<br />
Vicdanlı, sempatik, iyimser<br />
Umarsız, kötümser, katı<br />
Edepli, saygılı, nazik<br />
Kaba, bencil, sendeci<br />
İradeli, zeki, güvenilir<br />
Zayıf, saf, hain<br />
Samimi, titiz, hoşgörülü<br />
Pazarlıklı, vurdumduymaz, alıngan<br />
Neşeli, sosyal, girgin<br />
Dingin, kapanık, uyumsuz<br />
İyi kalpli, sorumlu, çalışkan<br />
Kötü, sorumsuz, tembel<br />
Fedakâr, hakkaniyetli, eli bol<br />
Umursamaz, adaletsiz, cimri<br />
<br />
GENEL DAVRANIŞLAR<br />
Coşkulu, ihtiyatlı, verimli, cesaretli<br />
Hızlı, ağır, sürekli, kısık, konuşkan<br />
Dikkatli, hızlı canlı, ciddi, lakayt<br />
Ölçülü, taşkın, telaşlı, dakik, dağınık<br />
Girişken, çekingen, kaçınma, cesaretli<br />
Yetenekli, durgun, güçlü, özgün<br />
<br />
KENDİNCİL DAVRANIŞLAR<br />
Olumlu Kendincil<br />
Olumsuz Kendincil<br />
İç sorgulama<br />
Duyarsız kalma<br />
Vicdanlılık<br />
Merhametsizlik<br />
Davranışlarını gözleme<br />
Yanlış<br />
<br />
<br />
<br />
TOPLUMSAL DAVRANIŞLAR<br />
Olumlu Sosyalleşme<br />
Olumsuz Sosyalleşme<br />
Özgüven<br />
Kişilik korkusu<br />
Ön plana çıkma<br />
Sıkılganlık<br />
Dost kalabalığı<br />
Dost ihtiyacı<br />
<br />
DUYGUSAL DAVRANIŞLAR<br />
Olumlu Duygusallık<br />
Olumsuz Duygusallık<br />
Yaşam sevgisi<br />
Keder<br />
                                                      Canlılık <br />
Karamsarlık<br />
İyi hissetme<br />
Sıkıntı<br />
Hayat kurma<br />
Beklentisizlik<br />
<br />
YANSIZ DAVRANIŞLAR<br />
Olumlu Yansızlık<br />
Olumsuz Yansızlık<br />
Duyarlılık<br />
Tarafgirlik<br />
Arkadaşlık içtenliği<br />
Tek taraflılık<br />
<br />
VİCDANİ DAVRANIŞLAR<br />
Arkadaş Sevgisi<br />
Kardeş Sevgisi<br />
Anne Baba Sevgisi<br />
Sadaka Bilinci<br />
Hakkına Razı Olma<br />
Yardım Etme Coşkusu<br />
<br />
PSİKOTİK DAVRANIŞLAR<br />
Sessiz ağlamalar<br />
Anne babaya aşırı bağlılık<br />
Aileden birini kaybetme korkusu<br />
Yersiz korku ve tedirginlik<br />
<br />
MANEVİ DAVRANIŞLAR<br />
Dua sevgisi<br />
Dede ve nineyle olma isteği<br />
<br />
Anne Baba Olarak Çocuğun Ayıplarını Alaysı Bir Şekilde Aile İçinde Konuşmak Doğru Mudur? Bu Durum Çocuğun Başarısını Nasıl Etkiler?<br />
<br />
            Çocuğa özgüven kazandırmanın yanı sıra, bu özgüvene saygıda önemlidir. Özgüveninin devamlılığı anne babanın çocuğa aile ve akraba çevresinde saygı duymasına bağlıdır. Eğer çocuğunuz samimi ve içtenlikle sorular sorarsa şaşırmadan cevaplayın. Unutmayınız ki siz ansiklopedi değilsiniz, tüm soruların cevaplarını bilmeniz mümkün değil, bilmediğiniz soruları saklamayın. Çocuklar genelde pek teşekkürde bulunmazlar, onlar alacakları cevaba bakarlar, fakat orta vadede anne baba olarak sizler güvenlerini kazanırsınız.<br />
<br />
            Çocuklar size tekrar tekrar başvuruyorsa bu sarsılmaz güvenin göstergesidir. Çocuğunun başarısını isteyen her anne baba onlara sarsılmaz bir güven vermek zorundalar. Çok küçük yaşlarda (4,5) onların anlattıklarına gülüp geçiyordunuz, ve belki tepki de gösteriyordunuz; hatta akrabalar içinde bu durum alay konusu oluyordu. Çocuk bu yaşlarda olan bitenin farkında değildir. Ancak 6 ile 13 yaş arası çocuklar alay edilmenin farkında olurlar, ve bu durum onların başarılarını son derece olumsuz etkileyeceği gibi, ileriki sosyal hayatında da tamir edilmez yaralar açar. Bir çocuğu kahkahalar eşliğinde aile içinde alay konusu yaparken, çocuk bu duruma şahit olursa intikamcı ve nefret duygusuyla yetişebilir. Karşı tarafın (anne baba), kendi güvenini açık ettiğini gören çocuk aileye bir daha güvenmez. Bu da onun yalnız kalması demektir. Hangi anne baba çocuğunun yalnız kalmasını arzu eder.<br />
<br />
    Çocuğun Kendisine Ciddi Gelen Komiklikleri Karşısında Anne Babanın Ne Yapması Gerekiyor?<br />
<br />
ü  Yüreklendirici Olun → Çocuğun başarısında en büyük iş ona değer vermek, onu<br />
cesaretlendirmek olacaktır. Alay malzemesi olan davranış ve özellikle soruları karşısında anne babanın, “Aferin, aklına takılanı sor, bunlar önemli sorular” diye karşılık vermesi pozitif yaklaşımdır.<br />
<br />
ü  Sabırlı Olun → Sözlerini bitirene kadar onları dinleyin. Anne baba çocuk için modeldir, size<br />
benzemeye çalışırlar, sizin yaptıklarınızı taklit ederler. Bu yüzden öncelikle konuşma adabına örnek olmalısınız. Eğer gerçekten zamanınız yoksa bunu açıkça söylemenizde sakınca olmaz. Fakat 5 dakika da olsa sabırla çocuğu dinlemeniz onun için çok önemlidir.<br />
<br />
ü  Çocuğun Güvenine İhanet Etmeyin → Çocuk size güvenmek zorunda, siz de bu güveni<br />
vermek zorundasınız. Bir kısım anne baba farkında olmadan çocuğuna ihanet eder. Söz verip sözünde durmamakla, çocuğu aşağılamakla, çocuğu konuşturmamakla, onunla alay etmekle çocuğun size olan güvenini sarsmış olursunuz. Çocuk kendince gizli saydığı sırlarını anne baba olarak sizinle paylaşmıştır, fakat siz bunları hafife alıp amcalar, teyzeler, dayılar arasında şaka konusu yaparsanız, henüz o yaşta çocuğun kendisine ve başkalarına olan güvenini dumura uğratmış olursunuz.<br />
            Yıllar önce ortaokullu bir öğrencim vardı. Ona, “Peki sen bunları anne babana anlatıyor musun, onların fikirlerini almıyor musun? Çünkü anlattığın şey özellikle direkt anne babanla konuşup çözebileceğin şeyler” demiştim. Öğrenci şu cevabı vermişti:<br />
            “Anlatıyorum ama, gülüyorlar hocam. Başka zamanlarda anlattığım sorunları kendi aralarında gülerek konuşuyorlar. Mesela teyzemin evine artık gitmiyorum. Onlar da eve geldiği zaman çıkıp gitmek istiyorum”<br />
<br />
<br />
ü  Çocuk Sormuyor Olsa Da Anne Baba Olarak Zaman Zaman Konuyu Siz Açın → Bazı<br />
çocuklar pek meraklı olmazlar. Çocuk yetiştirmede bir sorun da çocukta merak uyandırabilmektir. O sormuyorsa siz bazı temel sosyal bilimler konusu hakkında çocuğu sohbet ortamına çekmelisiniz. Böylece hem diyaloğu gelişir, hem de bilgi sahibi olur. Unutmayınız bilgi altın gibidir, ama altın ne kadar nerede ve nasıl insan lehine kullanılıyorsa bilgi de öyledir, ancak kullanmasını bildiğiniz sürece işe yarar. Soysal ve bilimsel konulardan bahsederken noktayı mutlaka ahlâk ve bilgelikle koyun. Zira bilgi bilgelik gerektirir, bilge olmayan bilgi ifadesiz ve içi boştur; insanoğlunun teknolojik gelişmelerden önce huzura ihtiyacı vardır. Huzursuzluk yaratan bilgi, bilgeleştirilmemiş bilgidir, yılan zehri tehlikeli bilinir ama bazı hastalıklara ilaç gibidir; bilgi de ilaç haline getirilmezse zehirleşebilir. <br />
            Öğrenen bir çocuk öğrendiklerinin hayatının her safhasında anlam ve değerini görmelidir. Aksi takdirde öğrencinin öğrenmeye ve bilgiye karşı olan isteği çöker. Çocukların bir çocuğunun matematik dersinden hoşlanmamalarının sebebi budur. Dışa dönük matematik güdüsü yerine içe dönük, sadece dört duvar arasında kalan sınıf matematiği veriliyor. Anne babalar kendi gayretleriyle öğretmenle de yapacağı işbirliği neticesinde bu sorunu aşmaya çalışmalılar.<br />
            Bunun gibi çocuğun alay konusu olması yerine bilakis bir cevherin işlenişi gibi gayet muntazam işlenmesi gerekir. Henüz bu konulara (aile içi alay) takılmışken, çocuktan nasıl gerçek anlamda dışa dönük başarı beklenebilir?<br />
            Ünlü Alman eğitimci Salzman’ın ailesi olgun, erdemli ve makul insanlardı. Salzman’ın babası bilge, maneviyata önem veren bir insandı. Onun bu hâli Salzman’ın yüce değerler ışığında yetişmesini sağladı.<br />
            Salzman anne babalara örnek olacak şu ifadeleri kullanıyor:<br />
            “Anne babamdan çok şeyler aldım. Onlar bende Yüce Allah sevgisi oluşturdular. Babamın annemin kalbime attığı bu tohum, bu samimi erdem ışığı bende daima iyiye, daima şefkate bağlı bir his yarattı. Seneler geçtikçe ben, ruhumdaki bu büyük düşüncelerin himayesine sığınarak saadetin ne olduğunu, huzur ve başarının ne olduğunu anladım. Bütün saadet ve huzurumu, başarımı, daima iyiyi, daima şefkati ve daima Yüce Allah’ı düşünerek kazandım.”]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[Çocuk Çevreden Etkilenir Mi<br />
<br />
<br />
<br />
“Bu devirde dürüst olma, kaybedersin”, “Köprüden geçene kadar ayıya dayı de” , “Kurnaz ol” , “Para getiren meslek sahibi ol oğlum” , “Aptallar olmasa kurnazlar nasıl geçinecek” , “Kimseye güvenme” , “Din de para olmuş iman da” , “Adamına göre fiyat çekeceksin” , “Yağlı müşteri” , “Kazan da, nasıl kazanırsan kazan” , “Bu ülkeyi sen mi kurtaracaksın” , “Para için her yol mubahtır” , “Dostluk ayrı ticaret ayrı” , “Kendini kullandırtma” , “Kısa yoldan köşeyi döneceksin” , “Acıma acınacak hale düşersin” , “Baban dahi olsa güvenme” , “Para için anasını satar” , “Ekmek elden su gölden” , “İyilikten maraz doğar” , “Herkese şapur şupur bize yarabbi şükür” , “Ayağını kaydırmak” , “Okuyup da adam mı olacaksın, okuyanlar sürünüyor” , “Boş ver dürüstlüğü, erdemliği hayatını yaşa”.<br />
<br />
Çocuğun kendisini kontrol altına almasını sağlamak için toplumları yönlendiren sinsi sözlerin farkında olmak gerekir. Toplumda yaygın hâle gelip, neredeyse kabul görmüş sinsi sözler nesli bitirir, çürütür, yok eder. Çünkü sözlerdir insanlara yön veren.<br />
<br />
“Bu devirde dürüst olma, kaybedersin” sözü o kadar yaygınlaştı ki, herkes bunun böyle olduğuna inanır oldu. Oysa dürüst olmayan da dürüst olan da yanındaki çalışanın dürüst olmasını ister.<br />
Sahtekârlıktan trilyonları kazanmış bir insan açacağı fabrikanın başına sahtekâr müdür mü getirir dürüst müdür mü? Seminer verdiğim birçok yerde gerek büyüklerin gerekse öğrencilerin %90’ı bu soruya, “Sahtekâr müdür getirir” diye cevap verdi. Bu durum maalesef toplumumuzun manzarasını gösteriyor. Çünkü sahtekâr bir iş adamı dahi işlerinin başına dürüst müdür getirmek ister. Şu halde, dürüstlük her zaman kıymetlidir.<br />
Dürüst olmak gerekir, fakat saf olmamak lâzım. Kişiler saflıklarından veya ihtiraslarından dolayı kaybettiklerinde sanki dürüstlüklerinden kaybetmişler gibi, “Bu devirde dürüst olmayacaksın kardeşim” derler.<br />
Kimi saflar vardır ki aslında fırsat bulamazlar veya beceremezler, fırsat bulsalar veya becerseler sahtekârlığa müsait olabiliyorlar. İşte bunun gibiler “Bu devirde dürüst olmayacaksın” diye dert yanıp, genç <br />
<br />
Saflık sanki temizlik, paklık, iyi yüreklilikmiş gibi yer etmiş yıllardır toplumuzda. Oysa saflık cehalettir, okumamadır, bilgisizlik ve tecrübesizliktir. Sizin tanıdığınız saf biri ona gösterdiğiniz müsamahadan dolayı, bir gün işyerinizin arka tarafına veya evinize bir şekilde girerek size, “Ceeeeh!” yapmak istemiştir. Siz de onun gibi saf olmayıp, empatide bulunamadığınız için kötüye yorarsınız, durumu ciddiye alırsınız. Nasıl mı? Ona hırsız veya sapık muamelesi yaparsınız. Pek de haksız sayılmazsınız. Peki söylemek istediğimiz şey ne? Söylemek istediğimiz şey şu: Küçük şaka gibi görünen bu durumlar büyük olaylara sebep olabilir, örneğin panikle sizin aşırı şüphelenip o kişiyi tutuklamanız, öfkelenmeniz… Netice itibariyle çocuğunuzun saf yetişmemesine dikkat etmemelisiniz. Bir de saf insanlara dikkat edip mesafe koyma gerekliliğidir. Zira sizin onları hafife alıp, ciddiye almamanızdan dolayı, sizden duyduğu gördüğü her şeyi yerli yersiz anlatırlar, bunun dedikodu olduğunun farkında da olmazlar.<br />
Çocuklarımıza dürüst olmaları gerektiğini fakat saf olmamalarını öğütlememiz gerekir.<br />
<br />
Çocuğu baştan çıkaran sözlerin yanlışlığını onlara mantıklı ve güzelce açıklarken köprüyü geçmenin kendi toplumunun bireylerini ayı yapması gerekmediğini izah etmeli. “Kimseye güvenme” , “Herkes kötü oldu” , “Acıma, acınacak hale düşersin” , “İyilikten maraz doğar” , “Baban dahi olsa güvenme” , “Dostluk ayrı ticaret ayrı” tarzındaki facia sözler toplumu çözer, yeni nesilleri birbirine düşman kılar. Bunun altında ne başarı aramak gerekir ne de başka bir şey.<br />
<br />
ÇOCUĞU BİLGE YAPAN İLAÇ GİBİ SÖZLER<br />
“Ekmeğini taştan çıkar” , “İşçinin hakkını alnının teri kurumadan ver” , “Ekmeksiz yemek olmaz” , “Kısa yoldan köşeyi dönmek isteyenler bir köşede tokuşurlar” , “Giyim kuşamına göre ağırlanırsın, karakter ve kişiliğine göre uğurlanırsın” , “Yardım kötülüğün kapısını örter” , “Kendin için istemediğini başkası içinde isteme” , “Anne babana nasıl davranırsan çocuğundan aynısını görürsün” , “Adaletin gözyaşları yetimin gözyaşları gibidir” , “Gece karanlığında dökeceğiniz gözyaşları gündüze serpeceğiniz bereket tohumlarıdır”<br />
Güzel söz ve konuşmalar ıtır bahçesindeki mis kokular gibidir. Çocuğu denetim altında tutmaktansa ona davranışlarını nasıl denetim altına alacağını öğretmeli. Bilge bir davranış başarıda bir basamaktır.<br />
Düşüncenin gücü sözleri yarattı, sözler ise davranışlar… Düşüncenin gücünde başarı parayla ölçülmez. Eğer bu aşılanırsa çocuğun davranışları da bu doğrultuda olur. Elbette ki başarı parayla ölçülmez, ve de saygınlık değildir. Öyle olsaydı bugün en çok para kazanan silah kaçakçıları, esrar tüccarları başarılı ve saygın kabul edilirdi. “Adam üçkağıtçı, vicdansız ama helâl olsun parayı kazanmasını bilmiş, çuvalla parası var” gibi anlayışsız sözler insanımızı ve çocuklarımızı öyle baltalıyor ki kimse bunun farkında değil.<br />
<br />
Anne Babanın Bilmesi Gereken Çocuğun Davranış Şekilleri Var Mıdır? Nelerdir?<br />
<br />
            Çocuğun davranış şekilleri olumlu ya da olumsuz durum ve mekânlara göre farklılık göstermektedir. Anne babalar çocuğun bu davranış şekillerini bilmeliler; zaman zaman çocukta görülen davranış şekillerinin bazılarını fark etmelilerdir.<br />
<br />
v  Olumlu olumsuz davranışlar<br />
v  Genel davranışlar<br />
v  Kendincil davranışlar<br />
v  Toplumsal davranışlar<br />
v  Duygusal davranışlar<br />
v  Yansız davranışlar<br />
v  Vicdani davranışlar<br />
v  Psikotik davranışlar<br />
v  Manevi davranışlar<br />
<br />
OLUMLU OLUMSUZ DAVRANIŞLAR<br />
OLUMLU<br />
OLUMSUZ<br />
Sabırlı, atılgan, azimli<br />
Hareketsiz, pasif, dayanıksız<br />
Vicdanlı, sempatik, iyimser<br />
Umarsız, kötümser, katı<br />
Edepli, saygılı, nazik<br />
Kaba, bencil, sendeci<br />
İradeli, zeki, güvenilir<br />
Zayıf, saf, hain<br />
Samimi, titiz, hoşgörülü<br />
Pazarlıklı, vurdumduymaz, alıngan<br />
Neşeli, sosyal, girgin<br />
Dingin, kapanık, uyumsuz<br />
İyi kalpli, sorumlu, çalışkan<br />
Kötü, sorumsuz, tembel<br />
Fedakâr, hakkaniyetli, eli bol<br />
Umursamaz, adaletsiz, cimri<br />
<br />
GENEL DAVRANIŞLAR<br />
Coşkulu, ihtiyatlı, verimli, cesaretli<br />
Hızlı, ağır, sürekli, kısık, konuşkan<br />
Dikkatli, hızlı canlı, ciddi, lakayt<br />
Ölçülü, taşkın, telaşlı, dakik, dağınık<br />
Girişken, çekingen, kaçınma, cesaretli<br />
Yetenekli, durgun, güçlü, özgün<br />
<br />
KENDİNCİL DAVRANIŞLAR<br />
Olumlu Kendincil<br />
Olumsuz Kendincil<br />
İç sorgulama<br />
Duyarsız kalma<br />
Vicdanlılık<br />
Merhametsizlik<br />
Davranışlarını gözleme<br />
Yanlış<br />
<br />
<br />
<br />
TOPLUMSAL DAVRANIŞLAR<br />
Olumlu Sosyalleşme<br />
Olumsuz Sosyalleşme<br />
Özgüven<br />
Kişilik korkusu<br />
Ön plana çıkma<br />
Sıkılganlık<br />
Dost kalabalığı<br />
Dost ihtiyacı<br />
<br />
DUYGUSAL DAVRANIŞLAR<br />
Olumlu Duygusallık<br />
Olumsuz Duygusallık<br />
Yaşam sevgisi<br />
Keder<br />
                                                      Canlılık <br />
Karamsarlık<br />
İyi hissetme<br />
Sıkıntı<br />
Hayat kurma<br />
Beklentisizlik<br />
<br />
YANSIZ DAVRANIŞLAR<br />
Olumlu Yansızlık<br />
Olumsuz Yansızlık<br />
Duyarlılık<br />
Tarafgirlik<br />
Arkadaşlık içtenliği<br />
Tek taraflılık<br />
<br />
VİCDANİ DAVRANIŞLAR<br />
Arkadaş Sevgisi<br />
Kardeş Sevgisi<br />
Anne Baba Sevgisi<br />
Sadaka Bilinci<br />
Hakkına Razı Olma<br />
Yardım Etme Coşkusu<br />
<br />
PSİKOTİK DAVRANIŞLAR<br />
Sessiz ağlamalar<br />
Anne babaya aşırı bağlılık<br />
Aileden birini kaybetme korkusu<br />
Yersiz korku ve tedirginlik<br />
<br />
MANEVİ DAVRANIŞLAR<br />
Dua sevgisi<br />
Dede ve nineyle olma isteği<br />
<br />
Anne Baba Olarak Çocuğun Ayıplarını Alaysı Bir Şekilde Aile İçinde Konuşmak Doğru Mudur? Bu Durum Çocuğun Başarısını Nasıl Etkiler?<br />
<br />
            Çocuğa özgüven kazandırmanın yanı sıra, bu özgüvene saygıda önemlidir. Özgüveninin devamlılığı anne babanın çocuğa aile ve akraba çevresinde saygı duymasına bağlıdır. Eğer çocuğunuz samimi ve içtenlikle sorular sorarsa şaşırmadan cevaplayın. Unutmayınız ki siz ansiklopedi değilsiniz, tüm soruların cevaplarını bilmeniz mümkün değil, bilmediğiniz soruları saklamayın. Çocuklar genelde pek teşekkürde bulunmazlar, onlar alacakları cevaba bakarlar, fakat orta vadede anne baba olarak sizler güvenlerini kazanırsınız.<br />
<br />
            Çocuklar size tekrar tekrar başvuruyorsa bu sarsılmaz güvenin göstergesidir. Çocuğunun başarısını isteyen her anne baba onlara sarsılmaz bir güven vermek zorundalar. Çok küçük yaşlarda (4,5) onların anlattıklarına gülüp geçiyordunuz, ve belki tepki de gösteriyordunuz; hatta akrabalar içinde bu durum alay konusu oluyordu. Çocuk bu yaşlarda olan bitenin farkında değildir. Ancak 6 ile 13 yaş arası çocuklar alay edilmenin farkında olurlar, ve bu durum onların başarılarını son derece olumsuz etkileyeceği gibi, ileriki sosyal hayatında da tamir edilmez yaralar açar. Bir çocuğu kahkahalar eşliğinde aile içinde alay konusu yaparken, çocuk bu duruma şahit olursa intikamcı ve nefret duygusuyla yetişebilir. Karşı tarafın (anne baba), kendi güvenini açık ettiğini gören çocuk aileye bir daha güvenmez. Bu da onun yalnız kalması demektir. Hangi anne baba çocuğunun yalnız kalmasını arzu eder.<br />
<br />
    Çocuğun Kendisine Ciddi Gelen Komiklikleri Karşısında Anne Babanın Ne Yapması Gerekiyor?<br />
<br />
ü  Yüreklendirici Olun → Çocuğun başarısında en büyük iş ona değer vermek, onu<br />
cesaretlendirmek olacaktır. Alay malzemesi olan davranış ve özellikle soruları karşısında anne babanın, “Aferin, aklına takılanı sor, bunlar önemli sorular” diye karşılık vermesi pozitif yaklaşımdır.<br />
<br />
ü  Sabırlı Olun → Sözlerini bitirene kadar onları dinleyin. Anne baba çocuk için modeldir, size<br />
benzemeye çalışırlar, sizin yaptıklarınızı taklit ederler. Bu yüzden öncelikle konuşma adabına örnek olmalısınız. Eğer gerçekten zamanınız yoksa bunu açıkça söylemenizde sakınca olmaz. Fakat 5 dakika da olsa sabırla çocuğu dinlemeniz onun için çok önemlidir.<br />
<br />
ü  Çocuğun Güvenine İhanet Etmeyin → Çocuk size güvenmek zorunda, siz de bu güveni<br />
vermek zorundasınız. Bir kısım anne baba farkında olmadan çocuğuna ihanet eder. Söz verip sözünde durmamakla, çocuğu aşağılamakla, çocuğu konuşturmamakla, onunla alay etmekle çocuğun size olan güvenini sarsmış olursunuz. Çocuk kendince gizli saydığı sırlarını anne baba olarak sizinle paylaşmıştır, fakat siz bunları hafife alıp amcalar, teyzeler, dayılar arasında şaka konusu yaparsanız, henüz o yaşta çocuğun kendisine ve başkalarına olan güvenini dumura uğratmış olursunuz.<br />
            Yıllar önce ortaokullu bir öğrencim vardı. Ona, “Peki sen bunları anne babana anlatıyor musun, onların fikirlerini almıyor musun? Çünkü anlattığın şey özellikle direkt anne babanla konuşup çözebileceğin şeyler” demiştim. Öğrenci şu cevabı vermişti:<br />
            “Anlatıyorum ama, gülüyorlar hocam. Başka zamanlarda anlattığım sorunları kendi aralarında gülerek konuşuyorlar. Mesela teyzemin evine artık gitmiyorum. Onlar da eve geldiği zaman çıkıp gitmek istiyorum”<br />
<br />
<br />
ü  Çocuk Sormuyor Olsa Da Anne Baba Olarak Zaman Zaman Konuyu Siz Açın → Bazı<br />
çocuklar pek meraklı olmazlar. Çocuk yetiştirmede bir sorun da çocukta merak uyandırabilmektir. O sormuyorsa siz bazı temel sosyal bilimler konusu hakkında çocuğu sohbet ortamına çekmelisiniz. Böylece hem diyaloğu gelişir, hem de bilgi sahibi olur. Unutmayınız bilgi altın gibidir, ama altın ne kadar nerede ve nasıl insan lehine kullanılıyorsa bilgi de öyledir, ancak kullanmasını bildiğiniz sürece işe yarar. Soysal ve bilimsel konulardan bahsederken noktayı mutlaka ahlâk ve bilgelikle koyun. Zira bilgi bilgelik gerektirir, bilge olmayan bilgi ifadesiz ve içi boştur; insanoğlunun teknolojik gelişmelerden önce huzura ihtiyacı vardır. Huzursuzluk yaratan bilgi, bilgeleştirilmemiş bilgidir, yılan zehri tehlikeli bilinir ama bazı hastalıklara ilaç gibidir; bilgi de ilaç haline getirilmezse zehirleşebilir. <br />
            Öğrenen bir çocuk öğrendiklerinin hayatının her safhasında anlam ve değerini görmelidir. Aksi takdirde öğrencinin öğrenmeye ve bilgiye karşı olan isteği çöker. Çocukların bir çocuğunun matematik dersinden hoşlanmamalarının sebebi budur. Dışa dönük matematik güdüsü yerine içe dönük, sadece dört duvar arasında kalan sınıf matematiği veriliyor. Anne babalar kendi gayretleriyle öğretmenle de yapacağı işbirliği neticesinde bu sorunu aşmaya çalışmalılar.<br />
            Bunun gibi çocuğun alay konusu olması yerine bilakis bir cevherin işlenişi gibi gayet muntazam işlenmesi gerekir. Henüz bu konulara (aile içi alay) takılmışken, çocuktan nasıl gerçek anlamda dışa dönük başarı beklenebilir?<br />
            Ünlü Alman eğitimci Salzman’ın ailesi olgun, erdemli ve makul insanlardı. Salzman’ın babası bilge, maneviyata önem veren bir insandı. Onun bu hâli Salzman’ın yüce değerler ışığında yetişmesini sağladı.<br />
            Salzman anne babalara örnek olacak şu ifadeleri kullanıyor:<br />
            “Anne babamdan çok şeyler aldım. Onlar bende Yüce Allah sevgisi oluşturdular. Babamın annemin kalbime attığı bu tohum, bu samimi erdem ışığı bende daima iyiye, daima şefkate bağlı bir his yarattı. Seneler geçtikçe ben, ruhumdaki bu büyük düşüncelerin himayesine sığınarak saadetin ne olduğunu, huzur ve başarının ne olduğunu anladım. Bütün saadet ve huzurumu, başarımı, daima iyiyi, daima şefkati ve daima Yüce Allah’ı düşünerek kazandım.”]]></content:encoded>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[Çocuğun Başarısı Üzerinde Anne Mi Etkilidir Baba Mı?]]></title>
			<link>https://forumistan.net/konu-cocugun-basarisi-uzerinde-anne-mi-etkilidir-baba-mi.html</link>
			<pubDate>Mon, 19 Aug 2024 14:30:43 +0000</pubDate>
			<dc:creator><![CDATA[<a href="https://forumistan.net/member.php?action=profile&uid=34">Arzu</a>]]></dc:creator>
			<guid isPermaLink="false">https://forumistan.net/konu-cocugun-basarisi-uzerinde-anne-mi-etkilidir-baba-mi.html</guid>
			<description><![CDATA[Çocuğun Başarısı Üzerinde Anne Mi Etkilidir Baba Mı?<br />
<br />
<br />
<br />
            Tecrübeli hayatlar annenin çocuk üzerindeki etkisinin babaya oranla daha fazla olduğunu söylüyor.<br />
                      <br />
Aymü Martin anlatıyor:<br />
            Madam Campon ile yaptığı bir konuşma sırasında Napolyon Bonapart şöyle diyordu: “Eski öğretim sistemlerinin bir değeri olmadığı anlaşılıyor. O halde halkın gereken biçimde eğitilebilmesi için ne yapılmalıdır?” Madam Campon «anneler» diye cevap vermiş, cevap İmparator üzerinde şok etki yapmıştı. Napolyon, “Evet işte bir kelime ile ifade edilen bir eğitim sistemi. O halde çocuklarını eğitecek anneleri yetiştirmek sizin göreviniz olsun demişti.”<br />
<br />
            Toplumu idare eden zararlı veya yararlı prensiplerin bütün kaynağı ailedir.<br />
<br />
            İlk gülüşün, ilk ağlayışın, ilk kuralın, ilk kanunun, ilk sevginin, ilk bilginin, ilk tecrübenin olduğu ve yaşandığı yer ailedir.<br />
<br />
            En akıllı insan dahi ana kucağında çevrenin kötü tesirlerinden korunmuştur. Dokuz aydan önce, bizim oksijen dediğimiz ortamın zararından ana karnında muhafaza olan bebek, çocukluk evresinde 19 yıl annesi tarafından gözü gibi bakılır. Anneler çocuklarının eğitimine “ana karnında” başlarlar. Onun için ne gibi güzellikler yapabileceklerini planlarlar. Dünyaca ünlü Türk yazarımız Aziz Nesin annesi sayesinde başarılı olduğunu bakın nasıl anlatıyor:<br />
            Annem ölüm döşeğindeyken ben okuduğum yatılı okuldan çoktan kaçmıştım. Ama bunu annemde babamda bilmiyordu.<br />
            Ölümünden üç gün öncesinden, beni annemin yanına sokmuyorlardı. Ölümünden bir gün önceydi, annemin yattığı odanın kapısından içeride konuşulanları dinliyordum.<br />
            Annemin şu sözlerini duydum:<br />
— Oğlum yatılı okulda ya, artık gözlerim açık gitmeyeceğim.<br />
            Oysa ben bir okul kaçağıydım. Parasız yatılı okuldan kaçmıştım. Annemin bu sözlerini duyunca ağlayarak evden çıktım. O zaman 11 yaşındaydım. Ertesi gün annem öldü. Sesi hep kulağımdaydı… “Oğlum yatılı okulda ya, artık gözlerim akıl gitmeyeceğim”<br />
<br />
            Okumamın tek vesilesi annemin bu sözleriydi. Bütün hayatımda annemin duyabildiğim bu sözleri kulağımdan hiç eksilmedi. Hep onun bu sözlerini düşündüm. Yalnız bunun için okudum. Okula gitmenin yollarını aradım. Onun sözleri beni kamçıladı. Yoksa okul kaçkını 11 yaşındaki ben bir daha hiç okula gidecek değildim. Beni okula göndermeye zorlayacak kimse de yoktu, yoksulduk.<br />
            Bugünkü başarımı anneme, özelikle annemin duyduğum bu son sözlerine borçluyum, Allah rahmet etsin.<br />
            Aziz Nesin yine kadının önemine dikkat çekerken onu bir “anne” olarak başköşeye oturtuyor:<br />
            “Türkçedeki “köşe” sözcüğünün kökeni Farsça “gûşe”dir. Osmanlıcada “kûşe”, Türkçede köşe olmuş. Sonraları “köşe”den atasözü değerinde uyaklı sözler üretmişiz: “Dükkânın köşesi, odunun meşesi, kadının Ayşe’si…” Kadının Ayşe’si dedikse bildiğimiz ayşekadın değil elbet, peygamber efendimizin Ayşe’si olacak.”<br />
            Peygamber efendimizin (S.A.V) çok kıymetli eşleri tam bir anne idi. Mübarek anneler, çocuklarını nasıl eğitim vereceklerini bilmişler, yeryüzüne hayırlı nesiller yetiştirmişlerdir.<br />
            İnançlı devlet adamı Mustafa Kemal Atatürk onca eziyet çekerek milletine faydalı olabilmişse, bunu maneviyatı güçlü mübarek annesi Zübeyde Hanım Efendi’ye borçludur. Zira okul yıllarında onu gözlemiş, kan çanağına dönen gözlerden yaşlar boşalırken Mustafa’sını tutuklandığında dahi yalnız bırakmamaya çalışmış, Atatürk İngilizlerin fitnesiyle zindan köşelerinde bedenen rahatsız bir şekilde ömür tüketirken sevgili annesi her fırsatta, “Mustafa’ma bir şey oldu mu?” diyerek gözyaşı döküyordu.<br />
            Bir anne çocuğunu hangi yaşta terbiye etmeye başlaması gerektiğini bir imam efendiye sorar. İmam efendi de çocuğun yaşını sorar:<br />
—Çocuğunuz kaç yaşında hanımefendi?<br />
            Kadın 4 yaşında olduğunu söyler. İmam efendi hafif tebessüm ederek şu cevabı verir.<br />
            “Hanım efendi 4 yıl gecikmişsiniz. Çocuğunuzun yüzünde ilk gülümsemeyi gördüğünüz andan itibaren onun eğitimine başlamalıydınız.”<br />
<br />
            Çocukların eğitimi ve başarılı olmaları için babanın omuzlarında ağır sorumluluklar vardır. Fakat baba daha çok olayın maddi yönüyle ilgilenir. Bu açıdan babaların ellerinden ne kadar öpsek azdır. Burada dikkat edilmesi gerek nokta, çocuğun özellikle anneyle birlikte daha fazla zaman geçirdiğidir. Hâl böyle olunca anneye daha çok görev düşüyor. Annenin çalışıyor olup olmaması apayrı konu. Çalışıyor olsa da çocuklarla en fazla ilgilenmesi gereken aile bireyi her zaman için “Anne”dir.<br />
<br />
Anne Çoçuğa Ne Öğretir<br />
            Annenin çocuk üzerinde ki etkisi akla geldiğinde öğretimden ziyade (matematik, fen v.s) eğitim düşünülmelidir. Bir anne babanın çocuğuna vereceği tek şey eğitimdir. Çocuğun sosyal yaşamla ilgili soracağı her şey eğitime yöneliktir.<br />
            Çocuk karakterinin özünü babasından alırsa da, annesinden alacağı büyük oranda bireysel ve sosyal sıcaklık sayesinde başarılı, mutlu ve huzurlu olur.<br />
            “Çocuk insanoğlunun babasıdır” sözünü tüm anneler bilmelidir.<br />
            Milletlerin akıbetlerini kitap sayfalarından öğreniriz. Nice topluluklar ahlâksızlıkları yüzünden mahvolmuşlardır. Aileler okumak zorundadırlar, her şeyi değil ama kendilerine ve çocuklarına gerekli malzemeleri okumak zorundadırlar.<br />
            Toplumların çöküşünün sebebi bencillik, devlet malını gasp, edepsizlik, maneviyatsızlıktır. Burton çok güzel söylüyor: “Dürüst olarak yapılan bir işte bir damla ter dökecek yerde bin damla kan dökmeyi tercih ederler”<br />
            Bir ülkenin büyüklüğü topraklarının genişliğiyle ölçülmemelidir, halkın karakteriyle ölçülmelidir. Birçok milletler çocuklarının faziletinden dolayı zengin olmuştur. Ahlâkı bozuk bireylerden medeniyet kurulamaz. Yüksek medeniyet gibi görünen ahlâksız toplumlar küçük bir felakette tarumar olur. Bir milletin çocukları kendilerini düşünen, sadece zevk ve eğlence sahibi anne babaların çocuklarıysa o milletin sonu parçalanmaktır. Milli karakterini kaybeden nesiller başkalarının kölesi olurlar. Doğruluk, dürüstlük, adalet, edep gibi değerlere gereken önemi vermeyen aileler, çocuklar, gençler, yaşlılar nasıl huzurlu yaşayabilirler.<br />
<br />
            Bir ülkede dedikodu ve boş lakırdı almış başını yürümüşse, para bütün değerlerin üzerine çıkıp ahlâkı bozmuşsa, israf ve lükse düşkünlük artmışsa, saygı, sadakat, vefa kalmamışsa, böyle bir karanlığın içerisinde namuslu insanlar ellerini birbirine kavuşturmalıdırlar, bu insanların tek gayesi kaybolan değerlerini canlandırmak olmalıdır.<br />
            Sevgili Anneler! Çevrenizde maneviyatsızlık propagandası yapanlara müsaade etmeyiniz. Çünkü maneviyatı çökmüş toplumun her şeyi çöker. Maneviyat demek dayanışma demektir. Manevi güçten mahrum yetiştirilen çocuk anneyi de tanımaz babayı da. Manevi ve aile birliği değerlerinde zayıf insanların arasına, (bu insanlar yetişkin veya küçük olsun) kesinlikle çocuğunuzu sokmayınız.<br />
            Unutmayınız ki, öncelikli olarak çocukların matematiğe, fene değil, ahlâk ve erdem coşkusuna ihtiyacı var. Öğretime dayanan derslerde çocuk nihayetinde bunları kavrar, belli düzeyde kendisini başarıya götürecek şekilde öğrenir. Ancak ahlâki değerleri belli bir zaman içerisinde almayan çocuk ileriki zamanlarda bu değerleri kazanamayabiliyor. Çocuğun artık kendi ahlâki değerleri oturmuş oluyor.<br />
            Kendimi örnek vermem gerekirse ilkokul 5. sınıfta 15’i 5’e bölemiyordum. Fakat manevi ve vicdani terbiyemi gerek ailemden olsun, gerek komşumdan olsun, gerek alışveriş yaptığımız insanlardan olsun (Ali Osman Turgut, Halis Kınçak v.s) alıyordum, bu yönden şanslıydım. İlkokulda başarılı değildim, ortaokulda yedi zayıfım gelmişti, lisede dört zayıfım gelmişti ama kayıtsız bir öğrenci de değildim. Sonra ne mi oldu?<br />
            Liseyi bitirdikten iki yıl sonra üniversite sınavlarında başarılı oldum. İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi’ni kazandım. Ardından İstanbul Üniversitesi İktisat Fakültesi’nde “İnsan Gücü Planlaması ve Eğitim” üzerine Master (Yüksek Lisans) sınavlarına girdim ve kazandım, başarılı oldum, yüksek lisanstan da mezun oldum.<br />
            Bana bunları yapma gücü veren şey zekâm ve derslerden anlamam değildi, çünkü zekâm sadece orta düzeydeydi, dersleri ise ancak orta düzeyin altında anlayabiliyordum.<br />
            Bana bunları yapma gücü veren şey sabrım, kötü yerlerden, arkadaşlardan uzak durmam, istekli olmam ve huzurlu olmamdı, tüm bunların kişiliğimde yer etmesini sağlayan tek şey ise ahlâk ve maneviyat yönünden aldığım terbiyeydi.<br />
            O halde bana başarılı olma gücü veren tek şey, inanç, maneviyat ve bunların bende oluşturduğu Ruhsal Zekâm idi. (Bakınız: Akşam Gazetesi’nin verdiği Ruhsal Zekâ isimli kitabım. Kitapçılarda da mevcut)<br />
            Bazı uzmanlara göre çocuk bir buçuk ile iki buçuk yaş arasındaki süre içinde, ruhsallığıyla birçok şeyi algılamakta, algıladığı olaylar, kötü veya iyi, onun üzerinde şimdiden izler bırakmaktadır. İlk kıvılcım çocukluk devresinde tutuşur. Çocuklukta görülenler alınıyor ve unutulmuyor. Ünlü edebiyatçı şair Scoot’un yazı ve edebiyata olan ilgisi okuma yazma bilmeden önce başlamış. Bir çocuğun edebiyata olan ilgisi nasıl olur da okuma yazma öğrenmeden başlar?<br />
            Erdem ve bilgeliğiyle tanınan İngiliz yazar Samuel Mile taktir ettiğim ve severek okuduğum yazardır. Edebiyatçı şair Scoot’la ilgili şunları anlatıyor:<br />
            “Annesiyle büyük annesinin her gün ezberden okuduğu şiirler Scoot’ta edebiyat sevgisinin, yazı zevkinin uyanmasına vesile olmuştur. Çocukluk devresi, ilk verilen şekilleri sonradan yansıtan ayna gibidir. Her şeyi ilk anlatacak olanda annelerdir.”<br />
<br />
            İnsan hayatı bir eğitim kurumudur. Bu yüzden ilk eğitimcinin (Anne) verdiği bilgi ve sergilediği davranış sonraki eğitimcilerden daha etkili kalacaktır. Nasıl ki ilkokul öğrencisi için öğretmeni, diğer gelecek lise ve ortaokul öğretmenlerinden daha unutulmaz ise ilk eğitimci olan anne de böyledir, çocuk her zaman için onu taklit eder, onun vereceklerini reddetmez. Bu açıdan, anneler çocuklarının başarısı için onları maddeye yönlendirmekten çok, kendilerini tanımaya, ruhsallıklarını canlandırmaya yöneltmelidir. Her çocuğun devamlı olarak önündeki örnek annesidir. George Herbert, “İyi bir anne yüz öğretmene bedeldir, bütün kalpleri çeken bir mıknatıs ve bütün gözlere yol gösteren çoban yıldızıdır” diyor.<br />
            Çocuğuna, kendileri için evde yok dedirten bir annenin söyledikleri hiçbir değer ifade etmez.<br />
<br />
Anne  Ve Karekter<br />
            İngiltere’nin kalkınmasında büyük rol sahibi olan düşünür ve yazarların hepsi de “aile” kurumuna büyük önem vermişler. Yazılarında İngiliz ailelerine fazilet ve ahlâktan bahsetmişler. Milletin, devletin kutsallığından bahsetmişler. Maneviyatın gücünü anlatmışlar. Hollandalı, İsviçreli, Almanyalı yazar ve düşünürler de kendi vatandaşlarına aynı mesajı vermişler. Ülkelerinin ahlâk, erdemlilik, inanç ve maneviyatla kalkınabileceğini yazmışlardır. Ben, komünizmi, herhangi kör bir ideolojiyi, Allah’ın yokluğunu ispat etmeyi, Stalin ve Marksın toplumların içine kargaşa sokucu fikirlerini savunan ve anlatan yazar (!) ve bir gelişmiş, kalkınmış ülke yazarı, yazılarında Markstan, ateistlikten, inançsızlıktan, maonun, Stalinin, komünizmin veya çarpık herhangi bir ideolojinin savunusunu yapıp, örneklemede bulunmaz. Gelişmiş ülke yazarları faziletten, bilgelikten, maneviyattan, ailenin öneminden bahseder, toplumsal mesajlar verirler. İşte anneler çocuklarının eğitiminde ve başarılarında buna dikkat etmeliler. Anneler kendilerini fikirsel açıdan yetiştirmeli, fazilet açısından yetiştirmeli ve elde ettiklerini çocuklarına öğretmeliler. Ülkesi ve milleti için en ön saflarda fedakârca mücadele etmiş insanların yaşam öykülerini çocuklarına anlatmalılar, insanları katledenleri değil, toplumsal kargaşa yaratıp ailenin kutsallığının yok olmasına çalışan kötüleri değil…<br />
            İngiliz yazar Samuel Mile güzel söylüyor:<br />
            “Karakter, başkalarının yaptıklarını aynen yapmak suretiyle, yavaş yavaş ve farkına varmadan, ama sonunda kesin olarak biçimlenir. Birçok hareketler önemsizmiş gibi görülebilir, ama ne çare ki, günlük hayatta aralıksız sürüp giden hareketler işte bunlardır. Bunlar düşen kar lapalarına benzerler. Bunların ne olduğunun kimse farkında değildir. Yağan karın yerde meydana getirdiği değişiklik önce pek hissedilmez, ama kar yığınları sonradan çığ haline gelir. Tekrarlanan hareketlerde böyledir, biri öbürünü kovalar, sonunda alışkanlık haline gelir ve böylece karakter iyi ya da kötü yönde oluşur.”<br />
            “Annenin çocuk üzerindeki etkisi babanın etkisinden çok daha fazla olduğu içindir ki, annenin evde iyi bir örnek oluşu daha büyük bir önem taşır. Bunun neden böyle olduğunu anlamakta kolaydır. Ev, kadının hâkim olduğu alandır, kadının ülkesidir. Evin idaresi tamamen ona aittir. Onun, evde bulunan küçükler üzerindeki hâkimiyeti mutlak olduğu için fazilete ve aile halkına önem vermesi gerekir. Anne, ömürleri boyunca çocuklarının içinde yaşar. Annenin alışkanları çocuğun alışkanlıkları haline gelir.”  <br />
<br />
            “Annedeki sevgi bir Allah sevgisidir. Etkisi evrenseldir. Bu etki, insanoğlunun ilk hayata girdiği andan başlayan eğitimi ile bütün ömrü boyunca sürer. Çocuk hayata atıldıktan sonra güçlüklerle karşılaşıp da üzüntüye kapılınca, teselli bulmak için yine de annesine gider. Annenin çocuklarına aşıladığı saf ve iyi fikirler, anne öldükten yıllarca sonra bile etkisini sürdürür. İnsan karakterine biçim verip, terbiye eden annedir.”<br />
            Samuel Mile, yukarıdaki ifadelerinde aslında annenin çocuğa öğretmesi gerekenleri anlatıyor. Anne kendi büyüklüğünün farkında olmalı ki, işte büyüklüğünün tohumlarını çocuklarına serpsin.<br />
<br />
Çocuğun Başarısı İle İlgili Anne Babanın Rolünü Yansıtan Gerçek Yaşam Öyküleri Ne Diyor?<br />
            Saint Augustine’nin ailesi fakirdi. “Acılar İçinde Başarıyı Yakalayanlar” isimli kitabımda bu şahsiyetlerden uzun uzun bahsettim. Augustine’nin babası oğluna başarısı için kıymet veriyor, ve onun zekâsını her yerde överek anlatıyordu. Baba, çocuğunun özellikle başarılarının üzerinde yoğunlaşıyordu. Anne Monika ise saliha bir kadındı. Oğlunun her şeyden önce iyi bir insan olmasını arzu ediyordu. Oysa oğlu, evet başarı üzerinde gidiyor gibi görünüyordu ama, ahlâk hiç de iyi değildi. Zavallı anne durmadan oğluna dua ediyor, nasihatler veriyordu. Onun doğru yola girmesi için hep Allah’a yalvarıyordu. Sonunda anne kalbi üstün gelmiş, merhamet gözyaşları Yaratıcının bereket havuzuna damlamıştı. Sabrın ve iyi kalpliliğin mükâfatını gören Anne Monika oğluna sonsuz bir sevgiyle bağlı olarak onu yalnız bırakmamış, peşinden, tıpkı Atatürk’ün annesi Zübeyde hanımın Atatürk tutuklanınca peşinden İzmir’e gitmesi gibi, Milano’ya gitmişti. Fakat zavallı kadın orada öldü. Anne Monika öldüğü zaman Augustine 33 yaşındaydı. Ona ahlâki telkin ve tavsiyelerini çocukken verdiği için, oğlu bu yaşlarda yönünü iyiye ve fazilete çevirmişti.<br />
            Augustine, eğer başarısıyla kalsaydı sadece, belki de toplumlara hiçbir faydası olmayacaktı, hatta elde ettiği başarı gücünü toplumların aleyhine kullanacaktı. Ama annesinin manevi sahiplenmesiyle hem başarılı olmuş hem de huzurlu bir hayat sürmüştür.<br />
            Saint Augustine, “İtiraflarım” adlı kitabında bakın kötü olduğu dönemleri nasıl anlatıyor:<br />
            “Düşman irademe hâkim oldu ve böylece beni zincirlerle sımsıkı bağladı. Bu hal bende kötü isteklerin uyanmasına sebep oldu. Bu isteklerimi yerine getirmek benim için bir ihtiyaç oldu. Sanki bütün bunlar birer halka ile birbirine bağlanmıştı. Esaret altına girmiş büyülenmiş gibiydim.”<br />
<br />
Baba, Çocuğun Başarısının Neresindedir?<br />
            Baba dış hatlarda olduğu için çocuğun ruhsal sıcaklığıyla ilgilenemez. Zaten annesinin doğasında olan, çocuğa en fazla gerekli olan şeydir. Nedir bu? Elbette ki fazilet, erdem, iyilik, sevgi gibi ruhsal yeteneklerdir. Bu ruhsal yetenekler konusunda çocuğuyla ilgilenmeye vakit bulamaz. Fakat bir durumun önemini ifade etmek isterim: Anne çalışsa da bu faziletleri vermekle yine o sorumludur; özellikle o sorumludur dersek daha doğru olur, çünkü tabiî ki babada sorumludur.<br />
            Doğumundan önce veya doğumundan sonra çocuğu en fazla kucağında taşıyan, en fazla çocukla nefes nefese gelen “Anne”dir. Bu yüzden ahlâkı aşılaması daha kolay olur.<br />
            Civcivlere ve ördek yavrularına bakın… Sürekli peşinden gittikleri anneleri mi babaları mı? Yemlenirken görürüz beş altı civciv, ördek yavrusu annelerini takip eder.<br />
            Baba daha çok erkeksilik gerektiren durumlarda çocuğa destek olabilir. Örneğin bireysel ve toplumsal acılar vardır. İsterseniz bunu biraz açalım, faydalı olacağına inanıyorum.<br />
            Bireysel hatalarından dolayı her şeyini kaybetmiş insanı düşünün…        <br />
            Bir de toplumsal veya doğa sebeplerinden dolayı toplumun hepsiyle birlikte her şeyini kaybetmiş insanı düşünün.<br />
            Hangisinin dayanma gücü daha fazla olur? Veya hangisi intihara daha meyilli olur?<br />
            Toplum içindeki yalnızlık daha kötüdür. Toplumla birlikte çekilen yalnızlık daha hafiftir.<br />
            Bireyin toplumsal olaylarda (savaş, deprem) diğerleriyle birlikte sıkıntı çekmesi birey üzerinde yalnızlık psikolojisi oluşturmaz, ve birey daha az etkilenir.<br />
            Bireysel yalnızlıklar intihara sürüklenirken, toplumsal hareketlerdeki sıkıntı intihar hissi pek yaratmaz. Çünkü ortak kader anlayışı bireylerde potansiyel bir güç haline gelebiliyor. <br />
            Burada vermeye çalıştığım mesaj, bataklıkların kurutulması gerektiğidir. Bataklık kuruduktan sonra aynı zeminde sel, deprem, savaş olabilir (olmamasını dua ederiz elbette), ancak zemin sağlam olduğu için (çocukların faziletli yetiştirilmesi, maneviyat gücü), bireysel yalnızlıklar olmayacak, birliktelik içgüdüsü harekete geçecektir.<br />
            “Biri Yer Biri Bakar, Kıyamet Ondan Kopar” atasözümüz boşuna söylenmemiştir. Eğer açlık toplumsal, topyekûn bir problemse, dertler ortak olduğu için düşmanlıklar yerine dayanışma oluşur, oluşmalıdır.<br />
            Kumarda her şeyini kaybeden insan, diğer güzel yaşayan dostlarının arasında yalnızlaşırken intihar edebiliyor. Ama aynı insan savaştan dolayı herkesle birlikte yine her şeyini kaybettiğinde aynı intihar duygularını taşımayabiliyor, hatta yarınlara hâlâ ümitle bakabiliyor.<br />
            Savaş, deprem, sel gibi toplumsal felaketlerde aynı felakete uğramış birey, kendisinden daha kötü durumda olan bir başka felaketzedeye kendi lokmasını verme fedakârlığı gösterebiliyor. Ama kumar veya alkol yüzünden felakete uğramış bir adama yakın dostları dahi, kendilerinden kötü durumda olan bu arkadaşlarına yardıma yanaşmıyorlar.<br />
            Aynı şekilde evi yanan insana, çevredekiler toplu para yardımında bulunabiliyor. Peki kumardan dolayı evsiz, parasız kalan birine çevredekiler toplu para yardımında bulunmak isterler mi?<br />
<br />
Kendi Kötülüklerinden Dolayı Kötülüğe Düşene Toplum Yardım Etmiyor<br />
            Baba, kendisi öyle olmaması gerektiği gibi, çocuğuna da kumarın, meyhane ve dışarı hayatının sinsi kötülüklerinden bahsetmeli. Doğal afet ve toplumsal olaylarda ise (sel, deprem ve savaş, anarşi, terör) nasıl hareket etmesi gerektiğini öğütlemelidir.<br />
            Toplum, evi yanana, hastalıktan muzdarip düşene parasal yardıma yanaşırken, kumarda her şeyini kaybetmiş adama yardıma yanaşmıyor. Babalar çocuklarına bu gibi durumları anlatmalılar.<br />
            Bundan yıllar önce Öztürk Serengil, Cem Erman gibi ünlü sanatçılarımız kumarın pençesine düşmüş, kumar ihtiraslarından dolayı varını yoğunu kaybetmişti. Üstelik eşleri de kendilerini boşadı. Yardım eden kimse çıkmadı.<br />
            Yeşilçam Sinemasının 1970’li yıllarında ünlü çocuk oyuncu Mesut Engin alkolün pençesinde ününü yitirdi, şimdi Beyoğlu’nun ara sokaklarında yatıp kalkıyor. Kendisiyle 1990 da bir röportajım olmuştu. O zaman da sarhoş haliyle Beyoğlu sokaklarında görüşmüştüm. Sami Hazinses de aynı alkol ve kumarın kurbanıdır. O da acı ve ızdırap içerisinde Beyoğlu sokaklarında ölü bulundu. Cüneyt Arkın da alkolden varını yoğunu kaybetmişti, sokaklara düşüyordu, son anda eşi Betül Arkın çok büyük fedakârlıklar yaparken kurtardı onu.<br />
            Antalya’nın bir zamanlar ünlü belediye başkanı Tevfik Ulusoy meyhane, kumar ve gayri meşru hayatından dolayı servetini kaybetti, sokaklara düştü, dilenmek zorunda kaldı. Şimdi belediyenin verdiği küçük bir odada kalıyor.<br />
            Kumar, alkol ve uygunsuz yaşamlarından dolayı her şeyini kaybeden nice insanlar biliyorum, birçoğunu da tanıyorum, gerek sanat dünyasından, gerek iş dünyasından, gerekse siyaset dünyasından. Fakat burada hepsine yer vermek mümkün değil.<br />
            Konunun özü, babalar çocuklarına hayatın öteki yüzü hakkında bilgilendirmede bulunmalıdır. Çünkü Allah’ın bir kulu çıkıp, her şeyini kaybederek sokaklara düşen bu insanlara yardım etmedi. Belki yardım edilmesi gerekiyordu, ama etmedi.<br />
            . John Newton bir zamanlar kötü bir hayat sürerken birden anne babasını kaybeder. Annesinin kendisi çocukken verdiği öğütleri aklına gelir. Sanki annesinin konuşmaları kulaklarında çınlar. Bu tavsiyeler onun maneviyatlı ve faziletli olmasına vesile olur.<br />
            İngiltere de Okullar Birliği Müfettişleri’nin hazırladığı bir rapor oldukça ilginç. Şöyle deniliyor: “Çocukların çalıştırıldığı bir fabrikada idareciler bir çocuğu işe almadan önce, annesi hakkında soruşturma yapıyorlarmış. Tatmin edici cevap alırlarsa, çocuklarının da iyi ve güvenilir kimseler olacağını kabul ediyorlarmış. Babalarının karakteri nasıl olursa olsun önem vermiyorlarmış.”<br />
            Ünlü bir düşünür şöyle diyor: “Annelerin üstün değerde eserler meydana getirmedikleri bir gerçektir. Ama onlar bütün bunlardan daha kıymetli eser dünyaya getiriyor. Ünlü ve başarılı, faziletli ve erdemli bütün bilim adamlarını anneler doğuruyor, yetiştiriyor.”<br />
            Napolyon Bonapart, “Bir çocuğun ileride iyi ya da kötü ahlâklı olması tamamen anasına bağlıdır.” diyor. Napolyon’un biyografilerin birinde şu satırlar geçiyor: “Annesinden başka hiç kimse ona hâkim olamamıştır. O bazen sert, bazen yumuşak, ama her zaman adil davranışlarıyla ona sevmesini, saygı göstermesini ve itaat etmesini öğretti. Napolyon saygı duyma faziletini annesinden öğrendi”<br />
            Bu bölümü Samuel Mile’nin çarpıcı tespitleriyle noktalamak istiyorum:<br />
            “Baba sarhoş, kötü ahlâklı, düşkün bir insan olsa bile, eğer anne basiretli ve duygulu bir kadınsa, aileyi bir arada tutabilecek, belki de çocuklar şerefli bir hayat sürdürebileceklerdir. Bu durumda birçok aileler görülmüştür. Ama ana kötü kişi oldu mu, baba ne kadar iyi ahlâklı olursa olsun, çocukların hayatta başarı kazanmaları ihtimali azdır.<br />
            Karakterin biçimlenmesinde kadının daha büyük rol oynadığı nedense herkesçe bilinmemektedir. Kadınlar görevlerinin en yücelerini hiç kimsenin görmediği evde ve aile içinde yapmakta ve bu görevlerini yaparken de büyük bir çaba harcamakta, sabır ve azimle başarı yolunda yürümektedirler. En büyük başarıları, ev içinde olduğu için, bu başarıları duyan olmaz. Seçkin insanların biyografilerinde bile, bunarın karakterlerinin biçimlenmesinde annelerin büyük payı olduğuna işaret eden bir kayda sık sık rastlamak mümkün değildir. Buna rağmen bu yaptıkları karşılıksız mı kalıyor? Hayır, çocukların yetişmesinde oynadıkları rol çok büyüktür]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[Çocuğun Başarısı Üzerinde Anne Mi Etkilidir Baba Mı?<br />
<br />
<br />
<br />
            Tecrübeli hayatlar annenin çocuk üzerindeki etkisinin babaya oranla daha fazla olduğunu söylüyor.<br />
                      <br />
Aymü Martin anlatıyor:<br />
            Madam Campon ile yaptığı bir konuşma sırasında Napolyon Bonapart şöyle diyordu: “Eski öğretim sistemlerinin bir değeri olmadığı anlaşılıyor. O halde halkın gereken biçimde eğitilebilmesi için ne yapılmalıdır?” Madam Campon «anneler» diye cevap vermiş, cevap İmparator üzerinde şok etki yapmıştı. Napolyon, “Evet işte bir kelime ile ifade edilen bir eğitim sistemi. O halde çocuklarını eğitecek anneleri yetiştirmek sizin göreviniz olsun demişti.”<br />
<br />
            Toplumu idare eden zararlı veya yararlı prensiplerin bütün kaynağı ailedir.<br />
<br />
            İlk gülüşün, ilk ağlayışın, ilk kuralın, ilk kanunun, ilk sevginin, ilk bilginin, ilk tecrübenin olduğu ve yaşandığı yer ailedir.<br />
<br />
            En akıllı insan dahi ana kucağında çevrenin kötü tesirlerinden korunmuştur. Dokuz aydan önce, bizim oksijen dediğimiz ortamın zararından ana karnında muhafaza olan bebek, çocukluk evresinde 19 yıl annesi tarafından gözü gibi bakılır. Anneler çocuklarının eğitimine “ana karnında” başlarlar. Onun için ne gibi güzellikler yapabileceklerini planlarlar. Dünyaca ünlü Türk yazarımız Aziz Nesin annesi sayesinde başarılı olduğunu bakın nasıl anlatıyor:<br />
            Annem ölüm döşeğindeyken ben okuduğum yatılı okuldan çoktan kaçmıştım. Ama bunu annemde babamda bilmiyordu.<br />
            Ölümünden üç gün öncesinden, beni annemin yanına sokmuyorlardı. Ölümünden bir gün önceydi, annemin yattığı odanın kapısından içeride konuşulanları dinliyordum.<br />
            Annemin şu sözlerini duydum:<br />
— Oğlum yatılı okulda ya, artık gözlerim açık gitmeyeceğim.<br />
            Oysa ben bir okul kaçağıydım. Parasız yatılı okuldan kaçmıştım. Annemin bu sözlerini duyunca ağlayarak evden çıktım. O zaman 11 yaşındaydım. Ertesi gün annem öldü. Sesi hep kulağımdaydı… “Oğlum yatılı okulda ya, artık gözlerim akıl gitmeyeceğim”<br />
<br />
            Okumamın tek vesilesi annemin bu sözleriydi. Bütün hayatımda annemin duyabildiğim bu sözleri kulağımdan hiç eksilmedi. Hep onun bu sözlerini düşündüm. Yalnız bunun için okudum. Okula gitmenin yollarını aradım. Onun sözleri beni kamçıladı. Yoksa okul kaçkını 11 yaşındaki ben bir daha hiç okula gidecek değildim. Beni okula göndermeye zorlayacak kimse de yoktu, yoksulduk.<br />
            Bugünkü başarımı anneme, özelikle annemin duyduğum bu son sözlerine borçluyum, Allah rahmet etsin.<br />
            Aziz Nesin yine kadının önemine dikkat çekerken onu bir “anne” olarak başköşeye oturtuyor:<br />
            “Türkçedeki “köşe” sözcüğünün kökeni Farsça “gûşe”dir. Osmanlıcada “kûşe”, Türkçede köşe olmuş. Sonraları “köşe”den atasözü değerinde uyaklı sözler üretmişiz: “Dükkânın köşesi, odunun meşesi, kadının Ayşe’si…” Kadının Ayşe’si dedikse bildiğimiz ayşekadın değil elbet, peygamber efendimizin Ayşe’si olacak.”<br />
            Peygamber efendimizin (S.A.V) çok kıymetli eşleri tam bir anne idi. Mübarek anneler, çocuklarını nasıl eğitim vereceklerini bilmişler, yeryüzüne hayırlı nesiller yetiştirmişlerdir.<br />
            İnançlı devlet adamı Mustafa Kemal Atatürk onca eziyet çekerek milletine faydalı olabilmişse, bunu maneviyatı güçlü mübarek annesi Zübeyde Hanım Efendi’ye borçludur. Zira okul yıllarında onu gözlemiş, kan çanağına dönen gözlerden yaşlar boşalırken Mustafa’sını tutuklandığında dahi yalnız bırakmamaya çalışmış, Atatürk İngilizlerin fitnesiyle zindan köşelerinde bedenen rahatsız bir şekilde ömür tüketirken sevgili annesi her fırsatta, “Mustafa’ma bir şey oldu mu?” diyerek gözyaşı döküyordu.<br />
            Bir anne çocuğunu hangi yaşta terbiye etmeye başlaması gerektiğini bir imam efendiye sorar. İmam efendi de çocuğun yaşını sorar:<br />
—Çocuğunuz kaç yaşında hanımefendi?<br />
            Kadın 4 yaşında olduğunu söyler. İmam efendi hafif tebessüm ederek şu cevabı verir.<br />
            “Hanım efendi 4 yıl gecikmişsiniz. Çocuğunuzun yüzünde ilk gülümsemeyi gördüğünüz andan itibaren onun eğitimine başlamalıydınız.”<br />
<br />
            Çocukların eğitimi ve başarılı olmaları için babanın omuzlarında ağır sorumluluklar vardır. Fakat baba daha çok olayın maddi yönüyle ilgilenir. Bu açıdan babaların ellerinden ne kadar öpsek azdır. Burada dikkat edilmesi gerek nokta, çocuğun özellikle anneyle birlikte daha fazla zaman geçirdiğidir. Hâl böyle olunca anneye daha çok görev düşüyor. Annenin çalışıyor olup olmaması apayrı konu. Çalışıyor olsa da çocuklarla en fazla ilgilenmesi gereken aile bireyi her zaman için “Anne”dir.<br />
<br />
Anne Çoçuğa Ne Öğretir<br />
            Annenin çocuk üzerinde ki etkisi akla geldiğinde öğretimden ziyade (matematik, fen v.s) eğitim düşünülmelidir. Bir anne babanın çocuğuna vereceği tek şey eğitimdir. Çocuğun sosyal yaşamla ilgili soracağı her şey eğitime yöneliktir.<br />
            Çocuk karakterinin özünü babasından alırsa da, annesinden alacağı büyük oranda bireysel ve sosyal sıcaklık sayesinde başarılı, mutlu ve huzurlu olur.<br />
            “Çocuk insanoğlunun babasıdır” sözünü tüm anneler bilmelidir.<br />
            Milletlerin akıbetlerini kitap sayfalarından öğreniriz. Nice topluluklar ahlâksızlıkları yüzünden mahvolmuşlardır. Aileler okumak zorundadırlar, her şeyi değil ama kendilerine ve çocuklarına gerekli malzemeleri okumak zorundadırlar.<br />
            Toplumların çöküşünün sebebi bencillik, devlet malını gasp, edepsizlik, maneviyatsızlıktır. Burton çok güzel söylüyor: “Dürüst olarak yapılan bir işte bir damla ter dökecek yerde bin damla kan dökmeyi tercih ederler”<br />
            Bir ülkenin büyüklüğü topraklarının genişliğiyle ölçülmemelidir, halkın karakteriyle ölçülmelidir. Birçok milletler çocuklarının faziletinden dolayı zengin olmuştur. Ahlâkı bozuk bireylerden medeniyet kurulamaz. Yüksek medeniyet gibi görünen ahlâksız toplumlar küçük bir felakette tarumar olur. Bir milletin çocukları kendilerini düşünen, sadece zevk ve eğlence sahibi anne babaların çocuklarıysa o milletin sonu parçalanmaktır. Milli karakterini kaybeden nesiller başkalarının kölesi olurlar. Doğruluk, dürüstlük, adalet, edep gibi değerlere gereken önemi vermeyen aileler, çocuklar, gençler, yaşlılar nasıl huzurlu yaşayabilirler.<br />
<br />
            Bir ülkede dedikodu ve boş lakırdı almış başını yürümüşse, para bütün değerlerin üzerine çıkıp ahlâkı bozmuşsa, israf ve lükse düşkünlük artmışsa, saygı, sadakat, vefa kalmamışsa, böyle bir karanlığın içerisinde namuslu insanlar ellerini birbirine kavuşturmalıdırlar, bu insanların tek gayesi kaybolan değerlerini canlandırmak olmalıdır.<br />
            Sevgili Anneler! Çevrenizde maneviyatsızlık propagandası yapanlara müsaade etmeyiniz. Çünkü maneviyatı çökmüş toplumun her şeyi çöker. Maneviyat demek dayanışma demektir. Manevi güçten mahrum yetiştirilen çocuk anneyi de tanımaz babayı da. Manevi ve aile birliği değerlerinde zayıf insanların arasına, (bu insanlar yetişkin veya küçük olsun) kesinlikle çocuğunuzu sokmayınız.<br />
            Unutmayınız ki, öncelikli olarak çocukların matematiğe, fene değil, ahlâk ve erdem coşkusuna ihtiyacı var. Öğretime dayanan derslerde çocuk nihayetinde bunları kavrar, belli düzeyde kendisini başarıya götürecek şekilde öğrenir. Ancak ahlâki değerleri belli bir zaman içerisinde almayan çocuk ileriki zamanlarda bu değerleri kazanamayabiliyor. Çocuğun artık kendi ahlâki değerleri oturmuş oluyor.<br />
            Kendimi örnek vermem gerekirse ilkokul 5. sınıfta 15’i 5’e bölemiyordum. Fakat manevi ve vicdani terbiyemi gerek ailemden olsun, gerek komşumdan olsun, gerek alışveriş yaptığımız insanlardan olsun (Ali Osman Turgut, Halis Kınçak v.s) alıyordum, bu yönden şanslıydım. İlkokulda başarılı değildim, ortaokulda yedi zayıfım gelmişti, lisede dört zayıfım gelmişti ama kayıtsız bir öğrenci de değildim. Sonra ne mi oldu?<br />
            Liseyi bitirdikten iki yıl sonra üniversite sınavlarında başarılı oldum. İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi’ni kazandım. Ardından İstanbul Üniversitesi İktisat Fakültesi’nde “İnsan Gücü Planlaması ve Eğitim” üzerine Master (Yüksek Lisans) sınavlarına girdim ve kazandım, başarılı oldum, yüksek lisanstan da mezun oldum.<br />
            Bana bunları yapma gücü veren şey zekâm ve derslerden anlamam değildi, çünkü zekâm sadece orta düzeydeydi, dersleri ise ancak orta düzeyin altında anlayabiliyordum.<br />
            Bana bunları yapma gücü veren şey sabrım, kötü yerlerden, arkadaşlardan uzak durmam, istekli olmam ve huzurlu olmamdı, tüm bunların kişiliğimde yer etmesini sağlayan tek şey ise ahlâk ve maneviyat yönünden aldığım terbiyeydi.<br />
            O halde bana başarılı olma gücü veren tek şey, inanç, maneviyat ve bunların bende oluşturduğu Ruhsal Zekâm idi. (Bakınız: Akşam Gazetesi’nin verdiği Ruhsal Zekâ isimli kitabım. Kitapçılarda da mevcut)<br />
            Bazı uzmanlara göre çocuk bir buçuk ile iki buçuk yaş arasındaki süre içinde, ruhsallığıyla birçok şeyi algılamakta, algıladığı olaylar, kötü veya iyi, onun üzerinde şimdiden izler bırakmaktadır. İlk kıvılcım çocukluk devresinde tutuşur. Çocuklukta görülenler alınıyor ve unutulmuyor. Ünlü edebiyatçı şair Scoot’un yazı ve edebiyata olan ilgisi okuma yazma bilmeden önce başlamış. Bir çocuğun edebiyata olan ilgisi nasıl olur da okuma yazma öğrenmeden başlar?<br />
            Erdem ve bilgeliğiyle tanınan İngiliz yazar Samuel Mile taktir ettiğim ve severek okuduğum yazardır. Edebiyatçı şair Scoot’la ilgili şunları anlatıyor:<br />
            “Annesiyle büyük annesinin her gün ezberden okuduğu şiirler Scoot’ta edebiyat sevgisinin, yazı zevkinin uyanmasına vesile olmuştur. Çocukluk devresi, ilk verilen şekilleri sonradan yansıtan ayna gibidir. Her şeyi ilk anlatacak olanda annelerdir.”<br />
<br />
            İnsan hayatı bir eğitim kurumudur. Bu yüzden ilk eğitimcinin (Anne) verdiği bilgi ve sergilediği davranış sonraki eğitimcilerden daha etkili kalacaktır. Nasıl ki ilkokul öğrencisi için öğretmeni, diğer gelecek lise ve ortaokul öğretmenlerinden daha unutulmaz ise ilk eğitimci olan anne de böyledir, çocuk her zaman için onu taklit eder, onun vereceklerini reddetmez. Bu açıdan, anneler çocuklarının başarısı için onları maddeye yönlendirmekten çok, kendilerini tanımaya, ruhsallıklarını canlandırmaya yöneltmelidir. Her çocuğun devamlı olarak önündeki örnek annesidir. George Herbert, “İyi bir anne yüz öğretmene bedeldir, bütün kalpleri çeken bir mıknatıs ve bütün gözlere yol gösteren çoban yıldızıdır” diyor.<br />
            Çocuğuna, kendileri için evde yok dedirten bir annenin söyledikleri hiçbir değer ifade etmez.<br />
<br />
Anne  Ve Karekter<br />
            İngiltere’nin kalkınmasında büyük rol sahibi olan düşünür ve yazarların hepsi de “aile” kurumuna büyük önem vermişler. Yazılarında İngiliz ailelerine fazilet ve ahlâktan bahsetmişler. Milletin, devletin kutsallığından bahsetmişler. Maneviyatın gücünü anlatmışlar. Hollandalı, İsviçreli, Almanyalı yazar ve düşünürler de kendi vatandaşlarına aynı mesajı vermişler. Ülkelerinin ahlâk, erdemlilik, inanç ve maneviyatla kalkınabileceğini yazmışlardır. Ben, komünizmi, herhangi kör bir ideolojiyi, Allah’ın yokluğunu ispat etmeyi, Stalin ve Marksın toplumların içine kargaşa sokucu fikirlerini savunan ve anlatan yazar (!) ve bir gelişmiş, kalkınmış ülke yazarı, yazılarında Markstan, ateistlikten, inançsızlıktan, maonun, Stalinin, komünizmin veya çarpık herhangi bir ideolojinin savunusunu yapıp, örneklemede bulunmaz. Gelişmiş ülke yazarları faziletten, bilgelikten, maneviyattan, ailenin öneminden bahseder, toplumsal mesajlar verirler. İşte anneler çocuklarının eğitiminde ve başarılarında buna dikkat etmeliler. Anneler kendilerini fikirsel açıdan yetiştirmeli, fazilet açısından yetiştirmeli ve elde ettiklerini çocuklarına öğretmeliler. Ülkesi ve milleti için en ön saflarda fedakârca mücadele etmiş insanların yaşam öykülerini çocuklarına anlatmalılar, insanları katledenleri değil, toplumsal kargaşa yaratıp ailenin kutsallığının yok olmasına çalışan kötüleri değil…<br />
            İngiliz yazar Samuel Mile güzel söylüyor:<br />
            “Karakter, başkalarının yaptıklarını aynen yapmak suretiyle, yavaş yavaş ve farkına varmadan, ama sonunda kesin olarak biçimlenir. Birçok hareketler önemsizmiş gibi görülebilir, ama ne çare ki, günlük hayatta aralıksız sürüp giden hareketler işte bunlardır. Bunlar düşen kar lapalarına benzerler. Bunların ne olduğunun kimse farkında değildir. Yağan karın yerde meydana getirdiği değişiklik önce pek hissedilmez, ama kar yığınları sonradan çığ haline gelir. Tekrarlanan hareketlerde böyledir, biri öbürünü kovalar, sonunda alışkanlık haline gelir ve böylece karakter iyi ya da kötü yönde oluşur.”<br />
            “Annenin çocuk üzerindeki etkisi babanın etkisinden çok daha fazla olduğu içindir ki, annenin evde iyi bir örnek oluşu daha büyük bir önem taşır. Bunun neden böyle olduğunu anlamakta kolaydır. Ev, kadının hâkim olduğu alandır, kadının ülkesidir. Evin idaresi tamamen ona aittir. Onun, evde bulunan küçükler üzerindeki hâkimiyeti mutlak olduğu için fazilete ve aile halkına önem vermesi gerekir. Anne, ömürleri boyunca çocuklarının içinde yaşar. Annenin alışkanları çocuğun alışkanlıkları haline gelir.”  <br />
<br />
            “Annedeki sevgi bir Allah sevgisidir. Etkisi evrenseldir. Bu etki, insanoğlunun ilk hayata girdiği andan başlayan eğitimi ile bütün ömrü boyunca sürer. Çocuk hayata atıldıktan sonra güçlüklerle karşılaşıp da üzüntüye kapılınca, teselli bulmak için yine de annesine gider. Annenin çocuklarına aşıladığı saf ve iyi fikirler, anne öldükten yıllarca sonra bile etkisini sürdürür. İnsan karakterine biçim verip, terbiye eden annedir.”<br />
            Samuel Mile, yukarıdaki ifadelerinde aslında annenin çocuğa öğretmesi gerekenleri anlatıyor. Anne kendi büyüklüğünün farkında olmalı ki, işte büyüklüğünün tohumlarını çocuklarına serpsin.<br />
<br />
Çocuğun Başarısı İle İlgili Anne Babanın Rolünü Yansıtan Gerçek Yaşam Öyküleri Ne Diyor?<br />
            Saint Augustine’nin ailesi fakirdi. “Acılar İçinde Başarıyı Yakalayanlar” isimli kitabımda bu şahsiyetlerden uzun uzun bahsettim. Augustine’nin babası oğluna başarısı için kıymet veriyor, ve onun zekâsını her yerde överek anlatıyordu. Baba, çocuğunun özellikle başarılarının üzerinde yoğunlaşıyordu. Anne Monika ise saliha bir kadındı. Oğlunun her şeyden önce iyi bir insan olmasını arzu ediyordu. Oysa oğlu, evet başarı üzerinde gidiyor gibi görünüyordu ama, ahlâk hiç de iyi değildi. Zavallı anne durmadan oğluna dua ediyor, nasihatler veriyordu. Onun doğru yola girmesi için hep Allah’a yalvarıyordu. Sonunda anne kalbi üstün gelmiş, merhamet gözyaşları Yaratıcının bereket havuzuna damlamıştı. Sabrın ve iyi kalpliliğin mükâfatını gören Anne Monika oğluna sonsuz bir sevgiyle bağlı olarak onu yalnız bırakmamış, peşinden, tıpkı Atatürk’ün annesi Zübeyde hanımın Atatürk tutuklanınca peşinden İzmir’e gitmesi gibi, Milano’ya gitmişti. Fakat zavallı kadın orada öldü. Anne Monika öldüğü zaman Augustine 33 yaşındaydı. Ona ahlâki telkin ve tavsiyelerini çocukken verdiği için, oğlu bu yaşlarda yönünü iyiye ve fazilete çevirmişti.<br />
            Augustine, eğer başarısıyla kalsaydı sadece, belki de toplumlara hiçbir faydası olmayacaktı, hatta elde ettiği başarı gücünü toplumların aleyhine kullanacaktı. Ama annesinin manevi sahiplenmesiyle hem başarılı olmuş hem de huzurlu bir hayat sürmüştür.<br />
            Saint Augustine, “İtiraflarım” adlı kitabında bakın kötü olduğu dönemleri nasıl anlatıyor:<br />
            “Düşman irademe hâkim oldu ve böylece beni zincirlerle sımsıkı bağladı. Bu hal bende kötü isteklerin uyanmasına sebep oldu. Bu isteklerimi yerine getirmek benim için bir ihtiyaç oldu. Sanki bütün bunlar birer halka ile birbirine bağlanmıştı. Esaret altına girmiş büyülenmiş gibiydim.”<br />
<br />
Baba, Çocuğun Başarısının Neresindedir?<br />
            Baba dış hatlarda olduğu için çocuğun ruhsal sıcaklığıyla ilgilenemez. Zaten annesinin doğasında olan, çocuğa en fazla gerekli olan şeydir. Nedir bu? Elbette ki fazilet, erdem, iyilik, sevgi gibi ruhsal yeteneklerdir. Bu ruhsal yetenekler konusunda çocuğuyla ilgilenmeye vakit bulamaz. Fakat bir durumun önemini ifade etmek isterim: Anne çalışsa da bu faziletleri vermekle yine o sorumludur; özellikle o sorumludur dersek daha doğru olur, çünkü tabiî ki babada sorumludur.<br />
            Doğumundan önce veya doğumundan sonra çocuğu en fazla kucağında taşıyan, en fazla çocukla nefes nefese gelen “Anne”dir. Bu yüzden ahlâkı aşılaması daha kolay olur.<br />
            Civcivlere ve ördek yavrularına bakın… Sürekli peşinden gittikleri anneleri mi babaları mı? Yemlenirken görürüz beş altı civciv, ördek yavrusu annelerini takip eder.<br />
            Baba daha çok erkeksilik gerektiren durumlarda çocuğa destek olabilir. Örneğin bireysel ve toplumsal acılar vardır. İsterseniz bunu biraz açalım, faydalı olacağına inanıyorum.<br />
            Bireysel hatalarından dolayı her şeyini kaybetmiş insanı düşünün…        <br />
            Bir de toplumsal veya doğa sebeplerinden dolayı toplumun hepsiyle birlikte her şeyini kaybetmiş insanı düşünün.<br />
            Hangisinin dayanma gücü daha fazla olur? Veya hangisi intihara daha meyilli olur?<br />
            Toplum içindeki yalnızlık daha kötüdür. Toplumla birlikte çekilen yalnızlık daha hafiftir.<br />
            Bireyin toplumsal olaylarda (savaş, deprem) diğerleriyle birlikte sıkıntı çekmesi birey üzerinde yalnızlık psikolojisi oluşturmaz, ve birey daha az etkilenir.<br />
            Bireysel yalnızlıklar intihara sürüklenirken, toplumsal hareketlerdeki sıkıntı intihar hissi pek yaratmaz. Çünkü ortak kader anlayışı bireylerde potansiyel bir güç haline gelebiliyor. <br />
            Burada vermeye çalıştığım mesaj, bataklıkların kurutulması gerektiğidir. Bataklık kuruduktan sonra aynı zeminde sel, deprem, savaş olabilir (olmamasını dua ederiz elbette), ancak zemin sağlam olduğu için (çocukların faziletli yetiştirilmesi, maneviyat gücü), bireysel yalnızlıklar olmayacak, birliktelik içgüdüsü harekete geçecektir.<br />
            “Biri Yer Biri Bakar, Kıyamet Ondan Kopar” atasözümüz boşuna söylenmemiştir. Eğer açlık toplumsal, topyekûn bir problemse, dertler ortak olduğu için düşmanlıklar yerine dayanışma oluşur, oluşmalıdır.<br />
            Kumarda her şeyini kaybeden insan, diğer güzel yaşayan dostlarının arasında yalnızlaşırken intihar edebiliyor. Ama aynı insan savaştan dolayı herkesle birlikte yine her şeyini kaybettiğinde aynı intihar duygularını taşımayabiliyor, hatta yarınlara hâlâ ümitle bakabiliyor.<br />
            Savaş, deprem, sel gibi toplumsal felaketlerde aynı felakete uğramış birey, kendisinden daha kötü durumda olan bir başka felaketzedeye kendi lokmasını verme fedakârlığı gösterebiliyor. Ama kumar veya alkol yüzünden felakete uğramış bir adama yakın dostları dahi, kendilerinden kötü durumda olan bu arkadaşlarına yardıma yanaşmıyorlar.<br />
            Aynı şekilde evi yanan insana, çevredekiler toplu para yardımında bulunabiliyor. Peki kumardan dolayı evsiz, parasız kalan birine çevredekiler toplu para yardımında bulunmak isterler mi?<br />
<br />
Kendi Kötülüklerinden Dolayı Kötülüğe Düşene Toplum Yardım Etmiyor<br />
            Baba, kendisi öyle olmaması gerektiği gibi, çocuğuna da kumarın, meyhane ve dışarı hayatının sinsi kötülüklerinden bahsetmeli. Doğal afet ve toplumsal olaylarda ise (sel, deprem ve savaş, anarşi, terör) nasıl hareket etmesi gerektiğini öğütlemelidir.<br />
            Toplum, evi yanana, hastalıktan muzdarip düşene parasal yardıma yanaşırken, kumarda her şeyini kaybetmiş adama yardıma yanaşmıyor. Babalar çocuklarına bu gibi durumları anlatmalılar.<br />
            Bundan yıllar önce Öztürk Serengil, Cem Erman gibi ünlü sanatçılarımız kumarın pençesine düşmüş, kumar ihtiraslarından dolayı varını yoğunu kaybetmişti. Üstelik eşleri de kendilerini boşadı. Yardım eden kimse çıkmadı.<br />
            Yeşilçam Sinemasının 1970’li yıllarında ünlü çocuk oyuncu Mesut Engin alkolün pençesinde ününü yitirdi, şimdi Beyoğlu’nun ara sokaklarında yatıp kalkıyor. Kendisiyle 1990 da bir röportajım olmuştu. O zaman da sarhoş haliyle Beyoğlu sokaklarında görüşmüştüm. Sami Hazinses de aynı alkol ve kumarın kurbanıdır. O da acı ve ızdırap içerisinde Beyoğlu sokaklarında ölü bulundu. Cüneyt Arkın da alkolden varını yoğunu kaybetmişti, sokaklara düşüyordu, son anda eşi Betül Arkın çok büyük fedakârlıklar yaparken kurtardı onu.<br />
            Antalya’nın bir zamanlar ünlü belediye başkanı Tevfik Ulusoy meyhane, kumar ve gayri meşru hayatından dolayı servetini kaybetti, sokaklara düştü, dilenmek zorunda kaldı. Şimdi belediyenin verdiği küçük bir odada kalıyor.<br />
            Kumar, alkol ve uygunsuz yaşamlarından dolayı her şeyini kaybeden nice insanlar biliyorum, birçoğunu da tanıyorum, gerek sanat dünyasından, gerek iş dünyasından, gerekse siyaset dünyasından. Fakat burada hepsine yer vermek mümkün değil.<br />
            Konunun özü, babalar çocuklarına hayatın öteki yüzü hakkında bilgilendirmede bulunmalıdır. Çünkü Allah’ın bir kulu çıkıp, her şeyini kaybederek sokaklara düşen bu insanlara yardım etmedi. Belki yardım edilmesi gerekiyordu, ama etmedi.<br />
            . John Newton bir zamanlar kötü bir hayat sürerken birden anne babasını kaybeder. Annesinin kendisi çocukken verdiği öğütleri aklına gelir. Sanki annesinin konuşmaları kulaklarında çınlar. Bu tavsiyeler onun maneviyatlı ve faziletli olmasına vesile olur.<br />
            İngiltere de Okullar Birliği Müfettişleri’nin hazırladığı bir rapor oldukça ilginç. Şöyle deniliyor: “Çocukların çalıştırıldığı bir fabrikada idareciler bir çocuğu işe almadan önce, annesi hakkında soruşturma yapıyorlarmış. Tatmin edici cevap alırlarsa, çocuklarının da iyi ve güvenilir kimseler olacağını kabul ediyorlarmış. Babalarının karakteri nasıl olursa olsun önem vermiyorlarmış.”<br />
            Ünlü bir düşünür şöyle diyor: “Annelerin üstün değerde eserler meydana getirmedikleri bir gerçektir. Ama onlar bütün bunlardan daha kıymetli eser dünyaya getiriyor. Ünlü ve başarılı, faziletli ve erdemli bütün bilim adamlarını anneler doğuruyor, yetiştiriyor.”<br />
            Napolyon Bonapart, “Bir çocuğun ileride iyi ya da kötü ahlâklı olması tamamen anasına bağlıdır.” diyor. Napolyon’un biyografilerin birinde şu satırlar geçiyor: “Annesinden başka hiç kimse ona hâkim olamamıştır. O bazen sert, bazen yumuşak, ama her zaman adil davranışlarıyla ona sevmesini, saygı göstermesini ve itaat etmesini öğretti. Napolyon saygı duyma faziletini annesinden öğrendi”<br />
            Bu bölümü Samuel Mile’nin çarpıcı tespitleriyle noktalamak istiyorum:<br />
            “Baba sarhoş, kötü ahlâklı, düşkün bir insan olsa bile, eğer anne basiretli ve duygulu bir kadınsa, aileyi bir arada tutabilecek, belki de çocuklar şerefli bir hayat sürdürebileceklerdir. Bu durumda birçok aileler görülmüştür. Ama ana kötü kişi oldu mu, baba ne kadar iyi ahlâklı olursa olsun, çocukların hayatta başarı kazanmaları ihtimali azdır.<br />
            Karakterin biçimlenmesinde kadının daha büyük rol oynadığı nedense herkesçe bilinmemektedir. Kadınlar görevlerinin en yücelerini hiç kimsenin görmediği evde ve aile içinde yapmakta ve bu görevlerini yaparken de büyük bir çaba harcamakta, sabır ve azimle başarı yolunda yürümektedirler. En büyük başarıları, ev içinde olduğu için, bu başarıları duyan olmaz. Seçkin insanların biyografilerinde bile, bunarın karakterlerinin biçimlenmesinde annelerin büyük payı olduğuna işaret eden bir kayda sık sık rastlamak mümkün değildir. Buna rağmen bu yaptıkları karşılıksız mı kalıyor? Hayır, çocukların yetişmesinde oynadıkları rol çok büyüktür]]></content:encoded>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[Bebekleri Ağlama Krizine Sokan Sekiz Etken Madde]]></title>
			<link>https://forumistan.net/konu-bebekleri-aglama-krizine-sokan-sekiz-etken-madde.html</link>
			<pubDate>Sun, 02 Apr 2023 13:25:58 +0000</pubDate>
			<dc:creator><![CDATA[<a href="https://forumistan.net/member.php?action=profile&uid=34">Arzu</a>]]></dc:creator>
			<guid isPermaLink="false">https://forumistan.net/konu-bebekleri-aglama-krizine-sokan-sekiz-etken-madde.html</guid>
			<description><![CDATA[Bebekleri Ağlama Krizine Sokan Sekiz Etken Madde<br />
<br />
<br />
<br />
<br />
<br />
Bebeklerde ağlama krizi her zaman ortada endişe verici bir sorun olduğuna işaret etmez. Ancak bazen bir hastalıkla da bağlantılı olabilir. Bu yüzden, kesintisiz olarak ağlayan bir bebeğin genel durumunun ebeveynleri tarafından dikkatle takip edilmesi gerekir. Dünyaya gelen bir bebek, aşağı yukarı 6 aylık olana kadar genel bir hoşnutluk veya sıkıntı hali dışında bir duygu yaşamaz. Dolayısıyla ağlaması derin duygusal nedenlerle ilgili değildir. Öfke, korku, kızgınlık veya üzüntü duyduğu için ağlamaz. Erken dönemdeki ağlamaları bir iletişim biçimidir. Bu şekilde iletişim kurar, çünkü durumunu ifade etmenin başka bir yolunu bilmez. Bazen refleks olarak da ağlayabilir. Ebeveynler fazla zaman geçmeden çocuklarının farklı ağlama biçimlerinin şifresini çözmeye başlarlar. Aşağıda bebekleri ağlama krizine sokan etkenler hakkında bilgiler bulabilirsiniz. Ağlayan bebeğinizi gözlemlemelisiniz. Temel ihtiyaçlarını karşıladığınız halde yatışmıyorsa, kucağa alındığında rahatlamıyorsa, ağlamanın yanında kusma, dalgınlık, ateş, öksürük gibi belirtiler de varsa durumun bir doktor tarafından değerlendirilmesi gerekebilir.<br />
Bebekleri Ağlama Krizine Sokan Nedenler<br />
<br />
Ortamın Fazla Sıcak ve / veya Havasız Olması Ortam ısısının yenidoğan için 22 – 24, altı aylıktan büyük bebekler için 20 – 21 derece arasında olması tavsiye edilir. Gece saatlerinde bu sıcaklıkların 1 derece daha düşürülmesi iyi olur. Bulunduğu odanın fazla sıcak olması bebeği rahatsız edip ağlamasına sebep olabilir. Kaloriferlerin yanmasıyla birlikte evdeki havanın azalması ve kuruması da bebekleri rahatsız edebilir. Evin sıklıkla havalandırılması, bebeğin bazen dışarıya çıkarılması veya nem oranını düzenleyen bir cihaz kullanılması sorunu çözer. Açlık İlk aylarda bebeğin midesi küçük, sindirimi hızlı olduğu için çabuk acıkır. Özellikle yenidoğan bebeklerin ne zaman isterlerse beslenmeleri gerekir. Son beslenmesinin üzerinden 3 saat geçen bir bebek uyuyorsa uyandırılmalı ve emzirilmelidir. Gaz Sancısı Bebekleri ağlama krizine sokan etkenler arasında sıklıkla rastlananlardan biri de gaz sancısıdır. Bebeğin bağırsakları yeni beslenme düzenine alıştıkça azalmaya başlayan bu sorun gazın uygun bir pozisyonda çıkarılmasıyla ortadan kalkar. Kolik bebek söz konusu olduğunda bir pediatri uzmanıyla görüşmek faydalı olur. Burun Tıkanıklığı Bebeklerde burun tıkanıklığı huzursuzluğa, uyku kalitesinin bozulmasına, boğaz kuruluğuna, beslenme sorunlarına ve ağlamalara yol açar. Bu sorunun en sık görülen sebebi soğuk algınlığıdır. Doktor tavsiyesiyle alınan damla ve spreyler çoğu zaman sorunu çözer. Bebeğin yattığı odanın nem seviyesini ayarlamak, bıçakla bölünmüş bir kuru soğanı başucuna koymak veya yastığın ya da yatağın başına okaliptüs yağı gibi burnun açılmasına yardımcı olacak bir yağ damlatmak da işe yarayabilir. Giysilerin Sıkıntı Vermesi Gereğinden kalın ve sıkı kıyafetler bebeğin bunalıp ağlamasına sebep olabilir. Bebekleri yetişkinlere göre bir kat fazla giydirmek yeterlidir. Zamanında doğmuş bir bebeğe doğumundan itibaren 10 gün, erken doğmuş bir bebeğe ise 15 gün boyunca başlık takılması önerilir, fazlasına gerek yoktur. Kabızlık Sürekli ağlayan bebek bunu kabız olduğu için de yapıyor olabilir. Bebeklerde kabızlık kendini karın bölgesinde sertlik, iştah azalması, huzursuzluk, kaka yapmadan önce hırçınlaşma ve kokulu kaka gibi belirtilerle gösterir. Kakanın topaklanmış, sert ve kuru olması da kabızlık belirtisidir. Bebeğe sıcak banyo yaptırmak ve bu sırada karnını nazikçe ovalamak, anüsün dış kısmına vazelin veya krem sürmek, göbek deliğinden karnın dış tarafına doğru masaj yapmak ve bebeğin bacaklarına daireler çizdirmek işe yarayabilir. Bunlar kısa vadede işe yaramazsa zaman kaybetmeden bir uzmana başvurulması tavsiye edilir. Diş Çıkarma Diş çıkarma belirtileri bebekten bebeğe değişmekle beraber en yaygın görülenleri tükürük artışı, ağız çevresinde döküntüler, uykusuzluk, iştahsızlık, huysuzluk, ishal ya da kabızlık, kulaklarda ağrı ve kaşıntı olarak sıralanabilir. Diş çıkarmak bebeklerde kilo kaybına veya kilo alımının yavaşlamasına da yol açabilir. Her bebekte bu belirtilerin hepsi birden görülmez. Konuyla ilgili kuşkularınız varsa bebeğinizle beraber bir sağlık kuruluşuna başvurarak yardım alabilirsiniz. Besin Alerjileri Emziren annenin tükettiği bazı gıda maddeleri veya hazır mamaların içerdiği maddeler bebeklerde gıda alerjisine sebep olabilir. Bebeklerde gıda alerjisi kendini egzama benzeri döküntüler, poponun kenarında ciddi pişikler, kanlı – mukuslu kaka ve endişe verici kusmalar gibi belirtilerle gösterir. Bu konuda bir kuşku oluştuğu zaman bir çocuk alerji uzmanı ile görüşmek gerekir.]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[Bebekleri Ağlama Krizine Sokan Sekiz Etken Madde<br />
<br />
<br />
<br />
<br />
<br />
Bebeklerde ağlama krizi her zaman ortada endişe verici bir sorun olduğuna işaret etmez. Ancak bazen bir hastalıkla da bağlantılı olabilir. Bu yüzden, kesintisiz olarak ağlayan bir bebeğin genel durumunun ebeveynleri tarafından dikkatle takip edilmesi gerekir. Dünyaya gelen bir bebek, aşağı yukarı 6 aylık olana kadar genel bir hoşnutluk veya sıkıntı hali dışında bir duygu yaşamaz. Dolayısıyla ağlaması derin duygusal nedenlerle ilgili değildir. Öfke, korku, kızgınlık veya üzüntü duyduğu için ağlamaz. Erken dönemdeki ağlamaları bir iletişim biçimidir. Bu şekilde iletişim kurar, çünkü durumunu ifade etmenin başka bir yolunu bilmez. Bazen refleks olarak da ağlayabilir. Ebeveynler fazla zaman geçmeden çocuklarının farklı ağlama biçimlerinin şifresini çözmeye başlarlar. Aşağıda bebekleri ağlama krizine sokan etkenler hakkında bilgiler bulabilirsiniz. Ağlayan bebeğinizi gözlemlemelisiniz. Temel ihtiyaçlarını karşıladığınız halde yatışmıyorsa, kucağa alındığında rahatlamıyorsa, ağlamanın yanında kusma, dalgınlık, ateş, öksürük gibi belirtiler de varsa durumun bir doktor tarafından değerlendirilmesi gerekebilir.<br />
Bebekleri Ağlama Krizine Sokan Nedenler<br />
<br />
Ortamın Fazla Sıcak ve / veya Havasız Olması Ortam ısısının yenidoğan için 22 – 24, altı aylıktan büyük bebekler için 20 – 21 derece arasında olması tavsiye edilir. Gece saatlerinde bu sıcaklıkların 1 derece daha düşürülmesi iyi olur. Bulunduğu odanın fazla sıcak olması bebeği rahatsız edip ağlamasına sebep olabilir. Kaloriferlerin yanmasıyla birlikte evdeki havanın azalması ve kuruması da bebekleri rahatsız edebilir. Evin sıklıkla havalandırılması, bebeğin bazen dışarıya çıkarılması veya nem oranını düzenleyen bir cihaz kullanılması sorunu çözer. Açlık İlk aylarda bebeğin midesi küçük, sindirimi hızlı olduğu için çabuk acıkır. Özellikle yenidoğan bebeklerin ne zaman isterlerse beslenmeleri gerekir. Son beslenmesinin üzerinden 3 saat geçen bir bebek uyuyorsa uyandırılmalı ve emzirilmelidir. Gaz Sancısı Bebekleri ağlama krizine sokan etkenler arasında sıklıkla rastlananlardan biri de gaz sancısıdır. Bebeğin bağırsakları yeni beslenme düzenine alıştıkça azalmaya başlayan bu sorun gazın uygun bir pozisyonda çıkarılmasıyla ortadan kalkar. Kolik bebek söz konusu olduğunda bir pediatri uzmanıyla görüşmek faydalı olur. Burun Tıkanıklığı Bebeklerde burun tıkanıklığı huzursuzluğa, uyku kalitesinin bozulmasına, boğaz kuruluğuna, beslenme sorunlarına ve ağlamalara yol açar. Bu sorunun en sık görülen sebebi soğuk algınlığıdır. Doktor tavsiyesiyle alınan damla ve spreyler çoğu zaman sorunu çözer. Bebeğin yattığı odanın nem seviyesini ayarlamak, bıçakla bölünmüş bir kuru soğanı başucuna koymak veya yastığın ya da yatağın başına okaliptüs yağı gibi burnun açılmasına yardımcı olacak bir yağ damlatmak da işe yarayabilir. Giysilerin Sıkıntı Vermesi Gereğinden kalın ve sıkı kıyafetler bebeğin bunalıp ağlamasına sebep olabilir. Bebekleri yetişkinlere göre bir kat fazla giydirmek yeterlidir. Zamanında doğmuş bir bebeğe doğumundan itibaren 10 gün, erken doğmuş bir bebeğe ise 15 gün boyunca başlık takılması önerilir, fazlasına gerek yoktur. Kabızlık Sürekli ağlayan bebek bunu kabız olduğu için de yapıyor olabilir. Bebeklerde kabızlık kendini karın bölgesinde sertlik, iştah azalması, huzursuzluk, kaka yapmadan önce hırçınlaşma ve kokulu kaka gibi belirtilerle gösterir. Kakanın topaklanmış, sert ve kuru olması da kabızlık belirtisidir. Bebeğe sıcak banyo yaptırmak ve bu sırada karnını nazikçe ovalamak, anüsün dış kısmına vazelin veya krem sürmek, göbek deliğinden karnın dış tarafına doğru masaj yapmak ve bebeğin bacaklarına daireler çizdirmek işe yarayabilir. Bunlar kısa vadede işe yaramazsa zaman kaybetmeden bir uzmana başvurulması tavsiye edilir. Diş Çıkarma Diş çıkarma belirtileri bebekten bebeğe değişmekle beraber en yaygın görülenleri tükürük artışı, ağız çevresinde döküntüler, uykusuzluk, iştahsızlık, huysuzluk, ishal ya da kabızlık, kulaklarda ağrı ve kaşıntı olarak sıralanabilir. Diş çıkarmak bebeklerde kilo kaybına veya kilo alımının yavaşlamasına da yol açabilir. Her bebekte bu belirtilerin hepsi birden görülmez. Konuyla ilgili kuşkularınız varsa bebeğinizle beraber bir sağlık kuruluşuna başvurarak yardım alabilirsiniz. Besin Alerjileri Emziren annenin tükettiği bazı gıda maddeleri veya hazır mamaların içerdiği maddeler bebeklerde gıda alerjisine sebep olabilir. Bebeklerde gıda alerjisi kendini egzama benzeri döküntüler, poponun kenarında ciddi pişikler, kanlı – mukuslu kaka ve endişe verici kusmalar gibi belirtilerle gösterir. Bu konuda bir kuşku oluştuğu zaman bir çocuk alerji uzmanı ile görüşmek gerekir.]]></content:encoded>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[Down sendromu Teşhis Yöntemleri]]></title>
			<link>https://forumistan.net/konu-down-sendromu-teshis-yontemleri.html</link>
			<pubDate>Sun, 02 Apr 2023 13:25:27 +0000</pubDate>
			<dc:creator><![CDATA[<a href="https://forumistan.net/member.php?action=profile&uid=34">Arzu</a>]]></dc:creator>
			<guid isPermaLink="false">https://forumistan.net/konu-down-sendromu-teshis-yontemleri.html</guid>
			<description><![CDATA[Down sendromu Teşhis Yöntemleri<br />
<br />
<br />
<br />
<br />
<br />
<br />
Down sendromu olarak bilinen kromozom bozukluğu türü en sık rastlanan zihinsel engel sebeplerinden biridir. Bireyin gelişimini hayatı boyunca etkileyen bu bozukluk her yaştaki anne adaylarının bebeklerini etkileyebilir ama ileri yaştakilerin bebeklerinde görülme olasılığı daha yüksektir. Sendroma sebep olan en yaygın etken 21. kromozomun normal bireylerdeki gibi 2 adet yerine 3 adet olmasıdır. Bu yüzden trizomi 21 olarak da anılır. Down sendromu teşhis yöntemleri tarama ve tanı testleri olarak 2 gruba ayrılır. Tarama testleri sadece olasılık bildiren testlerdir. Kesin teşhis tanı testleri ile yapılır. Down Sendromu Tarama Testleri İlk 3 Ayda Yapılan Testler Anne adayının kanındaki 2 proteinin düzeyini ve fetusun ultrasonda belirlenen bazı özelliklerini baz alan bu testler gebeliğin 11 – 14. haftaları arasında uygulanır. İkinci 3 Ayda Yapılan Testler Bebekte Down sendromu olması ihtimalini anne adayının kanındaki 3 adet proteinin seviyesine göre hesaplayanlar üçlü tarama testi, 4 adet proteinin düzeyi dikkate alarak hesaplayanlar dörtlü tarama testi olarak adlandırılır. Bu testler hamileliğin 16 – 18. haftaları arasında yapılır. Hücre Dışı DNA Testleri Anne adayının kanındaki bebeğe ait DNA parçacıklarını inceleyen bu testlerin doğruluk oranı yukarıdakilerden daha yüksektir. Down Sendromu Tanı Testleri Koryon Villus Biyopsisi Koryon villus örneklemesi gebeliğin 9 – 14. haftaları arasında yapılan bir işlemdir. İnce bir iğneyle gebe kadının karnındaki uygun bir yerden veya rahim ağzından girilerek bebeği besleyen plasenta isimli dokudan örnek alınması şeklinde gerçekleşir. Amniyosentez Bebeğin içinde yüzdüğü amniyon sıvısından örnek alınmasıdır. Sıvının içindeki bebeğe ait hücreler incelenerek kromozom yapısı saptanır. Düşüğe yol açabileceği için korkutucu gelebilir ama tecrübeli bir doktor tarafından yapılması durumunda bu risk oldukça küçüktür. Genelde gebeliğin 15 – 20. haftaları arasında yapılmakla beraber amacına bağlı olarak farklı dönemlerde de uygulanabilir. Hamileliğin 15. haftasından önce yapılması düşük ihtimalini yükseltir. Kordosentez 18 – 22. gebelik haftaları arasında yapılan bir tanı testidir. Göbek kordonundan bebeğin kanı alınarak uygulanır. Bebeğe kan veya ilaç vermenin gerekmesi halinde de kullanılır. Kan grubu, kan hastalıkları, gelişim geriliğine yol açabilecek etkenler hakkında bilgi verir. Doğum Sonrasında Teşhis Down sendromu teşhisi doğum gerçekleştikten sonra da koyulabilir. Down sendromlu bebek tipik özelliklerinden ötürü kolaylıkla tanınır. Başı normalden ufak ve arkası düzdür, damak yapısı dar ve kısa, ağzı küçük olduğu için dili dışarıda olabilir. Yüzü yassı, özellikle burun kökü basıktır. Down sendromlu bebeklerin yüzde 70 – 80’inin avuç içlerinde simian çizgisi, yani el ayasını boydan boya kesen bir tane çizgi vardır. Bu, normal popülasyonda seyrek görülen bir durumdur. Ayrıca kas ve eklem yapısı zayıftır.]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[Down sendromu Teşhis Yöntemleri<br />
<br />
<br />
<br />
<br />
<br />
<br />
Down sendromu olarak bilinen kromozom bozukluğu türü en sık rastlanan zihinsel engel sebeplerinden biridir. Bireyin gelişimini hayatı boyunca etkileyen bu bozukluk her yaştaki anne adaylarının bebeklerini etkileyebilir ama ileri yaştakilerin bebeklerinde görülme olasılığı daha yüksektir. Sendroma sebep olan en yaygın etken 21. kromozomun normal bireylerdeki gibi 2 adet yerine 3 adet olmasıdır. Bu yüzden trizomi 21 olarak da anılır. Down sendromu teşhis yöntemleri tarama ve tanı testleri olarak 2 gruba ayrılır. Tarama testleri sadece olasılık bildiren testlerdir. Kesin teşhis tanı testleri ile yapılır. Down Sendromu Tarama Testleri İlk 3 Ayda Yapılan Testler Anne adayının kanındaki 2 proteinin düzeyini ve fetusun ultrasonda belirlenen bazı özelliklerini baz alan bu testler gebeliğin 11 – 14. haftaları arasında uygulanır. İkinci 3 Ayda Yapılan Testler Bebekte Down sendromu olması ihtimalini anne adayının kanındaki 3 adet proteinin seviyesine göre hesaplayanlar üçlü tarama testi, 4 adet proteinin düzeyi dikkate alarak hesaplayanlar dörtlü tarama testi olarak adlandırılır. Bu testler hamileliğin 16 – 18. haftaları arasında yapılır. Hücre Dışı DNA Testleri Anne adayının kanındaki bebeğe ait DNA parçacıklarını inceleyen bu testlerin doğruluk oranı yukarıdakilerden daha yüksektir. Down Sendromu Tanı Testleri Koryon Villus Biyopsisi Koryon villus örneklemesi gebeliğin 9 – 14. haftaları arasında yapılan bir işlemdir. İnce bir iğneyle gebe kadının karnındaki uygun bir yerden veya rahim ağzından girilerek bebeği besleyen plasenta isimli dokudan örnek alınması şeklinde gerçekleşir. Amniyosentez Bebeğin içinde yüzdüğü amniyon sıvısından örnek alınmasıdır. Sıvının içindeki bebeğe ait hücreler incelenerek kromozom yapısı saptanır. Düşüğe yol açabileceği için korkutucu gelebilir ama tecrübeli bir doktor tarafından yapılması durumunda bu risk oldukça küçüktür. Genelde gebeliğin 15 – 20. haftaları arasında yapılmakla beraber amacına bağlı olarak farklı dönemlerde de uygulanabilir. Hamileliğin 15. haftasından önce yapılması düşük ihtimalini yükseltir. Kordosentez 18 – 22. gebelik haftaları arasında yapılan bir tanı testidir. Göbek kordonundan bebeğin kanı alınarak uygulanır. Bebeğe kan veya ilaç vermenin gerekmesi halinde de kullanılır. Kan grubu, kan hastalıkları, gelişim geriliğine yol açabilecek etkenler hakkında bilgi verir. Doğum Sonrasında Teşhis Down sendromu teşhisi doğum gerçekleştikten sonra da koyulabilir. Down sendromlu bebek tipik özelliklerinden ötürü kolaylıkla tanınır. Başı normalden ufak ve arkası düzdür, damak yapısı dar ve kısa, ağzı küçük olduğu için dili dışarıda olabilir. Yüzü yassı, özellikle burun kökü basıktır. Down sendromlu bebeklerin yüzde 70 – 80’inin avuç içlerinde simian çizgisi, yani el ayasını boydan boya kesen bir tane çizgi vardır. Bu, normal popülasyonda seyrek görülen bir durumdur. Ayrıca kas ve eklem yapısı zayıftır.]]></content:encoded>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[Yenidoğan Bebeklerde Kilo Alımı Nasıl Olmalıdır?]]></title>
			<link>https://forumistan.net/konu-yenidogan-bebeklerde-kilo-alimi-nasil-olmalidir.html</link>
			<pubDate>Mon, 27 Feb 2023 15:51:22 +0000</pubDate>
			<dc:creator><![CDATA[<a href="https://forumistan.net/member.php?action=profile&uid=34">Arzu</a>]]></dc:creator>
			<guid isPermaLink="false">https://forumistan.net/konu-yenidogan-bebeklerde-kilo-alimi-nasil-olmalidir.html</guid>
			<description><![CDATA[Yenidoğan Bebeklerde Kilo Alımı Nasıl Olmalıdır?<br />
Bebeğin ağırlığındaki değişiklikler izlenmelidir. Büyüme grafiğindeki noktalar birleştirildiğinde çizgi yukarı doğru gidiyorsa süt yeterlidir. Bebek memeyi bırakmamaya çalışıyorsa anne sütü yetmiyor olabilir.<br />
<br />
Bebek 20 günlük olduğunda yaklaşık 500 gr ağırlık kazanmışsa anne sütü yeterlidir.<br />
Yenidoğanlar ilk hafta yaklaşık %7 ağırlık kaybeder.<br />
<br />
Bu durum anne sütünün yetersizliği olarak<br />
yorumlanmamalıdır.]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[Yenidoğan Bebeklerde Kilo Alımı Nasıl Olmalıdır?<br />
Bebeğin ağırlığındaki değişiklikler izlenmelidir. Büyüme grafiğindeki noktalar birleştirildiğinde çizgi yukarı doğru gidiyorsa süt yeterlidir. Bebek memeyi bırakmamaya çalışıyorsa anne sütü yetmiyor olabilir.<br />
<br />
Bebek 20 günlük olduğunda yaklaşık 500 gr ağırlık kazanmışsa anne sütü yeterlidir.<br />
Yenidoğanlar ilk hafta yaklaşık %7 ağırlık kaybeder.<br />
<br />
Bu durum anne sütünün yetersizliği olarak<br />
yorumlanmamalıdır.]]></content:encoded>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[Çocuklara Kalem Tutturma Yöntemi Nasıl Öğretilir?]]></title>
			<link>https://forumistan.net/konu-cocuklara-kalem-tutturma-yontemi-nasil-ogretilir.html</link>
			<pubDate>Fri, 13 Jan 2023 17:16:30 +0000</pubDate>
			<dc:creator><![CDATA[<a href="https://forumistan.net/member.php?action=profile&uid=18">derya</a>]]></dc:creator>
			<guid isPermaLink="false">https://forumistan.net/konu-cocuklara-kalem-tutturma-yontemi-nasil-ogretilir.html</guid>
			<description><![CDATA[Çocuklara Kalem Tutturma Yöntemi Nasıl Öğretilir? Kalem Tutma Yaşı Nedir ?<br />
<br />
<br />
<br />
Çocuklara Kalem Tutturma Yöntemi Nasıl Öğretilir? Kalem Tutma Yaşı Nedir ?<br />
<br />
Okula hazırlık döneminde evde yapılabilecek kalem tutma çalışmaları ile doğru kalem tutuş şeklini çocuğunuza öğretebilirsiniz! Çocuklara kalem tutma nasıl öğretilir? Çocuklar ne zaman kalem tutabilir? Çocuklara kalem tutturma şekilleri:<br />
<br />
<br />
<br />
<br />
<br />
<br />
<br />
<br />
Annelerin çocuklarına evde vakit geçirmeleri için aldıkları türlü türlü boyama kitapları, gelişimlerine ne kadar faydalı olacaksa da boyama yapabilmeleri için öncelikle kalem tutmaları gerekir. Kalem tutmayı bilmeyen bir çocuğun evde her yeri çizmesi, en çok annelerin başını derde sokmaktadır. Hem okul hayatına hazırlık için hem de gelişimine katkı sağlamak için belli bir yaşa gelen çocuklar üzerinde kalem tutma alıştırmaları üzerine çalışılabilir. Kimi çocuklar kalemi ilk defa ellerine aldıkları zaman ilk tutuşu olmalarına rağmen gayet güzel kavrarlar. Kimileri de ilk etapta sıkıntı yaşayarak kalem tutmayı beceremezler. Bu gibi çocuklarda kalem tutma becerisinin gelişimi için biraz zaman gerekir. El ve göz koordinasyonu gelişiminin sağlanmasıyla çocuklar, daha okunur şekilde yazılar yazabilecek ve kalemi daha kolay tutacaktır. Bu süre zarfında çocuğunuza doğru kalem tutuş şeklini nasıl gösterebileceğinizi en kolay yöntemleriyle sizlere derledik. İşte okul öncesi dönemdeki çocuklara kalem tutturma yöntemleri…<br />
<br />
<br />
ÇOCUKLAR NE ZAMAN KALEM TUTABİLİR? KALEM TUTMA YAŞI NEDİR?<br />
<br />
<br />
<br />
Konuyla ilgili yapılan çalışmalarda 3 yaş grubunun kavramayı öğrenmek için doğru bir yaş aralığı olduğunu ortaya koyuyor. Hayal dünyalarını güçlendirmeye yarayan boyama etkinlikleri takip becerisini kuvvetlendirmede en etkili yöntemlerdendir. Kalem tutmayı öğrenen çocuklar, çizimlerini renklendirirken gelişimlerine katkı sağlarken bu durumdan mutluluk da duyacaktır.<br />
<br />
ÇOCUĞA KALEM TUTTURMA TEKNİKLERİ! DOĞRU KALEM TUTMA ŞEKİLLERİ<br />
<br />
<br />
NORMAL KALEM TUTUŞ ŞEKLİ:<br />
Baş parmak, işaret parmağı ve orta parmağın kullanarak tutulduğu kalem şeklinde çocuğun tutma becerisinin sağlanması için el ve parmak kasları güçlendirici egzersizlere yönelmelisiniz. Bu egzersizleri oyun hamurundan kopartılan parçalarla sağlayabilirsiniz.<br />
TIRTIL KALEM TUTUŞ ŞEKLİ:<br />
İşaret ve başparmağı ile kalemi orta parmak üzerinde öne doğru tırtıl gibi hareket ettirilerek tutulur. Eli biraz alıştıktan sonra sürekli bu hareketi yapmasını isteyebilirsiniz.<br />
AĞAÇKAKAN KALEM TUTUŞU:<br />
Kalemi ucuna doğru tutarak sadece üç parmağı kullanıp öne ve arkaya doğru çizdirin. Bu hareketleri anlatırken ağaçkakan kuşunu hayal etmesini isteyin ve hareketi bunu düşünerek uygulamasını söyleyin.<br />
<br />
<br />
ÇOCUKLARA KALEM TUTMAYI ÖĞRETMENİN KOLAY YOLU<br />
<br />
<br />
Çocuğunuzun eline kalem tutmasını daha kolay sağlaması için lastikten yardım alabilirsiniz. Renkli bir lastikle dikkatini çekerek işi keyifli bir etkinliğe dönüştürebilirsiniz. Çocuğunuzun bileğine lastiği takıp kalemi de lastiğin içine koyun. 180 derecelik dönüş sağlayarak kalemi lastiğe tutturun. Böylelikle kalemi çocuğunuz doğru şekilde tutmuş olacaktır.]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[Çocuklara Kalem Tutturma Yöntemi Nasıl Öğretilir? Kalem Tutma Yaşı Nedir ?<br />
<br />
<br />
<br />
Çocuklara Kalem Tutturma Yöntemi Nasıl Öğretilir? Kalem Tutma Yaşı Nedir ?<br />
<br />
Okula hazırlık döneminde evde yapılabilecek kalem tutma çalışmaları ile doğru kalem tutuş şeklini çocuğunuza öğretebilirsiniz! Çocuklara kalem tutma nasıl öğretilir? Çocuklar ne zaman kalem tutabilir? Çocuklara kalem tutturma şekilleri:<br />
<br />
<br />
<br />
<br />
<br />
<br />
<br />
<br />
Annelerin çocuklarına evde vakit geçirmeleri için aldıkları türlü türlü boyama kitapları, gelişimlerine ne kadar faydalı olacaksa da boyama yapabilmeleri için öncelikle kalem tutmaları gerekir. Kalem tutmayı bilmeyen bir çocuğun evde her yeri çizmesi, en çok annelerin başını derde sokmaktadır. Hem okul hayatına hazırlık için hem de gelişimine katkı sağlamak için belli bir yaşa gelen çocuklar üzerinde kalem tutma alıştırmaları üzerine çalışılabilir. Kimi çocuklar kalemi ilk defa ellerine aldıkları zaman ilk tutuşu olmalarına rağmen gayet güzel kavrarlar. Kimileri de ilk etapta sıkıntı yaşayarak kalem tutmayı beceremezler. Bu gibi çocuklarda kalem tutma becerisinin gelişimi için biraz zaman gerekir. El ve göz koordinasyonu gelişiminin sağlanmasıyla çocuklar, daha okunur şekilde yazılar yazabilecek ve kalemi daha kolay tutacaktır. Bu süre zarfında çocuğunuza doğru kalem tutuş şeklini nasıl gösterebileceğinizi en kolay yöntemleriyle sizlere derledik. İşte okul öncesi dönemdeki çocuklara kalem tutturma yöntemleri…<br />
<br />
<br />
ÇOCUKLAR NE ZAMAN KALEM TUTABİLİR? KALEM TUTMA YAŞI NEDİR?<br />
<br />
<br />
<br />
Konuyla ilgili yapılan çalışmalarda 3 yaş grubunun kavramayı öğrenmek için doğru bir yaş aralığı olduğunu ortaya koyuyor. Hayal dünyalarını güçlendirmeye yarayan boyama etkinlikleri takip becerisini kuvvetlendirmede en etkili yöntemlerdendir. Kalem tutmayı öğrenen çocuklar, çizimlerini renklendirirken gelişimlerine katkı sağlarken bu durumdan mutluluk da duyacaktır.<br />
<br />
ÇOCUĞA KALEM TUTTURMA TEKNİKLERİ! DOĞRU KALEM TUTMA ŞEKİLLERİ<br />
<br />
<br />
NORMAL KALEM TUTUŞ ŞEKLİ:<br />
Baş parmak, işaret parmağı ve orta parmağın kullanarak tutulduğu kalem şeklinde çocuğun tutma becerisinin sağlanması için el ve parmak kasları güçlendirici egzersizlere yönelmelisiniz. Bu egzersizleri oyun hamurundan kopartılan parçalarla sağlayabilirsiniz.<br />
TIRTIL KALEM TUTUŞ ŞEKLİ:<br />
İşaret ve başparmağı ile kalemi orta parmak üzerinde öne doğru tırtıl gibi hareket ettirilerek tutulur. Eli biraz alıştıktan sonra sürekli bu hareketi yapmasını isteyebilirsiniz.<br />
AĞAÇKAKAN KALEM TUTUŞU:<br />
Kalemi ucuna doğru tutarak sadece üç parmağı kullanıp öne ve arkaya doğru çizdirin. Bu hareketleri anlatırken ağaçkakan kuşunu hayal etmesini isteyin ve hareketi bunu düşünerek uygulamasını söyleyin.<br />
<br />
<br />
ÇOCUKLARA KALEM TUTMAYI ÖĞRETMENİN KOLAY YOLU<br />
<br />
<br />
Çocuğunuzun eline kalem tutmasını daha kolay sağlaması için lastikten yardım alabilirsiniz. Renkli bir lastikle dikkatini çekerek işi keyifli bir etkinliğe dönüştürebilirsiniz. Çocuğunuzun bileğine lastiği takıp kalemi de lastiğin içine koyun. 180 derecelik dönüş sağlayarak kalemi lastiğe tutturun. Böylelikle kalemi çocuğunuz doğru şekilde tutmuş olacaktır.]]></content:encoded>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[Huzursuz Bebeği Sakinleştirmenin Yolları]]></title>
			<link>https://forumistan.net/konu-huzursuz-bebegi-sakinlestirmenin-yollari.html</link>
			<pubDate>Wed, 11 Jan 2023 11:33:58 +0000</pubDate>
			<dc:creator><![CDATA[<a href="https://forumistan.net/member.php?action=profile&uid=18">derya</a>]]></dc:creator>
			<guid isPermaLink="false">https://forumistan.net/konu-huzursuz-bebegi-sakinlestirmenin-yollari.html</guid>
			<description><![CDATA[Huzursuz Bebeği Sakinleştirmenin Yolları<br />
<br />
<br />
<br />
<br />
<br />
<br />
<br />
<br />
Bebeğinizin, karşılamanız gereken bir ihtiyacı olduğunu anlamak bazen zor olabilir. Ancak bebeğiniz büyüdükçe sizinle iletişim kurmanın başka yollarını da öğrenecektir. Göz teması kurarak, ses çıkararak ve gülümseyerek sizinle iletişim kurma yollarını geliştirecektir. Bu geçiş dönemi içerisinde bebeğinizin ağlama nedenlerini ve onu rahatlatabileceğiniz yöntemleri bilmek hem siz ebeveynleri için rahatlatıcı olabilir hem de bebeğiniz sağlıkla ilgili bir problem yaşadığında bunu daha kolay anlamanıza yarayabilir. Bu dönemde bebeklerde huzursuzluk ortaya çıkabilir ya da huzursuz bebek sendromu görülebilir. Bebeğin uzun süreler ve aşırı sesli ağlaması huzursuzluk olarak tanımlanabilir. Peki neden?<br />
<br />
<br />
Bebeklerin Huzursuzluk Nedenleri<br />
<br />
0-3 yaş arasındaki bebek ve çocukların huzursuz olmasına sebep olan birçok neden bulunur. Bu nedenler hakkında yeteri kadar bilgi sahibi olmak ise bebeği sakinleştirmek için oldukça önemlidir. Bebeğin günlük tüm alışkanlıklarını iyi bilmek ve huzursuz olduğu zaman ve durumları incelemek gereklidir. Peki, bir bebek neden huzursuz olur?<br />
<br />
Alt kirliliği,<br />
Fazla sıcak veya soğuk ortam,<br />
Yorgunluk,<br />
Fiziksel ağrı,<br />
Açlık – yetersiz beslenme,<br />
Büyümenin hızlanması,<br />
Memede süt azlığı,<br />
İlgi istemesi,<br />
Kolik,<br />
Gaz sancısı,<br />
Annenin aldığı ilaçlar,<br />
Annenin beslenme biçimi,<br />
Diş çıkarma,<br />
İsilik,<br />
Pişik,<br />
Pamukçuk,<br />
Uykusuzluk,<br />
İltihap ve enfeksiyon,<br />
Alıştığı düzende yaşanan değişiklikler,<br />
Reflü.<br />
Bebeğin bu durumların birini ya da birkaçını yaşaması huzursuz bebek sendromuna yol açabilir Bebeğiniz huzursuz olduğunda ve bu durum uzun sürmeye başladığında doktorun değerlendirmesi, sürecin hemen atlatılması için önemlidir.<br />
<br />
<br />
Huzursuz Bebekler İçin Yapılması Gerekenler<br />
<br />
Huzursuz bebek nasıl sakinleştirilir?<br />
<br />
“Bebek neden huzursuz olur?” sorusunun cevabı kadar “Huzursuz bebek nasıl sakinleştirilir?” sorusuna cevap bulmak da o kadar önemlidir. Bir bebek ağlıyorsa, beslenmekten kaçınıyorsa ya da ebeveyn olarak bu huzursuzluğun kaynağını belirleyerek en uygun çözüm seçeneklerini deneyebilirsiniz.<br />
<br />
Emzirmek,<br />
<br />
Aspiratör, saç kurutma makinesi ya da elektrikli süpürge gibi seslerden oluşan beyaz gürültü oluşturmak,<br />
<br />
Bebeği kucağa alıp ritmik hareketlerle dolaştırmak,<br />
<br />
Banyo yaptırmak,<br />
<br />
Özellikle karın bölgesine masaj yapmak,<br />
<br />
Dışarıya çıkarıp araba ya da bebek arabasıyla gezdirmek,<br />
<br />
Diş çıkarma döneminde diş kaşıyıcısı vermek bebeğinizin huzursuzluğunu azaltabilir.<br />
<br />
<br />
<br />
Huzursuz Bebekler İçin Yapılması Gerekenler<br />
<br />
‘3 aylık bebek neden huzursuz olur?” diye soruyorsanız, reflü bunun cevaplarından biri olabilir. Gebelik takviminin 2. ve 3. aylarında gelişmeye başlayan mide, bebek dünyaya geldikten sonra da bu gelişimini sürdürür. Özellikle mide kapakçığının oluşumunu tamamlaması, bebek dünyaya geldikten 12-18 ay sonrasını bulabilir. Bu döneme kadar bebeğin mide kapakçığı besinleri tamamen içeri hapsedemediği için bebekte reflü belirtileri görmek ve bu nedenle huzursuzluk yaşanması normal kabul edilir.<br />
<br />
Özellikle 6 aylık bebekler, kendilerini anneleri ile bir bütün olarak görür. Ondan uzun süre ayrı kalmak da yeterince tanımlayamasa da kendini yalnız hissetmesine ve huzursuzlanmasına neden olabilir. Bu durum “6 aylık bebek neden huzursuz olur?” sorusunun cevapları arasında yer alır. Bunun önüne geçmek için yenidoğan bebekler ile anne arasında daha sıkı iletişim kurulması gerekir.<br />
<br />
Bebeklerde görülen huzursuzlukların nedenleri aydan aya hatta haftadan haftaya değişebilir. “4 aylık bebek neden huzursuz olur?” sorusunun cevabı ile “9 aylık bebek neden huzursuz olur?” sorusunun cevabı birbirinden farklı olabilir. Ancak hangi ay ya da haftada olursa olsun bebeklerin ağlama sebeplerinde başı çeken durum açlık olabiliyor. Bir bebek acıktığında ağlamasını sonlandırmanın ve huzursuzluğunu gidermenin yolu ise ilk altı ayda sadece anne sütü, 6 ay ile 2 yaş arasında ise temel besin anne sütü ve ek gıdalar eşliğinde bebeğin karnını doyurmaktır. Bebek düzenli besleniyor ve bezini dolduruyorsa huzursuzluk sebebi açlık değildir, ancak çişini az ve koyu renkte yapıyorsa bu, yetersiz beslendiği anlamına gelebilir.<br />
<br />
Her bebek için farklı olsa da genelde bebeklerin dişi 6. aydan itibaren kendini gösterir. Bu dönemle birlikte ilk olarak ön dişler çıkmaya başlar. Bebekte diş çıkarma dönemi de genellikle yorgunluk ve diş çıkarma ateşini beraberinde getirir. Halsiz ve ateşi yüksek bebek de daha az uyuyabilir, daha az beslenebilir ve daha çok ağlayabilir. Diş tamamen çıktığında bu belirtiler ortadan kaybolur, ancak beklenenden daha yüksek ateş görülürse doktora başvurmak gerekir.<br />
<br />
<br />
<br />
Bebeğin tok ve rahatken oynamaktan hoşlandığı oyunlar, acıktıklarında onlara eğlenceli gelmeyebilir bu yüzden bebekler huzursuz olabilir. Ayrıca uyku düzeninin bozulması ya da uykudan beklenmedik bir ses ve dokunuşla uyandırılması da kendisini huzursuz hissetmesine ve ağlamasına neden olabilir. Bunun önüne geçmek için beslenme, uyku ve oyun düzeninin korunması faydalı olur.<br />
Özellikle ilk 6 ayda bebekler kendilerini kucakta daha mutlu ve huzurlu hissederler. Ancak bu fiziksel temastan uzun süre mahrum kalırlarsa huzursuzluk yaşayabilirler. Bu nedenle ebeveynlere, ağlamadığı zamanlarda bile yenidoğan bebeği en az 3 saat kucakta tutmak tavsiye edilir.<br />
Henüz dış dünyaya yeterince adapte olamayan bebekler için fazla sıcak ya da soğuk ortamlar bir huzursuzluk nedeni olabilir. Ayrıca pişik ve isilik gibi durumlar da bebeklerde huzursuzluk nedenleri arasında önemli yer tutar. Bu gibi durumlara karşı önlem almak için bebeğin altını kirlettiği an temizlemek, idrar ve dışkı kalıntısı kalmamasını sağlamak, sıcak havalarda terlemesinin önüne geçmek yararlı olur.<br />
Bebekte gaz sancısı, huzursuzluk ve ağlama için en sık görülen nedenlerdendir. Bunun önüne geçmenin yolu ise her beslenmenin ardından bebeğin sırtını sıvazlayarak gaz çıkarmasını sağlamaktır. Ayrıca bebeğin kalınbağırsakları ile karın boşluğu arasındaki bölgede oluşan ve çok güçlü sancılar şeklinde ilerleyen kolik de bebeklerin şiddetli şekilde ağlamasına neden olur. Bu gibi durumlarda “kolikli bebeklere” yapılabilecek en doğru şey, kolik masajı, bebeğin ayaklarını sıcak tutmak, ılık su ile duş aldırmak ve gaz yapıcı besinleri vermemek gibi önerileri bir arada uygulamaktır.<br />
Bu sebepler dışında ani hareketler, kıyafetlerin değiştirilmesi, dil üzerinde beyazlıklar oluşturan pamukçuk gibi nedenler de bebekleri huzursuz eden durumlar arasındadır. Beklenmedik bir nedenle ağlayan bebeği kucağa almak veya ona ninni söylemek yardımcı davranışlar arasında yer alır.]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[Huzursuz Bebeği Sakinleştirmenin Yolları<br />
<br />
<br />
<br />
<br />
<br />
<br />
<br />
<br />
Bebeğinizin, karşılamanız gereken bir ihtiyacı olduğunu anlamak bazen zor olabilir. Ancak bebeğiniz büyüdükçe sizinle iletişim kurmanın başka yollarını da öğrenecektir. Göz teması kurarak, ses çıkararak ve gülümseyerek sizinle iletişim kurma yollarını geliştirecektir. Bu geçiş dönemi içerisinde bebeğinizin ağlama nedenlerini ve onu rahatlatabileceğiniz yöntemleri bilmek hem siz ebeveynleri için rahatlatıcı olabilir hem de bebeğiniz sağlıkla ilgili bir problem yaşadığında bunu daha kolay anlamanıza yarayabilir. Bu dönemde bebeklerde huzursuzluk ortaya çıkabilir ya da huzursuz bebek sendromu görülebilir. Bebeğin uzun süreler ve aşırı sesli ağlaması huzursuzluk olarak tanımlanabilir. Peki neden?<br />
<br />
<br />
Bebeklerin Huzursuzluk Nedenleri<br />
<br />
0-3 yaş arasındaki bebek ve çocukların huzursuz olmasına sebep olan birçok neden bulunur. Bu nedenler hakkında yeteri kadar bilgi sahibi olmak ise bebeği sakinleştirmek için oldukça önemlidir. Bebeğin günlük tüm alışkanlıklarını iyi bilmek ve huzursuz olduğu zaman ve durumları incelemek gereklidir. Peki, bir bebek neden huzursuz olur?<br />
<br />
Alt kirliliği,<br />
Fazla sıcak veya soğuk ortam,<br />
Yorgunluk,<br />
Fiziksel ağrı,<br />
Açlık – yetersiz beslenme,<br />
Büyümenin hızlanması,<br />
Memede süt azlığı,<br />
İlgi istemesi,<br />
Kolik,<br />
Gaz sancısı,<br />
Annenin aldığı ilaçlar,<br />
Annenin beslenme biçimi,<br />
Diş çıkarma,<br />
İsilik,<br />
Pişik,<br />
Pamukçuk,<br />
Uykusuzluk,<br />
İltihap ve enfeksiyon,<br />
Alıştığı düzende yaşanan değişiklikler,<br />
Reflü.<br />
Bebeğin bu durumların birini ya da birkaçını yaşaması huzursuz bebek sendromuna yol açabilir Bebeğiniz huzursuz olduğunda ve bu durum uzun sürmeye başladığında doktorun değerlendirmesi, sürecin hemen atlatılması için önemlidir.<br />
<br />
<br />
Huzursuz Bebekler İçin Yapılması Gerekenler<br />
<br />
Huzursuz bebek nasıl sakinleştirilir?<br />
<br />
“Bebek neden huzursuz olur?” sorusunun cevabı kadar “Huzursuz bebek nasıl sakinleştirilir?” sorusuna cevap bulmak da o kadar önemlidir. Bir bebek ağlıyorsa, beslenmekten kaçınıyorsa ya da ebeveyn olarak bu huzursuzluğun kaynağını belirleyerek en uygun çözüm seçeneklerini deneyebilirsiniz.<br />
<br />
Emzirmek,<br />
<br />
Aspiratör, saç kurutma makinesi ya da elektrikli süpürge gibi seslerden oluşan beyaz gürültü oluşturmak,<br />
<br />
Bebeği kucağa alıp ritmik hareketlerle dolaştırmak,<br />
<br />
Banyo yaptırmak,<br />
<br />
Özellikle karın bölgesine masaj yapmak,<br />
<br />
Dışarıya çıkarıp araba ya da bebek arabasıyla gezdirmek,<br />
<br />
Diş çıkarma döneminde diş kaşıyıcısı vermek bebeğinizin huzursuzluğunu azaltabilir.<br />
<br />
<br />
<br />
Huzursuz Bebekler İçin Yapılması Gerekenler<br />
<br />
‘3 aylık bebek neden huzursuz olur?” diye soruyorsanız, reflü bunun cevaplarından biri olabilir. Gebelik takviminin 2. ve 3. aylarında gelişmeye başlayan mide, bebek dünyaya geldikten sonra da bu gelişimini sürdürür. Özellikle mide kapakçığının oluşumunu tamamlaması, bebek dünyaya geldikten 12-18 ay sonrasını bulabilir. Bu döneme kadar bebeğin mide kapakçığı besinleri tamamen içeri hapsedemediği için bebekte reflü belirtileri görmek ve bu nedenle huzursuzluk yaşanması normal kabul edilir.<br />
<br />
Özellikle 6 aylık bebekler, kendilerini anneleri ile bir bütün olarak görür. Ondan uzun süre ayrı kalmak da yeterince tanımlayamasa da kendini yalnız hissetmesine ve huzursuzlanmasına neden olabilir. Bu durum “6 aylık bebek neden huzursuz olur?” sorusunun cevapları arasında yer alır. Bunun önüne geçmek için yenidoğan bebekler ile anne arasında daha sıkı iletişim kurulması gerekir.<br />
<br />
Bebeklerde görülen huzursuzlukların nedenleri aydan aya hatta haftadan haftaya değişebilir. “4 aylık bebek neden huzursuz olur?” sorusunun cevabı ile “9 aylık bebek neden huzursuz olur?” sorusunun cevabı birbirinden farklı olabilir. Ancak hangi ay ya da haftada olursa olsun bebeklerin ağlama sebeplerinde başı çeken durum açlık olabiliyor. Bir bebek acıktığında ağlamasını sonlandırmanın ve huzursuzluğunu gidermenin yolu ise ilk altı ayda sadece anne sütü, 6 ay ile 2 yaş arasında ise temel besin anne sütü ve ek gıdalar eşliğinde bebeğin karnını doyurmaktır. Bebek düzenli besleniyor ve bezini dolduruyorsa huzursuzluk sebebi açlık değildir, ancak çişini az ve koyu renkte yapıyorsa bu, yetersiz beslendiği anlamına gelebilir.<br />
<br />
Her bebek için farklı olsa da genelde bebeklerin dişi 6. aydan itibaren kendini gösterir. Bu dönemle birlikte ilk olarak ön dişler çıkmaya başlar. Bebekte diş çıkarma dönemi de genellikle yorgunluk ve diş çıkarma ateşini beraberinde getirir. Halsiz ve ateşi yüksek bebek de daha az uyuyabilir, daha az beslenebilir ve daha çok ağlayabilir. Diş tamamen çıktığında bu belirtiler ortadan kaybolur, ancak beklenenden daha yüksek ateş görülürse doktora başvurmak gerekir.<br />
<br />
<br />
<br />
Bebeğin tok ve rahatken oynamaktan hoşlandığı oyunlar, acıktıklarında onlara eğlenceli gelmeyebilir bu yüzden bebekler huzursuz olabilir. Ayrıca uyku düzeninin bozulması ya da uykudan beklenmedik bir ses ve dokunuşla uyandırılması da kendisini huzursuz hissetmesine ve ağlamasına neden olabilir. Bunun önüne geçmek için beslenme, uyku ve oyun düzeninin korunması faydalı olur.<br />
Özellikle ilk 6 ayda bebekler kendilerini kucakta daha mutlu ve huzurlu hissederler. Ancak bu fiziksel temastan uzun süre mahrum kalırlarsa huzursuzluk yaşayabilirler. Bu nedenle ebeveynlere, ağlamadığı zamanlarda bile yenidoğan bebeği en az 3 saat kucakta tutmak tavsiye edilir.<br />
Henüz dış dünyaya yeterince adapte olamayan bebekler için fazla sıcak ya da soğuk ortamlar bir huzursuzluk nedeni olabilir. Ayrıca pişik ve isilik gibi durumlar da bebeklerde huzursuzluk nedenleri arasında önemli yer tutar. Bu gibi durumlara karşı önlem almak için bebeğin altını kirlettiği an temizlemek, idrar ve dışkı kalıntısı kalmamasını sağlamak, sıcak havalarda terlemesinin önüne geçmek yararlı olur.<br />
Bebekte gaz sancısı, huzursuzluk ve ağlama için en sık görülen nedenlerdendir. Bunun önüne geçmenin yolu ise her beslenmenin ardından bebeğin sırtını sıvazlayarak gaz çıkarmasını sağlamaktır. Ayrıca bebeğin kalınbağırsakları ile karın boşluğu arasındaki bölgede oluşan ve çok güçlü sancılar şeklinde ilerleyen kolik de bebeklerin şiddetli şekilde ağlamasına neden olur. Bu gibi durumlarda “kolikli bebeklere” yapılabilecek en doğru şey, kolik masajı, bebeğin ayaklarını sıcak tutmak, ılık su ile duş aldırmak ve gaz yapıcı besinleri vermemek gibi önerileri bir arada uygulamaktır.<br />
Bu sebepler dışında ani hareketler, kıyafetlerin değiştirilmesi, dil üzerinde beyazlıklar oluşturan pamukçuk gibi nedenler de bebekleri huzursuz eden durumlar arasındadır. Beklenmedik bir nedenle ağlayan bebeği kucağa almak veya ona ninni söylemek yardımcı davranışlar arasında yer alır.]]></content:encoded>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[Montessori Eğitim]]></title>
			<link>https://forumistan.net/konu-montessori-egitim.html</link>
			<pubDate>Sat, 07 Jan 2023 11:43:14 +0000</pubDate>
			<dc:creator><![CDATA[<a href="https://forumistan.net/member.php?action=profile&uid=18">derya</a>]]></dc:creator>
			<guid isPermaLink="false">https://forumistan.net/konu-montessori-egitim.html</guid>
			<description><![CDATA[Montessori Eğitimde Kurallar<br />
<br />
<br />
<br />
Montessori Eğitimde Kurallar<br />
<br />
<br />
<br />
<br />
<br />
<br />
<br />
<br />
<br />
<br />
<br />
Montessori Eğitim<br />
Günümüzde hem devlet okullarında hem de özel okullarda çağdaş eğitim sisteminin temelleri görülür. Bunun nedeni de gelişen dünya düzenini daha yaratıcı ve modern eğitim metotları üzerinden ilerletmektir. Öğrencilerin de hayata atılmadan önce kazanmaları gereken beceriler ve öğrenimler çağdaş eğitim metotları ile sağlanır. Bunun farkında olan pek çok okul ise tanıtımlarında ve bilgilerinde tercih ettikleri eğitim modellerini belirtirler. Ayrıca çocuk gelişim uzmanları da ailelerin çocuklarına verdikleri eğitim için belirli eğitim modellerini tavsiye eder. Bizlerde tüm bu eğitim modellerinin ve metotlarının içinde öne çıkan, çokça tercih edilen Montessori eğitimi hakkında içerik hazırlamayı gerekli gördük.<br />
<br />
Montessori Eğitim Nedir?<br />
Montessori Eğitimi, İtalyan Doktor Maria Montessori tarafından 1900’lü yıllarda geliştirilen bir eğitim modelidir. Eğitim modelinin içerisinde öğrenci ya da çocuk merkeze alınır ve öğretmen çocuğun eğitimini en uygun koşullarda alabilmesi için hazırlıkları yaparak, çevreyle uyumunu sağlar. Montessori eğitimi çocukların kendilerini bir birey olarak görmesini ve kapasitelerini ortaya çıkarmasını amaçlar. Aynı zamanda çocukların:<br />
<br />
Düzenli<br />
Bağımsız<br />
Ne istediğinden emin<br />
Özgüvenli<br />
Önceliklerini bilen<br />
Etrafına saygılı<br />
Konsantrasyonu yüksek bireyler olmasını da hedefler.<br />
Montessori eğitiminin verildiği sınıflar ise çocukların yaş grupları dikkate alınarak gerekli materyalleri içerisinde barındıran unsurlardan oluşmaktadır. Montessori eğitimi, çocukların ilgi alanlarına dikkat ederek içlerindeki yeteneğin ortaya çıkmasını sağlar. Sınıf içinde bulunan materyaller çocukların ilgi alanlarına ve yeteneklerine hitap ederek hazırlanmıştır. Seçimler çocuklara bırakılarak deneme yanılma yöntemleri üzerinden bilgiyi keşfetmelerini kolaylaştırır. Aynı zamanda Montessori eğitiminin amaçlarından biri de çocukların merak duygusunu tetiklemektir. Eğitim modelinin uygulanması ise çocukların doğumundan başlayarak ortaokul yaşlarına kadar devam eder.<br />
<br />
Montessori Eğitimi İçin Oda/Sınıf Tasarımı<br />
<br />
Montessori eğitim odası için ilk olarak dikkat etmeniz gereken husus erişebilir olmasıdır. Yani kurulumu oldukça kolay olan oda içerisinde çocuğun materyallere ve ihtiyacı olan oyuncaklara kolaylıkla ulaşması gerekir.<br />
Erişebilirliği sağlamak için çocuğunuzun ilgi alanlarına ve yeteneklerine hitap eden oda içerisinde gerekli olan unsurları(Oyuncakları, kitapları, materyalleri, araç ve gereçleri.) sınıflandırmalısınız.<br />
Yaptığınız sınıflandırma içerisinde gerekli ihtiyaçları karşılamalı ve her sınıflandırma için ayrı bir köşe tasarlamalısınız.<br />
Bu köşeler ise çocuğun kolaylıkla ulaşabileceği alanlarda olmalıdır. Baza altı, dolap üstü, pencere kenarı gibi ulaşılamayan ve de tehlikeli olan alanları kullanmamalısınız.<br />
Montessori yaklaşımı üzerine tasalanan odanın içerisinde yatak, dolap, kitaplık çocuğun kendi kendine ve ailesinden yardım almadan kullanabileceği yapılarda olmalıdır.<br />
Ev ya da okul içerisinde çocuğun kullanacağı ortak alanların da Montessori eğitiminin felsefesine uygun yapıda olması gerekir.<br />
0-3 Yaş Arası Çocuklarda Montessori Eğitimi<br />
Montessori eğitimi uygulamak istediğiniz çocuğunuz için günlük ihtiyaçlarını kendisinin karşılamasına izin verin.<br />
İlgisini ve yeteneğini ortaya çıkaran bir ortam sunun.<br />
Kendisine ve etrafına güvenmesine imkân sağlayın.<br />
Yeni öğrenmelerini ve kazandığı becerilerini destekleyin.<br />
Dil becerilerinin, ince ve kaba motor becerilerini geliştirin.]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[Montessori Eğitimde Kurallar<br />
<br />
<br />
<br />
Montessori Eğitimde Kurallar<br />
<br />
<br />
<br />
<br />
<br />
<br />
<br />
<br />
<br />
<br />
<br />
Montessori Eğitim<br />
Günümüzde hem devlet okullarında hem de özel okullarda çağdaş eğitim sisteminin temelleri görülür. Bunun nedeni de gelişen dünya düzenini daha yaratıcı ve modern eğitim metotları üzerinden ilerletmektir. Öğrencilerin de hayata atılmadan önce kazanmaları gereken beceriler ve öğrenimler çağdaş eğitim metotları ile sağlanır. Bunun farkında olan pek çok okul ise tanıtımlarında ve bilgilerinde tercih ettikleri eğitim modellerini belirtirler. Ayrıca çocuk gelişim uzmanları da ailelerin çocuklarına verdikleri eğitim için belirli eğitim modellerini tavsiye eder. Bizlerde tüm bu eğitim modellerinin ve metotlarının içinde öne çıkan, çokça tercih edilen Montessori eğitimi hakkında içerik hazırlamayı gerekli gördük.<br />
<br />
Montessori Eğitim Nedir?<br />
Montessori Eğitimi, İtalyan Doktor Maria Montessori tarafından 1900’lü yıllarda geliştirilen bir eğitim modelidir. Eğitim modelinin içerisinde öğrenci ya da çocuk merkeze alınır ve öğretmen çocuğun eğitimini en uygun koşullarda alabilmesi için hazırlıkları yaparak, çevreyle uyumunu sağlar. Montessori eğitimi çocukların kendilerini bir birey olarak görmesini ve kapasitelerini ortaya çıkarmasını amaçlar. Aynı zamanda çocukların:<br />
<br />
Düzenli<br />
Bağımsız<br />
Ne istediğinden emin<br />
Özgüvenli<br />
Önceliklerini bilen<br />
Etrafına saygılı<br />
Konsantrasyonu yüksek bireyler olmasını da hedefler.<br />
Montessori eğitiminin verildiği sınıflar ise çocukların yaş grupları dikkate alınarak gerekli materyalleri içerisinde barındıran unsurlardan oluşmaktadır. Montessori eğitimi, çocukların ilgi alanlarına dikkat ederek içlerindeki yeteneğin ortaya çıkmasını sağlar. Sınıf içinde bulunan materyaller çocukların ilgi alanlarına ve yeteneklerine hitap ederek hazırlanmıştır. Seçimler çocuklara bırakılarak deneme yanılma yöntemleri üzerinden bilgiyi keşfetmelerini kolaylaştırır. Aynı zamanda Montessori eğitiminin amaçlarından biri de çocukların merak duygusunu tetiklemektir. Eğitim modelinin uygulanması ise çocukların doğumundan başlayarak ortaokul yaşlarına kadar devam eder.<br />
<br />
Montessori Eğitimi İçin Oda/Sınıf Tasarımı<br />
<br />
Montessori eğitim odası için ilk olarak dikkat etmeniz gereken husus erişebilir olmasıdır. Yani kurulumu oldukça kolay olan oda içerisinde çocuğun materyallere ve ihtiyacı olan oyuncaklara kolaylıkla ulaşması gerekir.<br />
Erişebilirliği sağlamak için çocuğunuzun ilgi alanlarına ve yeteneklerine hitap eden oda içerisinde gerekli olan unsurları(Oyuncakları, kitapları, materyalleri, araç ve gereçleri.) sınıflandırmalısınız.<br />
Yaptığınız sınıflandırma içerisinde gerekli ihtiyaçları karşılamalı ve her sınıflandırma için ayrı bir köşe tasarlamalısınız.<br />
Bu köşeler ise çocuğun kolaylıkla ulaşabileceği alanlarda olmalıdır. Baza altı, dolap üstü, pencere kenarı gibi ulaşılamayan ve de tehlikeli olan alanları kullanmamalısınız.<br />
Montessori yaklaşımı üzerine tasalanan odanın içerisinde yatak, dolap, kitaplık çocuğun kendi kendine ve ailesinden yardım almadan kullanabileceği yapılarda olmalıdır.<br />
Ev ya da okul içerisinde çocuğun kullanacağı ortak alanların da Montessori eğitiminin felsefesine uygun yapıda olması gerekir.<br />
0-3 Yaş Arası Çocuklarda Montessori Eğitimi<br />
Montessori eğitimi uygulamak istediğiniz çocuğunuz için günlük ihtiyaçlarını kendisinin karşılamasına izin verin.<br />
İlgisini ve yeteneğini ortaya çıkaran bir ortam sunun.<br />
Kendisine ve etrafına güvenmesine imkân sağlayın.<br />
Yeni öğrenmelerini ve kazandığı becerilerini destekleyin.<br />
Dil becerilerinin, ince ve kaba motor becerilerini geliştirin.]]></content:encoded>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[Bebek Tarhanası]]></title>
			<link>https://forumistan.net/konu-bebek-tarhanasi.html</link>
			<pubDate>Sat, 07 Jan 2023 11:42:31 +0000</pubDate>
			<dc:creator><![CDATA[<a href="https://forumistan.net/member.php?action=profile&uid=18">derya</a>]]></dc:creator>
			<guid isPermaLink="false">https://forumistan.net/konu-bebek-tarhanasi.html</guid>
			<description><![CDATA[<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="text-decoration: underline;" class="mycode_u">Bebek Tarhanasının Faydaları</span></span><br />
<br />
<br />
<br />
<br />
<br />
<br />
<br />
Bebek Tarhanası<br />
Geçmişten günümüze gelen, geleneksel lezzetlerimizden birçoğunun vücudumuza katkısı bulunmaktadır. Özellikle Türkiye’nin pek çok yöresinde çeşitlilik gösteren tarhananın sadece yetişkinler için değil bebeklerin gelişimi için de faydası bulunur. Bebek tarhanası içerisindeki besin kaynaklarından hazırlanışına kadar elde ettiği lezzetinin, bebeklerin gelişimine katkısı büyüktür. Aynı zamanda bağışıklık kazanmasını da sağlar. Bebeklerinizin ek gıda tüketmeye başladığı dönemlerde içerebileceğiniz çorba çeşitlerinden biri de bebek tarhanası olabilir. Sadece yöresel bir lezzet olması ve büyüklerin tavsiyeleri değil uzman çocuk doktorlarının da tavsiye ettiği bir besindir.<br />
<br />
Besin değeri yüksek olan bebek tarhanasının aynı zamanda süt ile pişirilmesi de yine uzman doktorların belirttiği bir durumdur. Lif kaynağı yüksek, vitamin ve mineral deposu olan tarhana ile kalsiyum değeri sunan sütün birleşmesi de bebekler için artı besin kaynağı olur. Bebeğin bağışıklı sistemi ve alerjik fonksiyonlarının da bu durumda dikkate alınması ayrıca doktor kontrolünde tüketilmesi gerektiğini de hatırlatmakta fayda vardır. Bir diğer dikkat edilmesi gereken husus ise bebek tarhanasını hazırlarken akışkan ve tortu olmayan bir yapıda pişirilmesi bebeğin daha sağlıklı tüketmesi için önemlidir.<br />
<br />
Bebek Tarhanasının Faydaları<br />
Bağışıklık Sistemini Geliştirir: Bebek tarhanası içerisinde yer alan vitamin ve mineraller sayesinde bebeğin bağışıklık sistemini güçlendiren antikorlar üretilmesini sağlar ve daha dirençli bir bağışıklı sistemi oluşturur.<br />
Hastalıklara Karşı Korur: Özellikle grip ve soğuk algınlığı gibi bebeklerin hızlıca yakalandığı hastalıklara karşı bebek tarhanası koruma sağlar aynı zamanda da doğal antibiyotik görevi üstlenir.<br />
Enerji Verir: Bebeklerin büyümesinde en çok ihtiyaçları duyulan unsurlardan biri olan enerji ihtiyacını da karşılayan bebek tarhanası, bebeklerin büyümelerine ve gelişimlerine katkı sağlar. Böylelikle bebeklerin enerjili ve hareketli yapısını en doğal yönden iğne ya da ilaç kullanmadan karşılar.<br />
Sindirim Sistemini Düzenler: Ek gıdalara başlayan altı aylık bebeklerin sindirim sistemi gelişimi tam olarak sağlanmadığı için tükettikleri besinleri sindirmekte zorlanmaktadırlar. Bunun için bebeğinizin ek gıdalarında vereceğiniz bebek tarhanasının, sindirimi kolay olduğu kadar bebeklerinizin sindirim sistemlerini de geliştirmektedir.<br />
Besleyici: Bağışıklık ve sindirim sisteminde gösterdiği faydaların yanında bebeklerin enerji ihtiyaçlarını karşılayarak hastalıklardan korunmasına da yardımcı olan bebek tarhanası, tüm bunları besleyici yönüyle de yapmaktadır. İçerisindeki birçok vitamin ve mineralin yanında doyurucu olma özelliği de taşır. Çeşitli besin kaynaklarının karşımı olması da tek seferde pek çok beslenme çeşidinin alınmasını sağlar.<br />
Kalsiyum Kaynağı ve Kemik Gelişimi: Süt ile pişirilen bebek tarhanasının kalsiyum kazandığı bilinir. Ancak süt aracılığı olmasa da bebek tarhanasının içerisindeki besin kaynakları gerekli kalsiyum ihtiyacını karşılamaktadır. Bu durumda da kemik gelişimine destek veren ve kas yapısına katkı sağlayan kalsiyumu bebeğinize en doğal yöntemlerden biri olarak bebek tarhanası ile sunabilirsiniz. Sadece kalsiyum değerini arttırmakla kalmaz kemik gelişimine ve kemik yapısına da katkı sağlamış olursunuz.]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="text-decoration: underline;" class="mycode_u">Bebek Tarhanasının Faydaları</span></span><br />
<br />
<br />
<br />
<br />
<br />
<br />
<br />
Bebek Tarhanası<br />
Geçmişten günümüze gelen, geleneksel lezzetlerimizden birçoğunun vücudumuza katkısı bulunmaktadır. Özellikle Türkiye’nin pek çok yöresinde çeşitlilik gösteren tarhananın sadece yetişkinler için değil bebeklerin gelişimi için de faydası bulunur. Bebek tarhanası içerisindeki besin kaynaklarından hazırlanışına kadar elde ettiği lezzetinin, bebeklerin gelişimine katkısı büyüktür. Aynı zamanda bağışıklık kazanmasını da sağlar. Bebeklerinizin ek gıda tüketmeye başladığı dönemlerde içerebileceğiniz çorba çeşitlerinden biri de bebek tarhanası olabilir. Sadece yöresel bir lezzet olması ve büyüklerin tavsiyeleri değil uzman çocuk doktorlarının da tavsiye ettiği bir besindir.<br />
<br />
Besin değeri yüksek olan bebek tarhanasının aynı zamanda süt ile pişirilmesi de yine uzman doktorların belirttiği bir durumdur. Lif kaynağı yüksek, vitamin ve mineral deposu olan tarhana ile kalsiyum değeri sunan sütün birleşmesi de bebekler için artı besin kaynağı olur. Bebeğin bağışıklı sistemi ve alerjik fonksiyonlarının da bu durumda dikkate alınması ayrıca doktor kontrolünde tüketilmesi gerektiğini de hatırlatmakta fayda vardır. Bir diğer dikkat edilmesi gereken husus ise bebek tarhanasını hazırlarken akışkan ve tortu olmayan bir yapıda pişirilmesi bebeğin daha sağlıklı tüketmesi için önemlidir.<br />
<br />
Bebek Tarhanasının Faydaları<br />
Bağışıklık Sistemini Geliştirir: Bebek tarhanası içerisinde yer alan vitamin ve mineraller sayesinde bebeğin bağışıklık sistemini güçlendiren antikorlar üretilmesini sağlar ve daha dirençli bir bağışıklı sistemi oluşturur.<br />
Hastalıklara Karşı Korur: Özellikle grip ve soğuk algınlığı gibi bebeklerin hızlıca yakalandığı hastalıklara karşı bebek tarhanası koruma sağlar aynı zamanda da doğal antibiyotik görevi üstlenir.<br />
Enerji Verir: Bebeklerin büyümesinde en çok ihtiyaçları duyulan unsurlardan biri olan enerji ihtiyacını da karşılayan bebek tarhanası, bebeklerin büyümelerine ve gelişimlerine katkı sağlar. Böylelikle bebeklerin enerjili ve hareketli yapısını en doğal yönden iğne ya da ilaç kullanmadan karşılar.<br />
Sindirim Sistemini Düzenler: Ek gıdalara başlayan altı aylık bebeklerin sindirim sistemi gelişimi tam olarak sağlanmadığı için tükettikleri besinleri sindirmekte zorlanmaktadırlar. Bunun için bebeğinizin ek gıdalarında vereceğiniz bebek tarhanasının, sindirimi kolay olduğu kadar bebeklerinizin sindirim sistemlerini de geliştirmektedir.<br />
Besleyici: Bağışıklık ve sindirim sisteminde gösterdiği faydaların yanında bebeklerin enerji ihtiyaçlarını karşılayarak hastalıklardan korunmasına da yardımcı olan bebek tarhanası, tüm bunları besleyici yönüyle de yapmaktadır. İçerisindeki birçok vitamin ve mineralin yanında doyurucu olma özelliği de taşır. Çeşitli besin kaynaklarının karşımı olması da tek seferde pek çok beslenme çeşidinin alınmasını sağlar.<br />
Kalsiyum Kaynağı ve Kemik Gelişimi: Süt ile pişirilen bebek tarhanasının kalsiyum kazandığı bilinir. Ancak süt aracılığı olmasa da bebek tarhanasının içerisindeki besin kaynakları gerekli kalsiyum ihtiyacını karşılamaktadır. Bu durumda da kemik gelişimine destek veren ve kas yapısına katkı sağlayan kalsiyumu bebeğinize en doğal yöntemlerden biri olarak bebek tarhanası ile sunabilirsiniz. Sadece kalsiyum değerini arttırmakla kalmaz kemik gelişimine ve kemik yapısına da katkı sağlamış olursunuz.]]></content:encoded>
		</item>
	</channel>
</rss>