<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?>
<rss version="2.0" xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/" xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/">
	<channel>
		<title><![CDATA[Forum Sitesi - İlginç Olaylar]]></title>
		<link>https://forumistan.net/</link>
		<description><![CDATA[Forum Sitesi - https://forumistan.net]]></description>
		<pubDate>Tue, 28 Apr 2026 15:20:21 +0000</pubDate>
		<generator>MyBB</generator>
		<item>
			<title><![CDATA[BREZİLYA HAKKINDA İLGİNÇ BİLGİLER]]></title>
			<link>https://forumistan.net/konu-brezilya-hakkinda-ilginc-bilgiler.html</link>
			<pubDate>Sat, 06 Jul 2024 12:55:53 +0000</pubDate>
			<dc:creator><![CDATA[<a href="https://forumistan.net/member.php?action=profile&uid=34">Arzu</a>]]></dc:creator>
			<guid isPermaLink="false">https://forumistan.net/konu-brezilya-hakkinda-ilginc-bilgiler.html</guid>
			<description><![CDATA[BREZİLYA HAKKINDA İLGİNÇ BİLGİLER<br />
  <br />
<br />
<br />
<br />
Brezilya Güney Amerika'nın en büyük ve en kalabalık ülkesidir.<br />
Brezilya bayrağındaki yeşil Brezilya ormanlarını, sarı eşkenar dörtgen altın zenginliğini, mavi yıldızlı dünya ise 15 Kasım 1889 Cumhuriyet günü Rio de Janeiro'daki gökyüzünü tasvir eder.<br />
Brezilya ismini Brazilwood adındaki ağaçtan alır.<br />
Brazilwood<br />
<br />
Resmi dili Portekizce'dir. Güney Amerika'da Portekizce'yi konuşan tek ülkedir.<br />
Dini inanç olarak % 81'i Katolik, % 18'i Protestan, % 1'i Müslüman, % 1'i Musevidir.<br />
Dünyanın en büyük ve en fazla türe sahip olan Amazon Ormanlarının yüzde 60'ı Brezilya'dadır.<br />
Amazon Ormanları<br />
<br />
Başkenti Brasilia' dır. En büyük şehiri ise Sao Paulo'dur. <br />
Dünyanın en büyük 10. demir yolu ağına sahiptir.<br />
Dünyanın en büyük 8. ekonomisine sahiptir.<br />
Dünyanın en uzun nehri olan Nil Nehrinden sonra ikinci en uzun nehir olan dünyanın en geniş ve en çok su taşıyan  Amazon Nehri Brezilya'dadır.<br />
Amazon Nehri<br />
<br />
Brezilya Birleşmiş Milletlerin 77 kurucu üyesinden bir tanesidir.<br />
Brezilya nüfus bakımından dünyada 8. yüz ölçümü bakımından ise 5. sıradadır.<br />
Latin Amerika'da en uzun süre krallıkla yönetilen tek ülke Brezilya'dır.<br />
Milli yemeği Feijoada'dır.<br />
Feijoada<br />
<br />
Brezilya 1877-1879 yılları arasında 500. 000 kişinin ölümüne sebep olan kuraklık yaşamıştır.<br />
1980'li yıllarda Silahlı Kuvvetlere kadınları kabul eden ilk Güney Amerika ülkesi olmuştur.<br />
<br />
<br />
Jogo do Bicho adıyla bilenen Brezilya'da meşhur olan oyun 26 eyalette yasadışı oynatılır.<br />
Jogo do Bicho<br />
<br />
Brezilya'ya ilk futbolu 20. yüzyılın başlarında Brezilya asıllı İngiliz Charles Miller Sao Paolo getirmiştir.<br />
Charles Miller <br />
<br />
Dünyanın en iyi futbolcuları arasında gösterilen Pele Brezilyalıdır.<br />
Pele<br />
<br />
Brezilyanın en büyük stadı olan Maracana Stadı resmi kayıtlara göre 180.000 büyük maçlarda ise 200.000 kişiye kadar alabilmektedir.<br />
Maracana Stadı]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[BREZİLYA HAKKINDA İLGİNÇ BİLGİLER<br />
  <br />
<br />
<br />
<br />
Brezilya Güney Amerika'nın en büyük ve en kalabalık ülkesidir.<br />
Brezilya bayrağındaki yeşil Brezilya ormanlarını, sarı eşkenar dörtgen altın zenginliğini, mavi yıldızlı dünya ise 15 Kasım 1889 Cumhuriyet günü Rio de Janeiro'daki gökyüzünü tasvir eder.<br />
Brezilya ismini Brazilwood adındaki ağaçtan alır.<br />
Brazilwood<br />
<br />
Resmi dili Portekizce'dir. Güney Amerika'da Portekizce'yi konuşan tek ülkedir.<br />
Dini inanç olarak % 81'i Katolik, % 18'i Protestan, % 1'i Müslüman, % 1'i Musevidir.<br />
Dünyanın en büyük ve en fazla türe sahip olan Amazon Ormanlarının yüzde 60'ı Brezilya'dadır.<br />
Amazon Ormanları<br />
<br />
Başkenti Brasilia' dır. En büyük şehiri ise Sao Paulo'dur. <br />
Dünyanın en büyük 10. demir yolu ağına sahiptir.<br />
Dünyanın en büyük 8. ekonomisine sahiptir.<br />
Dünyanın en uzun nehri olan Nil Nehrinden sonra ikinci en uzun nehir olan dünyanın en geniş ve en çok su taşıyan  Amazon Nehri Brezilya'dadır.<br />
Amazon Nehri<br />
<br />
Brezilya Birleşmiş Milletlerin 77 kurucu üyesinden bir tanesidir.<br />
Brezilya nüfus bakımından dünyada 8. yüz ölçümü bakımından ise 5. sıradadır.<br />
Latin Amerika'da en uzun süre krallıkla yönetilen tek ülke Brezilya'dır.<br />
Milli yemeği Feijoada'dır.<br />
Feijoada<br />
<br />
Brezilya 1877-1879 yılları arasında 500. 000 kişinin ölümüne sebep olan kuraklık yaşamıştır.<br />
1980'li yıllarda Silahlı Kuvvetlere kadınları kabul eden ilk Güney Amerika ülkesi olmuştur.<br />
<br />
<br />
Jogo do Bicho adıyla bilenen Brezilya'da meşhur olan oyun 26 eyalette yasadışı oynatılır.<br />
Jogo do Bicho<br />
<br />
Brezilya'ya ilk futbolu 20. yüzyılın başlarında Brezilya asıllı İngiliz Charles Miller Sao Paolo getirmiştir.<br />
Charles Miller <br />
<br />
Dünyanın en iyi futbolcuları arasında gösterilen Pele Brezilyalıdır.<br />
Pele<br />
<br />
Brezilyanın en büyük stadı olan Maracana Stadı resmi kayıtlara göre 180.000 büyük maçlarda ise 200.000 kişiye kadar alabilmektedir.<br />
Maracana Stadı]]></content:encoded>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[KARTALLAR HAKKINDA BİLGİLER]]></title>
			<link>https://forumistan.net/konu-kartallar-hakkinda-bilgiler.html</link>
			<pubDate>Sat, 06 Jul 2024 12:55:19 +0000</pubDate>
			<dc:creator><![CDATA[<a href="https://forumistan.net/member.php?action=profile&uid=34">Arzu</a>]]></dc:creator>
			<guid isPermaLink="false">https://forumistan.net/konu-kartallar-hakkinda-bilgiler.html</guid>
			<description><![CDATA[KARTALLAR HAKKINDA BİLGİLER<br />
<br />
<br />
en büyük kartal<br />
<br />
Yırtıcı kuşların en büyüğüdür.<br />
Kanat boylarıyla 2.5 metreyi bulmaktadır.<br />
Hayatları boyunca tek eşlidirler ve sadece bir yuva kullanırlar.<br />
Kuşlar arasında gökyüzünde en yüksekte uçan kuş kartaldır.<br />
Yumurtadan çıkan yavrulardan en büyüğü genellikle diğerlerini yiyerek hayatta kalır ve bunu annesinin gözü önünde yapar.<br />
Dişi kel kartallar erkeklere göre % 25 daha büyüktür.<br />
Yuvalarını yükseklere ve ulaşılması zor olan yerlere yaparlar.<br />
Kartallar 40 yaşına geldiklerinde gagaları, tüyleri ve pençeleri sertleşir. Bu durumdan rahatsız olan kartal ya kendisini öldürür ya da gagasını kırarak ve tüyünü yolarak yenilerini çıkartarak hayatta kalmayı seçer.<br />
60 kadar kartal türü vardır.<br />
Çok yüksekte uçmalarına rağmen gözleri çok iyi derecede görür.<br />
kartal gözü<br />
<br />
350 kilometre hıza ulaşabilirler.<br />
Kartallar kendi vücut ağırlının yarısı kadar avını pençeleriyle taşıyabilir.<br />
Genellikle 1 ile 4 yumurta yumurtlarlar.<br />
Genellikle anne kartal kuluçkaya yatar bunun dışında erkek kartalda kuluçkaya yattığı görülür.<br />
Altın kartallar genellikle tilki, keçi, yaban kedisi ve geyik gibi büyük hayvanları avlar.<br />
avlanan kartal]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[KARTALLAR HAKKINDA BİLGİLER<br />
<br />
<br />
en büyük kartal<br />
<br />
Yırtıcı kuşların en büyüğüdür.<br />
Kanat boylarıyla 2.5 metreyi bulmaktadır.<br />
Hayatları boyunca tek eşlidirler ve sadece bir yuva kullanırlar.<br />
Kuşlar arasında gökyüzünde en yüksekte uçan kuş kartaldır.<br />
Yumurtadan çıkan yavrulardan en büyüğü genellikle diğerlerini yiyerek hayatta kalır ve bunu annesinin gözü önünde yapar.<br />
Dişi kel kartallar erkeklere göre % 25 daha büyüktür.<br />
Yuvalarını yükseklere ve ulaşılması zor olan yerlere yaparlar.<br />
Kartallar 40 yaşına geldiklerinde gagaları, tüyleri ve pençeleri sertleşir. Bu durumdan rahatsız olan kartal ya kendisini öldürür ya da gagasını kırarak ve tüyünü yolarak yenilerini çıkartarak hayatta kalmayı seçer.<br />
60 kadar kartal türü vardır.<br />
Çok yüksekte uçmalarına rağmen gözleri çok iyi derecede görür.<br />
kartal gözü<br />
<br />
350 kilometre hıza ulaşabilirler.<br />
Kartallar kendi vücut ağırlının yarısı kadar avını pençeleriyle taşıyabilir.<br />
Genellikle 1 ile 4 yumurta yumurtlarlar.<br />
Genellikle anne kartal kuluçkaya yatar bunun dışında erkek kartalda kuluçkaya yattığı görülür.<br />
Altın kartallar genellikle tilki, keçi, yaban kedisi ve geyik gibi büyük hayvanları avlar.<br />
avlanan kartal]]></content:encoded>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[HİNDİSTAN HAKKINDA İLGİNÇ BİLGİLER]]></title>
			<link>https://forumistan.net/konu-hindistan-hakkinda-ilginc-bilgiler.html</link>
			<pubDate>Sat, 06 Jul 2024 12:54:46 +0000</pubDate>
			<dc:creator><![CDATA[<a href="https://forumistan.net/member.php?action=profile&uid=34">Arzu</a>]]></dc:creator>
			<guid isPermaLink="false">https://forumistan.net/konu-hindistan-hakkinda-ilginc-bilgiler.html</guid>
			<description><![CDATA[HİNDİSTAN HAKKINDA İLGİNÇ BİLGİLER<br />
  <br />
<br />
1.200.000 nüfusu ile dünyanın en büyük 2. nüfusuna sahiptir.<br />
Yüz ölçümü bakımından dünyanın 7. ülkesidir.<br />
Dünyanın en büyük demokrasisi olarak adlandırılıyor.<br />
Hintliler tuvalette sol elini kullandıklarından sol elleriyle yemek yemezler.<br />
Kumbh Mela (Büyük Sürahi Festivali) her 12 yılda bir kutlanan Hindu dini bayramıdır. 2001 yılında bayrama 60 milyon katılımla dünyanın en büyük toplanma rekorunu kırmışlardır.<br />
dünyanın en büyük toplanma rekoru<br />
<br />
Hindistan dışına para birimi olan Rupi çıkması yasaktır.<br />
Yılda 32.000 kişiden fazla cinayet vakası gerçekleşir.<br />
Dünyada en fazla kürtajın yapıldığı ülke Hindistandır. <br />
Bir milyondan fazla milyoner vardır ülkede.<br />
% 35'i yoksulluk sınırının altında bir çoğu da günde 2 dolara geçimlerini sürdürüyorlar.<br />
Ülkedeki Zerdüştler ateş, toprak, su ve havaya zarar vermesin diye ölülerinin Towers of Silence ( Sessiz Kuleler) adı verdiklere yerlere atıyorlar.<br />
Towers of Silence<br />
<br />
İnekler Hindistan'da yedi anneden biri olarak kabul edilir, iyi şansın sembolü olarak gördüklerinden ülkede rahatça dolaşabilirler.<br />
Kuduz ülkede devamlı görülen bir hastalıktır.<br />
Bir kadının kocasına ismiyle hitap etmesi saygısızlık olarak görüldüğünden söylenmez.<br />
Dul kalan bir kadın kötü şans olarak görülür. Bunun nedeni iyi kadının neden kocası ölmüş olsun düşüncesidir.<br />
Orjinal anlamı chaturanga olan satranç Hindistan'da doğmuştur.<br />
chaturanga<br />
<br />
Hindistan bayrağının ortasındaki amblem Budist inancındaki Dharma Chakra ya da yaşam tekerliğinin sembolüdür.<br />
Hayvanlarında bulunduğu erotik heykeller tapınakları süslemek için kullanılır.<br />
Dünyanın ilk pamuğu Hindistan'da dokunmuştur.<br />
Fasulye ve nohut üretiminde dünyanın en büyük üreticisidir.<br />
Hindistan'da giyim toplumsal sınıflandırma olarak görülür.<br />
Ülkede 150.000 postane ile dünyanın en büyük posta ağına sahiptir.<br />
Bengal Kaplan'ı Hindistan'ın ulusal hayvanıdır.<br />
Bengal Kaplan<br />
<br />
Pentium'un babası Vinod Dham ve Hotmail'in kurucularından Sabeer Bhatia Hintli teknoloji uzmanlarındandır.<br />
Dünya dinlerinin hepsi Hindistan'da görülür. Ayrıca Hinduizm, Budizm, Jainizm, Sihizm gibi dinler ise bu ülkede doğmuştur.<br />
Ülkenin %80'ni Hindu, %13 Müslüman %7'si ise diğer dinlerdendir.<br />
Dünyanın en çok filmi Hindistan'da üretilir.<br />
Mumbai 15 milyon nüfusuyla Hindistan'ın en büyük şehridir.<br />
Hindistan'nın bağımsızlık lideri Mohanda Karamchand Gandhi'nin doğum günü olan 2 Ekim ülkede ulusal bayram kabul edilir.<br />
Mohanda Karamchand Gandhi<br />
<br />
Hindu geleneğinde kadife çiçeği evlilik için mutluluk ve iyi şansı temsil eder.<br />
Hindistan'ın en popüler sporu Krikettir.<br />
Ulusal meyvesi Mango'dur.<br />
Tarihçilere göre ilk kaydedilen plastik cerrahi antik Hint kaynaklarında bulunur.<br />
Resmi dilleri Hintçe ve İngilizcedir. Ayrıca 17 farklı dil ve 1.652 lehçe konuşulmaktadır.<br />
Dünyanın en çok süt üreten ülkesidir.<br />
4 milyon kilometrelik yol ağı ile dünyanın en büyük üçüncü karayol ağına sahiptir.<br />
<br />
<br />
Vedik döneminde yapılan at kurban etmek kralın egemenliğini onaylamak için yapılır.<br />
Cenaze törenlerinde siyahın aksine beyaz giyilir.<br />
Yaz, sonbahar, kış, ilkbahar, yaz musonu ve kış musonu olmak üzer 6 mevsim yaşanır.]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[HİNDİSTAN HAKKINDA İLGİNÇ BİLGİLER<br />
  <br />
<br />
1.200.000 nüfusu ile dünyanın en büyük 2. nüfusuna sahiptir.<br />
Yüz ölçümü bakımından dünyanın 7. ülkesidir.<br />
Dünyanın en büyük demokrasisi olarak adlandırılıyor.<br />
Hintliler tuvalette sol elini kullandıklarından sol elleriyle yemek yemezler.<br />
Kumbh Mela (Büyük Sürahi Festivali) her 12 yılda bir kutlanan Hindu dini bayramıdır. 2001 yılında bayrama 60 milyon katılımla dünyanın en büyük toplanma rekorunu kırmışlardır.<br />
dünyanın en büyük toplanma rekoru<br />
<br />
Hindistan dışına para birimi olan Rupi çıkması yasaktır.<br />
Yılda 32.000 kişiden fazla cinayet vakası gerçekleşir.<br />
Dünyada en fazla kürtajın yapıldığı ülke Hindistandır. <br />
Bir milyondan fazla milyoner vardır ülkede.<br />
% 35'i yoksulluk sınırının altında bir çoğu da günde 2 dolara geçimlerini sürdürüyorlar.<br />
Ülkedeki Zerdüştler ateş, toprak, su ve havaya zarar vermesin diye ölülerinin Towers of Silence ( Sessiz Kuleler) adı verdiklere yerlere atıyorlar.<br />
Towers of Silence<br />
<br />
İnekler Hindistan'da yedi anneden biri olarak kabul edilir, iyi şansın sembolü olarak gördüklerinden ülkede rahatça dolaşabilirler.<br />
Kuduz ülkede devamlı görülen bir hastalıktır.<br />
Bir kadının kocasına ismiyle hitap etmesi saygısızlık olarak görüldüğünden söylenmez.<br />
Dul kalan bir kadın kötü şans olarak görülür. Bunun nedeni iyi kadının neden kocası ölmüş olsun düşüncesidir.<br />
Orjinal anlamı chaturanga olan satranç Hindistan'da doğmuştur.<br />
chaturanga<br />
<br />
Hindistan bayrağının ortasındaki amblem Budist inancındaki Dharma Chakra ya da yaşam tekerliğinin sembolüdür.<br />
Hayvanlarında bulunduğu erotik heykeller tapınakları süslemek için kullanılır.<br />
Dünyanın ilk pamuğu Hindistan'da dokunmuştur.<br />
Fasulye ve nohut üretiminde dünyanın en büyük üreticisidir.<br />
Hindistan'da giyim toplumsal sınıflandırma olarak görülür.<br />
Ülkede 150.000 postane ile dünyanın en büyük posta ağına sahiptir.<br />
Bengal Kaplan'ı Hindistan'ın ulusal hayvanıdır.<br />
Bengal Kaplan<br />
<br />
Pentium'un babası Vinod Dham ve Hotmail'in kurucularından Sabeer Bhatia Hintli teknoloji uzmanlarındandır.<br />
Dünya dinlerinin hepsi Hindistan'da görülür. Ayrıca Hinduizm, Budizm, Jainizm, Sihizm gibi dinler ise bu ülkede doğmuştur.<br />
Ülkenin %80'ni Hindu, %13 Müslüman %7'si ise diğer dinlerdendir.<br />
Dünyanın en çok filmi Hindistan'da üretilir.<br />
Mumbai 15 milyon nüfusuyla Hindistan'ın en büyük şehridir.<br />
Hindistan'nın bağımsızlık lideri Mohanda Karamchand Gandhi'nin doğum günü olan 2 Ekim ülkede ulusal bayram kabul edilir.<br />
Mohanda Karamchand Gandhi<br />
<br />
Hindu geleneğinde kadife çiçeği evlilik için mutluluk ve iyi şansı temsil eder.<br />
Hindistan'ın en popüler sporu Krikettir.<br />
Ulusal meyvesi Mango'dur.<br />
Tarihçilere göre ilk kaydedilen plastik cerrahi antik Hint kaynaklarında bulunur.<br />
Resmi dilleri Hintçe ve İngilizcedir. Ayrıca 17 farklı dil ve 1.652 lehçe konuşulmaktadır.<br />
Dünyanın en çok süt üreten ülkesidir.<br />
4 milyon kilometrelik yol ağı ile dünyanın en büyük üçüncü karayol ağına sahiptir.<br />
<br />
<br />
Vedik döneminde yapılan at kurban etmek kralın egemenliğini onaylamak için yapılır.<br />
Cenaze törenlerinde siyahın aksine beyaz giyilir.<br />
Yaz, sonbahar, kış, ilkbahar, yaz musonu ve kış musonu olmak üzer 6 mevsim yaşanır.]]></content:encoded>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[KÖPEKLERLE İLGİLİ İLGİNÇ BİLGİLER]]></title>
			<link>https://forumistan.net/konu-kopeklerle-ilgili-ilginc-bilgiler.html</link>
			<pubDate>Sat, 06 Jul 2024 12:54:12 +0000</pubDate>
			<dc:creator><![CDATA[<a href="https://forumistan.net/member.php?action=profile&uid=34">Arzu</a>]]></dc:creator>
			<guid isPermaLink="false">https://forumistan.net/konu-kopeklerle-ilgili-ilginc-bilgiler.html</guid>
			<description><![CDATA[KÖPEKLERLE İLGİLİ İLGİNÇ BİLGİLER<br />
<br />
<br />
Köpeklerin varlığı 15.000 yıla kadar gidildiğine inanılıyor.<br />
Dünyada 800 köpek ırkı bulunduğu tahmin edilir.<br />
Dünya üzerinde toplamda 400 milyon köpek olduğu söyleniyor.<br />
Köpekler insanlık tarihi boyunca en popüler çalışma ve refakatçi hayvanlardan biri olmuştur.<br />
<br />
refakatçi hayvan<br />
<br />
<br />
Köpekler, hasta olduklarında ya da bağırsak kurtları var ise ot yerler.<br />
<br />
<br />
<br />
<br />
<br />
Islak ya da kuru burun, köpeğin sağlık durumunun belirtisidir.<br />
<br />
kuru burun<br />
<br />
<br />
<br />
Köpeğe sarımsak ya da bira mayası vermek, pireleri uzak tutar.<br />
<br />
Köpeğe sarımsak ya da bira mayası verme<br />
<br />
<br />
<br />
<br />
Köpekler, bir takım besin maddelerini yeterince alamadıklarında kendilerinin ya da bir başka hayvanın dışkısını yerler.<br />
  Köpekler, yaralarını yalayarak iyileştirirler.<br />
  Köpeğinizin tüylerinin sağlıklı ve parlak olmasını istiyorsanız, ona çiğ yumurta verin.<br />
Köpekler 250 'ye yakın jest ve kelime öğrenme hafızana sahiptirler. Ortalama iki yaşındaki çocuk aklına sahiptirler.<br />
<br />
Rusya'da bazı sokak köpekleri metro kullanarak kalabalık yerlere seyahat ederler.<br />
seyahat eden köpek<br />
<br />
Afganistan'da iki sokak köpeği 50 Amerikan askerini kurtarmı<br />
ştır.<br />
hayat kurtaran köpek<br />
<br />
1860 yılında San Francisco 'da iki sokak köpeği iyi arkadaş olarak ünlü oldular ve şehrin köpek toplayıcıları tarafından dokunulmazlık verildi.<br />
dokunulmazlık verilen köpekler<br />
<br />
Yeni Zelanda' da köpek şeklinde bina yapılmıştır.<br />
köpek şeklinde bina<br />
<br />
Köpek cinsi olarak bilinen sırtlanlar aslında kedi cinsindendir.<br />
<br />
<br />
Çivili köpek tasmaları Antik Yunanistan'da icat edildi ve kurt saldırılarına karşı köpekler boğazlarını korumak için tasarlanmıştır.<br />
çivili tasma<br />
<br />
Köpekler kuyrukları aracılığıyla duyguları belirlenebilir.<br />
kuyruk sallayan köpek<br />
<br />
Köpeklerin ter bezleri ayak tabanındadır. <br />
köpeklerde tez bezleri<br />
<br />
Bir köpeğin yüzünün şekli yaşamak ne kadar süreceğini göstermektedir. <br />
Keskin ve yüzleri sivri <br />
Kurtlar<br />
genellikle uzun yaşar. <br />
Bu tür Bulldogs gibi çok düz yüzlü köpekler genellikle kısa yaşar.<br />
<br />
<br />
İran'da, bir evcil hayvan olarak köpek sahibi olmak yasalara aykırıdır.<br />
Mayalar ve Aztekler de köpek ile sembolize edilen burçta doğanlarda olağanüstü liderlik becerilerine sahip olduğuna inanılırdı.<br />
Platon ''Bir köpekte filozof ruhu vardır'' demiştir.<br />
Dalmaçyalı köpekleri doğuştan beyaz renkli doğarlar zamanla beneklenirler.<br />
dalmaçyalı köpek<br />
Antik Çin'de Köpek eğitmenleri yüksek idari kişilere yapılırdı.<br />
antik çağda köpek<br />
<br />
Köpeklerin ilk Avrupa görüntüleri İspanya'da 12.000 yıl öncesine tarihlenen mağara resimlerinde bulunur.<br />
ilk köpek]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[KÖPEKLERLE İLGİLİ İLGİNÇ BİLGİLER<br />
<br />
<br />
Köpeklerin varlığı 15.000 yıla kadar gidildiğine inanılıyor.<br />
Dünyada 800 köpek ırkı bulunduğu tahmin edilir.<br />
Dünya üzerinde toplamda 400 milyon köpek olduğu söyleniyor.<br />
Köpekler insanlık tarihi boyunca en popüler çalışma ve refakatçi hayvanlardan biri olmuştur.<br />
<br />
refakatçi hayvan<br />
<br />
<br />
Köpekler, hasta olduklarında ya da bağırsak kurtları var ise ot yerler.<br />
<br />
<br />
<br />
<br />
<br />
Islak ya da kuru burun, köpeğin sağlık durumunun belirtisidir.<br />
<br />
kuru burun<br />
<br />
<br />
<br />
Köpeğe sarımsak ya da bira mayası vermek, pireleri uzak tutar.<br />
<br />
Köpeğe sarımsak ya da bira mayası verme<br />
<br />
<br />
<br />
<br />
Köpekler, bir takım besin maddelerini yeterince alamadıklarında kendilerinin ya da bir başka hayvanın dışkısını yerler.<br />
  Köpekler, yaralarını yalayarak iyileştirirler.<br />
  Köpeğinizin tüylerinin sağlıklı ve parlak olmasını istiyorsanız, ona çiğ yumurta verin.<br />
Köpekler 250 'ye yakın jest ve kelime öğrenme hafızana sahiptirler. Ortalama iki yaşındaki çocuk aklına sahiptirler.<br />
<br />
Rusya'da bazı sokak köpekleri metro kullanarak kalabalık yerlere seyahat ederler.<br />
seyahat eden köpek<br />
<br />
Afganistan'da iki sokak köpeği 50 Amerikan askerini kurtarmı<br />
ştır.<br />
hayat kurtaran köpek<br />
<br />
1860 yılında San Francisco 'da iki sokak köpeği iyi arkadaş olarak ünlü oldular ve şehrin köpek toplayıcıları tarafından dokunulmazlık verildi.<br />
dokunulmazlık verilen köpekler<br />
<br />
Yeni Zelanda' da köpek şeklinde bina yapılmıştır.<br />
köpek şeklinde bina<br />
<br />
Köpek cinsi olarak bilinen sırtlanlar aslında kedi cinsindendir.<br />
<br />
<br />
Çivili köpek tasmaları Antik Yunanistan'da icat edildi ve kurt saldırılarına karşı köpekler boğazlarını korumak için tasarlanmıştır.<br />
çivili tasma<br />
<br />
Köpekler kuyrukları aracılığıyla duyguları belirlenebilir.<br />
kuyruk sallayan köpek<br />
<br />
Köpeklerin ter bezleri ayak tabanındadır. <br />
köpeklerde tez bezleri<br />
<br />
Bir köpeğin yüzünün şekli yaşamak ne kadar süreceğini göstermektedir. <br />
Keskin ve yüzleri sivri <br />
Kurtlar<br />
genellikle uzun yaşar. <br />
Bu tür Bulldogs gibi çok düz yüzlü köpekler genellikle kısa yaşar.<br />
<br />
<br />
İran'da, bir evcil hayvan olarak köpek sahibi olmak yasalara aykırıdır.<br />
Mayalar ve Aztekler de köpek ile sembolize edilen burçta doğanlarda olağanüstü liderlik becerilerine sahip olduğuna inanılırdı.<br />
Platon ''Bir köpekte filozof ruhu vardır'' demiştir.<br />
Dalmaçyalı köpekleri doğuştan beyaz renkli doğarlar zamanla beneklenirler.<br />
dalmaçyalı köpek<br />
Antik Çin'de Köpek eğitmenleri yüksek idari kişilere yapılırdı.<br />
antik çağda köpek<br />
<br />
Köpeklerin ilk Avrupa görüntüleri İspanya'da 12.000 yıl öncesine tarihlenen mağara resimlerinde bulunur.<br />
ilk köpek]]></content:encoded>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[ARABALARLA İLGİLİ İLGİNÇ OLAYLAR]]></title>
			<link>https://forumistan.net/konu-arabalarla-ilgili-ilginc-olaylar.html</link>
			<pubDate>Sat, 06 Jul 2024 12:52:59 +0000</pubDate>
			<dc:creator><![CDATA[<a href="https://forumistan.net/member.php?action=profile&uid=34">Arzu</a>]]></dc:creator>
			<guid isPermaLink="false">https://forumistan.net/konu-arabalarla-ilgili-ilginc-olaylar.html</guid>
			<description><![CDATA[Dünya üzerinden 1 milyardan fazla araba vardır.<br />
Her gün yaklaşık olarak 165.000 araba üretilmektedir.<br />
Adolf Hitler hapishanedeyken yazdığı bir mektupta Mercedes için araç kredisi istemiştir.<br />
Ortalama bir arabada 30.000 parça vardır.<br />
Brezilya'da satılan arabaların %92 'sinde şeker kamışından üretilen etanol yakıt kullanılır.<br />
Volkswagen<br />
, Bentley, Bugatti, Lamborghini, Audi, Ducati ve Porsche hepsinin sahibi ortaktır.<br />
Bir Amerikalı yılda 38 saatini yollarda geçiriyor.<br />
İlk araba kazası 1891 yılında Ohio'da gerçekleşmiştir.<br />
<br />
<br />
Araç radyosu ilk çıktığında devletler sürücülerin dikkatini dağıttığını savunarak yasak <br />
istemişlerdir.<br />
Rusya'da kirli araba sürmek suçtur.<br />
Amerika da 35 yaş altı araba kazalarında en önemli ölüm sebebidir.<br />
Türkmenistan'da sürücülerin 1 ayda 120 litre bedava benzin hakları vardır.<br />
4 Milyonluk nüfusa sahip Los Angeles'de nüfustan fazla araba vardır.<br />
Dünyanın yasal en hızlı arabası 431 km. ile Bugatti Veyron Super Sport'tur.<br />
Dünyanın yasal en hızlı arabas<br />
<br />
1941 yılında Henry Ford soya fasulyesinden araba yapmıştır.<br />
New York'ta araba kornası acil durumlar dışında yasadışıdır.<br />
Şimdiye kadarki en yüksek araba cezasını İsveçli bir adama 1 milyon dolar kesilmiştir.<br />
Dünyanın ilk uzun mesafede sürüşü Güney Almanya'da 12 Ağustos 1888 yılında yapıldı.]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[Dünya üzerinden 1 milyardan fazla araba vardır.<br />
Her gün yaklaşık olarak 165.000 araba üretilmektedir.<br />
Adolf Hitler hapishanedeyken yazdığı bir mektupta Mercedes için araç kredisi istemiştir.<br />
Ortalama bir arabada 30.000 parça vardır.<br />
Brezilya'da satılan arabaların %92 'sinde şeker kamışından üretilen etanol yakıt kullanılır.<br />
Volkswagen<br />
, Bentley, Bugatti, Lamborghini, Audi, Ducati ve Porsche hepsinin sahibi ortaktır.<br />
Bir Amerikalı yılda 38 saatini yollarda geçiriyor.<br />
İlk araba kazası 1891 yılında Ohio'da gerçekleşmiştir.<br />
<br />
<br />
Araç radyosu ilk çıktığında devletler sürücülerin dikkatini dağıttığını savunarak yasak <br />
istemişlerdir.<br />
Rusya'da kirli araba sürmek suçtur.<br />
Amerika da 35 yaş altı araba kazalarında en önemli ölüm sebebidir.<br />
Türkmenistan'da sürücülerin 1 ayda 120 litre bedava benzin hakları vardır.<br />
4 Milyonluk nüfusa sahip Los Angeles'de nüfustan fazla araba vardır.<br />
Dünyanın yasal en hızlı arabası 431 km. ile Bugatti Veyron Super Sport'tur.<br />
Dünyanın yasal en hızlı arabas<br />
<br />
1941 yılında Henry Ford soya fasulyesinden araba yapmıştır.<br />
New York'ta araba kornası acil durumlar dışında yasadışıdır.<br />
Şimdiye kadarki en yüksek araba cezasını İsveçli bir adama 1 milyon dolar kesilmiştir.<br />
Dünyanın ilk uzun mesafede sürüşü Güney Almanya'da 12 Ağustos 1888 yılında yapıldı.]]></content:encoded>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[Kuralı unutunca maça 10 kişi başladılar]]></title>
			<link>https://forumistan.net/konu-kurali-unutunca-maca-10-kisi-basladilar.html</link>
			<pubDate>Sat, 06 Jul 2024 12:52:09 +0000</pubDate>
			<dc:creator><![CDATA[<a href="https://forumistan.net/member.php?action=profile&uid=34">Arzu</a>]]></dc:creator>
			<guid isPermaLink="false">https://forumistan.net/konu-kurali-unutunca-maca-10-kisi-basladilar.html</guid>
			<description><![CDATA[Kuralı unutunca maça 10 kişi başladılar<br />
İstanbul SAL Klasman Grubu B Grubu'nda oynanan Ortaköyspor-Irmakspor maçında ilginç olaylar yaşandı.<br />
<br />
<br />
Beyoğlu Stadı'ndaki maç öncesi hakem atışı sırasında takım kaptanları top ve kale seçimi yaparken, Ortaköysporlu futbolcu Emre Azim, Irmaksporlu taraftarlarla gerginlik yaşadı. Gerginliğin kavgaya dönüşmesi üzerine hakem Burak Taşkınsoy Emre'yi kırmızı kartla cezalandırdı.<br />
<br />
<br />
Bu olay sonrası Emre saha dışına çıktı, Ortaköysporlu diğer oyuncular sahada yerlerini alıp mücadeleye 10 kişi başladı.Ortaköy cephesinin santra öncesi kırmızı kart gören oyuncunun yerine yeni bir futbolcu oynatma hakkı olduğu ancak böyle bir talepte bulunmadığı için hakem Taşkınsoy'un mücadeleyi 11'e 10 başlattığı öğrenildi.<br />
<br />
<br />
Kesler'den fair play<br />
Bu arada maçın 25. dakikasında Irmakspor'da Alaattin sakatlanırken, Zeytinburnu ekibinin teknik direktörü Cahit Kesler oyuna yeni futbolcu almadı ve iki takım da 10'ar kişi devam etti.<br />
<br />
<br />
Maçı 3-0 kazanan Ortaköyspor Bölgesel Amatör Lig'e yükseldi.]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[Kuralı unutunca maça 10 kişi başladılar<br />
İstanbul SAL Klasman Grubu B Grubu'nda oynanan Ortaköyspor-Irmakspor maçında ilginç olaylar yaşandı.<br />
<br />
<br />
Beyoğlu Stadı'ndaki maç öncesi hakem atışı sırasında takım kaptanları top ve kale seçimi yaparken, Ortaköysporlu futbolcu Emre Azim, Irmaksporlu taraftarlarla gerginlik yaşadı. Gerginliğin kavgaya dönüşmesi üzerine hakem Burak Taşkınsoy Emre'yi kırmızı kartla cezalandırdı.<br />
<br />
<br />
Bu olay sonrası Emre saha dışına çıktı, Ortaköysporlu diğer oyuncular sahada yerlerini alıp mücadeleye 10 kişi başladı.Ortaköy cephesinin santra öncesi kırmızı kart gören oyuncunun yerine yeni bir futbolcu oynatma hakkı olduğu ancak böyle bir talepte bulunmadığı için hakem Taşkınsoy'un mücadeleyi 11'e 10 başlattığı öğrenildi.<br />
<br />
<br />
Kesler'den fair play<br />
Bu arada maçın 25. dakikasında Irmakspor'da Alaattin sakatlanırken, Zeytinburnu ekibinin teknik direktörü Cahit Kesler oyuna yeni futbolcu almadı ve iki takım da 10'ar kişi devam etti.<br />
<br />
<br />
Maçı 3-0 kazanan Ortaköyspor Bölgesel Amatör Lig'e yükseldi.]]></content:encoded>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[Fizikle İlgili İlginç Bilgiler Öğrenmek İster Misiniz?]]></title>
			<link>https://forumistan.net/konu-fizikle-ilgili-ilginc-bilgiler-ogrenmek-ister-misiniz.html</link>
			<pubDate>Sat, 06 Jul 2024 12:51:27 +0000</pubDate>
			<dc:creator><![CDATA[<a href="https://forumistan.net/member.php?action=profile&uid=34">Arzu</a>]]></dc:creator>
			<guid isPermaLink="false">https://forumistan.net/konu-fizikle-ilgili-ilginc-bilgiler-ogrenmek-ister-misiniz.html</guid>
			<description><![CDATA[Fizikle İlgili İlginç Bilgiler Öğrenmek İster Misiniz?<br />
<br />
Fizikle İlgili İlginç Bilgiler Öğrenmek İster Misiniz?<br />
Einstein’ in 3 yaşında konuşmaya başladığını... <br />
9 yaşındayken henüz istediği her şeyi tam olarak söyleyemediğini... <br />
Hocasının anne ve babasına “oğlunuz ne olursa olsun hiçbir zaman başarılı olamayacak” dediğini... <br />
Bir diğer hocasının da “öğrencilere kötü örnek oluyorsun” diyerek okulu bırakmasını istediğini... <br />
<br />
Matematik hocasının “tembel köpek” taktığını... <br />
<br />
<br />
Fizikle İlgili İlginç Bilgiler Öğrenmek İster Misiniz?<br />
<br />
Newton’ un çekingenliği yüzünden diferansiyel ve entegral hesabını 38 yıl sonra yayınladığını... <br />
<br />
Geçimsiz ve kuşkulu kişiliği yüzünden okul arkadaşları tarafından hırpalandığını ve hor görüldüğünü... <br />
<br />
<br />
Fizikle İlgili İlginç Bilgiler Öğrenmek İster Misiniz?<br />
<br />
Galileo’nun dünya için yuvarlak dediğini bu hareketi yüzünden idam edildiğini; <br />
Basküle çıkıp ta öne doğru eğildiğinizde kilonuzun daha az olduğunu ve baskül üzerindedik durumdayken kolunuzu hızlıca kaldırdığınızda kilonuzun bir an için arttığını...<br />
<br />
<br />
Fizikle İlgili İlginç Bilgiler Öğrenmek İster Misiniz?<br />
<br />
Fahrenheit 451 derecesinde üstü kapalı olmayan, kağıttan yapılmış bir tencerenin içinde su kaynatılabileceğinizi...<br />
Ayrıca François Truffaut’ un ünlü filmi “Fahrenheit 451” inde adını bu durumdan aldığını..<br />
<br />
<br />
<br />
Fizikle İlgili İlginç Bilgiler Öğrenmek İster Misiniz?<br />
<br />
İnsanın göz kapaklarını açıp kapatırken harcadığı enerjinin 20 kg lık bir yükü kaldırmak için harcadığı enerjiye eşit olduğunu...<br />
Köpeklerin ve kediler renklerin göremediklerini..ve bu hayvanların dünyadaki her şeyi siyah beyaz gördüklerini...<br />
Dünya üstünde gölgeler genellikle öğleyin en kısadır. Akşama doğru uzar. Peki Dünya'da gölge uzunluğunun değişmediği yer var mıdır? Kutuplarda Güneş'in ufuktan yüksekliği hep aynıdır. Bu nedenle gölge uzunluğunun değişmediğini... <br />
<br />
Fizikle İlgili İlginç Bilgiler Öğrenmek İster Misiniz?<br />
YILDIRIM<br />
<br />
<br />
Yeryüzünde herhangi bir anda 2000 tane yıldırım düşmektedir. Bir yıldırımın taşıdığı akım ortalama 1 amperdir. Bulutların tavanı delebilecek iyonosfer tabakası ile yeryüzü arasındaki potansiyel fark -300.000 v- olur. Sadece yıldırım aktivitelerinden dolayı yer yüzüne aktarılan gücün;<br />
P=I*V=2000*300000<br />
P=600000000W<br />
dolaylarında olduğunu...<br />
<br />
<br />
<br />
HAIN HUNI <br />
<br />
Fark ettiyseniz huni kullanarak bir seyi doldururken zaman zaman su siseye bosalmaz ve huninin tepesine kadar yükselir. Bu durumda huniyi biraz yukari kaldirmak gerekebilir. Neden böyle yaptigimizi biliyor musunuz?<br />
Huniye bosaltilan su siseye girdikçe sisenin içinde kaçacak yeri olmayan havayi sikistirmaya baslar. Sisenin içindeki hava basinci huninin içindeki suyun akisini durdurur. Bu durumda huniyi biraz yukari kaldirip sikisan havanin çikmasina izin vermek gerekir. Böylece sivi tekrar akmaya baslayacaktir.<br />
<br />
SUDAKI TAS <br />
<br />
Terazinin bir kefesine bir bardak su ve bir tas koyun. Digerine ise karsi kefeyi dengeleyecek sekilde agirlik koyun. Sonra bardaktaki suyun içine atin. Sizce denge bozulur mu?<br />
Denge bozulmaz. Tas suyun içinde disarida oldugundan daha hafif olacaktir. Çünkü su tasa yukari dogru bir itme kuvveti uygular. Ayrica tas kendi hacmi kadar suyu tasiracaktir. Bu durumda suFizikte Biliyor Musunuz? Fizikte Bilmedikleriniz Fizikteki İlginç Olaylar Fizik Bilgi bardagin dibine fazladan biraz daha kuvvet uygulayacaktir ki bu da tam olarak tasin kaybettigi agirlik kadar olacaktir.<br />
<br />
TARTILIN BAKALIM <br />
<br />
Basküle çiktiginizda öne dogru egilin. Ne oluyor? Öne egilirken kilo kaybediyorsunuz degil mi? Simdi baska bir sey deneyelim. Dik dururken kollarinizdan birini hizla yukari kaldirin. Kolunuzu yukari dogru kaldirirken kilonuzun da bir an için arttigini farketmissinizdir. Peki niye böyle oluyor?<br />
<br />
<br />
<br />
Fizikle İlgili İlginç Bilgiler Öğrenmek İster Misiniz?<br />
<br />
SUYU YÖNLENDIRELIM<br />
Saçiniz kuruysa bahsedecegimiz deneyi sizde yapabilirsiniz. Plastik küçük bir tarak alip saçinizi tarayin; aslinda taragi tüylü bir kumasa sürtsenizde olur. Sonra bir lavaboya gidip muslugu azicik açin. Öyle kiFizikte Biliyor Musunuz? Fizikte Bilmedikleriniz Fizikteki İlginç Olaylar Fizik Bilgi su damla damla aksin taragi suya yaklastirin. Damlaciklarin birlestigini ve taraga dogru yaklastiklarini göreceksiniz !<br />
<br />
<br />
GÖZ AÇIP KAPAYINCAYA KADAR <br />
<br />
Göz açip kapayincaya kadar derizde bu kisa sürede ne kadar enerji sarfettigimizi düsünmeyiz. Isterseniz inanmayin fakat insanin göz kapakalarini açip kapamak için harcadigi enerji 20 kg'lik bir yükü kaldirmak için harcadigimiz enerjiye esittir.<br />
<br />
<br />
<br />
<br />
FOTOĞRAF NASIL ÇEKİLİR<br />
Fotoğraf makinemize koyduğumuz filmler ışıktan etkilenir çekmek için düğmeye basınca objektifin içinden küçük bir pencere açılıp kapanır. Böylece; ışıkla birlikte çevrenin görüntüsü de filmin üzerine düşmüş olur. Işık ve gölgenin şiddetine göre filmin üzerine düşmüş olur. Işık ve gölgenin şiddetine göre filmin üzerinde lekeler oluşur. Makineden çıkarılan film banyo edilince bu lekeler daha da belirginleşir. Negatif olan bu görüntü önce pozitif hale getirilir sonra da fotoğraf kağıdı üzerine düşürülür. <br />
<br />
Fizikle İlgili İlginç Bilgiler Öğrenmek İster Misiniz?<br />
CAM NASIL YAPILIR?<br />
<br />
Cam erimiş haldeki kumdur. Değişik maddelerle zenginleştirilirse kalite cam elde edilir. Beyaz kumdan elde edilen silis veya kuvars madeni ile karbonat nitrat sülfat ve diğer bazı maddelerden oluşan toz karışım fırınlarda ısıtılarak eritilir ve işlenir…..<br />
<br />
KARANLIKTA KEDİLERİN GÖZÜ NEDEN PARLAR?<br />
<br />
Kedilerin gözlerinde ışığı yansıtan bir madde bulunur. Ağ tabakasının arkasındaki bu madde üzerine düşen ışığı birkaç misli çoğaltarak geri yansıtır.<br />
<br />
UÇAK GÜRÜLTÜSÜ NEDEN EVİMİZİ TİTREŞTİRİR?<br />
<br />
Sesler havayı titreştirerek uzaklara ulaşır. Titreşen molekülleri çarptıkları yeri de titreştirirler. Uçaklar büyük gürültü çıkardıkları için oluşturdukları titreşimde fazla olur. Bu titreşimler evimizi ve pencerelerimizi sallayabilir havasız yerlerle ses iletilemez. <br />
<br />
Fizikle İlgili İlginç Bilgiler Öğrenmek İster Misiniz?<br />
SU NEDEN SES ÇIKARIR?<br />
<br />
Bir ırmağın ya da bir bardaktan diğer bardağa boşalttığımız suyun sesini dinlediniz mi hiç? Su sesinin dinlendirici bir etkisi vardır üstelik. Bu hoş sesi hareket eden suyun içindeki hava kabarcıkları çıkarır. Tıpkı bir zilin sallanan tokmağı gibidir bu kabarcıklar. Sıkışıp sonra boşaltırlar havalarını. Bu hava kabarcıklarını bir bardaktan diğer bardağa boşalttığınız suyun içinde rahatlıkla görebilirsiniz.<br />
<br />
KAMERA RESİMLERİ NASIL KAYDEDER?<br />
<br />
Görüntüyü elektrik sinyallerine dönüştürerek.<br />
<br />
SESİN HIZI NEDİR?<br />
Sesin havada bir saniyedeki hızı 344 metre bir dakikadaki hızı 20.400 metre bir saatteki hızı 1.224 km’dir. Katı cisimler üzerinde ses hızı daha fazladır. Suda ses bir saniyede 1.461 metre ağaç üzerinde 2786 metre demirde 5127 metre taşta ise 6000 metre hıza ulaşır. Sesten daha hızlı uçan uçakların sesini biz patlamalar şeklinde duyarız.]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[Fizikle İlgili İlginç Bilgiler Öğrenmek İster Misiniz?<br />
<br />
Fizikle İlgili İlginç Bilgiler Öğrenmek İster Misiniz?<br />
Einstein’ in 3 yaşında konuşmaya başladığını... <br />
9 yaşındayken henüz istediği her şeyi tam olarak söyleyemediğini... <br />
Hocasının anne ve babasına “oğlunuz ne olursa olsun hiçbir zaman başarılı olamayacak” dediğini... <br />
Bir diğer hocasının da “öğrencilere kötü örnek oluyorsun” diyerek okulu bırakmasını istediğini... <br />
<br />
Matematik hocasının “tembel köpek” taktığını... <br />
<br />
<br />
Fizikle İlgili İlginç Bilgiler Öğrenmek İster Misiniz?<br />
<br />
Newton’ un çekingenliği yüzünden diferansiyel ve entegral hesabını 38 yıl sonra yayınladığını... <br />
<br />
Geçimsiz ve kuşkulu kişiliği yüzünden okul arkadaşları tarafından hırpalandığını ve hor görüldüğünü... <br />
<br />
<br />
Fizikle İlgili İlginç Bilgiler Öğrenmek İster Misiniz?<br />
<br />
Galileo’nun dünya için yuvarlak dediğini bu hareketi yüzünden idam edildiğini; <br />
Basküle çıkıp ta öne doğru eğildiğinizde kilonuzun daha az olduğunu ve baskül üzerindedik durumdayken kolunuzu hızlıca kaldırdığınızda kilonuzun bir an için arttığını...<br />
<br />
<br />
Fizikle İlgili İlginç Bilgiler Öğrenmek İster Misiniz?<br />
<br />
Fahrenheit 451 derecesinde üstü kapalı olmayan, kağıttan yapılmış bir tencerenin içinde su kaynatılabileceğinizi...<br />
Ayrıca François Truffaut’ un ünlü filmi “Fahrenheit 451” inde adını bu durumdan aldığını..<br />
<br />
<br />
<br />
Fizikle İlgili İlginç Bilgiler Öğrenmek İster Misiniz?<br />
<br />
İnsanın göz kapaklarını açıp kapatırken harcadığı enerjinin 20 kg lık bir yükü kaldırmak için harcadığı enerjiye eşit olduğunu...<br />
Köpeklerin ve kediler renklerin göremediklerini..ve bu hayvanların dünyadaki her şeyi siyah beyaz gördüklerini...<br />
Dünya üstünde gölgeler genellikle öğleyin en kısadır. Akşama doğru uzar. Peki Dünya'da gölge uzunluğunun değişmediği yer var mıdır? Kutuplarda Güneş'in ufuktan yüksekliği hep aynıdır. Bu nedenle gölge uzunluğunun değişmediğini... <br />
<br />
Fizikle İlgili İlginç Bilgiler Öğrenmek İster Misiniz?<br />
YILDIRIM<br />
<br />
<br />
Yeryüzünde herhangi bir anda 2000 tane yıldırım düşmektedir. Bir yıldırımın taşıdığı akım ortalama 1 amperdir. Bulutların tavanı delebilecek iyonosfer tabakası ile yeryüzü arasındaki potansiyel fark -300.000 v- olur. Sadece yıldırım aktivitelerinden dolayı yer yüzüne aktarılan gücün;<br />
P=I*V=2000*300000<br />
P=600000000W<br />
dolaylarında olduğunu...<br />
<br />
<br />
<br />
HAIN HUNI <br />
<br />
Fark ettiyseniz huni kullanarak bir seyi doldururken zaman zaman su siseye bosalmaz ve huninin tepesine kadar yükselir. Bu durumda huniyi biraz yukari kaldirmak gerekebilir. Neden böyle yaptigimizi biliyor musunuz?<br />
Huniye bosaltilan su siseye girdikçe sisenin içinde kaçacak yeri olmayan havayi sikistirmaya baslar. Sisenin içindeki hava basinci huninin içindeki suyun akisini durdurur. Bu durumda huniyi biraz yukari kaldirip sikisan havanin çikmasina izin vermek gerekir. Böylece sivi tekrar akmaya baslayacaktir.<br />
<br />
SUDAKI TAS <br />
<br />
Terazinin bir kefesine bir bardak su ve bir tas koyun. Digerine ise karsi kefeyi dengeleyecek sekilde agirlik koyun. Sonra bardaktaki suyun içine atin. Sizce denge bozulur mu?<br />
Denge bozulmaz. Tas suyun içinde disarida oldugundan daha hafif olacaktir. Çünkü su tasa yukari dogru bir itme kuvveti uygular. Ayrica tas kendi hacmi kadar suyu tasiracaktir. Bu durumda suFizikte Biliyor Musunuz? Fizikte Bilmedikleriniz Fizikteki İlginç Olaylar Fizik Bilgi bardagin dibine fazladan biraz daha kuvvet uygulayacaktir ki bu da tam olarak tasin kaybettigi agirlik kadar olacaktir.<br />
<br />
TARTILIN BAKALIM <br />
<br />
Basküle çiktiginizda öne dogru egilin. Ne oluyor? Öne egilirken kilo kaybediyorsunuz degil mi? Simdi baska bir sey deneyelim. Dik dururken kollarinizdan birini hizla yukari kaldirin. Kolunuzu yukari dogru kaldirirken kilonuzun da bir an için arttigini farketmissinizdir. Peki niye böyle oluyor?<br />
<br />
<br />
<br />
Fizikle İlgili İlginç Bilgiler Öğrenmek İster Misiniz?<br />
<br />
SUYU YÖNLENDIRELIM<br />
Saçiniz kuruysa bahsedecegimiz deneyi sizde yapabilirsiniz. Plastik küçük bir tarak alip saçinizi tarayin; aslinda taragi tüylü bir kumasa sürtsenizde olur. Sonra bir lavaboya gidip muslugu azicik açin. Öyle kiFizikte Biliyor Musunuz? Fizikte Bilmedikleriniz Fizikteki İlginç Olaylar Fizik Bilgi su damla damla aksin taragi suya yaklastirin. Damlaciklarin birlestigini ve taraga dogru yaklastiklarini göreceksiniz !<br />
<br />
<br />
GÖZ AÇIP KAPAYINCAYA KADAR <br />
<br />
Göz açip kapayincaya kadar derizde bu kisa sürede ne kadar enerji sarfettigimizi düsünmeyiz. Isterseniz inanmayin fakat insanin göz kapakalarini açip kapamak için harcadigi enerji 20 kg'lik bir yükü kaldirmak için harcadigimiz enerjiye esittir.<br />
<br />
<br />
<br />
<br />
FOTOĞRAF NASIL ÇEKİLİR<br />
Fotoğraf makinemize koyduğumuz filmler ışıktan etkilenir çekmek için düğmeye basınca objektifin içinden küçük bir pencere açılıp kapanır. Böylece; ışıkla birlikte çevrenin görüntüsü de filmin üzerine düşmüş olur. Işık ve gölgenin şiddetine göre filmin üzerine düşmüş olur. Işık ve gölgenin şiddetine göre filmin üzerinde lekeler oluşur. Makineden çıkarılan film banyo edilince bu lekeler daha da belirginleşir. Negatif olan bu görüntü önce pozitif hale getirilir sonra da fotoğraf kağıdı üzerine düşürülür. <br />
<br />
Fizikle İlgili İlginç Bilgiler Öğrenmek İster Misiniz?<br />
CAM NASIL YAPILIR?<br />
<br />
Cam erimiş haldeki kumdur. Değişik maddelerle zenginleştirilirse kalite cam elde edilir. Beyaz kumdan elde edilen silis veya kuvars madeni ile karbonat nitrat sülfat ve diğer bazı maddelerden oluşan toz karışım fırınlarda ısıtılarak eritilir ve işlenir…..<br />
<br />
KARANLIKTA KEDİLERİN GÖZÜ NEDEN PARLAR?<br />
<br />
Kedilerin gözlerinde ışığı yansıtan bir madde bulunur. Ağ tabakasının arkasındaki bu madde üzerine düşen ışığı birkaç misli çoğaltarak geri yansıtır.<br />
<br />
UÇAK GÜRÜLTÜSÜ NEDEN EVİMİZİ TİTREŞTİRİR?<br />
<br />
Sesler havayı titreştirerek uzaklara ulaşır. Titreşen molekülleri çarptıkları yeri de titreştirirler. Uçaklar büyük gürültü çıkardıkları için oluşturdukları titreşimde fazla olur. Bu titreşimler evimizi ve pencerelerimizi sallayabilir havasız yerlerle ses iletilemez. <br />
<br />
Fizikle İlgili İlginç Bilgiler Öğrenmek İster Misiniz?<br />
SU NEDEN SES ÇIKARIR?<br />
<br />
Bir ırmağın ya da bir bardaktan diğer bardağa boşalttığımız suyun sesini dinlediniz mi hiç? Su sesinin dinlendirici bir etkisi vardır üstelik. Bu hoş sesi hareket eden suyun içindeki hava kabarcıkları çıkarır. Tıpkı bir zilin sallanan tokmağı gibidir bu kabarcıklar. Sıkışıp sonra boşaltırlar havalarını. Bu hava kabarcıklarını bir bardaktan diğer bardağa boşalttığınız suyun içinde rahatlıkla görebilirsiniz.<br />
<br />
KAMERA RESİMLERİ NASIL KAYDEDER?<br />
<br />
Görüntüyü elektrik sinyallerine dönüştürerek.<br />
<br />
SESİN HIZI NEDİR?<br />
Sesin havada bir saniyedeki hızı 344 metre bir dakikadaki hızı 20.400 metre bir saatteki hızı 1.224 km’dir. Katı cisimler üzerinde ses hızı daha fazladır. Suda ses bir saniyede 1.461 metre ağaç üzerinde 2786 metre demirde 5127 metre taşta ise 6000 metre hıza ulaşır. Sesten daha hızlı uçan uçakların sesini biz patlamalar şeklinde duyarız.]]></content:encoded>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[Kabenin onarımı esnasında yaşanmış ilginç olaylar]]></title>
			<link>https://forumistan.net/konu-kabenin-onarimi-esnasinda-yasanmis-ilginc-olaylar.html</link>
			<pubDate>Sat, 06 Jul 2024 12:50:10 +0000</pubDate>
			<dc:creator><![CDATA[<a href="https://forumistan.net/member.php?action=profile&uid=34">Arzu</a>]]></dc:creator>
			<guid isPermaLink="false">https://forumistan.net/konu-kabenin-onarimi-esnasinda-yasanmis-ilginc-olaylar.html</guid>
			<description><![CDATA[Kabenin onarımı esnasında yaşanmış ilginç olaylar<br />
<br />
Mekke’de mevsimine göre şiddetli yağmurlar yağar taşkınlar olur ve bu taşkınlar neticesinde zaman zaman Kâbe’yi de su basardı. Hatta Zaman oldu Kâbe’nin içerisi taşkın suları ile dolduğu gibi gelen fazla su basıncı Kabe duvarının çatlamasına neden olmuştur. Bu nedenle Kâbe’nin yeniden onarımı gündeme gelmiş ve Kâbe’nin yıkılıp yeniden yapılması sürecinde çok ilginç olaylar yaşanmıştır. Burada bu olaylardan çok ilginç bir kesit anlatılmaktadır.<br />
<br />
<br />
Hazırlıklar tamamlanmış: sıra Kâbe duvarlarının yıkım işine gelmişti. Fakat Kâbe’nin içindeki demirbaş eşyanın bulunduğu kuyuya yerleşen, parlak, ak renkli, başı oğlak başı gibi, karabaşlı korkunç bir yılan her gün, öğle sıcağında uzanıp çıkar, Kâbe’nin duvarı üzerinde güneşlenirdi!<br />
<br />
Hiç imse onun yakınına varamaz, kuyruğunun yanından hemen başını kaldırır, yiyecek gibi ağzını açar; korkunç sesler çıkarırdı! Halk da ondan korkardı.<br />
<br />
<br />
Bu yılan, bir gün yine her zaman yaptığı gibi, öğle sıcağında Kâbe duvarı üzerinde güneşleniyordu. Allah ona büyük bir kuş saldı. Kuş onu kapıp götürdü.<br />
<br />
<br />
Bunun üzerine Kureyş kavmi, birbirlerine “Umarız ki Allah teşebbüs ettiğimiz işten hoşnut olmuştur. Yanımızda münasip bir usta var. Elimizde kereste var. Allah bizden yılanı da defetti!” dediler ve hemen Kâbe’nin gevşemiş, kağşamış duvarlarını yıkıp yeniden yapmak işine giriştiler.<br />
<br />
<br />
<br />
<br />
Mahzun oğullarından Ebu Vehb Aiz kalktı, ”Artık senin zamanın gelmiştir; sana layık olan budur!” deyip Kâbe’nin duvar taşlarının birisini yerinden kaldırdı. Aiz’in eline almasıyla taşın yerinden fırlayıp eski yerine düşmesi bir oldu!.<br />
<br />
<br />
Bunun ürerine Aiz (Başka rivayetlere göre Velid b. Mugire veya Ebu Talib) ey Kureyş topluluğu siz Kâbe’nin inşaatına sakın kazancınızın temiz olmayanını sokmayın! Ona Zina parası veya bir kazanç olmayan faiz yahut halkın herhangi birisinden haksız olarak gasp edilmiş olan para sokulmaz!”  dedi. Orada bulunan Kureyş halkı, bu söz üzerine dağılmağa başladılar. Kâbe’nin duvarlarını yıkmaktan korktular.<br />
<br />
<br />
Yıkım işine girilmesi, Temel taşlarına dokununca Mekke’nin sarsılmaya başlaması,<br />
<br />
Yıkım işine girilmesi, Temel taşlarına dokununca Mekke’nin sarsılmağa başlaması Velid b. Mugire “ Onu yıkmaya işte ben başlıyorum!” dedi. ,kalkıp eline kazmayı aldı. Kâbe’nin yanına vardı ve “Ey Allah’ım! Bizim hayır işlemekten başka bir maksadımız yoktur1” diyerek iki köşe arasındaki duvarın taşlarını indirmeye başladı.<br />
<br />
<br />
<br />
Kureyş halkı ise, o geceyi gözetlediler: “Durun bakalım, Eğer yaptığından dolayı Mugire’nin başına bir felaket gelirse, biz Kâbe den bir taş bile yıkmayalım. Yıktıklarımızı da bulundukları yere geri koyalım. Şayet, ona bir felaket gelmezse, Allah’ın bu yaptığımızdan hoşnut olduğunu anlar, hemen yıkım işine başlarız dediler.” <br />
<br />
<br />
Velid yaptığı işten dolayı bir felakete uğramadan ertesi günü sabaha çıktı ve yıkım işine devam etti. Kureyş halkıda onunla birlikte yıkım işine giriştiler. <br />
<br />
<br />
Kâbe’ yi temeline, Hz. İbrahim’in attığı temele kadar yıktılar.<br />
<br />
<br />
Orada diş gibi birbirine yapışmış yeşil, yeşil taşlara rastladılar. Yıkım işine katılan Kureyşliler den birisi, elindeki demir kazmayı(Küsküyü) , iki taştan birisini ayırmak ve koparmak için aralarına sokup zorladı. Taş kımıldayınca Mekke sarsılmağa başladı; Korktular; yıkım işine bu temel taşlarında son verdiler.<br />
<br />
<br />
<br />
Kâbe temelinde bulunan yazılar<br />
<br />
<br />
İbn-i isak ‘ın, kendisine, bir kureyşi tarafından rivayet edildiğini açıklayarak bildirdiğine göre: yıkılan doğu köşesinde (Hacer-ül esved-in altında) Süryanice yazılmış bir yazı buldular. Yahudilerden birisi gelip bu yazıyı onlara okuyuncaya kadar onun, ne olduğunu anlayamadılar.<br />
<br />
<br />
Yahudi’nin okuyup tercüme ettiğine göre: Bu yazıda şöyle deniliyordu.<br />
<br />
<br />
“ Ben, Bekke(Mekke) nin sahibi olan Allah’ım! Onu, gökleri ve yeri yarattığım, güneş ve aya şekil verdiğim ve onları yedi felekle berkittiğim gün, yarattım! Mekke’nin iki dağı (Halebi’ ye göre: Karşılıklı Ebu Kubeys ile Kuaykıan dağları) ortadan kalkmadıkça, bunlar zeval bulmazlar.”<br />
<br />
<br />
“Mekke’nin suyu ve sütü Mekkeliler için mübarek kılınmıştır.”<br />
<br />
<br />
Bir yazıda (Makam-ı İbrahim) de buldular. Onda da:<br />
<br />
<br />
“Mekke Şehri ki onda Allah’ın Beyt-i Haram’ı bulunmaktadır. Oraya üç yoldan rızık gelir. Onun halkından ilkine bile dokunmak helal değildir!” sözleri yazılı idi.<br />
<br />
<br />
İlk Muhaddislerden Ma’ mer b. Raşid’in (El cami) inde İmam Zühri’ den nakline göre: Mekke de bulunan taşın bir yüzünde İbn-i İshak’ın rivayet ettiği ilkyazı vardı. Taşın ikinci yüzünde ise:<br />
<br />
“Ben Bekke (Mekke) nin sahibi Allah’ım! (Rahm)i yarattım. O, benim ismimden ayrılmıştır. Kim onu birleştirirse, bende onu birleştiririm. Kim onu koparırsa, bende onu koparırım “ yazılı idi.<br />
<br />
<br />
Taşın üçüncü yüzünde de:<br />
<br />
<br />
“Ben Bekke(Mekke) nin sahibi Allah’ım! Hayrı ve şerri yarattım. İki eli hayırda olan kimseye ne mutlu! İki eli şerde olan kimseye ne yazık!” deniliyordu.<br />
<br />
Hz.muhammed ve İslamiyet M.Asım Köksal Mekke devri 106-107]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[Kabenin onarımı esnasında yaşanmış ilginç olaylar<br />
<br />
Mekke’de mevsimine göre şiddetli yağmurlar yağar taşkınlar olur ve bu taşkınlar neticesinde zaman zaman Kâbe’yi de su basardı. Hatta Zaman oldu Kâbe’nin içerisi taşkın suları ile dolduğu gibi gelen fazla su basıncı Kabe duvarının çatlamasına neden olmuştur. Bu nedenle Kâbe’nin yeniden onarımı gündeme gelmiş ve Kâbe’nin yıkılıp yeniden yapılması sürecinde çok ilginç olaylar yaşanmıştır. Burada bu olaylardan çok ilginç bir kesit anlatılmaktadır.<br />
<br />
<br />
Hazırlıklar tamamlanmış: sıra Kâbe duvarlarının yıkım işine gelmişti. Fakat Kâbe’nin içindeki demirbaş eşyanın bulunduğu kuyuya yerleşen, parlak, ak renkli, başı oğlak başı gibi, karabaşlı korkunç bir yılan her gün, öğle sıcağında uzanıp çıkar, Kâbe’nin duvarı üzerinde güneşlenirdi!<br />
<br />
Hiç imse onun yakınına varamaz, kuyruğunun yanından hemen başını kaldırır, yiyecek gibi ağzını açar; korkunç sesler çıkarırdı! Halk da ondan korkardı.<br />
<br />
<br />
Bu yılan, bir gün yine her zaman yaptığı gibi, öğle sıcağında Kâbe duvarı üzerinde güneşleniyordu. Allah ona büyük bir kuş saldı. Kuş onu kapıp götürdü.<br />
<br />
<br />
Bunun üzerine Kureyş kavmi, birbirlerine “Umarız ki Allah teşebbüs ettiğimiz işten hoşnut olmuştur. Yanımızda münasip bir usta var. Elimizde kereste var. Allah bizden yılanı da defetti!” dediler ve hemen Kâbe’nin gevşemiş, kağşamış duvarlarını yıkıp yeniden yapmak işine giriştiler.<br />
<br />
<br />
<br />
<br />
Mahzun oğullarından Ebu Vehb Aiz kalktı, ”Artık senin zamanın gelmiştir; sana layık olan budur!” deyip Kâbe’nin duvar taşlarının birisini yerinden kaldırdı. Aiz’in eline almasıyla taşın yerinden fırlayıp eski yerine düşmesi bir oldu!.<br />
<br />
<br />
Bunun ürerine Aiz (Başka rivayetlere göre Velid b. Mugire veya Ebu Talib) ey Kureyş topluluğu siz Kâbe’nin inşaatına sakın kazancınızın temiz olmayanını sokmayın! Ona Zina parası veya bir kazanç olmayan faiz yahut halkın herhangi birisinden haksız olarak gasp edilmiş olan para sokulmaz!”  dedi. Orada bulunan Kureyş halkı, bu söz üzerine dağılmağa başladılar. Kâbe’nin duvarlarını yıkmaktan korktular.<br />
<br />
<br />
Yıkım işine girilmesi, Temel taşlarına dokununca Mekke’nin sarsılmaya başlaması,<br />
<br />
Yıkım işine girilmesi, Temel taşlarına dokununca Mekke’nin sarsılmağa başlaması Velid b. Mugire “ Onu yıkmaya işte ben başlıyorum!” dedi. ,kalkıp eline kazmayı aldı. Kâbe’nin yanına vardı ve “Ey Allah’ım! Bizim hayır işlemekten başka bir maksadımız yoktur1” diyerek iki köşe arasındaki duvarın taşlarını indirmeye başladı.<br />
<br />
<br />
<br />
Kureyş halkı ise, o geceyi gözetlediler: “Durun bakalım, Eğer yaptığından dolayı Mugire’nin başına bir felaket gelirse, biz Kâbe den bir taş bile yıkmayalım. Yıktıklarımızı da bulundukları yere geri koyalım. Şayet, ona bir felaket gelmezse, Allah’ın bu yaptığımızdan hoşnut olduğunu anlar, hemen yıkım işine başlarız dediler.” <br />
<br />
<br />
Velid yaptığı işten dolayı bir felakete uğramadan ertesi günü sabaha çıktı ve yıkım işine devam etti. Kureyş halkıda onunla birlikte yıkım işine giriştiler. <br />
<br />
<br />
Kâbe’ yi temeline, Hz. İbrahim’in attığı temele kadar yıktılar.<br />
<br />
<br />
Orada diş gibi birbirine yapışmış yeşil, yeşil taşlara rastladılar. Yıkım işine katılan Kureyşliler den birisi, elindeki demir kazmayı(Küsküyü) , iki taştan birisini ayırmak ve koparmak için aralarına sokup zorladı. Taş kımıldayınca Mekke sarsılmağa başladı; Korktular; yıkım işine bu temel taşlarında son verdiler.<br />
<br />
<br />
<br />
Kâbe temelinde bulunan yazılar<br />
<br />
<br />
İbn-i isak ‘ın, kendisine, bir kureyşi tarafından rivayet edildiğini açıklayarak bildirdiğine göre: yıkılan doğu köşesinde (Hacer-ül esved-in altında) Süryanice yazılmış bir yazı buldular. Yahudilerden birisi gelip bu yazıyı onlara okuyuncaya kadar onun, ne olduğunu anlayamadılar.<br />
<br />
<br />
Yahudi’nin okuyup tercüme ettiğine göre: Bu yazıda şöyle deniliyordu.<br />
<br />
<br />
“ Ben, Bekke(Mekke) nin sahibi olan Allah’ım! Onu, gökleri ve yeri yarattığım, güneş ve aya şekil verdiğim ve onları yedi felekle berkittiğim gün, yarattım! Mekke’nin iki dağı (Halebi’ ye göre: Karşılıklı Ebu Kubeys ile Kuaykıan dağları) ortadan kalkmadıkça, bunlar zeval bulmazlar.”<br />
<br />
<br />
“Mekke’nin suyu ve sütü Mekkeliler için mübarek kılınmıştır.”<br />
<br />
<br />
Bir yazıda (Makam-ı İbrahim) de buldular. Onda da:<br />
<br />
<br />
“Mekke Şehri ki onda Allah’ın Beyt-i Haram’ı bulunmaktadır. Oraya üç yoldan rızık gelir. Onun halkından ilkine bile dokunmak helal değildir!” sözleri yazılı idi.<br />
<br />
<br />
İlk Muhaddislerden Ma’ mer b. Raşid’in (El cami) inde İmam Zühri’ den nakline göre: Mekke de bulunan taşın bir yüzünde İbn-i İshak’ın rivayet ettiği ilkyazı vardı. Taşın ikinci yüzünde ise:<br />
<br />
“Ben Bekke (Mekke) nin sahibi Allah’ım! (Rahm)i yarattım. O, benim ismimden ayrılmıştır. Kim onu birleştirirse, bende onu birleştiririm. Kim onu koparırsa, bende onu koparırım “ yazılı idi.<br />
<br />
<br />
Taşın üçüncü yüzünde de:<br />
<br />
<br />
“Ben Bekke(Mekke) nin sahibi Allah’ım! Hayrı ve şerri yarattım. İki eli hayırda olan kimseye ne mutlu! İki eli şerde olan kimseye ne yazık!” deniliyordu.<br />
<br />
Hz.muhammed ve İslamiyet M.Asım Köksal Mekke devri 106-107]]></content:encoded>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[Hakeme vuran futbolcu kaçak çıktı!]]></title>
			<link>https://forumistan.net/konu-hakeme-vuran-futbolcu-kacak-cikti.html</link>
			<pubDate>Sat, 06 Jul 2024 12:49:19 +0000</pubDate>
			<dc:creator><![CDATA[<a href="https://forumistan.net/member.php?action=profile&uid=34">Arzu</a>]]></dc:creator>
			<guid isPermaLink="false">https://forumistan.net/konu-hakeme-vuran-futbolcu-kacak-cikti.html</guid>
			<description><![CDATA[Hakeme vuran futbolcu kaçak çıktı!<br />
İstanbul 2. Amatör Lig'de oynanan Celaliyespor-Kabakçaspor maçında ilginç bir olay yaşandı... Müsabaka hakeme darp nedeniyle tatil edilirken ilginç olaylar silsilesi hakemin soyunma odasına gitmesinden sonra başladı.<br />
<br />
<br />
Maçın 80. dakikasına Celaliyespor 3-2 önde girerken Kabakçaspor'un 7 numaralı futbolcusu hakeme yumruk attı. Bunun üzerine hakem soyunma odasına gitti ve Kabakçasporlu oyuncuların lisanslarını inceledi ancak kendisine vuran 7 numaralı futbolcunun esami listesinde yazdığı gibi Tunahan I. olmadığını fark edince Kabakçasporlu yöneticisi ve takım kaptanını çağırarak durumu bildirdi. Çatalca ekibinin yöneticileri söz konusu futbolcunun kaçak oynadığını ve kendilerinin de bu kişiyi tanımadığını beyan ettiler.<br />
<br />
<br />
Bunun üzerine hakem karakola giderek kendisine vuran kişiden şikayetçi oldu. Karakol tespitinde hakeme vuran kişinin müsabaka isim listesinde yazılı Tunahan I. olmadığı ve bu futbolcu yerine kaçak olarak oynayan İbrahim K. isimli bir şahıs olduğu anlaşıldı. İbrahim K.'nın da takım kaptanı Emre K.'nın kuzeni olduğu ve herhangi takımda forma giymediği belirtildi.<br />
<br />
<br />
TFF Tertip Komitesi bunun üzerine Kabakçaspor'u 3-0 yenik sayarken 6 puanını sildi. Takım kaptanı Emre K. ile birlikte Yönetici Mustafa C. tedbirli olarak İl Disiplin Kuruluna sevk edildi. Hakeme darp konusu ise mahkemeye taşındı.]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[Hakeme vuran futbolcu kaçak çıktı!<br />
İstanbul 2. Amatör Lig'de oynanan Celaliyespor-Kabakçaspor maçında ilginç bir olay yaşandı... Müsabaka hakeme darp nedeniyle tatil edilirken ilginç olaylar silsilesi hakemin soyunma odasına gitmesinden sonra başladı.<br />
<br />
<br />
Maçın 80. dakikasına Celaliyespor 3-2 önde girerken Kabakçaspor'un 7 numaralı futbolcusu hakeme yumruk attı. Bunun üzerine hakem soyunma odasına gitti ve Kabakçasporlu oyuncuların lisanslarını inceledi ancak kendisine vuran 7 numaralı futbolcunun esami listesinde yazdığı gibi Tunahan I. olmadığını fark edince Kabakçasporlu yöneticisi ve takım kaptanını çağırarak durumu bildirdi. Çatalca ekibinin yöneticileri söz konusu futbolcunun kaçak oynadığını ve kendilerinin de bu kişiyi tanımadığını beyan ettiler.<br />
<br />
<br />
Bunun üzerine hakem karakola giderek kendisine vuran kişiden şikayetçi oldu. Karakol tespitinde hakeme vuran kişinin müsabaka isim listesinde yazılı Tunahan I. olmadığı ve bu futbolcu yerine kaçak olarak oynayan İbrahim K. isimli bir şahıs olduğu anlaşıldı. İbrahim K.'nın da takım kaptanı Emre K.'nın kuzeni olduğu ve herhangi takımda forma giymediği belirtildi.<br />
<br />
<br />
TFF Tertip Komitesi bunun üzerine Kabakçaspor'u 3-0 yenik sayarken 6 puanını sildi. Takım kaptanı Emre K. ile birlikte Yönetici Mustafa C. tedbirli olarak İl Disiplin Kuruluna sevk edildi. Hakeme darp konusu ise mahkemeye taşındı.]]></content:encoded>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[Türkiye'de İlginç Olaylar]]></title>
			<link>https://forumistan.net/konu-t%C3%BCrkiye-de-ilginc-olaylar.html</link>
			<pubDate>Sat, 06 Jul 2024 12:48:47 +0000</pubDate>
			<dc:creator><![CDATA[<a href="https://forumistan.net/member.php?action=profile&uid=34">Arzu</a>]]></dc:creator>
			<guid isPermaLink="false">https://forumistan.net/konu-t%C3%BCrkiye-de-ilginc-olaylar.html</guid>
			<description><![CDATA[Türkiye'de İlginç Olaylar<br />
<br />
Yer : Kayseri<br />
Siz hiç karanlikta iyi göremediginiz için yakit deposunun, tam dolup dolmadigini çakmak yakarak kontrol etme cesaretini kendinizdebuldunuzmu Kayseri sehirlerarasi otobüs terminalinde 38 AS 991 plakali yolcu otobüsüne mazot alan muavin Z. T. Deponun tam dolup dolmadigindan emin olmak için çakmak çakarak kontrol etmek ister. Sonuç; Buharlasan mazotun parlaması ve muavinin yanik tedavisi için hastahaneye kaldirilmasi.<br />
Yer : Diyarbakir<br />
Lunaparkta gece bekçisi iki kafadar (zincirlerin ucuna baglanmis salincaklardan olusan) uçan sandalyelere biner ve mekanizmayi çalistirirlar. Ancak sandelyelerin merkezkaç kuvveti ile dönerek açilmasindan dolayi durdurmak için saltere ulasamazlar ve sabaha kadar kimseye seslerini duyuramazlar… Bu bekçilerden biri hayatini kaybetmis, digeri ise gördügü uzun tedavilere ragmen eski sagligina kavusamamistir.<br />
Yer : Karabük<br />
Siz demir çelik haddehanesinde çalisan bir isçinin, sigarasini yakmak için 600 tonluk preslerin arasindan emekleyerek geçtigini ve 2.450 santigrad dercedeki firina ulasmaya çalisirken son sigarasini yaktigini duydunuzmu?<br />
Yer : Kütahya<br />
Cinsel organindan kanamali erkek<br />
hastanin, Acil servisteki doktorlara bulundugu beyanindaki süphe üzerine, olay polise intikal eder.<br />
Polis yaptigi arastirmada yaralinin pijamasinda cam kiriklari tesbit eder.<br />
Daha sonra yapilan sorgulamada yarali kayitlara geçmemesi kaydi ile itirafta bulunur; Çay bardagi ile masturbasyon.<br />
Yer : Giresun<br />
Siz hiç birisinin, dis agrisindan kurtulmak için çenesine kursun sıktığını ve beynini dagittigini duydunuzmu?.<br />
Yer : Istanbul, Sultanbeyli<br />
Yuttugu sinegi öldürmek için agzina Shelltox sikip, zehirlenerek kendiside ölen zamane uyanigini …..<br />
Yer : Erzurum<br />
Birçok ülkede insanlar berbere gidip tras olurlar, ama hiçbir berber, masaj amaciyla müsterisinin kafasini saga sola çevirirken boynunu kirmaz.<br />
Yer : Bozcaada<br />
Bankamatikten para çekerken baska bir ülkede elektrik çaprmasindan ölmezsiniz. Türkiye’de ölürsünüz.<br />
Yer : Adapazari<br />
Siz hiç arabasi ile yolda giderken radyoda duydugu göbek havasiyla cosup, göbek atmak için aracini kenara çeken ve otoyolda göbek atarken arkadan gelen aracin altinda kalip ölen duydunuzmu. Sözkonusu olay TEM otoyolu Sapanca mevkiinde cereyan etmistir.<br />
Yer : Konya<br />
Ayni isyerinde, biri gündüz biri gece vardiyasinda çalisan ve ikisi de isine motorsiklet ile giden baba-ogulun, yolda karsilasmalari normaldir, ama birbirlerine selam vermek için ellerini sallarken, kaza yapip ölmesi sadece bizde vaka-i adiyedendir.<br />
Yer : Kocaeli, Dilovasi<br />
Hangi ülkede bir gemi mühendisi, kontrol etmek için gemi kazanina girdiginde, biri baskasi gelip kazan kapisini kapatir ve kazani atesleyip ………<br />
Yer : Rize<br />
Hangi ülkede; elektrik diregine yaslanip, ayakkabisina giren tasi çikarmak için ayakkabisini silkeleyen birisi, yoldan geçen bir baskasi tarafindan (cereyana kapildigi zannedilerek, kurtarmak amaciyla temas etmeden) kürekle vurularak kurtarilmaya çalisilir?<br />
Yer : Trabzon<br />
Siz hiç baska bir ülkede, bir insanin, tuttugu futbol takiminin maçi,ya da siyasî partinin seçimi kazanip kazanmayacagi hakkinda bir “uzvu” üzerine iddiaya girdigini, “eger kazanamazsak, ben de bunu keserim” dedigini, iddiayi kaybedince Besmele ile abdest alip, iki rekat namaz kildiktan sonra “onu” kestigi ve kan kaybindan öldügünü duydunuzmu?<br />
Yer: Afyon<br />
Siz hiç kahvehanede Okey oynanirken, Insanlarin ve okey masasinin üzerine inek düstügünü, duydunuzmu ? Toprak damlardan olusan tipik anadolu mimarisi, sineklenen ve panige kapilarak nereye bastigini bilemeyen Sarikiz’in agirligina dayanamamistir.]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[Türkiye'de İlginç Olaylar<br />
<br />
Yer : Kayseri<br />
Siz hiç karanlikta iyi göremediginiz için yakit deposunun, tam dolup dolmadigini çakmak yakarak kontrol etme cesaretini kendinizdebuldunuzmu Kayseri sehirlerarasi otobüs terminalinde 38 AS 991 plakali yolcu otobüsüne mazot alan muavin Z. T. Deponun tam dolup dolmadigindan emin olmak için çakmak çakarak kontrol etmek ister. Sonuç; Buharlasan mazotun parlaması ve muavinin yanik tedavisi için hastahaneye kaldirilmasi.<br />
Yer : Diyarbakir<br />
Lunaparkta gece bekçisi iki kafadar (zincirlerin ucuna baglanmis salincaklardan olusan) uçan sandalyelere biner ve mekanizmayi çalistirirlar. Ancak sandelyelerin merkezkaç kuvveti ile dönerek açilmasindan dolayi durdurmak için saltere ulasamazlar ve sabaha kadar kimseye seslerini duyuramazlar… Bu bekçilerden biri hayatini kaybetmis, digeri ise gördügü uzun tedavilere ragmen eski sagligina kavusamamistir.<br />
Yer : Karabük<br />
Siz demir çelik haddehanesinde çalisan bir isçinin, sigarasini yakmak için 600 tonluk preslerin arasindan emekleyerek geçtigini ve 2.450 santigrad dercedeki firina ulasmaya çalisirken son sigarasini yaktigini duydunuzmu?<br />
Yer : Kütahya<br />
Cinsel organindan kanamali erkek<br />
hastanin, Acil servisteki doktorlara bulundugu beyanindaki süphe üzerine, olay polise intikal eder.<br />
Polis yaptigi arastirmada yaralinin pijamasinda cam kiriklari tesbit eder.<br />
Daha sonra yapilan sorgulamada yarali kayitlara geçmemesi kaydi ile itirafta bulunur; Çay bardagi ile masturbasyon.<br />
Yer : Giresun<br />
Siz hiç birisinin, dis agrisindan kurtulmak için çenesine kursun sıktığını ve beynini dagittigini duydunuzmu?.<br />
Yer : Istanbul, Sultanbeyli<br />
Yuttugu sinegi öldürmek için agzina Shelltox sikip, zehirlenerek kendiside ölen zamane uyanigini …..<br />
Yer : Erzurum<br />
Birçok ülkede insanlar berbere gidip tras olurlar, ama hiçbir berber, masaj amaciyla müsterisinin kafasini saga sola çevirirken boynunu kirmaz.<br />
Yer : Bozcaada<br />
Bankamatikten para çekerken baska bir ülkede elektrik çaprmasindan ölmezsiniz. Türkiye’de ölürsünüz.<br />
Yer : Adapazari<br />
Siz hiç arabasi ile yolda giderken radyoda duydugu göbek havasiyla cosup, göbek atmak için aracini kenara çeken ve otoyolda göbek atarken arkadan gelen aracin altinda kalip ölen duydunuzmu. Sözkonusu olay TEM otoyolu Sapanca mevkiinde cereyan etmistir.<br />
Yer : Konya<br />
Ayni isyerinde, biri gündüz biri gece vardiyasinda çalisan ve ikisi de isine motorsiklet ile giden baba-ogulun, yolda karsilasmalari normaldir, ama birbirlerine selam vermek için ellerini sallarken, kaza yapip ölmesi sadece bizde vaka-i adiyedendir.<br />
Yer : Kocaeli, Dilovasi<br />
Hangi ülkede bir gemi mühendisi, kontrol etmek için gemi kazanina girdiginde, biri baskasi gelip kazan kapisini kapatir ve kazani atesleyip ………<br />
Yer : Rize<br />
Hangi ülkede; elektrik diregine yaslanip, ayakkabisina giren tasi çikarmak için ayakkabisini silkeleyen birisi, yoldan geçen bir baskasi tarafindan (cereyana kapildigi zannedilerek, kurtarmak amaciyla temas etmeden) kürekle vurularak kurtarilmaya çalisilir?<br />
Yer : Trabzon<br />
Siz hiç baska bir ülkede, bir insanin, tuttugu futbol takiminin maçi,ya da siyasî partinin seçimi kazanip kazanmayacagi hakkinda bir “uzvu” üzerine iddiaya girdigini, “eger kazanamazsak, ben de bunu keserim” dedigini, iddiayi kaybedince Besmele ile abdest alip, iki rekat namaz kildiktan sonra “onu” kestigi ve kan kaybindan öldügünü duydunuzmu?<br />
Yer: Afyon<br />
Siz hiç kahvehanede Okey oynanirken, Insanlarin ve okey masasinin üzerine inek düstügünü, duydunuzmu ? Toprak damlardan olusan tipik anadolu mimarisi, sineklenen ve panige kapilarak nereye bastigini bilemeyen Sarikiz’in agirligina dayanamamistir.]]></content:encoded>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[BOYNUZLU ADAM]]></title>
			<link>https://forumistan.net/konu-boynuzlu-adam.html</link>
			<pubDate>Sat, 06 Jul 2024 12:46:57 +0000</pubDate>
			<dc:creator><![CDATA[<a href="https://forumistan.net/member.php?action=profile&uid=34">Arzu</a>]]></dc:creator>
			<guid isPermaLink="false">https://forumistan.net/konu-boynuzlu-adam.html</guid>
			<description><![CDATA[BOYNUZLU ADAM<br />
Yemen'de yaşayan Salih bin Talib Salih El-Cüneydi'nin bir gün rüyasında gördüğü boynuzlar başında gerçekten çıktı. Yaşı yüzü geçmesine rahmen sağlıklı bir şekilde hayatını sördüren salih dede ilk zamanlar boynuzların rahatsızlık verdiğini ama zamanla alıştığını belirtti. Başındaki boynuzlarından birinin kırıldığı ama sonradan tekrar uzadığını söyledi....]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[BOYNUZLU ADAM<br />
Yemen'de yaşayan Salih bin Talib Salih El-Cüneydi'nin bir gün rüyasında gördüğü boynuzlar başında gerçekten çıktı. Yaşı yüzü geçmesine rahmen sağlıklı bir şekilde hayatını sördüren salih dede ilk zamanlar boynuzların rahatsızlık verdiğini ama zamanla alıştığını belirtti. Başındaki boynuzlarından birinin kırıldığı ama sonradan tekrar uzadığını söyledi....]]></content:encoded>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[Dyatlov Geçidi]]></title>
			<link>https://forumistan.net/konu-dyatlov-gecidi.html</link>
			<pubDate>Sat, 06 Jul 2024 12:45:59 +0000</pubDate>
			<dc:creator><![CDATA[<a href="https://forumistan.net/member.php?action=profile&uid=34">Arzu</a>]]></dc:creator>
			<guid isPermaLink="false">https://forumistan.net/konu-dyatlov-gecidi.html</guid>
			<description><![CDATA[İlginç olaylara devam...<br />
<br />
dyatlov-geçidi<br />
<br />
29 Ocak 1959'da Ural Politeknik Enstitüsü'nden 10 öğrenci, kamp kurmak amacıyla Ural Dağları'nda yola çıktı. Öğrencilerden biri rahatsızlanınca, ekipten ayrıldı. Kalan 9 öğrenci ise devam etti ve 2 Şubat'ta herkesi dehşete düşüren bir olay yaşandı.<br />
<br />
Öğrencilerin çadırları yırtılmıştı, ilk iki ceset yalınayak ve sadece iç çamaşırları ile, sonraki üç ceset ise benzer bir durumda yakın bir yerde bulundu. Bundan iki ay sonra ise, son kurbanlar 75 metre uzaklıkta kar altında gömülü bulundu. Dört öğrencide büyük iç yaralanmalar, kırık kaburgalar ve ezilmiş kafatasları vardı. Birinin dili yoktu. Gerçek şu ki müfettişler saldırıya benzer herhangi bir bulgu bulamadı. Son dört kurbanın da başkalarına ait olduğu düşünülen ve radyasyon içeren kıyafetler giydikleri belirtildi.<br />
<br />
<br />
Ekipten son anda ayrılan öğrenci yıllar sonra bir belgeselde şöyle diyordu: "Eğer Tanrı’ya tek bir soru sorma şansım olsaydı; bu soru; o gece arkadaşlarıma ne oldu, olurdu."<br />
<br />
Ekipte bulunan herkes son derece deneyimli ve zor şartlara alışık insanlardı. Kayakçılar 2 Şubatta Otorten’i geçerek Holat Syahl tepesine ulaşmayı başardılar. Ekipten kalan fotoğrafları ve günlükleri inceleyen müfettişlere göre saat 5′te çadırlarını kurarak kamp yeri oluşturdular. Kayakçıların bu bölgeyi neden tercih ettikleri belli değil. Çünkü grup 1,5 km. ileride dağ eteğindeki ormanlık bölgeye kamp kurmuş olsaydı,iklimin sert etkilerinden de kendilerini koruyabileceklerdi. Böyle bir noktayı seçmiş olmaları bir şeylerden endişe ettiklerini düşündürmektedir.<br />
<br />
<br />
Ekip 12 Şubat'ta durumları hakkında telgraf çekecekti, bu nedenle o tarihe kadar kimse grup hakkında bir endişeye kapılmadı. Ancak 20 Şubat'tan sonra ekipten hala haber alınamamış olması nedeniyle arama çalışmalarına başlandı. Bölgeye askeri keşif uçakları ve helikopterler gönderildi.<br />
<br />
Öncü arama ekipleri 6 gün sonra 26 Şubatta kamp yerine ulaşabildiler. Yekaterinburg’dan gelen telgrafta ekip başkanı Mikhail Sharavin “Yarıya kadar yırtılmış ve içi kar ile dolmuş çadıra ulaştık. İçi boş, ancak grup, ayakkabılarını bile çadırda bırakarak burayı terk etmiş,” diye yazmaktaydı. Yapılan teknik incelemede çadırın içeriden yırtıldığı ve civarında karın altında kalmış olan 7-8 kişiye ait ayak izlerinin olduğu anlaşıldı. Ayak izlerinin hiç birinde ayakkabı veya çorap giyildiğine dair belirti yoktu.<br />
<br />
Peki ne olmuştu da, gecenin dondurucu soğuğunda dağcılar, üstelik yalın ayakla kaçmaya zorlanmıştı?<br />
<br />
<br />
Ayak izleri dağın eteğindeki ormana doğru gidiyor ancak 5oo metre sonra aniden yok oluyordu. İlk iki ceset ormanın sınırında bir çam ağacının altında bulundu.<br />
Cesetler ekipteki 24 yaşındaki Georgy Krivonischenko ve 21 yaşlarındaki Yury Doroshenko aittiler. Ve her ikisi de ayakları çıplak ve üzerleri elbisesizdi. Sadece iç çamaşırı giymişlerdi. Yanlarında yakılarak kömürleşmiş ağaç parçaları vardı. Çamın dalları ağacın 5 metre kadar üst kısımdan koparılmıştı. Demek ki, adamlar olaydan sonra ağacı tepesine çıkarak etrafa veya bir şeylere bakmışlardı. Bir kısım dal kırıkları kar üzerinde dağınık olarak bulundu.<br />
ilginc-olaylar<br />
<br />
Dyatlov, Zina Kolmogorova (22) ve Rüstem Slobodin (23)’e ait sonraki üç ceset ağaç ile kamp arasında 150 metre ara ile bulundu. Cesetler arasındaki mesafeden onları kampa dönmeye çalışırlarken öldükleri sonucuna varıldı.<br />
<br />
Uzmanlar hemen adli tahkikata giriştiler. Cesetler üzerinde yapılan otopsi işlemlerinde net bir sonuca ulaşılamadı. Adli tıp uzmanları beş cesedin hypothermia (soğuk etkisi ile donarak) neticesi öldüğünü açıkladılar. Slobodin’in kafasında fraktür tespit edildi ancak bu kırığın ölümcül olmadığı anlaşıldı.<br />
<br />
<br />
Olay mahallinde kalarak 2 ay boyunca araştırmalarını sürdüren ekip, çamlıklardan 75 metre uzakta kara gömülü dört cesedi daha ortaya çıkardı.<br />
<br />
<br />
Nicolas Thibeaux-Brignollel(24), Ludmila Dubinina (21), Alexander Zolotaryov (37), ve Alexander Kolevatov (25). Thibeaux-Brignollel’ın kafatası, Dubunina ve Zolotarev’in kaburga kemikleri kırılmış,  Dubinina’ın ise dili yerinde sökülmüştü.<br />
<br />
Tüm bunlara rağmen cesetlerin travmaya uğrayan kısımlarının dış yüzeylerinde yani cesetlerin üzerlerinde yaralanma belirtileri yoktu. Yani kırık kemikleri etrafını saran kas-et ve deri üzerinde yaralara rastlanılmadı. Cesetlerdeki tahribat araba çarpmasına benzetilmesine karşın yara izleri oluşmaması olayın esrarengizliğini iyice arttırdı.<br />
<br />
Son dört ceset diğerlerinden daha kötü giyimliydi. Anlaşılan sonraki, ilk kim öldüyse onun kıyafetlerini üzerine geçirmişti. Zolotaryov, Dubinina’ın kürklü montunu ve şapkasını giymişti. Dubinina’ın ayağında ise Krivonishenko’un yün pantolonu vardı.<br />
<br />
Elbiseler üzerinde yapılan incelemelerde  yüksek oranda radyasyona rastlanılmış olması ise başlı başına muamma idi.<br />
Olaydan bir kaç ay sonra yetkililer itham edecekleri kimseye ulaşamadıklarını, vakıanın çözümsüz kaldığını açıkladılar. Böylece dosya arşive gönderilerek unutulmaya terk edildi.<br />
Yıllar sonra sırrı çözmeye çalışan Yekaterinburg-Dyatlov Olayını Araştırma Derneği Başkanı Yury Kuntsevich, olayın olduğu sene 12 yaşında olmasına rağmen otoritelerin ve araştırmacıların olayı halktan saklama gayreti içinde olduklarını hatırlamaktaydı.<br />
<br />
Savcılık önce Mansi yerlilerinin bu cinayetleri işledikleri iddiasını araştırdı. Güya kendi yurtlarına geçiş yolu açan kâşifleri birilerinin cezalandırdığı düşünüldü. Oysa ne Otorten ve ne de Holat-Syahl yöre halkınca kutsal veya özelliği olan yerler değildi. Keza olay mahallinde de dokuz kayakçıdan başkaları olduğuna dair hiç bir iz ve belirti yoktu. Tek bilinen Otorten Dağı'nın Mansi dilinde “Ölüm Dağı” anlamına geldiğiydi.<br />
<br />
Daha sonraları olayı yeniden ele alan Rus uyruklu bir tıp uzmanı çok güçlü bir rüzgarın vücutta yumuşak dokuya zarar vermeden kemikleri kıracağını iddia etti. Belgeleri inceleyen Dr. Boris Vozrozhdenny “Bu bir araba kazasındaki etkiye eşit etki doğurur,” dedi. Yani kayakçılar güçlü bir fırtınaya tutularak çadırdan çıkmış, yaralanmış, yollarını kaybetmişlerdi.<br />
<br />
<br />
1990 yılında bir röportaj sırasında olayı inceleyen başmüfettiş Lev Ivanov, o tarihlerde bölgede görev yapan üst düzey yetkililerden kendisine olayı kapatarak gizli sınıflandırması ile bulduklarının saklanmasını emrettiklerini anlatmıştır. Kendisi de bu yetkililere, içlerinde olayı gören askerler ve hava tahmin görevlileri dahil çok sayıda tanık olması sebebiyle böyle bir şeyin mümkün olmadığını; Şubat ve Mart ayları içinde olayı gerçekleştiği noktada “parlak uçan küreler” gözlemlendiğini söylemiştir.<br />
<br />
Ivanov, ‘Leninsky Put’ isimli mahali Kazak Gazetesine verdiği demeçte “ O zaman da şüphelenmiştim, ancak artık bu kürelerle ölümler arasında direkt ilişki olduğundan eminim” demiştir. Ivanov Kazakistanda emekli iken vefat edecektir.<br />
Gerçekten de sınıflandırılmamış dosyalarda yakın bir alanda kamp kurmuş olan bir grup macera düşkününün tanıklıkları vardır. Bu gruptaki kişiler ölen kayakçıların kampından 50 km. kadar ileride aynı gece gökyüzünde Holat-Syahl’a doğru ilerleyen ‘portakal rengi küreler’ görmüşlerdir.<br />
Ivanov'un teorisine göre çadırdaki kayakçılardan biri küreleri gördü ve bağırarak diğerlerini uyandırdı. Ormana doğru kaçarlarken küreler patladı kayakçılardan dördü ağır yaralandı ve Slobodin’in kafatasındaki kırık bu sırada oluştu.<br />
Yudin de arkadaşlarının patlamada öldüklerine inanmaktadır. Grup muhtemelen habersizce askeri bir bölgeye girmiş ve gizli bir silahın denemesi sırasında kaza eseri ölmüşlerdir.<br />
Kuntsevich ise bir başka ipucundan bahsetmektedir. Ölüleri ilk olarak gördüğünde yüzlerinde kahverengi kabuksu bir tabaka olduğunu hatırlamaktadır. Yudin de açıklanan dökümanlarda iç organlardan parça alınarak incelemeye gönderilmesine rağmen, sonuçlarının saklandığını söylemektedir. Tüm bunlara karşın Holat-Syahl’da patlama teorisini destekleyecek hiç bir iz bulunamamıştır.<br />
<br />
1959 senesinde Rusya ve Kazakistan’ın bu tarz füzelerinin olup olmadığı bilinmemektedir. Sovyet Füzeleri üzerine araştırma yapan Alexander Zeleznyakov o tarihlerde henüz yerden atılan füzelerin inşasının yapılmadığını belirtmiştir. Savunma Bakanlığı da olay tarihinde füze denemelerinin yapıldığına dair resmi veya gayrı-resmi bir belgenin olmadığını iddia etmektedirler.<br />
<br />
Kuntsevich bölgeye yaptıkları ve başkanı olduğu bir keşif gezisinde olaydan arda kaldığını savunduğu bir metal parçasını elinde bulundurmaktadır. “ Ne çeşit bir askeri teknolojiyi test ettiklerini bilmiyorum ama 1959 felaketi insan-elinin ürünüdür,” demektedir. Yudin’e göre askeri yetkililer bölgelerinde çadırı fark ettiler ve yaptıkları gözlemde kayakçı elbise ve kayak takımlarını askeri elbise ve malzeme zannetme hatasına düştüler.<br />
1959 senesinde bir gece aniden dokuz kayakçının hayatına mal olan şeyin ne olduğu bugün hala sırdır. Dağcı ekibe ait bir çok fotoğraf ve ses kaydı ise ‘gizli’ ibaresi ile kamuoyundan saklanmaktadır.]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[İlginç olaylara devam...<br />
<br />
dyatlov-geçidi<br />
<br />
29 Ocak 1959'da Ural Politeknik Enstitüsü'nden 10 öğrenci, kamp kurmak amacıyla Ural Dağları'nda yola çıktı. Öğrencilerden biri rahatsızlanınca, ekipten ayrıldı. Kalan 9 öğrenci ise devam etti ve 2 Şubat'ta herkesi dehşete düşüren bir olay yaşandı.<br />
<br />
Öğrencilerin çadırları yırtılmıştı, ilk iki ceset yalınayak ve sadece iç çamaşırları ile, sonraki üç ceset ise benzer bir durumda yakın bir yerde bulundu. Bundan iki ay sonra ise, son kurbanlar 75 metre uzaklıkta kar altında gömülü bulundu. Dört öğrencide büyük iç yaralanmalar, kırık kaburgalar ve ezilmiş kafatasları vardı. Birinin dili yoktu. Gerçek şu ki müfettişler saldırıya benzer herhangi bir bulgu bulamadı. Son dört kurbanın da başkalarına ait olduğu düşünülen ve radyasyon içeren kıyafetler giydikleri belirtildi.<br />
<br />
<br />
Ekipten son anda ayrılan öğrenci yıllar sonra bir belgeselde şöyle diyordu: "Eğer Tanrı’ya tek bir soru sorma şansım olsaydı; bu soru; o gece arkadaşlarıma ne oldu, olurdu."<br />
<br />
Ekipte bulunan herkes son derece deneyimli ve zor şartlara alışık insanlardı. Kayakçılar 2 Şubatta Otorten’i geçerek Holat Syahl tepesine ulaşmayı başardılar. Ekipten kalan fotoğrafları ve günlükleri inceleyen müfettişlere göre saat 5′te çadırlarını kurarak kamp yeri oluşturdular. Kayakçıların bu bölgeyi neden tercih ettikleri belli değil. Çünkü grup 1,5 km. ileride dağ eteğindeki ormanlık bölgeye kamp kurmuş olsaydı,iklimin sert etkilerinden de kendilerini koruyabileceklerdi. Böyle bir noktayı seçmiş olmaları bir şeylerden endişe ettiklerini düşündürmektedir.<br />
<br />
<br />
Ekip 12 Şubat'ta durumları hakkında telgraf çekecekti, bu nedenle o tarihe kadar kimse grup hakkında bir endişeye kapılmadı. Ancak 20 Şubat'tan sonra ekipten hala haber alınamamış olması nedeniyle arama çalışmalarına başlandı. Bölgeye askeri keşif uçakları ve helikopterler gönderildi.<br />
<br />
Öncü arama ekipleri 6 gün sonra 26 Şubatta kamp yerine ulaşabildiler. Yekaterinburg’dan gelen telgrafta ekip başkanı Mikhail Sharavin “Yarıya kadar yırtılmış ve içi kar ile dolmuş çadıra ulaştık. İçi boş, ancak grup, ayakkabılarını bile çadırda bırakarak burayı terk etmiş,” diye yazmaktaydı. Yapılan teknik incelemede çadırın içeriden yırtıldığı ve civarında karın altında kalmış olan 7-8 kişiye ait ayak izlerinin olduğu anlaşıldı. Ayak izlerinin hiç birinde ayakkabı veya çorap giyildiğine dair belirti yoktu.<br />
<br />
Peki ne olmuştu da, gecenin dondurucu soğuğunda dağcılar, üstelik yalın ayakla kaçmaya zorlanmıştı?<br />
<br />
<br />
Ayak izleri dağın eteğindeki ormana doğru gidiyor ancak 5oo metre sonra aniden yok oluyordu. İlk iki ceset ormanın sınırında bir çam ağacının altında bulundu.<br />
Cesetler ekipteki 24 yaşındaki Georgy Krivonischenko ve 21 yaşlarındaki Yury Doroshenko aittiler. Ve her ikisi de ayakları çıplak ve üzerleri elbisesizdi. Sadece iç çamaşırı giymişlerdi. Yanlarında yakılarak kömürleşmiş ağaç parçaları vardı. Çamın dalları ağacın 5 metre kadar üst kısımdan koparılmıştı. Demek ki, adamlar olaydan sonra ağacı tepesine çıkarak etrafa veya bir şeylere bakmışlardı. Bir kısım dal kırıkları kar üzerinde dağınık olarak bulundu.<br />
ilginc-olaylar<br />
<br />
Dyatlov, Zina Kolmogorova (22) ve Rüstem Slobodin (23)’e ait sonraki üç ceset ağaç ile kamp arasında 150 metre ara ile bulundu. Cesetler arasındaki mesafeden onları kampa dönmeye çalışırlarken öldükleri sonucuna varıldı.<br />
<br />
Uzmanlar hemen adli tahkikata giriştiler. Cesetler üzerinde yapılan otopsi işlemlerinde net bir sonuca ulaşılamadı. Adli tıp uzmanları beş cesedin hypothermia (soğuk etkisi ile donarak) neticesi öldüğünü açıkladılar. Slobodin’in kafasında fraktür tespit edildi ancak bu kırığın ölümcül olmadığı anlaşıldı.<br />
<br />
<br />
Olay mahallinde kalarak 2 ay boyunca araştırmalarını sürdüren ekip, çamlıklardan 75 metre uzakta kara gömülü dört cesedi daha ortaya çıkardı.<br />
<br />
<br />
Nicolas Thibeaux-Brignollel(24), Ludmila Dubinina (21), Alexander Zolotaryov (37), ve Alexander Kolevatov (25). Thibeaux-Brignollel’ın kafatası, Dubunina ve Zolotarev’in kaburga kemikleri kırılmış,  Dubinina’ın ise dili yerinde sökülmüştü.<br />
<br />
Tüm bunlara rağmen cesetlerin travmaya uğrayan kısımlarının dış yüzeylerinde yani cesetlerin üzerlerinde yaralanma belirtileri yoktu. Yani kırık kemikleri etrafını saran kas-et ve deri üzerinde yaralara rastlanılmadı. Cesetlerdeki tahribat araba çarpmasına benzetilmesine karşın yara izleri oluşmaması olayın esrarengizliğini iyice arttırdı.<br />
<br />
Son dört ceset diğerlerinden daha kötü giyimliydi. Anlaşılan sonraki, ilk kim öldüyse onun kıyafetlerini üzerine geçirmişti. Zolotaryov, Dubinina’ın kürklü montunu ve şapkasını giymişti. Dubinina’ın ayağında ise Krivonishenko’un yün pantolonu vardı.<br />
<br />
Elbiseler üzerinde yapılan incelemelerde  yüksek oranda radyasyona rastlanılmış olması ise başlı başına muamma idi.<br />
Olaydan bir kaç ay sonra yetkililer itham edecekleri kimseye ulaşamadıklarını, vakıanın çözümsüz kaldığını açıkladılar. Böylece dosya arşive gönderilerek unutulmaya terk edildi.<br />
Yıllar sonra sırrı çözmeye çalışan Yekaterinburg-Dyatlov Olayını Araştırma Derneği Başkanı Yury Kuntsevich, olayın olduğu sene 12 yaşında olmasına rağmen otoritelerin ve araştırmacıların olayı halktan saklama gayreti içinde olduklarını hatırlamaktaydı.<br />
<br />
Savcılık önce Mansi yerlilerinin bu cinayetleri işledikleri iddiasını araştırdı. Güya kendi yurtlarına geçiş yolu açan kâşifleri birilerinin cezalandırdığı düşünüldü. Oysa ne Otorten ve ne de Holat-Syahl yöre halkınca kutsal veya özelliği olan yerler değildi. Keza olay mahallinde de dokuz kayakçıdan başkaları olduğuna dair hiç bir iz ve belirti yoktu. Tek bilinen Otorten Dağı'nın Mansi dilinde “Ölüm Dağı” anlamına geldiğiydi.<br />
<br />
Daha sonraları olayı yeniden ele alan Rus uyruklu bir tıp uzmanı çok güçlü bir rüzgarın vücutta yumuşak dokuya zarar vermeden kemikleri kıracağını iddia etti. Belgeleri inceleyen Dr. Boris Vozrozhdenny “Bu bir araba kazasındaki etkiye eşit etki doğurur,” dedi. Yani kayakçılar güçlü bir fırtınaya tutularak çadırdan çıkmış, yaralanmış, yollarını kaybetmişlerdi.<br />
<br />
<br />
1990 yılında bir röportaj sırasında olayı inceleyen başmüfettiş Lev Ivanov, o tarihlerde bölgede görev yapan üst düzey yetkililerden kendisine olayı kapatarak gizli sınıflandırması ile bulduklarının saklanmasını emrettiklerini anlatmıştır. Kendisi de bu yetkililere, içlerinde olayı gören askerler ve hava tahmin görevlileri dahil çok sayıda tanık olması sebebiyle böyle bir şeyin mümkün olmadığını; Şubat ve Mart ayları içinde olayı gerçekleştiği noktada “parlak uçan küreler” gözlemlendiğini söylemiştir.<br />
<br />
Ivanov, ‘Leninsky Put’ isimli mahali Kazak Gazetesine verdiği demeçte “ O zaman da şüphelenmiştim, ancak artık bu kürelerle ölümler arasında direkt ilişki olduğundan eminim” demiştir. Ivanov Kazakistanda emekli iken vefat edecektir.<br />
Gerçekten de sınıflandırılmamış dosyalarda yakın bir alanda kamp kurmuş olan bir grup macera düşkününün tanıklıkları vardır. Bu gruptaki kişiler ölen kayakçıların kampından 50 km. kadar ileride aynı gece gökyüzünde Holat-Syahl’a doğru ilerleyen ‘portakal rengi küreler’ görmüşlerdir.<br />
Ivanov'un teorisine göre çadırdaki kayakçılardan biri küreleri gördü ve bağırarak diğerlerini uyandırdı. Ormana doğru kaçarlarken küreler patladı kayakçılardan dördü ağır yaralandı ve Slobodin’in kafatasındaki kırık bu sırada oluştu.<br />
Yudin de arkadaşlarının patlamada öldüklerine inanmaktadır. Grup muhtemelen habersizce askeri bir bölgeye girmiş ve gizli bir silahın denemesi sırasında kaza eseri ölmüşlerdir.<br />
Kuntsevich ise bir başka ipucundan bahsetmektedir. Ölüleri ilk olarak gördüğünde yüzlerinde kahverengi kabuksu bir tabaka olduğunu hatırlamaktadır. Yudin de açıklanan dökümanlarda iç organlardan parça alınarak incelemeye gönderilmesine rağmen, sonuçlarının saklandığını söylemektedir. Tüm bunlara karşın Holat-Syahl’da patlama teorisini destekleyecek hiç bir iz bulunamamıştır.<br />
<br />
1959 senesinde Rusya ve Kazakistan’ın bu tarz füzelerinin olup olmadığı bilinmemektedir. Sovyet Füzeleri üzerine araştırma yapan Alexander Zeleznyakov o tarihlerde henüz yerden atılan füzelerin inşasının yapılmadığını belirtmiştir. Savunma Bakanlığı da olay tarihinde füze denemelerinin yapıldığına dair resmi veya gayrı-resmi bir belgenin olmadığını iddia etmektedirler.<br />
<br />
Kuntsevich bölgeye yaptıkları ve başkanı olduğu bir keşif gezisinde olaydan arda kaldığını savunduğu bir metal parçasını elinde bulundurmaktadır. “ Ne çeşit bir askeri teknolojiyi test ettiklerini bilmiyorum ama 1959 felaketi insan-elinin ürünüdür,” demektedir. Yudin’e göre askeri yetkililer bölgelerinde çadırı fark ettiler ve yaptıkları gözlemde kayakçı elbise ve kayak takımlarını askeri elbise ve malzeme zannetme hatasına düştüler.<br />
1959 senesinde bir gece aniden dokuz kayakçının hayatına mal olan şeyin ne olduğu bugün hala sırdır. Dağcı ekibe ait bir çok fotoğraf ve ses kaydı ise ‘gizli’ ibaresi ile kamuoyundan saklanmaktadır.]]></content:encoded>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[1. Abdülmecit zamanında bazı ilginç olaylar]]></title>
			<link>https://forumistan.net/konu-1-abd%C3%BClmecit-zamaninda-bazi-ilginc-olaylar.html</link>
			<pubDate>Sat, 06 Jul 2024 12:44:29 +0000</pubDate>
			<dc:creator><![CDATA[<a href="https://forumistan.net/member.php?action=profile&uid=34">Arzu</a>]]></dc:creator>
			<guid isPermaLink="false">https://forumistan.net/konu-1-abd%C3%BClmecit-zamaninda-bazi-ilginc-olaylar.html</guid>
			<description><![CDATA[88 Yıllık Türkiye Cumhuriyet tarihinde ilk kez bu yıl, Van depremi ve şehitler bahane edilerek Cumhuriyet Bayramı kutlamaları iptal edilirken, yine ilk kez bir padişahın (1.Abdülhamit’i), ölümünün 150’nci yılında anma töreni düzenlendi. Bu nedenle Abdülmecit döneminde yaptırılan Dolmabahçe Sarayı’nda, “Abdülmecit ve Dönemi” sempozyumu (bilgi şöleni) düzenlenmişti.<br />
<br />
Böylece olay bazı çevrelerce, “AKP iktidarının, Cumhuriyete karşı tavrını, Ümmetçi Osmanlı özlemini gösterdi” diye de yorumlara neden olmuştu.<br />
<br />
Bu son yazımızda, Osmanlı ordusunun peşpeşe kaybettiği savaşlarla ne kadar eğitimsiz, bilgisiz olduğunu, keçi kuyruğundan hava raporu edindiğini, Moltke gibi bilgili uzman karşısında gülünç duruma düştüğünü gösteren garip olayı aşağıya alıyoruz.<br />
<br />
KEÇİ KUYRUĞUNDAN HAVA RAPORU<br />
Abdülmecit'in tahta çıkmasından birkaç gün önce, Osmanlı ordusunun Mısır kuvvetleri tarafından Nizip'te yenildiği öğrenildi. Yeni bir ordu kurmak zaman alacağı için Mehmet Ali Paşa ile uzlaşmaya karar verildi. Üstelik donanma gemileri de hain bir vezir tarafından götürülüp Mısır’a teslim edilmişti. Abdülmecit’in Sadrazam Hüsrev Paşa’ ya gönderdiği bir hatt-ı hümâyununda uzlaşmanın şartlarını şu şekilde belirtmiştir:<br />
<br />
"Memleketin ve halkın güven ve düzenini korumak ve boş yere Müslüman kanının dökülmesine engel olmak için, şimdiye kadar olan bitenleri unutup Mehmet Ali Paşayı affe*diyorum. Affımı bir an önce kendisine bildirilmesini irade ediyorum.” [i]<br />
<br />
KEÇİ KUYRUĞUNDAN METEOROLOJİ RAPORU<br />
<br />
Ordunun, toplumun ne kadar geri olduğunu anlamak için 1.Abdülmecit’in babası ll. Mahmut zamanında olan ilginç bir olaya burada bakmak istiyoruz. Olayın geçtiği Nizip Savaşı’nın sonunda 1.Abdülmecit tahta yeni çıkmış, yenilgiyi tam kucağında hissetmişti.<br />
<br />
Ordunun niçin yenildiğini anlamak için aşağıdaki hazin olayı anımsamakta yarar var. Böylece, eğitimin, teknolojinin, bilimin ülkenin her alanında yayılmasının ne kadar önemli olduğunu anlamak gerekir.<br />
<br />
Mareşal Helmuth Von Moltke: Prusya (Alman) Genel Kurmay Başkanı idi. Tanınmış bir asker (general). Osmanlı karşısında Avrupa devletlerinin hızla ilerlediğini gören ll. Mahmut, Osmanlı ordusunun modernleştirilmesine katkıda bulunması, danışmanlık yapması için 1835 yılında davet edilmiş 1839 a kadar Osmanlı ülkesini dolaşmış, anılarını yazmış, ileri görüşlü, aydın bir askerdi. Ülkede kaldığı dört yıl içinde, Türk Ordusunu çeşitli yönlerden modernize etmeye çalışmış, en büyük eksikliğin bilim, eğitim alanında olduğunu görmüş. Bu arada yurdun her yanını dolaşarak, orduyu eğitim çalışmaları yanında, bazı bölgelerin harita planlarını çıkarmada yardımcı olmuş.<br />
<br />
Yaşadıklarını, anılarını mektuplarla, kitapla dile getirmiştir.<br />
<br />
ll. Mahmut Moltke için, sadrazam Benderli Ali Paşa’ya şöyle demiştir: “Paşa, şu Alman zabiti gibi on kumandanım olsa…” diyerek takdirlerini dile getirerek övmüş, onu madalya, nişanlarla ödüllendirmişti.<br />
<br />
Ayrıca Osmanlı İmparatorluğunun 1600 lü yılardaki ihtişamıyla 200 yıl sonraki durumunu karşılaştırmış; kaybedilen toprakları, savaşları ve dağılma sürecini anlatmıştır. Ekonomik bozukluğu, vergilerin ağırlığını, iltimas ve rüşvet karşısında idarenin zayıflığını anlatmıştır.<br />
<br />
Osmanlının son yıllarına kadar devlet adamlarının feyiz aldıkları kurum medreselerdi. Osmanlı geleneğinde medreseler gerçek birer ilâhiyat okulları gibidirler. Mezunlarından devlet hizmetine alınanlara ”ulema” denirdi. Bunlar devletin şeriat ile adalet işlerini ifa ederdi. “Bilge” konumunda olması gereken bu kişiler, özellikle XIX. Yüzyılda, etraflarını kendi doğruları ile örerek bilginin cahili durumuna gelmekle kalmamış birçok komik ve de trajik olayların yaşanmasına vesile olmuşlardır.<br />
<br />
Bunlardan birini II. Mahmut Dönemi’nde Osmanlı ordusunda görev yapan Moltke’nin anılarında buluruz. Olay özetle şöyledir:<br />
<br />
Yıl 1839’dur. II. Mahmut ile Mısır Valisi Mehmet Ali Paşa kuvvetleri arasında meydana gelen “Nizip Savaşı”nda Osmanlı ordusuna Hafız Ahmet Paşa komuta etmektedir. Hafız Ahmet Paşa tecrübesizdir ve de komutasındaki generallerden çok ulemanın düşüncelerine önem vermektedir. Osmanlı ordusunda danışman olarak Prusya’lı 3 kurmay subay bulunmaktadır.<br />
<br />
Bunlardan biri de Moltke’dir. Moltke’ye göre Nizip’te Osmanlı ordusunun önemli birliğini yayalar teşkil etmektedir. Erlere çarçabuk bazı şeyler öğretilebilmiştir. Subaylar ise subaylıktan hiçbir şey anlamamaktadırlar.<br />
<br />
Mısır kuvvetlerinin başında İbrahim Paşa bulunmaktadır. Onların da durumu pekiyi değildir. Sayı bakımından iki ordu aşağı yukarı eşittir. Nizip alanında bu iki ordu harp kurallarına uygun olarak yerleştirilmiştir.<br />
<br />
Prusya’lı kurmay subaylar Osmanlı ordusunun Mısırlıları yenecek bir durumda iken hemen muharebeye girişilmesi için Başkomutan Hafız Paşa’ya tavsiyelerde bulunmuşlardır. Ancak ordu içinde bulunan ulema o gün Cuma olduğundan harp yapılmasının Şeran caiz olmadığını ileri sürmüşlerdir.<br />
<br />
Bir gün sonra Prusya’lı subaylar bir gece baskını yapılmasını önermişlerdir. Ulema bu defa da haydut gibi ansızın gece baskını yapılmasının padişah askerlerinin şanına yakışmayacağını bildirmişlerdir. “Peki, ne zaman hücum edeceğiz?” sorusuna da. “Keçinin kuyruğundan gelecek işareti<br />
<br />
bekleyeceğiz.”cevabını vermişlerdir. Osmanlı komutanı yarın yağmur yağıp yağmayacağını, bir neferin keçinin kuyruğuna bakarak yağmurun yağacağını veya yağmayacağını söyler. Mareşal Moltke bu cahilce uygulama karşısında şaşar kalır.”Keçi kuyruğundan hava raporu alan orduya benim yapacağım bir şey yok” diyerek hayretini gizleyemez; ümitsizliğe kapıldığı için, o yıl ayrılır gider.<br />
<br />
(Demek ki, böylece ve nice örneklerle, Osmanlıda ulema denilen zevatın zamanın biliminden ne kadar uzakta olduğunu görüyoruz (Ulema derken aklımıza, RTE’nin, Danıştay’ın verdiği hukuki karar karşısında, “sizin kafanız basmaz, bir de ulemaya danışalım” sözü geliverdi). 80-100 yıl sonra padişah anmaları, “ülema” demeleri, içlerindeki, kafalarındaki sadece “şeriat, tarikat” diyecek ulema özlemini yansıtmaktadır).<br />
Bu arada Mısır ordusu Osmanlı kanatlarını kuşatmıştır. Moltke, Hafız Paşa’ya Birecik üzerine çekilip kuşatmadan kurtulmasını tavsiye eder. Ancak Hafız Paşa geri çekilmeyi şerefsizlik saydığından yerinden kıpırdamamıştır. Mısırlılar ise 29 Haziran 1839’da saldırıya geçmişler ve Osmanlı Ordusunu 4 saat içinde perişan edip dağıtmışlardır.<br />
<br />
Buna rağmen, Moltke yazdığı anılarına, “benim taarruz planımı müdafaada durdurabilecek bir tek millet vardır, o da Türk’lerdir”, demiştir. [ii]<br />
<br />
TANZİMAT FERMANI VE ÖNEMİ NEDİR?<br />
<br />
<br />
3 Kasım 1839'da okunan Tanzimat Fermanı, Türk tarihinde demokratikleşmenin, Batıya açılmanın somut ilk adımıdır. Aslen II. Mahmut döneminde planlanmasına rağmen, II. Mahmut'un ölümünün ardından oğlu Abdülmecit döneminde dışişleri bakanı Mustafa Reşit Paşa tarafından okunmuştur. (Gülhane Parkı'nda okunması nedeniyle) Gülhane Hatt-ı Hümayunu veya Tanzimat-ı Hayriye de denir.<br />
<br />
Tanzimat Fermânı'nın okunmasından I. Meşrutiyet'in ilanına kadar geçen dönem, Osmanlı tarihinde Tanzimat Dönemi (3 Kasım 1839 - 22 Kasım 1876) olarak anılır.<br />
<br />
Tanzimât Hatt-ı Şerif-î 3 Kasım 1839 tarihinde Koca Mustafa Reşit Paşa tarafından Gülhane Parkı'nda okunarak ilân edilmiştir<br />
<br />
TANZİMAT FERMANININ İLAN SEBEPLERİ:<br />
<br />
Osmanlı ordusu Nizip'te Mehmet Ali Paşa'ya yenilmiş, donanma Mısır'a götürülmüştü. Mısır sorunu bir Avrupa sorunu haline gelmişti. Bu durumda devlet ya Mehmet Ali Paşa'nın eline geçecek, ya da Rusya Hünkâr İskelesi Antlaşması'na göre Osmanlı Devleti'ni himaye altına alacaktı. Böylece:<br />
<br />
1)-Avrupalı Devletlerin iç işlerimize karışmasına engel olmak.<br />
2)-Mısır ve Boğazlar konusunda Avrupalı Devletlerin desteğini kazanmak.<br />
3)-Devleti ve toplumu demokratik bir yapıya kavuşturma isteği<br />
Bu nedenlerden dolayı 3 Kasım 1839 da Tanzimat Fermanı (Gülhane Hattı Hümayunu) ilan edildi.<br />
<br />
NOT: Tanzimat Fermanının ilanıyla Osmanlı tarihinde yeni bir dönem açılmış(Tanzimat Devri) ve bu devir. 1876'ya kadar devam etmiştir.<br />
<br />
TANZİMAT FERMANINDA YER ALAN KONULAR:<br />
<br />
1)-Azınlıkların, can, mal ve namus güvenliği sağlanacak.<br />
<br />
2)-Vergi sistemi yeniden düzenlenerek, herkesten gelirine göre vergi alınacak.,<br />
<br />
3)-Askerlik OCAK görevinden, VATAN görevi haline getirilecek. Azınlıklarda<br />
<br />
askere alınacak.<br />
<br />
4)-Kanunların her gücün üstünde olduğu kabul edilecek.<br />
<br />
TANZİMAT FERMANININ ÖZELLİKLERİ:<br />
<br />
1)-en önemli özelliği padişahın yetkilerini sınırlandırması ve kanunların her<br />
<br />
gücün üstünde olduğunun ifade edilmesidir.<br />
<br />
2)-Tanzimat fermanı anayasacılığa ve demokrasiye(hukuk devletine,yani hukukun üstünlüğü esasına<br />
<br />
dayanan devlet anlayışına)geçişin (batılılaşmanın) ilk aşamasıdır.<br />
<br />
3)-bu fermanın hazırlanmasında halkın bir rolü ve baskısı yoktur. padişah<br />
<br />
Abdülmecit, Mustafa Reşit paşanın telkiniyle mısır meselesinde Avrupa devletlerinin desteğini kazanmak için bu fermanı ilan etmiştir.<br />
<br />
TANZİMAT FERMANI'NIN BAŞLICA ESASLARI ŞUNLARDI:<br />
<br />
1)-Müslüman ve Hıristiyan bütün halkın ırz, namus, can ve malı devlet garantisi altında bulunacak.<br />
<br />
2)-Vergiler herkesin gelirine göre, düzenli bir şekilde alınacak.<br />
<br />
3)-Askerlik işleri düzene konulacak.<br />
<br />
4)-Mahkemeler açık olacak. Hiç kimse mahkeme edilmeden cezalandırılmayacak.<br />
5)-Herkes malına sahip olup, miras bırakılabilecektir.<br />
<br />
6)-Her türlü rüşvet ve iltimas kalkacaktı.<br />
<br />
7)- Herkes kanun önünde eşit olacak.<br />
<br />
YORUM:<br />
- Padişah; bu fermanı ilân ederek bizzat kendisi kendi yetkilerini sınırlandırmıştır.<br />
<br />
- Fermanın getirdiği en büyük yenilik, her gücün üstünde kanun kuvvetinin bulunduğu düşüncesinin ortaya çıkmasıdır. .<br />
<br />
- Tanzimat Fermanı; Osmanlı Devleti'nde anayasacılığın başlangıcıdır.<br />
<br />
- Vatandaşın mülkiyet hakkı, devlet garantisi altına alınmıştır.<br />
<br />
- Tanzimat Fermanı'nı ilânı ile Osmanlı ülkesinde Avrupai tarz hukuk kuralları<br />
<br />
geçerli olmaya başlamıştır.<br />
<br />
- Askerlik vatan hizmetine dönüşmüştür.<br />
<br />
- Batılılaşma, hareketleri bundan sonra daha da yoğunlaştı.<br />
<br />
- Tanzimat döneminde Batıyı daha iyi anlayan aydınlar yetişti.<br />
<br />
SONUÇLAR:<br />
Tanzimat Fermanı'nın halk tarafından anlaşılması için Anadolu ve Rumeli'ye memurlar gönderildi.<br />
<br />
Hukuk alanında ıslahatlar ile yeni ticaret, ceza kanunları ve mahkemeler meydana getirildi. Fakat bu haklardan Türkler ve Müslüman'lardan daha çok Avrupalılar ve gayrimüslimler yararlandılar.<br />
<br />
Kılık, kıyafet, yaşayış ve sosyal alanda "Batılılaşma" denilen yenilikler yapıldı.<br />
Tanzimat Fermanı, anayasanın Osmanlı ülkesinde başlangıcı oldu. Osmanlı Devleti bu fermanı ilân ederken Avrupalı devletlerin desteğini sağlamayı amaçlamıştı. Tanzimat'ın hemen sonrasında Mısır meselesi, onların yardımı ile halledildi. Rusya ve Hünkâr İskelesi meselesi ve boğazların durumu çözümlendi.<br />
Ordu ve eğitim alanında batı örneklerine göre çalışmalar yapıldı.<br />
- Tanzimat Fermanı, halk iradesiyle değil, padişahın tek taraflı iradesiyle ortaya çıkmıştı. Bu nedenle halk tarafından tam olarak anlaşılamadı. Ancak bu dönemde ilk Osmanlı aydın kadrosu yetişti.<br />
<br />
TANZİMAT FERMANI'NDA HUKUK ALANINDAKİ YENİLİKLER<br />
<br />
Tüm vatandaşlar "Osmanlı vatandaşı" sayılarak din farklılıklarına bağlı ayrıcalıklar kısmen kaldırıldı.<br />
<br />
1840'ta bazı maddeleri Fransız Ceza Yasasından alınan yeni Ceza Kanunnamesi hazırlandı. 1858'de tümüyle Batı kaynaklarından esinlenen ikinci Ceza Kanunnamesi kabul edildi.<br />
<br />
1850'de Fransız Ticaret Kanunu esas alınarak hazırlanan Ticaret Kanunnamesi yürürlüğe girdi. Bu kanunla faiz, anonim şirket ve kambiyo senedi kavramları ilk kez Osmanlı hukukunda yer aldı.<br />
<br />
1840'tan itibaren ceza ve ticaret davalarına bakmak üzere, laik ilkelere göre işleyen nizamiye mahkemeleri kuruldu; bu mahkemelere Müslümanların yanı sıra gayrimüslim hâkimler atandı. 1853'te cinayet davalarında gayrimüslimlerin de şahitlik yapabileceği kabul edildi. 1851'de ticaret mahkemeleri kuruldu.<br />
1867'de Devlet görevlilerine karşı açılan davaları görmek için Şurayı Devlet (Danıştay) kuruldu.<br />
<br />
TANZİMAT FERMANI'NDA MALİ ALANDAKİ GELİŞMELER<br />
<br />
1841-1842 yılında ilk bütçe hazırlandı, 1846-1847 yılında ise ilk modern bütçeye geçildi.<br />
Vergilerin mükellefler arasında düzgün ve gelirlere göre dağıtılması amaçlandı.<br />
Devlet görevlilerinin halktan resmi vergiler dışında aldıkları vergiler yasaklandı.<br />
1840'ta Kaime-i Nakdiye ismiyle ilk kâğıt para dolaşıma sokuldu.<br />
1855'te Kırım Savaşı'nın maddi yükünü karşılamak için tarihte ilk kez dış borç alındı. Borç İngiltere’den alınmıştır.<br />
<br />
TANZİMAT FERMANI'NDA ASKERİ YENİLİKLER<br />
<br />
Donanma seferberliği başlatan Sultan Abdülaziz.<br />
Askerlik hizmetinin vatani bir vazife olduğu ilan edilerek zorunlu askerlik başlatıldı.1843'te ilan edilen bir yasayla askerlik yaşı 20, zorunlu askerlik süresi 4 yıl olarak kabul edildi.<br />
<br />
1847'de gayrimüslimlerin de orduya girip albay rütbesine kadar yükselmesi kararlaştırıldı.<br />
Avrupa gezisinde Avrupa ülkelerin donanmalarına hayran kalan Sultan Abdülaziz yeni bir donanma kurulması için emir verdi, çok güçlü bir donanma kuruldu.<br />
1867'de Bahriye Nezareti kuruldu.<br />
<br />
1869'da Serasker Hüseyin Avni Paşa'nın öncülüğünde Bahriye Nezareti kuruldu, askeri yapı yenilendi, terfi sistemi düzenlendi.<br />
<br />
TANZİMAT FERMANI'NDA EĞİTİM ALANINDAKİ GELİŞMELER<br />
<br />
Kışın Galatasaray Lisesi 1846'da Mekatib-i Umumiye Nezareti kuruldu.1848 de Darülmuallim (öğretmen okulu) açıldı. Harbiye, Bahriye ve Tıbbiye dışındaki okulların kontrolü bu nezarete verildi.<br />
<br />
Rüştiyelerin açılmasına hız verildi.<br />
<br />
1868'de Fransızca eğitim ve batılı anlamda ilk eğitim verecek olan lise ile üniversite arasında bir kurum olan Galatasaray Sultanisi açıldı.<br />
1869'da Fransız eğitim sistemini örnek alan Maarif-i Umumiye Nizamnamesi yayınlandı.<br />
1870'te Dârülmuallimât adında kız öğretmen okulu açıldı.<br />
<br />
İlk kez yurt dışına öğrenci gönderildi.<br />
<br />
Devlet memuru yetiştirmek amacıyla, Mekteb-i Maarif-i Adliye kuruldu.(II. Mahmut)<br />
<br />
TANZİMAT FERMANI'NDA SANAYİLEŞME HAMLESİ<br />
<br />
Devlet eliyle atölye ve tesis kurulmasını amaçlayan sanayileşme başladı. Önce Yedikule-Küçükçekmece arasında 130 metre uzunluğunda bir tür sanayi parkı kuruldu.<br />
Zeytinburnu'nda demir işleme ve makine imalathanesi, kumaş ve pamuklu çorap üretim tesisi, buradaki fabrikalar için teknik eleman yetiştirecek bir okul açıldı.<br />
Bakırköy'de baruthanenin yanına bir iplik bükme, dokuma ve pamuklu basma fabrikası, Hereke'de bir pamuklu dokuma fabrikası kuruldu.<br />
<br />
Yol yapımına önem verilmiştir.<br />
<br />
Devlet memurlarının yerli kumaş kullanması zorunluluğu getirildi.<br />
Ancak İngiltere ile yapılan 1838 Balta Limanı Ticaret Anlaşması, bu dönemde Osmanlı'nın zararına gelişmiş, dışa bağımlılığı artırmıştır.<br />
<br />
Bu gelişmelere rağmen sanayi makinelerinin Avrupa'dan ithal ediliyor olması ve nitelikli eleman eksikliği yüzünden yeterli bir sanayi pazarı oluşturulamadı.<br />
<br />
TANZİMAT FERMANİ'NİN TAM METNİ ŞÖYLEDİR:<br />
<br />
“Herkesin bildiği gibi, devletimizde, kurulusundan beri Kuran’ın yüce hükümlerine ve şeriat yasalarına tam uyulduğundan, ülkemizin gücü ve bütün tabasının refah ve mutluluğu en yüksek noktaya çıkmıştı. Ancak, yüz elli yıl var ki, birbirlerini izleyen karışıklıklar ve çeşitli nedenlerle şeriata ve yüce yasalara uyulmadığından evvelki kuvvet ve refah, tam tersine zayıflık ve fakirliğe dönütsü. Oysa şeriat yasaları ile yönetilmeyen bir ülkenin varlığını sürdürebilmesinin imkânsızlığı açık seçik ortadadır.<br />
<br />
Tahta geçtiğimiz mutlu günden bu yana bütün çabalarımız, hep ülkenin kalkınması, ahalimiz ve fakirlimizin refahı amacına yönelik oldu. Eğer, yüce devletimize dâhil ülkelerin coğrafi konumu, verimli toprakları ve haklinin yetenekleri göz önünde tutularak gerekli girişimler yapılırsa, yüce Tanrı’nın yardımı ile beş-on yılda kalkınabileceğimiz söz götürmez.<br />
<br />
Ulu Tanrı’nın yardımına ve Peygamberimiz hazretlerinin ruhaniyetine sığınarak, yüce devletimizin ve ülkemizin iyi bir biçimde yönetilmesi için bundan böyle bazı yeni yasalar çıkarılması gerekli görüldü.<br />
<br />
Söz konusu yasaların basında can güvenliği; irk, namus ve malin korunması; vergi toplanması; haklin askere alınıp silâhaltında tutulma süresi gibi hususlar gelmektedir. Söyle ki; Dünyada can, ırz ve namustan daha kıymetli birsek yoktur. Bir insan bunları tehlikede görünce, yaradılıştan kötü olmasa bile, canini ve namusunu korumak için olmadık çarelere başvurur. Bunun devlet ve memlekete zarar vereceği açıktır. Buna karşılık, can ve namustan emin olan bir kimse sadakat ve doğruluktan ayrılmaz, isi ve gücü ile devletine ve milletine yararlı olur.<br />
<br />
Mal güvenliğinin olmadığı yerde ise kimse devlet ve ulusuna ısınamaz, ülkesinin yükselmesi ile ilgilenmez, hep korku ve üzüntü içinde yasar. Buna karşılık, malından, mülkünden emin olmadığı zaman hep kendi isi ve isinin genişletilmesi ile uğraşır. Devlet ve millet gayreti, vatan sevgisi kendisinde her gün artar.<br />
<br />
Vergi konusuna gelince: Bir devlet, ülkesini korumak için askere ve gerekli öbür masraflara muhtaçtır. Bu, para ile olur. Para, tabladan toplanacak vergiler ile oluştuğundan bunun en iyi şekilde toplanması gerekir.<br />
<br />
Evvelce gelir sanılmış olan "yâd’ı vahit" belasından ülkemiz hamdolsun, kurtulmuşsa da yıkıcı bir yöntem olup hiçbir zaman yararlı sonuç doğurmamış olan iltizam usulü hala sürüyor. Bu, ülkenin siyasi islerini ve mali konularını bir adamın keyfine, hatta cebir ve zulmüne teslim etmek demektir. Bu adam iyi bir insan değilse hep kendi çıkarına bakar, bütün davranışlarında kötülüğe, zulme yönelir. Bu nedenle, ülkemiz insanlarının her biri için, malına ve gelirine göre bir verginin saptanması ve kimseden bundan fazla birsek alınmaması gerekir. Yüce devletimizin karada ve denizdeki askeri masrafları ile öbür masrafları yasalarla belirlenip sınırlandırılmalı ve uygulama ona göre yapılmalıdır.<br />
<br />
Askerlik de, yukarıda belirtildiği gibi, önemli konulardan biridir. Ülkenin korunması için asker vermek halkın baslıca borcudur. Fakat bir memleketin mevcut nüfusuna bakılmaksızın, şimdiye kadar yapıldığı gibi, kiminden tahammülünden çok, kiminden az asker alınması hem düzesizliğe; hem tarım, ticaret ve bayındırlık işlerinin kötü gitmesine; hem ömür boyu askerlik bıkkınlığa; hem de nüfusun azalmasına yol açar. Bu nedenle, her memleketten alınacak asker miktarı için uygun yöntem konulmalı ve dört veya beş yıl hizmet için sıra usulsü getirilmelidir. Bunlar yapılmadıkça devletin kuvvetlenip gelişmesi, huzur ve asayişin sağlanması mümkün olmaz. Bütün bunların dayanağı yukarıda açıklanan hususlardır.<br />
<br />
Bu nedenle, bundan böyle suç isleyenlerin durumları şeriat yasaları gereğince açıkça incelenip bir karara bağlanmadıkça kimse hakkında, açık veya gizli, idam ve zehirleme işlemi uygulanmayacaktır. Hiç kimse, başkasının ırz ve namusuna saldırmayacaktır. Herkes malına, mülküne tam sahip olacak, bunları dilediği gibi kullanacak, bunu yaparken de devlet büyüklerinin müdahalesine uğramayacaktır. Birinin suçluluğunun saptanması halinde mirasçıların o isle ilgileri bulunmayacağından suçlunun malları elinden alınıp varisleri miras hakkından yoksun bırakılmayacaklardır.<br />
<br />
Yüce devletimizin tabası Müslümanlarla öbür uluslar bu haklardan tam yararlanacaklardır. Can, ırz, namus ve mal konularında, ülkemizin tüm halkına şeriat yasaları gereğince garanti verilmiştir. Öbür konularda da oybirliği ile karar verilmesi için, Meclisi Ahkâm-i Adliye üyeleri gerektikçe artırılacaktır. Yüce devletimizin bakanları ile ileri gelenleri belirli günlerde orada toplanarak, görüşlerini çekinmeden açıkça söyleyeceklerdir. Can, mal güvenliğine ve vergilerin belirlenmesine ait yasalar böyle hazırlanacaktır.<br />
<br />
Askerlikle ilgili konular Baba-i Seraskeri Dar-i Şurası’nda görüşülüp karara bağlandıktan sonra sonsuza dek uygulanmaları için tasdik edilmek üzere tarafıma gönderilecektir. Söz konusu yasalar sırf din, devlet, ülke ve ulusu kalkındırmak amacı ile çıkarılacak, ardından bunlara tam uyacagimiza yemin ederiz. Bu konuda, Hirka-i Serife odasında, tüm din adamları ile bakanların hazır bulunacakları bir sırada yemin edecektir.<br />
<br />
Din adamı ve vezirlerden yasalara aykırı hareket edenlerin, kanıtlanacak suçlarına göre, rütbelerine ve hatır ve göçüle bakılmaksızın cezalandırılmaları için özel ceza yasası çıkarılacaktır.<br />
<br />
Memurlara yeterli maaş bağlanmış olup, henüz bağlanmış olanlarınkiler de belirlenecektir. Bu yolla da, şeriata aykırı olan ve ülkenin gerilemesinde başrolü oynayan rüşvet belası güçlü bir yasa ile ortadan kaldırılmış olacaktır.<br />
Bütün bu sayılan hususlar eski hükümlerin tümden değiştirilmesi demek olacağından işbu fermanımız İstanbul halkına ve ülkemiz halkına duyurulacaktır. Bundan başka, dost devletlerin de bu yönetimin sonsuza dek uygulanmasına tanık olmaları için fermanımız, İstanbul’daki tüm büyükelçilere resmen bildirilecektir.<br />
<br />
Tanrı hepimizi basarîli kilsin; yasalara uymayanlar Tanrı’nın lanetine uğrasın ve ömürleri boyunca rahat yüzü görmesin. Âmin”.[iii]<br />
<br />
Bu fermanla devlet kendisini yenilemesi gerektiğini söylemiştir. Fermanda yer alan başlıca konular:<br />
<br />
Tüm vatandaşların can ve mal güvenliğinin sağlanması,<br />
Yargılamada açıklık,<br />
Vergide adalet,<br />
Erkeklere dört yıl mecburi askerlik,<br />
Rüşvetin ortadan kaldırılması olmuştur.<br />
Bu ferman sayesinde padişahların yetkileri meclislere ya da kişilere devredilmiştir. Buradaki amaç, iktidarı saraydan alıp bürokrasiye vermek ve devlet yönetiminde merkezileşmeyi sağlamaktı. Fermanda verilen bütün sözlerin tamamen yerine getirilememesine rağmen bu çabalar, çağdaşlaşmaya ve cumhuriyet fikrine önayak olmuştur. Tanzimat Fermanı'nın okunmasından I. Meşrutiyet'in ilanına kadar geçen dönem, Osmanlı tarihinde Tanzimat Dönemi olarak anılır.<br />
<br />
“GÂVURA GAVUR DENMEYECEK”<br />
<br />
….Genç yaşta Tahta çıkan Sultan Abdülmecit, o günlerde de şimdiki gibi Avrupalı olabilmek için yoğun mesai yapmakta idi. 1839’da bu maksatla TANZİMAT FERMANI ilan edilmiş günlerce davulla sokak sokak tellallar “ey ahali bugünden gayri gâvura gâvur denmeyecek!” olan halka ilk yansıması ilan edilmişti. Artık şehirliler de masada yemek yiyip çatal kaşık kullanmaya başlayacak kadar memlekette birçok şeyi, özellikle düşünce yapısını ve günlük yaşayışı etkilemişti. Devam eden süreçte azınlık haklarına dayalı istekleri bitmeyen Avrupa 1856 Islahat Fermanı ile artık bu isteğini belgelemiş oldu.<br />
<br />
Tanzimatın öngördüğü ilkeleri uygulamak için Meclis’-i Ali-i Tanzimat adlı bir kurul kuruldu 1853. Her eyaletten, yörelerinin gereksinimlerini bildirmek üzere ikişer temsilci İstanbul’da toplantıya çağırıldı. Maliye, Fransa’daki örgütlenme temel alınarak düzenlendi. Mali yetkililer, idare amirlerinden alınarak defterdarlara verildi. Vergilerin saptanması vilayet meclislerine toplanması da muhassıl adı verilen vergi memurlarına bırakıldı. Bu devirde 1840 ta kâime-i mutebere adıyla ilk kâğıt para çıkarıldı. Devlet yenilik çalışmaları içinde iken, Batılıların kışkırtması ile birçok eyaletlerde karışıklık ve isyanlar çıktı.<br />
<br />
Osmanlı’nın-Türklerin ilk Batılılaşma hareketi Tanzimat ve Islahat Fermanları ile başlamış, AB ye girme çabası ile 150 yıldır halen devam ediyor. Ne Avrupa bizi içine alıyor, ne de bu yoldan biz vaz geçmiyoruz.<br />
<br />
Devlet içte ve dış siyasi buhranlarla uğraşırken, içeride birtakım yenilikler yapmaya başladı. 1856 da askerlik teşkilatı yedi ordu esası üzerine kuruldu ve Hıristiyanlar da askere alınmaya başlandı. Maarif-i Umumiye nezareti kuruldu 1857. Avrupa’ya öğrenci gönderildi. 1857. Mülkiye Mahreç Mektebi 1859, Telgraf Mektebi1860 gibi bazı meslek okulları açıldı. Yeni toprak kanunu (Arazi kanunnamesi) yayınlandı 1857. Devletin gelir ve giderleri bir bütçeye bağlandı. Tersane yeniden düzenlendi.<br />
<br />
Osmanlı Devleti Kırım Savaşı sırasında ilk kez dışarıdan borç almak zorunda kalmıştı 24 Ağustos 1854. Bu borcun ikincisi 1855, üçüncüsü 1858, dördncüsü 1860 borçlanmaları izledi. Beyğlu-Galata sarraflarından alınan borçlar da 80 milyon altın lirayı aştı. Bunlar için rehin verilen mücevherlerle borç senetlerinin bir bölümü yabancı tüccar ve bankerlerin eline geçti.<br />
Maliye bozuldukça, iç ve dış karışıklıklar başladı. Bu karışıklıklarda Hollanda ve Amerikan konsolosları öldürüldü 1860<br />
Osmanlı, Batı karşısında her alanda geri kaldığını çok geç anladığından, ıslahat için Tanzimat Fermanı ile kapılarını Batıya açmak zorunda kalmış; ekonomik çöküntü nedeni ile de, Batıya adeta teslim olmuştur. Tüm bunların temel nedeni ise, her alanda eğitimsizlik, bilimsizlik, kültürsüzlük, çağdaş dünyaya uyumsuzluktur. Osmanlı çağdaşlaşmayı beceremediği için 1923 e kadar çöküşünü, yıkılışını sürdürmüş; Atatürk Rönesansı ile yıkılışı durdurup, Atatürkçülük aydınlanması ile yükselişe geçmişti. [iv]<br />
<br />
Cevat Kulaksız<br />
<br />
<br />
NOTLAR<br />
<br />
[i] <a href="http://www.frmtr.com/tarih-ve-inkilap-tarihi/1035966-ii-tanzimat-devrinin-siyasi-olaylari-pdt.html" target="_blank" rel="noopener" class="mycode_url">http://www.frmtr.com/tarih-ve-inkilap-ta...i-pdt.html</a><br />
[ii] Yazılmamış Tarihimiz. Cemal Kutay Aksoy Yayıncılık Sf: 230–231–232<br />
[iii] <a href="http://www.toplumdusmani.net/modules/wordbook/entry.php?entryID=3602" target="_blank" rel="noopener" class="mycode_url">http://www.toplumdusmani.net/modules/wor...tryID=3602</a><br />
[iv] <a href="http://www.bilgiportal.com/v1/idx/54/1724/Tarih/makale/Tanzimat-Ferman.html" target="_blank" rel="noopener" class="mycode_url">http://www.bilgiportal.com/v1/idx/54/172...erman.html</a><br />
<br />
I. Abdülmecid'i Anma Günü ve Devrin İlginç Olayları(1) - Cevat Kulaksız<br />
<br />
Abdülmecit Zamanında Bazı İlginçolaylar (Bölüm: 2) - Cevat Kulaksız<br />
<br />
1. Abdülmecit zamanında bazı ilginç olaylar (bölüm  3) - Cevat Kulaksız<br />
<br />
1. Abdülmecit zamanında bazı ilginç olaylar (bölüm 4) - Cevat Kulaksız]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[88 Yıllık Türkiye Cumhuriyet tarihinde ilk kez bu yıl, Van depremi ve şehitler bahane edilerek Cumhuriyet Bayramı kutlamaları iptal edilirken, yine ilk kez bir padişahın (1.Abdülhamit’i), ölümünün 150’nci yılında anma töreni düzenlendi. Bu nedenle Abdülmecit döneminde yaptırılan Dolmabahçe Sarayı’nda, “Abdülmecit ve Dönemi” sempozyumu (bilgi şöleni) düzenlenmişti.<br />
<br />
Böylece olay bazı çevrelerce, “AKP iktidarının, Cumhuriyete karşı tavrını, Ümmetçi Osmanlı özlemini gösterdi” diye de yorumlara neden olmuştu.<br />
<br />
Bu son yazımızda, Osmanlı ordusunun peşpeşe kaybettiği savaşlarla ne kadar eğitimsiz, bilgisiz olduğunu, keçi kuyruğundan hava raporu edindiğini, Moltke gibi bilgili uzman karşısında gülünç duruma düştüğünü gösteren garip olayı aşağıya alıyoruz.<br />
<br />
KEÇİ KUYRUĞUNDAN HAVA RAPORU<br />
Abdülmecit'in tahta çıkmasından birkaç gün önce, Osmanlı ordusunun Mısır kuvvetleri tarafından Nizip'te yenildiği öğrenildi. Yeni bir ordu kurmak zaman alacağı için Mehmet Ali Paşa ile uzlaşmaya karar verildi. Üstelik donanma gemileri de hain bir vezir tarafından götürülüp Mısır’a teslim edilmişti. Abdülmecit’in Sadrazam Hüsrev Paşa’ ya gönderdiği bir hatt-ı hümâyununda uzlaşmanın şartlarını şu şekilde belirtmiştir:<br />
<br />
"Memleketin ve halkın güven ve düzenini korumak ve boş yere Müslüman kanının dökülmesine engel olmak için, şimdiye kadar olan bitenleri unutup Mehmet Ali Paşayı affe*diyorum. Affımı bir an önce kendisine bildirilmesini irade ediyorum.” [i]<br />
<br />
KEÇİ KUYRUĞUNDAN METEOROLOJİ RAPORU<br />
<br />
Ordunun, toplumun ne kadar geri olduğunu anlamak için 1.Abdülmecit’in babası ll. Mahmut zamanında olan ilginç bir olaya burada bakmak istiyoruz. Olayın geçtiği Nizip Savaşı’nın sonunda 1.Abdülmecit tahta yeni çıkmış, yenilgiyi tam kucağında hissetmişti.<br />
<br />
Ordunun niçin yenildiğini anlamak için aşağıdaki hazin olayı anımsamakta yarar var. Böylece, eğitimin, teknolojinin, bilimin ülkenin her alanında yayılmasının ne kadar önemli olduğunu anlamak gerekir.<br />
<br />
Mareşal Helmuth Von Moltke: Prusya (Alman) Genel Kurmay Başkanı idi. Tanınmış bir asker (general). Osmanlı karşısında Avrupa devletlerinin hızla ilerlediğini gören ll. Mahmut, Osmanlı ordusunun modernleştirilmesine katkıda bulunması, danışmanlık yapması için 1835 yılında davet edilmiş 1839 a kadar Osmanlı ülkesini dolaşmış, anılarını yazmış, ileri görüşlü, aydın bir askerdi. Ülkede kaldığı dört yıl içinde, Türk Ordusunu çeşitli yönlerden modernize etmeye çalışmış, en büyük eksikliğin bilim, eğitim alanında olduğunu görmüş. Bu arada yurdun her yanını dolaşarak, orduyu eğitim çalışmaları yanında, bazı bölgelerin harita planlarını çıkarmada yardımcı olmuş.<br />
<br />
Yaşadıklarını, anılarını mektuplarla, kitapla dile getirmiştir.<br />
<br />
ll. Mahmut Moltke için, sadrazam Benderli Ali Paşa’ya şöyle demiştir: “Paşa, şu Alman zabiti gibi on kumandanım olsa…” diyerek takdirlerini dile getirerek övmüş, onu madalya, nişanlarla ödüllendirmişti.<br />
<br />
Ayrıca Osmanlı İmparatorluğunun 1600 lü yılardaki ihtişamıyla 200 yıl sonraki durumunu karşılaştırmış; kaybedilen toprakları, savaşları ve dağılma sürecini anlatmıştır. Ekonomik bozukluğu, vergilerin ağırlığını, iltimas ve rüşvet karşısında idarenin zayıflığını anlatmıştır.<br />
<br />
Osmanlının son yıllarına kadar devlet adamlarının feyiz aldıkları kurum medreselerdi. Osmanlı geleneğinde medreseler gerçek birer ilâhiyat okulları gibidirler. Mezunlarından devlet hizmetine alınanlara ”ulema” denirdi. Bunlar devletin şeriat ile adalet işlerini ifa ederdi. “Bilge” konumunda olması gereken bu kişiler, özellikle XIX. Yüzyılda, etraflarını kendi doğruları ile örerek bilginin cahili durumuna gelmekle kalmamış birçok komik ve de trajik olayların yaşanmasına vesile olmuşlardır.<br />
<br />
Bunlardan birini II. Mahmut Dönemi’nde Osmanlı ordusunda görev yapan Moltke’nin anılarında buluruz. Olay özetle şöyledir:<br />
<br />
Yıl 1839’dur. II. Mahmut ile Mısır Valisi Mehmet Ali Paşa kuvvetleri arasında meydana gelen “Nizip Savaşı”nda Osmanlı ordusuna Hafız Ahmet Paşa komuta etmektedir. Hafız Ahmet Paşa tecrübesizdir ve de komutasındaki generallerden çok ulemanın düşüncelerine önem vermektedir. Osmanlı ordusunda danışman olarak Prusya’lı 3 kurmay subay bulunmaktadır.<br />
<br />
Bunlardan biri de Moltke’dir. Moltke’ye göre Nizip’te Osmanlı ordusunun önemli birliğini yayalar teşkil etmektedir. Erlere çarçabuk bazı şeyler öğretilebilmiştir. Subaylar ise subaylıktan hiçbir şey anlamamaktadırlar.<br />
<br />
Mısır kuvvetlerinin başında İbrahim Paşa bulunmaktadır. Onların da durumu pekiyi değildir. Sayı bakımından iki ordu aşağı yukarı eşittir. Nizip alanında bu iki ordu harp kurallarına uygun olarak yerleştirilmiştir.<br />
<br />
Prusya’lı kurmay subaylar Osmanlı ordusunun Mısırlıları yenecek bir durumda iken hemen muharebeye girişilmesi için Başkomutan Hafız Paşa’ya tavsiyelerde bulunmuşlardır. Ancak ordu içinde bulunan ulema o gün Cuma olduğundan harp yapılmasının Şeran caiz olmadığını ileri sürmüşlerdir.<br />
<br />
Bir gün sonra Prusya’lı subaylar bir gece baskını yapılmasını önermişlerdir. Ulema bu defa da haydut gibi ansızın gece baskını yapılmasının padişah askerlerinin şanına yakışmayacağını bildirmişlerdir. “Peki, ne zaman hücum edeceğiz?” sorusuna da. “Keçinin kuyruğundan gelecek işareti<br />
<br />
bekleyeceğiz.”cevabını vermişlerdir. Osmanlı komutanı yarın yağmur yağıp yağmayacağını, bir neferin keçinin kuyruğuna bakarak yağmurun yağacağını veya yağmayacağını söyler. Mareşal Moltke bu cahilce uygulama karşısında şaşar kalır.”Keçi kuyruğundan hava raporu alan orduya benim yapacağım bir şey yok” diyerek hayretini gizleyemez; ümitsizliğe kapıldığı için, o yıl ayrılır gider.<br />
<br />
(Demek ki, böylece ve nice örneklerle, Osmanlıda ulema denilen zevatın zamanın biliminden ne kadar uzakta olduğunu görüyoruz (Ulema derken aklımıza, RTE’nin, Danıştay’ın verdiği hukuki karar karşısında, “sizin kafanız basmaz, bir de ulemaya danışalım” sözü geliverdi). 80-100 yıl sonra padişah anmaları, “ülema” demeleri, içlerindeki, kafalarındaki sadece “şeriat, tarikat” diyecek ulema özlemini yansıtmaktadır).<br />
Bu arada Mısır ordusu Osmanlı kanatlarını kuşatmıştır. Moltke, Hafız Paşa’ya Birecik üzerine çekilip kuşatmadan kurtulmasını tavsiye eder. Ancak Hafız Paşa geri çekilmeyi şerefsizlik saydığından yerinden kıpırdamamıştır. Mısırlılar ise 29 Haziran 1839’da saldırıya geçmişler ve Osmanlı Ordusunu 4 saat içinde perişan edip dağıtmışlardır.<br />
<br />
Buna rağmen, Moltke yazdığı anılarına, “benim taarruz planımı müdafaada durdurabilecek bir tek millet vardır, o da Türk’lerdir”, demiştir. [ii]<br />
<br />
TANZİMAT FERMANI VE ÖNEMİ NEDİR?<br />
<br />
<br />
3 Kasım 1839'da okunan Tanzimat Fermanı, Türk tarihinde demokratikleşmenin, Batıya açılmanın somut ilk adımıdır. Aslen II. Mahmut döneminde planlanmasına rağmen, II. Mahmut'un ölümünün ardından oğlu Abdülmecit döneminde dışişleri bakanı Mustafa Reşit Paşa tarafından okunmuştur. (Gülhane Parkı'nda okunması nedeniyle) Gülhane Hatt-ı Hümayunu veya Tanzimat-ı Hayriye de denir.<br />
<br />
Tanzimat Fermânı'nın okunmasından I. Meşrutiyet'in ilanına kadar geçen dönem, Osmanlı tarihinde Tanzimat Dönemi (3 Kasım 1839 - 22 Kasım 1876) olarak anılır.<br />
<br />
Tanzimât Hatt-ı Şerif-î 3 Kasım 1839 tarihinde Koca Mustafa Reşit Paşa tarafından Gülhane Parkı'nda okunarak ilân edilmiştir<br />
<br />
TANZİMAT FERMANININ İLAN SEBEPLERİ:<br />
<br />
Osmanlı ordusu Nizip'te Mehmet Ali Paşa'ya yenilmiş, donanma Mısır'a götürülmüştü. Mısır sorunu bir Avrupa sorunu haline gelmişti. Bu durumda devlet ya Mehmet Ali Paşa'nın eline geçecek, ya da Rusya Hünkâr İskelesi Antlaşması'na göre Osmanlı Devleti'ni himaye altına alacaktı. Böylece:<br />
<br />
1)-Avrupalı Devletlerin iç işlerimize karışmasına engel olmak.<br />
2)-Mısır ve Boğazlar konusunda Avrupalı Devletlerin desteğini kazanmak.<br />
3)-Devleti ve toplumu demokratik bir yapıya kavuşturma isteği<br />
Bu nedenlerden dolayı 3 Kasım 1839 da Tanzimat Fermanı (Gülhane Hattı Hümayunu) ilan edildi.<br />
<br />
NOT: Tanzimat Fermanının ilanıyla Osmanlı tarihinde yeni bir dönem açılmış(Tanzimat Devri) ve bu devir. 1876'ya kadar devam etmiştir.<br />
<br />
TANZİMAT FERMANINDA YER ALAN KONULAR:<br />
<br />
1)-Azınlıkların, can, mal ve namus güvenliği sağlanacak.<br />
<br />
2)-Vergi sistemi yeniden düzenlenerek, herkesten gelirine göre vergi alınacak.,<br />
<br />
3)-Askerlik OCAK görevinden, VATAN görevi haline getirilecek. Azınlıklarda<br />
<br />
askere alınacak.<br />
<br />
4)-Kanunların her gücün üstünde olduğu kabul edilecek.<br />
<br />
TANZİMAT FERMANININ ÖZELLİKLERİ:<br />
<br />
1)-en önemli özelliği padişahın yetkilerini sınırlandırması ve kanunların her<br />
<br />
gücün üstünde olduğunun ifade edilmesidir.<br />
<br />
2)-Tanzimat fermanı anayasacılığa ve demokrasiye(hukuk devletine,yani hukukun üstünlüğü esasına<br />
<br />
dayanan devlet anlayışına)geçişin (batılılaşmanın) ilk aşamasıdır.<br />
<br />
3)-bu fermanın hazırlanmasında halkın bir rolü ve baskısı yoktur. padişah<br />
<br />
Abdülmecit, Mustafa Reşit paşanın telkiniyle mısır meselesinde Avrupa devletlerinin desteğini kazanmak için bu fermanı ilan etmiştir.<br />
<br />
TANZİMAT FERMANI'NIN BAŞLICA ESASLARI ŞUNLARDI:<br />
<br />
1)-Müslüman ve Hıristiyan bütün halkın ırz, namus, can ve malı devlet garantisi altında bulunacak.<br />
<br />
2)-Vergiler herkesin gelirine göre, düzenli bir şekilde alınacak.<br />
<br />
3)-Askerlik işleri düzene konulacak.<br />
<br />
4)-Mahkemeler açık olacak. Hiç kimse mahkeme edilmeden cezalandırılmayacak.<br />
5)-Herkes malına sahip olup, miras bırakılabilecektir.<br />
<br />
6)-Her türlü rüşvet ve iltimas kalkacaktı.<br />
<br />
7)- Herkes kanun önünde eşit olacak.<br />
<br />
YORUM:<br />
- Padişah; bu fermanı ilân ederek bizzat kendisi kendi yetkilerini sınırlandırmıştır.<br />
<br />
- Fermanın getirdiği en büyük yenilik, her gücün üstünde kanun kuvvetinin bulunduğu düşüncesinin ortaya çıkmasıdır. .<br />
<br />
- Tanzimat Fermanı; Osmanlı Devleti'nde anayasacılığın başlangıcıdır.<br />
<br />
- Vatandaşın mülkiyet hakkı, devlet garantisi altına alınmıştır.<br />
<br />
- Tanzimat Fermanı'nı ilânı ile Osmanlı ülkesinde Avrupai tarz hukuk kuralları<br />
<br />
geçerli olmaya başlamıştır.<br />
<br />
- Askerlik vatan hizmetine dönüşmüştür.<br />
<br />
- Batılılaşma, hareketleri bundan sonra daha da yoğunlaştı.<br />
<br />
- Tanzimat döneminde Batıyı daha iyi anlayan aydınlar yetişti.<br />
<br />
SONUÇLAR:<br />
Tanzimat Fermanı'nın halk tarafından anlaşılması için Anadolu ve Rumeli'ye memurlar gönderildi.<br />
<br />
Hukuk alanında ıslahatlar ile yeni ticaret, ceza kanunları ve mahkemeler meydana getirildi. Fakat bu haklardan Türkler ve Müslüman'lardan daha çok Avrupalılar ve gayrimüslimler yararlandılar.<br />
<br />
Kılık, kıyafet, yaşayış ve sosyal alanda "Batılılaşma" denilen yenilikler yapıldı.<br />
Tanzimat Fermanı, anayasanın Osmanlı ülkesinde başlangıcı oldu. Osmanlı Devleti bu fermanı ilân ederken Avrupalı devletlerin desteğini sağlamayı amaçlamıştı. Tanzimat'ın hemen sonrasında Mısır meselesi, onların yardımı ile halledildi. Rusya ve Hünkâr İskelesi meselesi ve boğazların durumu çözümlendi.<br />
Ordu ve eğitim alanında batı örneklerine göre çalışmalar yapıldı.<br />
- Tanzimat Fermanı, halk iradesiyle değil, padişahın tek taraflı iradesiyle ortaya çıkmıştı. Bu nedenle halk tarafından tam olarak anlaşılamadı. Ancak bu dönemde ilk Osmanlı aydın kadrosu yetişti.<br />
<br />
TANZİMAT FERMANI'NDA HUKUK ALANINDAKİ YENİLİKLER<br />
<br />
Tüm vatandaşlar "Osmanlı vatandaşı" sayılarak din farklılıklarına bağlı ayrıcalıklar kısmen kaldırıldı.<br />
<br />
1840'ta bazı maddeleri Fransız Ceza Yasasından alınan yeni Ceza Kanunnamesi hazırlandı. 1858'de tümüyle Batı kaynaklarından esinlenen ikinci Ceza Kanunnamesi kabul edildi.<br />
<br />
1850'de Fransız Ticaret Kanunu esas alınarak hazırlanan Ticaret Kanunnamesi yürürlüğe girdi. Bu kanunla faiz, anonim şirket ve kambiyo senedi kavramları ilk kez Osmanlı hukukunda yer aldı.<br />
<br />
1840'tan itibaren ceza ve ticaret davalarına bakmak üzere, laik ilkelere göre işleyen nizamiye mahkemeleri kuruldu; bu mahkemelere Müslümanların yanı sıra gayrimüslim hâkimler atandı. 1853'te cinayet davalarında gayrimüslimlerin de şahitlik yapabileceği kabul edildi. 1851'de ticaret mahkemeleri kuruldu.<br />
1867'de Devlet görevlilerine karşı açılan davaları görmek için Şurayı Devlet (Danıştay) kuruldu.<br />
<br />
TANZİMAT FERMANI'NDA MALİ ALANDAKİ GELİŞMELER<br />
<br />
1841-1842 yılında ilk bütçe hazırlandı, 1846-1847 yılında ise ilk modern bütçeye geçildi.<br />
Vergilerin mükellefler arasında düzgün ve gelirlere göre dağıtılması amaçlandı.<br />
Devlet görevlilerinin halktan resmi vergiler dışında aldıkları vergiler yasaklandı.<br />
1840'ta Kaime-i Nakdiye ismiyle ilk kâğıt para dolaşıma sokuldu.<br />
1855'te Kırım Savaşı'nın maddi yükünü karşılamak için tarihte ilk kez dış borç alındı. Borç İngiltere’den alınmıştır.<br />
<br />
TANZİMAT FERMANI'NDA ASKERİ YENİLİKLER<br />
<br />
Donanma seferberliği başlatan Sultan Abdülaziz.<br />
Askerlik hizmetinin vatani bir vazife olduğu ilan edilerek zorunlu askerlik başlatıldı.1843'te ilan edilen bir yasayla askerlik yaşı 20, zorunlu askerlik süresi 4 yıl olarak kabul edildi.<br />
<br />
1847'de gayrimüslimlerin de orduya girip albay rütbesine kadar yükselmesi kararlaştırıldı.<br />
Avrupa gezisinde Avrupa ülkelerin donanmalarına hayran kalan Sultan Abdülaziz yeni bir donanma kurulması için emir verdi, çok güçlü bir donanma kuruldu.<br />
1867'de Bahriye Nezareti kuruldu.<br />
<br />
1869'da Serasker Hüseyin Avni Paşa'nın öncülüğünde Bahriye Nezareti kuruldu, askeri yapı yenilendi, terfi sistemi düzenlendi.<br />
<br />
TANZİMAT FERMANI'NDA EĞİTİM ALANINDAKİ GELİŞMELER<br />
<br />
Kışın Galatasaray Lisesi 1846'da Mekatib-i Umumiye Nezareti kuruldu.1848 de Darülmuallim (öğretmen okulu) açıldı. Harbiye, Bahriye ve Tıbbiye dışındaki okulların kontrolü bu nezarete verildi.<br />
<br />
Rüştiyelerin açılmasına hız verildi.<br />
<br />
1868'de Fransızca eğitim ve batılı anlamda ilk eğitim verecek olan lise ile üniversite arasında bir kurum olan Galatasaray Sultanisi açıldı.<br />
1869'da Fransız eğitim sistemini örnek alan Maarif-i Umumiye Nizamnamesi yayınlandı.<br />
1870'te Dârülmuallimât adında kız öğretmen okulu açıldı.<br />
<br />
İlk kez yurt dışına öğrenci gönderildi.<br />
<br />
Devlet memuru yetiştirmek amacıyla, Mekteb-i Maarif-i Adliye kuruldu.(II. Mahmut)<br />
<br />
TANZİMAT FERMANI'NDA SANAYİLEŞME HAMLESİ<br />
<br />
Devlet eliyle atölye ve tesis kurulmasını amaçlayan sanayileşme başladı. Önce Yedikule-Küçükçekmece arasında 130 metre uzunluğunda bir tür sanayi parkı kuruldu.<br />
Zeytinburnu'nda demir işleme ve makine imalathanesi, kumaş ve pamuklu çorap üretim tesisi, buradaki fabrikalar için teknik eleman yetiştirecek bir okul açıldı.<br />
Bakırköy'de baruthanenin yanına bir iplik bükme, dokuma ve pamuklu basma fabrikası, Hereke'de bir pamuklu dokuma fabrikası kuruldu.<br />
<br />
Yol yapımına önem verilmiştir.<br />
<br />
Devlet memurlarının yerli kumaş kullanması zorunluluğu getirildi.<br />
Ancak İngiltere ile yapılan 1838 Balta Limanı Ticaret Anlaşması, bu dönemde Osmanlı'nın zararına gelişmiş, dışa bağımlılığı artırmıştır.<br />
<br />
Bu gelişmelere rağmen sanayi makinelerinin Avrupa'dan ithal ediliyor olması ve nitelikli eleman eksikliği yüzünden yeterli bir sanayi pazarı oluşturulamadı.<br />
<br />
TANZİMAT FERMANİ'NİN TAM METNİ ŞÖYLEDİR:<br />
<br />
“Herkesin bildiği gibi, devletimizde, kurulusundan beri Kuran’ın yüce hükümlerine ve şeriat yasalarına tam uyulduğundan, ülkemizin gücü ve bütün tabasının refah ve mutluluğu en yüksek noktaya çıkmıştı. Ancak, yüz elli yıl var ki, birbirlerini izleyen karışıklıklar ve çeşitli nedenlerle şeriata ve yüce yasalara uyulmadığından evvelki kuvvet ve refah, tam tersine zayıflık ve fakirliğe dönütsü. Oysa şeriat yasaları ile yönetilmeyen bir ülkenin varlığını sürdürebilmesinin imkânsızlığı açık seçik ortadadır.<br />
<br />
Tahta geçtiğimiz mutlu günden bu yana bütün çabalarımız, hep ülkenin kalkınması, ahalimiz ve fakirlimizin refahı amacına yönelik oldu. Eğer, yüce devletimize dâhil ülkelerin coğrafi konumu, verimli toprakları ve haklinin yetenekleri göz önünde tutularak gerekli girişimler yapılırsa, yüce Tanrı’nın yardımı ile beş-on yılda kalkınabileceğimiz söz götürmez.<br />
<br />
Ulu Tanrı’nın yardımına ve Peygamberimiz hazretlerinin ruhaniyetine sığınarak, yüce devletimizin ve ülkemizin iyi bir biçimde yönetilmesi için bundan böyle bazı yeni yasalar çıkarılması gerekli görüldü.<br />
<br />
Söz konusu yasaların basında can güvenliği; irk, namus ve malin korunması; vergi toplanması; haklin askere alınıp silâhaltında tutulma süresi gibi hususlar gelmektedir. Söyle ki; Dünyada can, ırz ve namustan daha kıymetli birsek yoktur. Bir insan bunları tehlikede görünce, yaradılıştan kötü olmasa bile, canini ve namusunu korumak için olmadık çarelere başvurur. Bunun devlet ve memlekete zarar vereceği açıktır. Buna karşılık, can ve namustan emin olan bir kimse sadakat ve doğruluktan ayrılmaz, isi ve gücü ile devletine ve milletine yararlı olur.<br />
<br />
Mal güvenliğinin olmadığı yerde ise kimse devlet ve ulusuna ısınamaz, ülkesinin yükselmesi ile ilgilenmez, hep korku ve üzüntü içinde yasar. Buna karşılık, malından, mülkünden emin olmadığı zaman hep kendi isi ve isinin genişletilmesi ile uğraşır. Devlet ve millet gayreti, vatan sevgisi kendisinde her gün artar.<br />
<br />
Vergi konusuna gelince: Bir devlet, ülkesini korumak için askere ve gerekli öbür masraflara muhtaçtır. Bu, para ile olur. Para, tabladan toplanacak vergiler ile oluştuğundan bunun en iyi şekilde toplanması gerekir.<br />
<br />
Evvelce gelir sanılmış olan "yâd’ı vahit" belasından ülkemiz hamdolsun, kurtulmuşsa da yıkıcı bir yöntem olup hiçbir zaman yararlı sonuç doğurmamış olan iltizam usulü hala sürüyor. Bu, ülkenin siyasi islerini ve mali konularını bir adamın keyfine, hatta cebir ve zulmüne teslim etmek demektir. Bu adam iyi bir insan değilse hep kendi çıkarına bakar, bütün davranışlarında kötülüğe, zulme yönelir. Bu nedenle, ülkemiz insanlarının her biri için, malına ve gelirine göre bir verginin saptanması ve kimseden bundan fazla birsek alınmaması gerekir. Yüce devletimizin karada ve denizdeki askeri masrafları ile öbür masrafları yasalarla belirlenip sınırlandırılmalı ve uygulama ona göre yapılmalıdır.<br />
<br />
Askerlik de, yukarıda belirtildiği gibi, önemli konulardan biridir. Ülkenin korunması için asker vermek halkın baslıca borcudur. Fakat bir memleketin mevcut nüfusuna bakılmaksızın, şimdiye kadar yapıldığı gibi, kiminden tahammülünden çok, kiminden az asker alınması hem düzesizliğe; hem tarım, ticaret ve bayındırlık işlerinin kötü gitmesine; hem ömür boyu askerlik bıkkınlığa; hem de nüfusun azalmasına yol açar. Bu nedenle, her memleketten alınacak asker miktarı için uygun yöntem konulmalı ve dört veya beş yıl hizmet için sıra usulsü getirilmelidir. Bunlar yapılmadıkça devletin kuvvetlenip gelişmesi, huzur ve asayişin sağlanması mümkün olmaz. Bütün bunların dayanağı yukarıda açıklanan hususlardır.<br />
<br />
Bu nedenle, bundan böyle suç isleyenlerin durumları şeriat yasaları gereğince açıkça incelenip bir karara bağlanmadıkça kimse hakkında, açık veya gizli, idam ve zehirleme işlemi uygulanmayacaktır. Hiç kimse, başkasının ırz ve namusuna saldırmayacaktır. Herkes malına, mülküne tam sahip olacak, bunları dilediği gibi kullanacak, bunu yaparken de devlet büyüklerinin müdahalesine uğramayacaktır. Birinin suçluluğunun saptanması halinde mirasçıların o isle ilgileri bulunmayacağından suçlunun malları elinden alınıp varisleri miras hakkından yoksun bırakılmayacaklardır.<br />
<br />
Yüce devletimizin tabası Müslümanlarla öbür uluslar bu haklardan tam yararlanacaklardır. Can, ırz, namus ve mal konularında, ülkemizin tüm halkına şeriat yasaları gereğince garanti verilmiştir. Öbür konularda da oybirliği ile karar verilmesi için, Meclisi Ahkâm-i Adliye üyeleri gerektikçe artırılacaktır. Yüce devletimizin bakanları ile ileri gelenleri belirli günlerde orada toplanarak, görüşlerini çekinmeden açıkça söyleyeceklerdir. Can, mal güvenliğine ve vergilerin belirlenmesine ait yasalar böyle hazırlanacaktır.<br />
<br />
Askerlikle ilgili konular Baba-i Seraskeri Dar-i Şurası’nda görüşülüp karara bağlandıktan sonra sonsuza dek uygulanmaları için tasdik edilmek üzere tarafıma gönderilecektir. Söz konusu yasalar sırf din, devlet, ülke ve ulusu kalkındırmak amacı ile çıkarılacak, ardından bunlara tam uyacagimiza yemin ederiz. Bu konuda, Hirka-i Serife odasında, tüm din adamları ile bakanların hazır bulunacakları bir sırada yemin edecektir.<br />
<br />
Din adamı ve vezirlerden yasalara aykırı hareket edenlerin, kanıtlanacak suçlarına göre, rütbelerine ve hatır ve göçüle bakılmaksızın cezalandırılmaları için özel ceza yasası çıkarılacaktır.<br />
<br />
Memurlara yeterli maaş bağlanmış olup, henüz bağlanmış olanlarınkiler de belirlenecektir. Bu yolla da, şeriata aykırı olan ve ülkenin gerilemesinde başrolü oynayan rüşvet belası güçlü bir yasa ile ortadan kaldırılmış olacaktır.<br />
Bütün bu sayılan hususlar eski hükümlerin tümden değiştirilmesi demek olacağından işbu fermanımız İstanbul halkına ve ülkemiz halkına duyurulacaktır. Bundan başka, dost devletlerin de bu yönetimin sonsuza dek uygulanmasına tanık olmaları için fermanımız, İstanbul’daki tüm büyükelçilere resmen bildirilecektir.<br />
<br />
Tanrı hepimizi basarîli kilsin; yasalara uymayanlar Tanrı’nın lanetine uğrasın ve ömürleri boyunca rahat yüzü görmesin. Âmin”.[iii]<br />
<br />
Bu fermanla devlet kendisini yenilemesi gerektiğini söylemiştir. Fermanda yer alan başlıca konular:<br />
<br />
Tüm vatandaşların can ve mal güvenliğinin sağlanması,<br />
Yargılamada açıklık,<br />
Vergide adalet,<br />
Erkeklere dört yıl mecburi askerlik,<br />
Rüşvetin ortadan kaldırılması olmuştur.<br />
Bu ferman sayesinde padişahların yetkileri meclislere ya da kişilere devredilmiştir. Buradaki amaç, iktidarı saraydan alıp bürokrasiye vermek ve devlet yönetiminde merkezileşmeyi sağlamaktı. Fermanda verilen bütün sözlerin tamamen yerine getirilememesine rağmen bu çabalar, çağdaşlaşmaya ve cumhuriyet fikrine önayak olmuştur. Tanzimat Fermanı'nın okunmasından I. Meşrutiyet'in ilanına kadar geçen dönem, Osmanlı tarihinde Tanzimat Dönemi olarak anılır.<br />
<br />
“GÂVURA GAVUR DENMEYECEK”<br />
<br />
….Genç yaşta Tahta çıkan Sultan Abdülmecit, o günlerde de şimdiki gibi Avrupalı olabilmek için yoğun mesai yapmakta idi. 1839’da bu maksatla TANZİMAT FERMANI ilan edilmiş günlerce davulla sokak sokak tellallar “ey ahali bugünden gayri gâvura gâvur denmeyecek!” olan halka ilk yansıması ilan edilmişti. Artık şehirliler de masada yemek yiyip çatal kaşık kullanmaya başlayacak kadar memlekette birçok şeyi, özellikle düşünce yapısını ve günlük yaşayışı etkilemişti. Devam eden süreçte azınlık haklarına dayalı istekleri bitmeyen Avrupa 1856 Islahat Fermanı ile artık bu isteğini belgelemiş oldu.<br />
<br />
Tanzimatın öngördüğü ilkeleri uygulamak için Meclis’-i Ali-i Tanzimat adlı bir kurul kuruldu 1853. Her eyaletten, yörelerinin gereksinimlerini bildirmek üzere ikişer temsilci İstanbul’da toplantıya çağırıldı. Maliye, Fransa’daki örgütlenme temel alınarak düzenlendi. Mali yetkililer, idare amirlerinden alınarak defterdarlara verildi. Vergilerin saptanması vilayet meclislerine toplanması da muhassıl adı verilen vergi memurlarına bırakıldı. Bu devirde 1840 ta kâime-i mutebere adıyla ilk kâğıt para çıkarıldı. Devlet yenilik çalışmaları içinde iken, Batılıların kışkırtması ile birçok eyaletlerde karışıklık ve isyanlar çıktı.<br />
<br />
Osmanlı’nın-Türklerin ilk Batılılaşma hareketi Tanzimat ve Islahat Fermanları ile başlamış, AB ye girme çabası ile 150 yıldır halen devam ediyor. Ne Avrupa bizi içine alıyor, ne de bu yoldan biz vaz geçmiyoruz.<br />
<br />
Devlet içte ve dış siyasi buhranlarla uğraşırken, içeride birtakım yenilikler yapmaya başladı. 1856 da askerlik teşkilatı yedi ordu esası üzerine kuruldu ve Hıristiyanlar da askere alınmaya başlandı. Maarif-i Umumiye nezareti kuruldu 1857. Avrupa’ya öğrenci gönderildi. 1857. Mülkiye Mahreç Mektebi 1859, Telgraf Mektebi1860 gibi bazı meslek okulları açıldı. Yeni toprak kanunu (Arazi kanunnamesi) yayınlandı 1857. Devletin gelir ve giderleri bir bütçeye bağlandı. Tersane yeniden düzenlendi.<br />
<br />
Osmanlı Devleti Kırım Savaşı sırasında ilk kez dışarıdan borç almak zorunda kalmıştı 24 Ağustos 1854. Bu borcun ikincisi 1855, üçüncüsü 1858, dördncüsü 1860 borçlanmaları izledi. Beyğlu-Galata sarraflarından alınan borçlar da 80 milyon altın lirayı aştı. Bunlar için rehin verilen mücevherlerle borç senetlerinin bir bölümü yabancı tüccar ve bankerlerin eline geçti.<br />
Maliye bozuldukça, iç ve dış karışıklıklar başladı. Bu karışıklıklarda Hollanda ve Amerikan konsolosları öldürüldü 1860<br />
Osmanlı, Batı karşısında her alanda geri kaldığını çok geç anladığından, ıslahat için Tanzimat Fermanı ile kapılarını Batıya açmak zorunda kalmış; ekonomik çöküntü nedeni ile de, Batıya adeta teslim olmuştur. Tüm bunların temel nedeni ise, her alanda eğitimsizlik, bilimsizlik, kültürsüzlük, çağdaş dünyaya uyumsuzluktur. Osmanlı çağdaşlaşmayı beceremediği için 1923 e kadar çöküşünü, yıkılışını sürdürmüş; Atatürk Rönesansı ile yıkılışı durdurup, Atatürkçülük aydınlanması ile yükselişe geçmişti. [iv]<br />
<br />
Cevat Kulaksız<br />
<br />
<br />
NOTLAR<br />
<br />
[i] <a href="http://www.frmtr.com/tarih-ve-inkilap-tarihi/1035966-ii-tanzimat-devrinin-siyasi-olaylari-pdt.html" target="_blank" rel="noopener" class="mycode_url">http://www.frmtr.com/tarih-ve-inkilap-ta...i-pdt.html</a><br />
[ii] Yazılmamış Tarihimiz. Cemal Kutay Aksoy Yayıncılık Sf: 230–231–232<br />
[iii] <a href="http://www.toplumdusmani.net/modules/wordbook/entry.php?entryID=3602" target="_blank" rel="noopener" class="mycode_url">http://www.toplumdusmani.net/modules/wor...tryID=3602</a><br />
[iv] <a href="http://www.bilgiportal.com/v1/idx/54/1724/Tarih/makale/Tanzimat-Ferman.html" target="_blank" rel="noopener" class="mycode_url">http://www.bilgiportal.com/v1/idx/54/172...erman.html</a><br />
<br />
I. Abdülmecid'i Anma Günü ve Devrin İlginç Olayları(1) - Cevat Kulaksız<br />
<br />
Abdülmecit Zamanında Bazı İlginçolaylar (Bölüm: 2) - Cevat Kulaksız<br />
<br />
1. Abdülmecit zamanında bazı ilginç olaylar (bölüm  3) - Cevat Kulaksız<br />
<br />
1. Abdülmecit zamanında bazı ilginç olaylar (bölüm 4) - Cevat Kulaksız]]></content:encoded>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[ÇENGELKÖY-BABAESKİ MAÇINDA İLGİNÇ OLAYLAR SİLSİLESİ!]]></title>
			<link>https://forumistan.net/konu-cengelkoy-babaeski-macinda-ilginc-olaylar-silsilesi.html</link>
			<pubDate>Sat, 06 Jul 2024 12:43:34 +0000</pubDate>
			<dc:creator><![CDATA[<a href="https://forumistan.net/member.php?action=profile&uid=34">Arzu</a>]]></dc:creator>
			<guid isPermaLink="false">https://forumistan.net/konu-cengelkoy-babaeski-macinda-ilginc-olaylar-silsilesi.html</guid>
			<description><![CDATA[ÇENGELKÖY-BABAESKİ MAÇINDA İLGİNÇ OLAYLAR SİLSİLESİ!<br />
<br />
<br />
Bölgesel Amatör Lig'de bugün oynanan Çengelköyspor-Babaeskispor karşılaşması karşılaşmanın hakemi tarafından devre arasında tatil edildi.<br />
<br />
Beylerbeyi Stadı'nda saat 16.00'da başlaması gereken müsabaka için trafiğe takılan ve stadı da bulamayan Babaeskispor kafilesi 16.30'da stada giriş yaptı. Çengelköyspor yöneticileri talimatlar gereği müsabakanın oynanmaması gerektiğini ifade etmesine karşın hakem itirazlara kulak tıkayarak müsabakayı 16.41'de başlattı.<br />
<br />
Maçın 44. dakikasında Babaeskispor 1-0 öne geçerken devre bu skorla bitti. Müsabakanın hakemi güvenlik olmadığı gerekçesiyle ikinci yarıya çıkmayacağını beyan etti ve müsabaka tatil oldu.<br />
<br />
Çengelköyspor Kulüp Başkanı İsmet Özay olaylar üzerine MHK Başkan Vekili Yüksel Okçuoğlu'na ulaştıklarını, Okçuoğlu'nun 'Tüm yetki hakemde. Hakem ve müsabaka için talimatlar daha sonra uygulanacaktır' yanıtını verdiğini ifade etti.]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[ÇENGELKÖY-BABAESKİ MAÇINDA İLGİNÇ OLAYLAR SİLSİLESİ!<br />
<br />
<br />
Bölgesel Amatör Lig'de bugün oynanan Çengelköyspor-Babaeskispor karşılaşması karşılaşmanın hakemi tarafından devre arasında tatil edildi.<br />
<br />
Beylerbeyi Stadı'nda saat 16.00'da başlaması gereken müsabaka için trafiğe takılan ve stadı da bulamayan Babaeskispor kafilesi 16.30'da stada giriş yaptı. Çengelköyspor yöneticileri talimatlar gereği müsabakanın oynanmaması gerektiğini ifade etmesine karşın hakem itirazlara kulak tıkayarak müsabakayı 16.41'de başlattı.<br />
<br />
Maçın 44. dakikasında Babaeskispor 1-0 öne geçerken devre bu skorla bitti. Müsabakanın hakemi güvenlik olmadığı gerekçesiyle ikinci yarıya çıkmayacağını beyan etti ve müsabaka tatil oldu.<br />
<br />
Çengelköyspor Kulüp Başkanı İsmet Özay olaylar üzerine MHK Başkan Vekili Yüksel Okçuoğlu'na ulaştıklarını, Okçuoğlu'nun 'Tüm yetki hakemde. Hakem ve müsabaka için talimatlar daha sonra uygulanacaktır' yanıtını verdiğini ifade etti.]]></content:encoded>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[II Abdülhamid döneminden ilginç olaylar]]></title>
			<link>https://forumistan.net/konu-ii-abd%C3%BClhamid-doneminden-ilginc-olaylar.html</link>
			<pubDate>Sat, 06 Jul 2024 12:42:56 +0000</pubDate>
			<dc:creator><![CDATA[<a href="https://forumistan.net/member.php?action=profile&uid=34">Arzu</a>]]></dc:creator>
			<guid isPermaLink="false">https://forumistan.net/konu-ii-abd%C3%BClhamid-doneminden-ilginc-olaylar.html</guid>
			<description><![CDATA[AKP iktidarının özellikle TBMM Başkanı İsmail Kahraman Abdulhamid’in doğumunun 174. Yılını kutlaması gibi Abdulhamid merakını görünce,  madem gündem böyle diyerek biz de bu padişah hakkında bazı ilginç ayrıntıları vermek istedik.<br />
GATA'nın İstanbul Haydarpaşa hastanesi, ülkemizin en büyüklerinden biri. 15 Temmuz darbe teşebbüsü sonrasında askeriyenin elinden alınıp Sağlık Bakanlığı'na bağlandı, başına örtülü bir kadın getirildi. İsmi de “Sultan Abdülhamit Hastanesi oldu?”<br />
Sultan Abdülhamit Osmanlı'nın 34. padişahı. 1876 yılında tahta çıktı, 1909'da 31 Mart irtica ayaklanması sonrasında indirilip Selanik'e sürgün edildi. Korkak, vesveseli bir adamdı. Padişah olur olmaz Meclis'i kapadığını, kullandığı hafiyelerin para karşılığında verdiği düzmece jurnallerle on binlerce yurtsever insanı sürgün ettiğini, Mithat Paşa'yı zindanda boğdurduğunu tarihin sayfalarında yazılı.<br />
Tıpkı şimdiki AKP-RTE iktidarının yandaş basını gizli açık ödeneklerle beslediği, muhalif  gazetecileri kumpaslarla hapse attırdığı, RTÜK le kırbaçladığı gibi, Abdulhamid’de kendi kafasında olan Volkan ve Mizan gibi gerici gazeteleri para vererek kollarken, muhalif gazete ve gazetecileri cezalandırıyor,  Namık Kemal, Şinasi gibi Nice yurtseveri,  gazetecileri çok uzak yerlere (Taif, Fizan, Yemen'e ) sürgün ediyordu.  Ama şimdikileri hafiyelerden bin beter muhaliflerin telefonlarını dinliyor kumpaslar kuruyordu.  Bu aydınların bazılarını zindanlarda boğdurmuş, hafiyeleriyle jurnallerle 33 sene kan kusturmuştur.  Mısır'ı Tunus'u Kıbrıs'ı Sırbistan'ı Karadağ'ı Romanya'yı, toplam 1.5 milyon kilometrekare toprağı kaybetmişiz.<br />
Amcası padişah Abdülaziz'in darbeye niyetlenen askerler tarafından öldürüldüğüne, donanma mensuplarının bu işte büyük rolü olduğuna inanırdı.<br />
Tahta çıkınca ilk işi, o günlerin en güçlü deniz kuvvetlerinden biri olan Osmanlı Donanması'nı Haliç'e hapsetmek oldu. Donanmanın günün birinde Yıldız Sarayı'nı bombalayıp kendisini tahttan indireceğinden korkuyordu. Osmanlı Donanması orada yıllar boyu çürüyüp elden çıktı. (Nedense, Abdulhamid’ci görülen günümüz AKP-RTE iktidarı da, orduya kurulan Ergenekon kumpasında denizcileri Silivri Zindanlarına göndermişti<br />
Abdulhamid’in denizcilerden kıcık kaptığını bilen gerici askerler, Asâr-ı Şevket Zırhlısı Kaptanı Deniz Binbaşı Ali Kabuli Bey, gerici askerlerce sokaklarda sürüklenerek Yıldız Sarayı'na kadar götürüldü ve Abdülhamit'in gözleri önünde öldürüldü. Ali Kabuli’nin kesilen başı bir sopanın ucuna takılarak sokaklarda dolaştırıldı! (<a href="https://interaktif.sol.org.tr/31-Mart/" target="_blank" rel="noopener" class="mycode_url">https://interaktif.sol.org.tr/31-Mart/</a>)<br />
II abdülhamid döneminden ilginç olaylar - Cevat KulaksızII abdülhamid döneminden ilginç olaylar - Cevat KulaksızII abdülhamid döneminden ilginç olaylar - Cevat Kulaksız<br />
İŞGALCİ RUSLAR İSTANBUL’A ONUR ANITI DİKTİLER<br />
<br />
<br />
II abdülhamid döneminden ilginç olaylar - Cevat Kulaksız<br />
Tarihin acı gerçeklerini görmezden veya bilmezden gelen bazı Abdülhamitçi tutucular ““Ulu Hakan Abdülhamit Han devrinde hiç toprak kaybedilmedi” derler. Oysa Osmanlı en çok topraklarını ll. Abdülhamit zamanında kaybetti.  Ruslar Yeşilköy’e kadar geldi, nerede ise İstanbul bile elden gidiyordu.  Kıbrıs Adasını İngilizlere  rehin mi rüşvet mi  vererek İngiltere sayesinde Rusları durdu.<br />
Dedelerimizin 93 harbi diye andıkları 1877-1878 savaşı sonrasında Rus Ordusu Doğu'dan ve Batı'dan Osmanlı topraklarına girdi. Doğu'da Erzurum işgal edildi, Batı'da şanlı Plevne savunması sonrasında başkent İstanbul'un kapısına dayandı.<br />
Vatan elden giderken Cuma namazı dışında Abdülhamit sarayında oturuyor, hiç dışarı çıkmıyordu.<br />
<br />
Düşman ordusu o günlerde Rumca adı Ayastefanos olan bugünkü Yeşilköy'e kadar girdi ve orada yıllarca kaldı. Ruslar oraya Abdülhamit'in izniyle 1895 de sekiz katlı apartman yüksekliğindeki kocaman süslü bir zafer anıtı yaptılar.  19 yıl durduktan sonra Osmanlı Teşkilatı Muhsusa tarafından 1914 de havaya uçurulmuştur.<br />
O dönemin tarihini özetledikten sonra şimdi gelelim Abdulhamid dönemindeki başka garipliklere.<br />
II Abdülhamit  (1876–1909–76 yıl yaşadı En büyük tutkusu marangozluk idi. Sarayın bir köşesine marangoz atölyesi yaptırmıştı. Atölyenin altına da gizli kasa gibi bir bölme yaptırmış, bütün altınları paraları oraya saklıyormuş. Tahttan indirilince mücevherler paralar oradan çıkartıldı, hazineye verildi.<br />
Bu padişah da seks düşkünü idi; bir yandan seks gücünü artırması için kuvvet macunları yiyor, Ermeni doktorunun önerisi ile horoz beyni yiyordu. Bunun için sarayda her gün 30 horoz kesiliyordu. Kitaptan, bilimden, uygarlığın her çeşidinden nefret ediyordu. O kadar bilim ve medeniyet karşıtı olaylar oluyordu ki, şu örnek buna bir kanıttır:” Abdülhamid’e şöyle bir jurnal verilir:”….Gerek elektriğin keşfi hakkında gerekse telsiz telgraf hakkında mekteplerde ders verilmemesi, gazetelerde söz edilmemesi, bunlara ilişkin alet edevatın memlekete girmesine izin verilmemesi”. Ülke böyle cahil adamların elinde geriliğe götürülüyordu.<br />
II.Abdülhamid’in kuşkularının elektrik, tramvay, telefon gibi otomobilin ülkemize girmesini zorlaştırmıştır. Saraya suikast için sessizce yaklaşmalarına bir neden olarak gösterdiği at arabalarının tekerleklerindeki lastikleri sökecek denli evhamlı olan padişah, Sadrazam Avlonyalı Ferit Paşa’nın araba alma isteğini kesin şekilde men ederek şiddetle azarlamış, aldığı arabanın tekerleklerini söktürmüştür.<br />
Bu evhamlı padişah, donanmanın dehşetli toplarının atışını ve tahribatını görünce, sarayı topa tutarlar korkusuyla, donanmanın manevra yapmasını bile yasaklamış, savaş gemileri limanlarda adeta paslanmıştır.<br />
II abdülhamid döneminden ilginç olaylar - Cevat Kulaksız<br />
Abdülhamit kendi ülkesindeki basın ve aydınlar üzerinde insafsızca ajanlı hafiyeli korkunç bir sansür uygularken, Avrupa basınında padişah için çok ilginç ve özgürce karikatürler yayınlanıyordu. Evhamlılığı o kadar ileri idi ki, insanların, suçluların fotoğraflarına bakarak hüküm verir. Mahpustaki katillerin tüm resimlerini çektirip parmaklarını inceler; tüm katillerin orta ve başparmaklarının büyük olduğunu gözlemleyince, bu parmakların kesilmesinin caiz olacağını düşünürdü.<br />
2. Abdülhamit, Yıldız Albümleri Mekke-Medine’ adlı kitapta da padişahın fotoğraf merakıyla ilgili bilgilere yer veriliyor ve kendisinin büyük bir insan sarrafı (fizyonomist) kabul edildiğine işaret ediliyor: “İddialara göre tahta çıkışının 25. yılında hapishanelerdeki mahkûmların fotoğraflarını çektirmiş, altına mahkûmiyet sebeplerini yazdırmış, fotoğraftan seçtiği mahkûmlara af çıkarmıştır. Askeri okula kaydolacak çocukları da fotoğraflardan seçmiştir” deniliyor. Yazıda Hüseyin Atıf Bey’in sözlerine de yer veriliyor:<br />
“Sözü canilere getirdi: ‘Bir İngilizce kitabın tercümesini okumuş idim. Çünkü vaka-yı cinaiyeye (cinayet vakalarına) merakım vardır. O kitapta, canilerin ekserisinin başparmağının ucu şahadet parmağının ortadaki boğumunu geçiyor, çok uzun oluyor, elleri yabani bir hayvan pençesi şeklini alıyor diye görmüş idim. Merak bu ya, o zaman emrettim. Hapishanelerde ne kadar kanlı katil varsa hepsinin fotoğraflarını aldırdım. Filhakika başparmak hemen hepsinde uzun idi. Hem de her şeyi benziyor. Lakin eller her şahısta başta şekilde oluyor. Avrupa’da bundan bi’l-istifade canilerin resimlerinden bi’t-tatbik erbab-i ceraimi (suçluları) yakalıyorlar’ gibi hikâyelerde bulundu.”<br />
İlk iş olarak ülkede hafiyecilik teşkilatı kurdu. Ülkede bilimi, aydınlığı, hürriyeti, Cumhuriyeti savunan bilim ve sanat adamları üzerinde öylesine bir baskı kurmuştu ki, Türk aydınları Namık Kemal ve öteki nice aydınlar ülkelerini terk et zorunda kalmışlardı. Türk Yazar, Gazetecileri, Gazeteleri üzerinde korkunç bir baskı ve istibdat estirmişti 33 yıl. Bu dayanılmaz baskı ve istibdada dayanamaya aydınlar II. Abdülhamid için “Kızıl Sultan” diye nefretlerini dile getiriyorlardı.  Padişah öylesine vehim içinde idi ki, donanmanın top atışlarından korkuyor, donanmanın tatbikat yapmasından, savaş gemilerinin denize açılmasından korktuğu için, gemilerin denize açılmasını yasaklamış, donanma limanlarda çürümüştü adeta.<br />
II abdülhamid döneminden ilginç olaylar - Cevat Kulaksız<br />
<br />
Avrupalı bir dergi, bir karikatüründe Abdülhamid’i ıstakoz gibi gösterince, Osmanlı’da ıstakoz kelimesi yasaklanmış! (İkinci Meşrutiyet Basınında İmge ve Emperyalizm kitabından).<br />
Fatih’le başlayan bütün padişahlar, Türk’lerden çok Arnavut, Rum, Ermeni, Yahudi kökenli kimseleri devletin üst kademelerine getiriyorlardı. Bu nasıl bir Türk Devleti ki, asıl devletin temelini teşkil eden Türk’ler dışlanıyor, yabancılar tercih ediliyordu. Padişahların hemen hepsinin anaları da, karıları da yabanı kökenli; Evlenmek için Türk kızlarını tercih etmedikleri bir yana, Devlet kademelerine Hıristiyan Rum, Ermeni gibi yabancıları getiriyorlardı. Yeniçerilerin, Sadrazamların, öteki vezirlerin çok büyük çoğunluğu Arnavut, Rum, Ermeni, Yahudi, Arap vb yabacılardan oluşmuştu. 622 yıl süren Osmanlı saltanatında 214 sadrazamdan Öztürk soyundan ancak 25–30 sadrazam vardı.<br />
Ayrıca, saraylar, konaklar, yalılar, camiler, medreseler, kervansaraylar Ermenilere yaptırılıyordu.<br />
Oysa Batı’da bilim, sanat, basın ve özgür düşünüce alabildiğine ilerlemekte idi. Osmanlı ise baskı ve geriliğin batağında yıkılışa doğru hızla ilerliyordu.  Arnavut ve Ermenilere (yerli halka göre) ilgisi çok fazla idi. Bunun için Rum ve Ermeniler büyükelçilikten nazırlığa kadar çeşitli hizmetler veriliyordu.<br />
II abdülhamid döneminden ilginç olaylar - Cevat Kulaksız<br />
Berlin’de toplanan barış kongresine gönderilen Osmanlı heyetini temsil eden kurulun başkanı, Aleksandr Karatodori Paşa idi (1879–1881) Maliye Nazırı Agop Kazaysan Paşa adında Ermeni idi. 3.12.1908 de Sadrazamlığa (başbakanlığa) getirdiği Tunuslu Hayrettin Paşa tek kelime Türkçe bilmeyen Arap-Zenci karması cahil bir adamdı.<br />
2.Meşrutiyet Meclisinde 60 Türk, 60 Arap, 25 Arnavut, 20 Acem, 12 Kürt, 11 Laz, 23 Rum, 12 Ermeni,15 Yahudi, 4 Bulgar,3 Sırp,1 Romen, 15 Çerkez, 8 Gürcü, 7 Tatar milletvekilleri vardı. Bu karmakarışık mecliste Türkçe Bilmeyen milletvekilleri bile vardı.<br />
II. Abdülhamid’in II. Meşrutiyette tahttan indirilmesinden sonra, Sultan Hamit’e yakın ve de jurnalciler tutuklandılar. Bunlardan tevkif edilen Sultan Hamit devri ileri gelenlerinden serasker (Harbiye Nazırı) Rıza Paşa orduya iki yüz bin altın, Bahriye Nazırı Hasan Rami Paşa yüz sin altın vererek özgürlüğüne kavuştular; bunu diğerleri takip etti.<br />
Ayrıca II. Abdülhamid’in Alman Doyçe Bank ve Doyçe Orient Bank bankalarında saklanan 1.080.000 altını orduya bağışlamak zorunda kaldı. Halil Menteşe’nin naklettiğine göre, 1909–1918 arası Devlet Şûrası ve Mebusan Meclisleri Reislerinden Hariciye Nazırı, Cumhuriyet devrinde müstakil Muğla Milletvekili Halil Menteşe, Sultan Hamit gerek nakit, gerek mücevher ve diğer koleksiyonların satış geliri olarak ordu ve donanmaya armağanının iki milyon altını çok geçtiğini öğrenmiştir.<br />
II abdülhamid döneminden ilginç olaylar - Cevat Kulaksız<br />
Bu muazzam servetin günümüzdeki karşılığı yüz milyarlar altından fazladır. Vay… Vay… Halk, devlet, ordu, ilimde, ekonomide her yönden geri, yoksul kalmışken ve halktan çalınıp, saklanan altınlara bak! Padişahın ve paşaların bankalardaki altınları dünyalar kadar, devlet perişan, halk perişan, ordu perişan; öteden beri devlet böyle yönetilmiş demek ki!<br />
Sarayındaki cahil Arnavut baçivanlara “mareşallık veren ll. Abdülhamit, 33 yıllık saltanatından sonra, 27.4.1909 günü tahttan indirilip Selanik’e sürülürken, yanına Hiristiyan kökenli karılarıyla 8 oğlu ve 9 kızını da yanına katmışlardı.<br />
ll. Abdülhamit’in gerçek adları birer Hiristiyan olan karıları, Lucien, Sylvia, İliana, Helga, Etiene, Mariça, Zarah, Sevilla, Lester, Rosanna, Ruth, Meri, Elisa, idi. Bu isimlerin başına birer Sultan eklenip Arapça isimler verilmişti. (Bedrifelek, Behice, Bihdar, Dilpeseni, Emsalinur, Mezide, Müşfika, Nazikeda, Peyeste vb. isimler takılmıştı.) II. Abdülhamid öldüğü zaman, padişahın cenaze alayı geçerken pencereden başlarını uzatarak, kadınlar şöyle inlemişlerdir:<br />
“-Kırk paraya ekmek yediren, yirmi paraya kömür yaktıran padişahım, bizi kime bırakıp da gidiyorsun?”.<br />
<br />
<br />
Cevat Kulaksız<br />
<br />
KAYNAKLAR<br />
1- Yazılmamış Tarihimiz Seçmeler Cemal Kutay Sf:230–244)<br />
2- Çankaya Falih Rıfkı Atay Sf:136<br />
3-İstanbul Ansiklopedisi Cilt: 5 Sf: 182)<br />
4-Radikal Gazetesi 30.5.2006,<br />
5-Resimler internetten alındı.<br />
6-Padişah Anaları. Ali Kemal Meram. Sf: 619–631-635-637<br />
<a href="https://interaktif.sol.org.tr/31-Mart/" target="_blank" rel="noopener" class="mycode_url">https://interaktif.sol.org.tr/31-Mart/</a>]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[AKP iktidarının özellikle TBMM Başkanı İsmail Kahraman Abdulhamid’in doğumunun 174. Yılını kutlaması gibi Abdulhamid merakını görünce,  madem gündem böyle diyerek biz de bu padişah hakkında bazı ilginç ayrıntıları vermek istedik.<br />
GATA'nın İstanbul Haydarpaşa hastanesi, ülkemizin en büyüklerinden biri. 15 Temmuz darbe teşebbüsü sonrasında askeriyenin elinden alınıp Sağlık Bakanlığı'na bağlandı, başına örtülü bir kadın getirildi. İsmi de “Sultan Abdülhamit Hastanesi oldu?”<br />
Sultan Abdülhamit Osmanlı'nın 34. padişahı. 1876 yılında tahta çıktı, 1909'da 31 Mart irtica ayaklanması sonrasında indirilip Selanik'e sürgün edildi. Korkak, vesveseli bir adamdı. Padişah olur olmaz Meclis'i kapadığını, kullandığı hafiyelerin para karşılığında verdiği düzmece jurnallerle on binlerce yurtsever insanı sürgün ettiğini, Mithat Paşa'yı zindanda boğdurduğunu tarihin sayfalarında yazılı.<br />
Tıpkı şimdiki AKP-RTE iktidarının yandaş basını gizli açık ödeneklerle beslediği, muhalif  gazetecileri kumpaslarla hapse attırdığı, RTÜK le kırbaçladığı gibi, Abdulhamid’de kendi kafasında olan Volkan ve Mizan gibi gerici gazeteleri para vererek kollarken, muhalif gazete ve gazetecileri cezalandırıyor,  Namık Kemal, Şinasi gibi Nice yurtseveri,  gazetecileri çok uzak yerlere (Taif, Fizan, Yemen'e ) sürgün ediyordu.  Ama şimdikileri hafiyelerden bin beter muhaliflerin telefonlarını dinliyor kumpaslar kuruyordu.  Bu aydınların bazılarını zindanlarda boğdurmuş, hafiyeleriyle jurnallerle 33 sene kan kusturmuştur.  Mısır'ı Tunus'u Kıbrıs'ı Sırbistan'ı Karadağ'ı Romanya'yı, toplam 1.5 milyon kilometrekare toprağı kaybetmişiz.<br />
Amcası padişah Abdülaziz'in darbeye niyetlenen askerler tarafından öldürüldüğüne, donanma mensuplarının bu işte büyük rolü olduğuna inanırdı.<br />
Tahta çıkınca ilk işi, o günlerin en güçlü deniz kuvvetlerinden biri olan Osmanlı Donanması'nı Haliç'e hapsetmek oldu. Donanmanın günün birinde Yıldız Sarayı'nı bombalayıp kendisini tahttan indireceğinden korkuyordu. Osmanlı Donanması orada yıllar boyu çürüyüp elden çıktı. (Nedense, Abdulhamid’ci görülen günümüz AKP-RTE iktidarı da, orduya kurulan Ergenekon kumpasında denizcileri Silivri Zindanlarına göndermişti<br />
Abdulhamid’in denizcilerden kıcık kaptığını bilen gerici askerler, Asâr-ı Şevket Zırhlısı Kaptanı Deniz Binbaşı Ali Kabuli Bey, gerici askerlerce sokaklarda sürüklenerek Yıldız Sarayı'na kadar götürüldü ve Abdülhamit'in gözleri önünde öldürüldü. Ali Kabuli’nin kesilen başı bir sopanın ucuna takılarak sokaklarda dolaştırıldı! (<a href="https://interaktif.sol.org.tr/31-Mart/" target="_blank" rel="noopener" class="mycode_url">https://interaktif.sol.org.tr/31-Mart/</a>)<br />
II abdülhamid döneminden ilginç olaylar - Cevat KulaksızII abdülhamid döneminden ilginç olaylar - Cevat KulaksızII abdülhamid döneminden ilginç olaylar - Cevat Kulaksız<br />
İŞGALCİ RUSLAR İSTANBUL’A ONUR ANITI DİKTİLER<br />
<br />
<br />
II abdülhamid döneminden ilginç olaylar - Cevat Kulaksız<br />
Tarihin acı gerçeklerini görmezden veya bilmezden gelen bazı Abdülhamitçi tutucular ““Ulu Hakan Abdülhamit Han devrinde hiç toprak kaybedilmedi” derler. Oysa Osmanlı en çok topraklarını ll. Abdülhamit zamanında kaybetti.  Ruslar Yeşilköy’e kadar geldi, nerede ise İstanbul bile elden gidiyordu.  Kıbrıs Adasını İngilizlere  rehin mi rüşvet mi  vererek İngiltere sayesinde Rusları durdu.<br />
Dedelerimizin 93 harbi diye andıkları 1877-1878 savaşı sonrasında Rus Ordusu Doğu'dan ve Batı'dan Osmanlı topraklarına girdi. Doğu'da Erzurum işgal edildi, Batı'da şanlı Plevne savunması sonrasında başkent İstanbul'un kapısına dayandı.<br />
Vatan elden giderken Cuma namazı dışında Abdülhamit sarayında oturuyor, hiç dışarı çıkmıyordu.<br />
<br />
Düşman ordusu o günlerde Rumca adı Ayastefanos olan bugünkü Yeşilköy'e kadar girdi ve orada yıllarca kaldı. Ruslar oraya Abdülhamit'in izniyle 1895 de sekiz katlı apartman yüksekliğindeki kocaman süslü bir zafer anıtı yaptılar.  19 yıl durduktan sonra Osmanlı Teşkilatı Muhsusa tarafından 1914 de havaya uçurulmuştur.<br />
O dönemin tarihini özetledikten sonra şimdi gelelim Abdulhamid dönemindeki başka garipliklere.<br />
II Abdülhamit  (1876–1909–76 yıl yaşadı En büyük tutkusu marangozluk idi. Sarayın bir köşesine marangoz atölyesi yaptırmıştı. Atölyenin altına da gizli kasa gibi bir bölme yaptırmış, bütün altınları paraları oraya saklıyormuş. Tahttan indirilince mücevherler paralar oradan çıkartıldı, hazineye verildi.<br />
Bu padişah da seks düşkünü idi; bir yandan seks gücünü artırması için kuvvet macunları yiyor, Ermeni doktorunun önerisi ile horoz beyni yiyordu. Bunun için sarayda her gün 30 horoz kesiliyordu. Kitaptan, bilimden, uygarlığın her çeşidinden nefret ediyordu. O kadar bilim ve medeniyet karşıtı olaylar oluyordu ki, şu örnek buna bir kanıttır:” Abdülhamid’e şöyle bir jurnal verilir:”….Gerek elektriğin keşfi hakkında gerekse telsiz telgraf hakkında mekteplerde ders verilmemesi, gazetelerde söz edilmemesi, bunlara ilişkin alet edevatın memlekete girmesine izin verilmemesi”. Ülke böyle cahil adamların elinde geriliğe götürülüyordu.<br />
II.Abdülhamid’in kuşkularının elektrik, tramvay, telefon gibi otomobilin ülkemize girmesini zorlaştırmıştır. Saraya suikast için sessizce yaklaşmalarına bir neden olarak gösterdiği at arabalarının tekerleklerindeki lastikleri sökecek denli evhamlı olan padişah, Sadrazam Avlonyalı Ferit Paşa’nın araba alma isteğini kesin şekilde men ederek şiddetle azarlamış, aldığı arabanın tekerleklerini söktürmüştür.<br />
Bu evhamlı padişah, donanmanın dehşetli toplarının atışını ve tahribatını görünce, sarayı topa tutarlar korkusuyla, donanmanın manevra yapmasını bile yasaklamış, savaş gemileri limanlarda adeta paslanmıştır.<br />
II abdülhamid döneminden ilginç olaylar - Cevat Kulaksız<br />
Abdülhamit kendi ülkesindeki basın ve aydınlar üzerinde insafsızca ajanlı hafiyeli korkunç bir sansür uygularken, Avrupa basınında padişah için çok ilginç ve özgürce karikatürler yayınlanıyordu. Evhamlılığı o kadar ileri idi ki, insanların, suçluların fotoğraflarına bakarak hüküm verir. Mahpustaki katillerin tüm resimlerini çektirip parmaklarını inceler; tüm katillerin orta ve başparmaklarının büyük olduğunu gözlemleyince, bu parmakların kesilmesinin caiz olacağını düşünürdü.<br />
2. Abdülhamit, Yıldız Albümleri Mekke-Medine’ adlı kitapta da padişahın fotoğraf merakıyla ilgili bilgilere yer veriliyor ve kendisinin büyük bir insan sarrafı (fizyonomist) kabul edildiğine işaret ediliyor: “İddialara göre tahta çıkışının 25. yılında hapishanelerdeki mahkûmların fotoğraflarını çektirmiş, altına mahkûmiyet sebeplerini yazdırmış, fotoğraftan seçtiği mahkûmlara af çıkarmıştır. Askeri okula kaydolacak çocukları da fotoğraflardan seçmiştir” deniliyor. Yazıda Hüseyin Atıf Bey’in sözlerine de yer veriliyor:<br />
“Sözü canilere getirdi: ‘Bir İngilizce kitabın tercümesini okumuş idim. Çünkü vaka-yı cinaiyeye (cinayet vakalarına) merakım vardır. O kitapta, canilerin ekserisinin başparmağının ucu şahadet parmağının ortadaki boğumunu geçiyor, çok uzun oluyor, elleri yabani bir hayvan pençesi şeklini alıyor diye görmüş idim. Merak bu ya, o zaman emrettim. Hapishanelerde ne kadar kanlı katil varsa hepsinin fotoğraflarını aldırdım. Filhakika başparmak hemen hepsinde uzun idi. Hem de her şeyi benziyor. Lakin eller her şahısta başta şekilde oluyor. Avrupa’da bundan bi’l-istifade canilerin resimlerinden bi’t-tatbik erbab-i ceraimi (suçluları) yakalıyorlar’ gibi hikâyelerde bulundu.”<br />
İlk iş olarak ülkede hafiyecilik teşkilatı kurdu. Ülkede bilimi, aydınlığı, hürriyeti, Cumhuriyeti savunan bilim ve sanat adamları üzerinde öylesine bir baskı kurmuştu ki, Türk aydınları Namık Kemal ve öteki nice aydınlar ülkelerini terk et zorunda kalmışlardı. Türk Yazar, Gazetecileri, Gazeteleri üzerinde korkunç bir baskı ve istibdat estirmişti 33 yıl. Bu dayanılmaz baskı ve istibdada dayanamaya aydınlar II. Abdülhamid için “Kızıl Sultan” diye nefretlerini dile getiriyorlardı.  Padişah öylesine vehim içinde idi ki, donanmanın top atışlarından korkuyor, donanmanın tatbikat yapmasından, savaş gemilerinin denize açılmasından korktuğu için, gemilerin denize açılmasını yasaklamış, donanma limanlarda çürümüştü adeta.<br />
II abdülhamid döneminden ilginç olaylar - Cevat Kulaksız<br />
<br />
Avrupalı bir dergi, bir karikatüründe Abdülhamid’i ıstakoz gibi gösterince, Osmanlı’da ıstakoz kelimesi yasaklanmış! (İkinci Meşrutiyet Basınında İmge ve Emperyalizm kitabından).<br />
Fatih’le başlayan bütün padişahlar, Türk’lerden çok Arnavut, Rum, Ermeni, Yahudi kökenli kimseleri devletin üst kademelerine getiriyorlardı. Bu nasıl bir Türk Devleti ki, asıl devletin temelini teşkil eden Türk’ler dışlanıyor, yabancılar tercih ediliyordu. Padişahların hemen hepsinin anaları da, karıları da yabanı kökenli; Evlenmek için Türk kızlarını tercih etmedikleri bir yana, Devlet kademelerine Hıristiyan Rum, Ermeni gibi yabancıları getiriyorlardı. Yeniçerilerin, Sadrazamların, öteki vezirlerin çok büyük çoğunluğu Arnavut, Rum, Ermeni, Yahudi, Arap vb yabacılardan oluşmuştu. 622 yıl süren Osmanlı saltanatında 214 sadrazamdan Öztürk soyundan ancak 25–30 sadrazam vardı.<br />
Ayrıca, saraylar, konaklar, yalılar, camiler, medreseler, kervansaraylar Ermenilere yaptırılıyordu.<br />
Oysa Batı’da bilim, sanat, basın ve özgür düşünüce alabildiğine ilerlemekte idi. Osmanlı ise baskı ve geriliğin batağında yıkılışa doğru hızla ilerliyordu.  Arnavut ve Ermenilere (yerli halka göre) ilgisi çok fazla idi. Bunun için Rum ve Ermeniler büyükelçilikten nazırlığa kadar çeşitli hizmetler veriliyordu.<br />
II abdülhamid döneminden ilginç olaylar - Cevat Kulaksız<br />
Berlin’de toplanan barış kongresine gönderilen Osmanlı heyetini temsil eden kurulun başkanı, Aleksandr Karatodori Paşa idi (1879–1881) Maliye Nazırı Agop Kazaysan Paşa adında Ermeni idi. 3.12.1908 de Sadrazamlığa (başbakanlığa) getirdiği Tunuslu Hayrettin Paşa tek kelime Türkçe bilmeyen Arap-Zenci karması cahil bir adamdı.<br />
2.Meşrutiyet Meclisinde 60 Türk, 60 Arap, 25 Arnavut, 20 Acem, 12 Kürt, 11 Laz, 23 Rum, 12 Ermeni,15 Yahudi, 4 Bulgar,3 Sırp,1 Romen, 15 Çerkez, 8 Gürcü, 7 Tatar milletvekilleri vardı. Bu karmakarışık mecliste Türkçe Bilmeyen milletvekilleri bile vardı.<br />
II. Abdülhamid’in II. Meşrutiyette tahttan indirilmesinden sonra, Sultan Hamit’e yakın ve de jurnalciler tutuklandılar. Bunlardan tevkif edilen Sultan Hamit devri ileri gelenlerinden serasker (Harbiye Nazırı) Rıza Paşa orduya iki yüz bin altın, Bahriye Nazırı Hasan Rami Paşa yüz sin altın vererek özgürlüğüne kavuştular; bunu diğerleri takip etti.<br />
Ayrıca II. Abdülhamid’in Alman Doyçe Bank ve Doyçe Orient Bank bankalarında saklanan 1.080.000 altını orduya bağışlamak zorunda kaldı. Halil Menteşe’nin naklettiğine göre, 1909–1918 arası Devlet Şûrası ve Mebusan Meclisleri Reislerinden Hariciye Nazırı, Cumhuriyet devrinde müstakil Muğla Milletvekili Halil Menteşe, Sultan Hamit gerek nakit, gerek mücevher ve diğer koleksiyonların satış geliri olarak ordu ve donanmaya armağanının iki milyon altını çok geçtiğini öğrenmiştir.<br />
II abdülhamid döneminden ilginç olaylar - Cevat Kulaksız<br />
Bu muazzam servetin günümüzdeki karşılığı yüz milyarlar altından fazladır. Vay… Vay… Halk, devlet, ordu, ilimde, ekonomide her yönden geri, yoksul kalmışken ve halktan çalınıp, saklanan altınlara bak! Padişahın ve paşaların bankalardaki altınları dünyalar kadar, devlet perişan, halk perişan, ordu perişan; öteden beri devlet böyle yönetilmiş demek ki!<br />
Sarayındaki cahil Arnavut baçivanlara “mareşallık veren ll. Abdülhamit, 33 yıllık saltanatından sonra, 27.4.1909 günü tahttan indirilip Selanik’e sürülürken, yanına Hiristiyan kökenli karılarıyla 8 oğlu ve 9 kızını da yanına katmışlardı.<br />
ll. Abdülhamit’in gerçek adları birer Hiristiyan olan karıları, Lucien, Sylvia, İliana, Helga, Etiene, Mariça, Zarah, Sevilla, Lester, Rosanna, Ruth, Meri, Elisa, idi. Bu isimlerin başına birer Sultan eklenip Arapça isimler verilmişti. (Bedrifelek, Behice, Bihdar, Dilpeseni, Emsalinur, Mezide, Müşfika, Nazikeda, Peyeste vb. isimler takılmıştı.) II. Abdülhamid öldüğü zaman, padişahın cenaze alayı geçerken pencereden başlarını uzatarak, kadınlar şöyle inlemişlerdir:<br />
“-Kırk paraya ekmek yediren, yirmi paraya kömür yaktıran padişahım, bizi kime bırakıp da gidiyorsun?”.<br />
<br />
<br />
Cevat Kulaksız<br />
<br />
KAYNAKLAR<br />
1- Yazılmamış Tarihimiz Seçmeler Cemal Kutay Sf:230–244)<br />
2- Çankaya Falih Rıfkı Atay Sf:136<br />
3-İstanbul Ansiklopedisi Cilt: 5 Sf: 182)<br />
4-Radikal Gazetesi 30.5.2006,<br />
5-Resimler internetten alındı.<br />
6-Padişah Anaları. Ali Kemal Meram. Sf: 619–631-635-637<br />
<a href="https://interaktif.sol.org.tr/31-Mart/" target="_blank" rel="noopener" class="mycode_url">https://interaktif.sol.org.tr/31-Mart/</a>]]></content:encoded>
		</item>
	</channel>
</rss>