<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?>
<rss version="2.0" xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/" xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/">
	<channel>
		<title><![CDATA[Forum Sitesi - Eğitim - Öğretim Forumları]]></title>
		<link>https://forumistan.net/</link>
		<description><![CDATA[Forum Sitesi - https://forumistan.net]]></description>
		<pubDate>Tue, 28 Apr 2026 19:39:24 +0000</pubDate>
		<generator>MyBB</generator>
		<item>
			<title><![CDATA[Kimya]]></title>
			<link>https://forumistan.net/konu-kimya.html</link>
			<pubDate>Fri, 04 Oct 2024 12:45:34 +0000</pubDate>
			<dc:creator><![CDATA[<a href="https://forumistan.net/member.php?action=profile&uid=34">Arzu</a>]]></dc:creator>
			<guid isPermaLink="false">https://forumistan.net/konu-kimya.html</guid>
			<description><![CDATA[Kimyasal Reaksiyonlarda Enerji<br />
<br />
Kimyasal Reaksiyonlar ve Enerji Dünyamızı mor ötesi ışınlardan koruyan Ozon gazı ( O3 ) Oksijenden elde edilir. böyle bir olayda hacim azalması 50 lt olarak belirlenmişse harcanan Oksijen ve oluşan Ozon miktarıları kaçar litredir? 3 O2 2 O3 3x22.4 2x22.4 Hacim Azalması = 67.2 - 44.8 =22.4 lt dir. 67.2 lt O2 22.4 lt hacim azalması var ise X 50 lt hacim azalması X=150 lt O2 kullanılmıştır. 100 lt O3 oluşmuştur. Kimyasal Reaksiyonlar ve Enerji Tüm kimyasal reaksiyonlarda ya enerji alınır ya da verilir. Suyun bileşenlerine ayrıltırılması ve suyun oluşturulması reaksiyonlarını düşünürsek hangisinde ısı alınır, hangisinde ısı verilir. Suyun bileşenlerine ayrılması : 2H2O(s) 2 H2(g) + O2(g) Suyun oluşturulması : 2H2(g) + O2(g) 2 H2O(s) Bir moleküldeki atomlar kimyasal bağlarla bağlı tutulurlar. Bu bağı koparmak ise enerji ister yani endotermiktir. Suyun ayrıştırılması için enerji gereklidir. Suyu bileşenlerine ayırmak için uygulanan kimyasal yöntem ise elektrolizdir. Ayrıştırmak için enerji (Elektrik enerjisi) gereklidir. Bu enerji ile atomları birarada tutan bağlar kopmaktadır. Bağ oluşumu sırasında ise enerji açığa çıkar. Suyun oluşumu ekzotermiktir. Kimyasal bağların Sağlamlıklarını o bağları koparmak için gerekli enerjinin büyüklüğüne bakarak karşılaştırabiliriz. Bazı reaksiyonları kalorimetrelerde gerçekleştirmek mümüküm değildir, dolayısıyla reaksiyonun ısısını ölçemeyiz. Bu durumda bu tip reaksiyonların ısısını nasıl buluruz? Kalorimetre yardımıyla bütün reaksiyonların ısılarını ölçmek mümkün değildir. Bazı dolaylı yollar takip edilmesi gerekir. Bir reaksiyon iki ya da daha fazla reaksiyonun toplamı olarak yazılabiliyorsa bu reaksiyonun ısısıda o reaksiyonların ısıları toplamına eşittir. O halde kalorimetrelerdse gerçekleştirilemeyen bir reaksiyonun ısısını bulmak için kalorimetrede kalorimetrede gerçekleştirilebilen reaksiyobnların ısılarından faydalanarak sonucu bulabiliriz 3C(grafit) + 4H2(g C3H8(g) Kalorimetrede gerçekleşmez, ısısını ölçemeyiz. C3H8(g) + 5O2(g) 3CO2(g) + 4H2O(s) DH = -531.1 kkal / mol. C(grafit) + O2(g CO2(g) DH = -94.14 kkal / mol. H2(g) + 1/2 O2(g) H2O(s) DH = -68.4 kkal / mol. 3C + 4H2 C3H8 DH = -24.92 kkal / mol. Kömür ile oksijen yan yana getirilince tepkime olmaz. Tepkimenin başlaması nasıl sağlanır? Bu durumu nasıl açıklarız? Bilindiği gibi kömür hemen hemen saf karbon olup havadaki oksijen ile C(k) + O2(g) CO2(g) tepkimesine göre karbondiokside dönüşür. Ancak kömür ile oksijen yan yana getirilince tepkime olmaz. Tepkimenin başlaması için önce kağıt ile odun tutuşturulur. Odunun yanması ile oluşan ısı, kömürü tutuşturur. O halde kömürün yanmaya başlaması için dışarıdan önce ısı alması gerekir. Tepkimenin başlaması için dışardan verilmesi gereken bu enerjiye aktivasyon enerjisi denir. Bu enerji hem tepkime ortamındaki oksijen moleküllerinin hızını arttırır, hem de karbon atomlarının kömürden koparılması için harcanır. Ancak bu sayede karbon atomları ile oksijen molekülleri tepkimeye girebilir. Tepkime başladıktan sonra ısı oluşur. Yani tepkime endotermiktir. KİMYASAL REAKSİYONLAR VE ENERJİ: Bir kimyasal tepkimede alınan ya da verilen ısıya tepkime ısısı denir. Tekime ısısı = Ürünlerin toplam enerjisi - Girenlerin toplam enerjisi formülü ile ifade edilir.Tepkime ısısı maddelerin içerdiği toplam enerji değil,iki durum arasındaki enerji farkıdır. ENTALPİ: Bir maddenin yapısında depoladığı her tür enerjinin toplamına ısı kapsamı ya da entalpi denir ve H ile simgelenir.Bir maddenin bir molünde depolanmış enerjiye o maddenin molar entalpisi denir.Maddelerin entalpileri ölçülemez.Ancak tepkimeye girenlerle ürünler arasındaki fark belirlenir.Kimyasal tepkimelerde,ürünlerin entalpileri toplamı ile girenlerin entalpileri toplamı arasındaki farka,tepkimenin entalpi değişimi ya da tepkime entalpisi adı verilir ve DH ile simgelenir. DH =HÜrünler - HGirenler Bağıntıda ürünlerin entalpileri toplamı,girenlerin entalpileri toplamından küçükse, tepkime ekzotermik olup DH,eksi işaretlidir. Tepkimenin endotermik olması halinde,ürünlerin entalpileri toplamı,girenlerin entalpileri toplamından büyüktür.Bu durumda DH,artı işaretlidir. DH değerleri belirli sıcaklık ve basınçta ölçülmüş değerlerdir.Sıcaklık ve basınç değişirse bu değerlerde değişir. Ekzotermik tepkimelerde DH ın işareti negatif,endotermik tepkimelerde ise pozitiftir. Maddelerin halinin değişimi DH değerini etkiler]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[Kimyasal Reaksiyonlarda Enerji<br />
<br />
Kimyasal Reaksiyonlar ve Enerji Dünyamızı mor ötesi ışınlardan koruyan Ozon gazı ( O3 ) Oksijenden elde edilir. böyle bir olayda hacim azalması 50 lt olarak belirlenmişse harcanan Oksijen ve oluşan Ozon miktarıları kaçar litredir? 3 O2 2 O3 3x22.4 2x22.4 Hacim Azalması = 67.2 - 44.8 =22.4 lt dir. 67.2 lt O2 22.4 lt hacim azalması var ise X 50 lt hacim azalması X=150 lt O2 kullanılmıştır. 100 lt O3 oluşmuştur. Kimyasal Reaksiyonlar ve Enerji Tüm kimyasal reaksiyonlarda ya enerji alınır ya da verilir. Suyun bileşenlerine ayrıltırılması ve suyun oluşturulması reaksiyonlarını düşünürsek hangisinde ısı alınır, hangisinde ısı verilir. Suyun bileşenlerine ayrılması : 2H2O(s) 2 H2(g) + O2(g) Suyun oluşturulması : 2H2(g) + O2(g) 2 H2O(s) Bir moleküldeki atomlar kimyasal bağlarla bağlı tutulurlar. Bu bağı koparmak ise enerji ister yani endotermiktir. Suyun ayrıştırılması için enerji gereklidir. Suyu bileşenlerine ayırmak için uygulanan kimyasal yöntem ise elektrolizdir. Ayrıştırmak için enerji (Elektrik enerjisi) gereklidir. Bu enerji ile atomları birarada tutan bağlar kopmaktadır. Bağ oluşumu sırasında ise enerji açığa çıkar. Suyun oluşumu ekzotermiktir. Kimyasal bağların Sağlamlıklarını o bağları koparmak için gerekli enerjinin büyüklüğüne bakarak karşılaştırabiliriz. Bazı reaksiyonları kalorimetrelerde gerçekleştirmek mümüküm değildir, dolayısıyla reaksiyonun ısısını ölçemeyiz. Bu durumda bu tip reaksiyonların ısısını nasıl buluruz? Kalorimetre yardımıyla bütün reaksiyonların ısılarını ölçmek mümkün değildir. Bazı dolaylı yollar takip edilmesi gerekir. Bir reaksiyon iki ya da daha fazla reaksiyonun toplamı olarak yazılabiliyorsa bu reaksiyonun ısısıda o reaksiyonların ısıları toplamına eşittir. O halde kalorimetrelerdse gerçekleştirilemeyen bir reaksiyonun ısısını bulmak için kalorimetrede kalorimetrede gerçekleştirilebilen reaksiyobnların ısılarından faydalanarak sonucu bulabiliriz 3C(grafit) + 4H2(g C3H8(g) Kalorimetrede gerçekleşmez, ısısını ölçemeyiz. C3H8(g) + 5O2(g) 3CO2(g) + 4H2O(s) DH = -531.1 kkal / mol. C(grafit) + O2(g CO2(g) DH = -94.14 kkal / mol. H2(g) + 1/2 O2(g) H2O(s) DH = -68.4 kkal / mol. 3C + 4H2 C3H8 DH = -24.92 kkal / mol. Kömür ile oksijen yan yana getirilince tepkime olmaz. Tepkimenin başlaması nasıl sağlanır? Bu durumu nasıl açıklarız? Bilindiği gibi kömür hemen hemen saf karbon olup havadaki oksijen ile C(k) + O2(g) CO2(g) tepkimesine göre karbondiokside dönüşür. Ancak kömür ile oksijen yan yana getirilince tepkime olmaz. Tepkimenin başlaması için önce kağıt ile odun tutuşturulur. Odunun yanması ile oluşan ısı, kömürü tutuşturur. O halde kömürün yanmaya başlaması için dışarıdan önce ısı alması gerekir. Tepkimenin başlaması için dışardan verilmesi gereken bu enerjiye aktivasyon enerjisi denir. Bu enerji hem tepkime ortamındaki oksijen moleküllerinin hızını arttırır, hem de karbon atomlarının kömürden koparılması için harcanır. Ancak bu sayede karbon atomları ile oksijen molekülleri tepkimeye girebilir. Tepkime başladıktan sonra ısı oluşur. Yani tepkime endotermiktir. KİMYASAL REAKSİYONLAR VE ENERJİ: Bir kimyasal tepkimede alınan ya da verilen ısıya tepkime ısısı denir. Tekime ısısı = Ürünlerin toplam enerjisi - Girenlerin toplam enerjisi formülü ile ifade edilir.Tepkime ısısı maddelerin içerdiği toplam enerji değil,iki durum arasındaki enerji farkıdır. ENTALPİ: Bir maddenin yapısında depoladığı her tür enerjinin toplamına ısı kapsamı ya da entalpi denir ve H ile simgelenir.Bir maddenin bir molünde depolanmış enerjiye o maddenin molar entalpisi denir.Maddelerin entalpileri ölçülemez.Ancak tepkimeye girenlerle ürünler arasındaki fark belirlenir.Kimyasal tepkimelerde,ürünlerin entalpileri toplamı ile girenlerin entalpileri toplamı arasındaki farka,tepkimenin entalpi değişimi ya da tepkime entalpisi adı verilir ve DH ile simgelenir. DH =HÜrünler - HGirenler Bağıntıda ürünlerin entalpileri toplamı,girenlerin entalpileri toplamından küçükse, tepkime ekzotermik olup DH,eksi işaretlidir. Tepkimenin endotermik olması halinde,ürünlerin entalpileri toplamı,girenlerin entalpileri toplamından büyüktür.Bu durumda DH,artı işaretlidir. DH değerleri belirli sıcaklık ve basınçta ölçülmüş değerlerdir.Sıcaklık ve basınç değişirse bu değerlerde değişir. Ekzotermik tepkimelerde DH ın işareti negatif,endotermik tepkimelerde ise pozitiftir. Maddelerin halinin değişimi DH değerini etkiler]]></content:encoded>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[Edebiyat-Felsefe İlişkisi]]></title>
			<link>https://forumistan.net/konu-edebiyat-felsefe-iliskisi.html</link>
			<pubDate>Tue, 25 Jun 2024 12:27:28 +0000</pubDate>
			<dc:creator><![CDATA[<a href="https://forumistan.net/member.php?action=profile&uid=18">derya</a>]]></dc:creator>
			<guid isPermaLink="false">https://forumistan.net/konu-edebiyat-felsefe-iliskisi.html</guid>
			<description><![CDATA[Edebiyat-Felsefe İlişkisi<br />
<br />
<br />
<br />
Edebiyat, TDK Güncel Türkçe Sözlük’te “Olay, düşünce, duygu ve hayallerin dil aracılığıyla sözlü veya yazılı olarak biçimlendirilmesi sanatı; yazın” olarak tanımlanır. Felsefe ise varlığı, evreni, bilgiyi ve değerleri anlamak amacıyla yapılan düşünsel faaliyetler ya da sözlük anlamıyla “Varlığın ve bilginin bilimsel olarak araştırılması"dır. Edebiyat-felsefe ilişkisini irdeleyecek olursak her ikisinin de ortak yanı dildir. ”Dilin kullanımı”, “dil bilinci” her iki disiplin için de önemlidir. Bu hususta şunlar söylenebilir:<br />
<br />
“ Edebiyat, sözcükleri kullanan bir sanat biçimidir. Dolayısıyla felsefe için olduğu gibi edebiyat için de “dilin kullanımı”, “dil bilinci” son derece önemlidir. Ancak bu, felsefe ile edebiyatın dili aynı biçimde kullandıkları anlamına gelmez. Fakat edebiyatın felsefeye yaklaştığı örnekler de bulunmaktadır. Bu açıdan akla ilk gelen Tolstoy, Dostoyevski, Proust’un eserleridir ki bu eserler felsefi düşüncelerle yüklüdür. Şüphesiz her edebî eserde güçlü ya da zayıf bir kavramsal ve düşünsel yapı vardır.” (Emel Koç, Felsefe ve Edebiyat, Kırıkkale Üniversitesi Sosyal Bilimler Dergisi)<br />
<br />
<br />
Buradan hareketle şu yargıya varabiliriz: Bir edebî metin felsefî metin değildir ancak çoğu edebî metnin bir düşünsel yapısı başka bir deyişle felsefî bir altyapısı vardır. Felsefî düşüncelerle örülü edebî metinlerin varlığı tartışılmaz bir gerçektir. İşte edebiyat-felsefe ilişkisini bu şekilde açıklayabiliriz.<br />
<br />
Kaynak:<br />
<br />
1)TDK Güncel Türkçe Sözlük<br />
<br />
2) Emel Koç, Felsefe ve Edebiyat, Kırıkkale Üniversitesi Sosyal Bilimler Dergisi]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[Edebiyat-Felsefe İlişkisi<br />
<br />
<br />
<br />
Edebiyat, TDK Güncel Türkçe Sözlük’te “Olay, düşünce, duygu ve hayallerin dil aracılığıyla sözlü veya yazılı olarak biçimlendirilmesi sanatı; yazın” olarak tanımlanır. Felsefe ise varlığı, evreni, bilgiyi ve değerleri anlamak amacıyla yapılan düşünsel faaliyetler ya da sözlük anlamıyla “Varlığın ve bilginin bilimsel olarak araştırılması"dır. Edebiyat-felsefe ilişkisini irdeleyecek olursak her ikisinin de ortak yanı dildir. ”Dilin kullanımı”, “dil bilinci” her iki disiplin için de önemlidir. Bu hususta şunlar söylenebilir:<br />
<br />
“ Edebiyat, sözcükleri kullanan bir sanat biçimidir. Dolayısıyla felsefe için olduğu gibi edebiyat için de “dilin kullanımı”, “dil bilinci” son derece önemlidir. Ancak bu, felsefe ile edebiyatın dili aynı biçimde kullandıkları anlamına gelmez. Fakat edebiyatın felsefeye yaklaştığı örnekler de bulunmaktadır. Bu açıdan akla ilk gelen Tolstoy, Dostoyevski, Proust’un eserleridir ki bu eserler felsefi düşüncelerle yüklüdür. Şüphesiz her edebî eserde güçlü ya da zayıf bir kavramsal ve düşünsel yapı vardır.” (Emel Koç, Felsefe ve Edebiyat, Kırıkkale Üniversitesi Sosyal Bilimler Dergisi)<br />
<br />
<br />
Buradan hareketle şu yargıya varabiliriz: Bir edebî metin felsefî metin değildir ancak çoğu edebî metnin bir düşünsel yapısı başka bir deyişle felsefî bir altyapısı vardır. Felsefî düşüncelerle örülü edebî metinlerin varlığı tartışılmaz bir gerçektir. İşte edebiyat-felsefe ilişkisini bu şekilde açıklayabiliriz.<br />
<br />
Kaynak:<br />
<br />
1)TDK Güncel Türkçe Sözlük<br />
<br />
2) Emel Koç, Felsefe ve Edebiyat, Kırıkkale Üniversitesi Sosyal Bilimler Dergisi]]></content:encoded>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[Günlük Türü Nedir? Günlük Türünün Özellikleri]]></title>
			<link>https://forumistan.net/konu-g%C3%BCnl%C3%BCk-t%C3%BCr%C3%BC-nedir-g%C3%BCnl%C3%BCk-t%C3%BCr%C3%BCn%C3%BCn-ozellikleri.html</link>
			<pubDate>Tue, 25 Jun 2024 12:26:46 +0000</pubDate>
			<dc:creator><![CDATA[<a href="https://forumistan.net/member.php?action=profile&uid=18">derya</a>]]></dc:creator>
			<guid isPermaLink="false">https://forumistan.net/konu-g%C3%BCnl%C3%BCk-t%C3%BCr%C3%BC-nedir-g%C3%BCnl%C3%BCk-t%C3%BCr%C3%BCn%C3%BCn-ozellikleri.html</guid>
			<description><![CDATA[Günlük Türü Nedir? Günlük Türünün Özellikleri<br />
<br />
<br />
<br />
<br />
Daha önce deneme, makale, masal, fabl, destan, sohbet (söyleşi) gibi metin türlerine değinmiştik. Şimdi bu yazımızda “günlük türü nedir?" sorusunu cevaplayıp  günlük türünün özelliklerine değineceğiz. <br />
<br />
Günlük Türü Nedir? Günlük Türünün Özellikleri <br />
<br />
Bir kişinin günlük yaşantısındaki deneyimlerini, izlenimlerini duygu ya da düşüncelerini, tarih belirterek, günü gününe anlattığı yazı türü günlük olarak adlandırılır.<br />
<br />
Günlük türü, aslında insanın içini dökme ihtiyacından doğmuştur denilebilir. Buradan yola çıkarak günlüklerin çoğunun içe dönük olduğunu belirtebiliriz. Ancak dışa dönük yazılan edebî anlamda günlükler de mevcuttur.<br />
<br />
Günlük Türüne Örnek Metin<br />
<br />
                                                                                                                                  20 Haziran 2024<br />
<br />
Bugün öyle bir sıcak hava vardı ki kelimelerle anlatılmaz. İnsanlar adeta sıcaktan dışarı adım atamadılar. Bu havaları sevmiyorum gerçekten. Onun dışında gün içerisinde kayda değer önemli bir şey olmadı. Aslında olsa da umurumda değil artık. O kadar bıktım ki anlayışsızlıklardan, bencillikten, yapmacıklıktan artık hiçbir şey yapmak istemiyorum. Sadece insanlardan uzak bir yaşam sürmek istiyorum. Gösteriş, kötü niyet, ayak kaydırma, anlayışsızlık, bencillik hepsi canıma tak etti artık. Hiç kimse anlamıyor seni, en yakının bile... En yakının bile seni anlamazken neye yarar artık bu çaba? Artık sadece bir köşeye çekilip sadece kitap okumak istiyorum. Okumayayım da ne yapayım? Ancak öyle bağlanıyorum hayata. Rahatlatıyor beni. Dünyadan, yapmacık insanlardan uzak kalmanın tek çaresi benim için kitaplar. Yazarın dediği gibi "Odamda beni kitaplarım bekler. Bu yegâne tesellidir."<br />
<br />
<br />
<br />
Yukarıdaki metinde yazar gün içerisindeki yaşantısını, duygularını ve düşüncelerini tarih belirterek, günü gününe dile getirmiştir. Dolayısıyla bu metni günlük türü kapsamında değerlendirebiliriz.]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[Günlük Türü Nedir? Günlük Türünün Özellikleri<br />
<br />
<br />
<br />
<br />
Daha önce deneme, makale, masal, fabl, destan, sohbet (söyleşi) gibi metin türlerine değinmiştik. Şimdi bu yazımızda “günlük türü nedir?" sorusunu cevaplayıp  günlük türünün özelliklerine değineceğiz. <br />
<br />
Günlük Türü Nedir? Günlük Türünün Özellikleri <br />
<br />
Bir kişinin günlük yaşantısındaki deneyimlerini, izlenimlerini duygu ya da düşüncelerini, tarih belirterek, günü gününe anlattığı yazı türü günlük olarak adlandırılır.<br />
<br />
Günlük türü, aslında insanın içini dökme ihtiyacından doğmuştur denilebilir. Buradan yola çıkarak günlüklerin çoğunun içe dönük olduğunu belirtebiliriz. Ancak dışa dönük yazılan edebî anlamda günlükler de mevcuttur.<br />
<br />
Günlük Türüne Örnek Metin<br />
<br />
                                                                                                                                  20 Haziran 2024<br />
<br />
Bugün öyle bir sıcak hava vardı ki kelimelerle anlatılmaz. İnsanlar adeta sıcaktan dışarı adım atamadılar. Bu havaları sevmiyorum gerçekten. Onun dışında gün içerisinde kayda değer önemli bir şey olmadı. Aslında olsa da umurumda değil artık. O kadar bıktım ki anlayışsızlıklardan, bencillikten, yapmacıklıktan artık hiçbir şey yapmak istemiyorum. Sadece insanlardan uzak bir yaşam sürmek istiyorum. Gösteriş, kötü niyet, ayak kaydırma, anlayışsızlık, bencillik hepsi canıma tak etti artık. Hiç kimse anlamıyor seni, en yakının bile... En yakının bile seni anlamazken neye yarar artık bu çaba? Artık sadece bir köşeye çekilip sadece kitap okumak istiyorum. Okumayayım da ne yapayım? Ancak öyle bağlanıyorum hayata. Rahatlatıyor beni. Dünyadan, yapmacık insanlardan uzak kalmanın tek çaresi benim için kitaplar. Yazarın dediği gibi "Odamda beni kitaplarım bekler. Bu yegâne tesellidir."<br />
<br />
<br />
<br />
Yukarıdaki metinde yazar gün içerisindeki yaşantısını, duygularını ve düşüncelerini tarih belirterek, günü gününe dile getirmiştir. Dolayısıyla bu metni günlük türü kapsamında değerlendirebiliriz.]]></content:encoded>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA["İpsiz Sapsız" Deyiminin Hikâyesi]]></title>
			<link>https://forumistan.net/konu-ipsiz-sapsiz-deyiminin-hik%C3%A2yesi.html</link>
			<pubDate>Tue, 25 Jun 2024 12:26:07 +0000</pubDate>
			<dc:creator><![CDATA[<a href="https://forumistan.net/member.php?action=profile&uid=18">derya</a>]]></dc:creator>
			<guid isPermaLink="false">https://forumistan.net/konu-ipsiz-sapsiz-deyiminin-hik%C3%A2yesi.html</guid>
			<description><![CDATA["İpsiz Sapsız" Deyiminin Hikâyesi<br />
<br />
<br />
<br />
Deyimler, anlatıma çekicilik katan, genellikle gerçek anlamından uzaklaşıp mecaz anlam kazanan, birden fazla sözcükten oluşan ve bir durum bildiren dil birlikleri ya da kalıplaşmış sözcük topluluğu olarak tanımlanabilir. “Az sözle çok şey anlatma” işleviyle anlatımda özlülüğü sağlayan deyimlerin ilgi çekici hikâyeleri vardır. Biz bu yazımızda “ipsiz sapsız” deyiminin hikâyesini anlatacağız.<br />
<br />
<br />
<br />
“İpsiz Sapsız” Deyiminin Hikâyesi<br />
<br />
Şimdi olduğu gibi eskiden de Anadolu’dan İstanbul’a çalışmak üzere adamlar gelir, bunların çoğu da herhangi bir mesleğe sahip olmadıklarından ya hamallıkla yahut kazma kürekle çalışarak işe başlarlarmış. Bunların içinde öyleleri olurmuş ki hamallık yapmak için ne bir ipleri, amelelik yapmak için de ne bir kazma veya kürekleri bulunurmuş. Bir ip veya tutacak bir sap sahibi olmayan bu kişiler için söylenen ipsiz sapsız deyimi de meslek sahibi olmamakla birlikte, bir işe güce de yaramayan adamlar hakkında tahkir anlamında kullanılmıştır. Hâlen haylazlık eden, herhangi bir geçim vasıtası peşinde olmayan sorumsuz insanlar için bu deyimi kullanırız. Hatta daha ileri giderek “ipe sapa gelmez herifin biri!” dediğimiz de olur.<br />
<br />
Kaynak: İskender Pala, İki Dirhem Bir Çekirdek, Kapı Yayınları]]></description>
			<content:encoded><![CDATA["İpsiz Sapsız" Deyiminin Hikâyesi<br />
<br />
<br />
<br />
Deyimler, anlatıma çekicilik katan, genellikle gerçek anlamından uzaklaşıp mecaz anlam kazanan, birden fazla sözcükten oluşan ve bir durum bildiren dil birlikleri ya da kalıplaşmış sözcük topluluğu olarak tanımlanabilir. “Az sözle çok şey anlatma” işleviyle anlatımda özlülüğü sağlayan deyimlerin ilgi çekici hikâyeleri vardır. Biz bu yazımızda “ipsiz sapsız” deyiminin hikâyesini anlatacağız.<br />
<br />
<br />
<br />
“İpsiz Sapsız” Deyiminin Hikâyesi<br />
<br />
Şimdi olduğu gibi eskiden de Anadolu’dan İstanbul’a çalışmak üzere adamlar gelir, bunların çoğu da herhangi bir mesleğe sahip olmadıklarından ya hamallıkla yahut kazma kürekle çalışarak işe başlarlarmış. Bunların içinde öyleleri olurmuş ki hamallık yapmak için ne bir ipleri, amelelik yapmak için de ne bir kazma veya kürekleri bulunurmuş. Bir ip veya tutacak bir sap sahibi olmayan bu kişiler için söylenen ipsiz sapsız deyimi de meslek sahibi olmamakla birlikte, bir işe güce de yaramayan adamlar hakkında tahkir anlamında kullanılmıştır. Hâlen haylazlık eden, herhangi bir geçim vasıtası peşinde olmayan sorumsuz insanlar için bu deyimi kullanırız. Hatta daha ileri giderek “ipe sapa gelmez herifin biri!” dediğimiz de olur.<br />
<br />
Kaynak: İskender Pala, İki Dirhem Bir Çekirdek, Kapı Yayınları]]></content:encoded>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[Edebiyat-Psikoloji İlişkisi]]></title>
			<link>https://forumistan.net/konu-edebiyat-psikoloji-iliskisi.html</link>
			<pubDate>Tue, 25 Jun 2024 12:25:31 +0000</pubDate>
			<dc:creator><![CDATA[<a href="https://forumistan.net/member.php?action=profile&uid=18">derya</a>]]></dc:creator>
			<guid isPermaLink="false">https://forumistan.net/konu-edebiyat-psikoloji-iliskisi.html</guid>
			<description><![CDATA[Edebiyat-Psikoloji İlişkisi<br />
<br />
<br />
<br />
Edebiyat, TDK Güncel Türkçe Sözlük'te “Olay, düşünce, duygu ve hayallerin dil aracılığıyla sözlü veya yazılı olarak biçimlendirilmesi sanatı; yazın.” şeklinde tanımlanmaktadır. Psikoloji ise TDK Güncel Türkçe Sözlük’te “Bir grubun veya bir bireyin düşünme, duygulanma biçimlerini ve davranışlarını konu alan bilim dalı, ruh bilimi, ruhiyat.” olarak tanımlanır. Aslında her iki kavramın da ortak noktası insan ve insanın davranışlarıdır. Her iki bilim de insanı ve davranışlarını konu alır. Bu nedenle edebiyat ile psikoloji bilimleri arasında sıkı sıkıya bir bağ vardır.<br />
<br />
Edebiyat-Psikoloji İlişkisi<br />
<br />
Psikoloji bilimi, edebiyatı besleyen en önemli çalışma alanlarından biridir. Psikoloji de edebiyat da insan ruhuna eğilir ve insan ruhunun bilinmeyenlerini, insanın içinde bulunduğu ruh hâlini aktarmaya çalışırlar. Bu konuyla ilgili İsmet Emre, “Yeni Türk Edebiyatının Psikoloji Kaynakları” adlı makalesinde şunları kaleme almıştır:<br />
<br />
“Doğalarındaki yakınlıktan dolayı psikoloji, edebiyatı besleyen en ciddi çalışma alanlarından biri olagelmiştir. Her iki disiplin de insan ruhunun karmaşasındaki bilinmezliklere eğilmeleri ve karanlık noktalarına uzanmaları bakımından yer yer benzeri yöntemleri kullanmak durumunda kalmışlardır. Bir anlamda edebiyat ile psikoloji, insan ruhunun farklı ortamlardaki dil kodlarıyla şifrelerini çözme uğraşı vermektedirler.”<br />
<br />
<br />
Edebî eserleri meydana getiren yazarlardır. Yazarlar, edebî eserlerini oluştururken bu eserlere kendilerinin yaşantılarından, duygularından ve düşüncelerinden izler bırakırlar. Başka bir deyişle edebî eserlerde yazarın psikolojisinden izler olduğunu söyleyebiliriz. Sözünü ettiğimiz bu husus da gösteriyor ki edebî eserler insan ruhundan izler taşır ve bu durum da edebiyat ile psikolojinin sıkı sıkıya bir ilişki içinde olduğunu gösterir.<br />
<br />
Bir şairin ya da bir yazarın kaleme aldıkları eserlerde nasıl bir ruh hâli içinde olduğunu rahatlıkla anlayabiliriz. Bu konuda Mustafa Karabulut, “Cahit Sıtkı Tarancı'nın Şiirlerine Psikanalitik Bir Yaklaşım” adlı makalesinde şunları dile getirmiştir:<br />
<br />
“Şair ve yazarlar, eserlerinde psikolojik yapılar hakkında bilgiler verirler. Sanatçı bir bakıma toplumun sözcüsü durumundadır ve eseri vasıtasıyla bastırılmış duyguları ortaya koyar. Örneğin; Cahit Sıtkı Tarancı’nın şiirlerinde ölüm söylemi onun psikolojisinden izler taşır.”<br />
<br />
Yukarıdaki ifadeler edebiyat-psikoloji ilişkisini net bir şekilde ortaya koymaktadır.<br />
<br />
Kaynak:<br />
<br />
1.TDK Güncel Türkçe Sözlük<br />
<br />
2.İsmet Emre, Yeni Türk Edebiyatının Psikoloji Kaynakları, Turkish Studies<br />
<br />
3.Mustafa Karabulut, Cahit Sıtkı Tarancı’nın Şiirlerine Psikanalitik Bir Yaklaşım]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[Edebiyat-Psikoloji İlişkisi<br />
<br />
<br />
<br />
Edebiyat, TDK Güncel Türkçe Sözlük'te “Olay, düşünce, duygu ve hayallerin dil aracılığıyla sözlü veya yazılı olarak biçimlendirilmesi sanatı; yazın.” şeklinde tanımlanmaktadır. Psikoloji ise TDK Güncel Türkçe Sözlük’te “Bir grubun veya bir bireyin düşünme, duygulanma biçimlerini ve davranışlarını konu alan bilim dalı, ruh bilimi, ruhiyat.” olarak tanımlanır. Aslında her iki kavramın da ortak noktası insan ve insanın davranışlarıdır. Her iki bilim de insanı ve davranışlarını konu alır. Bu nedenle edebiyat ile psikoloji bilimleri arasında sıkı sıkıya bir bağ vardır.<br />
<br />
Edebiyat-Psikoloji İlişkisi<br />
<br />
Psikoloji bilimi, edebiyatı besleyen en önemli çalışma alanlarından biridir. Psikoloji de edebiyat da insan ruhuna eğilir ve insan ruhunun bilinmeyenlerini, insanın içinde bulunduğu ruh hâlini aktarmaya çalışırlar. Bu konuyla ilgili İsmet Emre, “Yeni Türk Edebiyatının Psikoloji Kaynakları” adlı makalesinde şunları kaleme almıştır:<br />
<br />
“Doğalarındaki yakınlıktan dolayı psikoloji, edebiyatı besleyen en ciddi çalışma alanlarından biri olagelmiştir. Her iki disiplin de insan ruhunun karmaşasındaki bilinmezliklere eğilmeleri ve karanlık noktalarına uzanmaları bakımından yer yer benzeri yöntemleri kullanmak durumunda kalmışlardır. Bir anlamda edebiyat ile psikoloji, insan ruhunun farklı ortamlardaki dil kodlarıyla şifrelerini çözme uğraşı vermektedirler.”<br />
<br />
<br />
Edebî eserleri meydana getiren yazarlardır. Yazarlar, edebî eserlerini oluştururken bu eserlere kendilerinin yaşantılarından, duygularından ve düşüncelerinden izler bırakırlar. Başka bir deyişle edebî eserlerde yazarın psikolojisinden izler olduğunu söyleyebiliriz. Sözünü ettiğimiz bu husus da gösteriyor ki edebî eserler insan ruhundan izler taşır ve bu durum da edebiyat ile psikolojinin sıkı sıkıya bir ilişki içinde olduğunu gösterir.<br />
<br />
Bir şairin ya da bir yazarın kaleme aldıkları eserlerde nasıl bir ruh hâli içinde olduğunu rahatlıkla anlayabiliriz. Bu konuda Mustafa Karabulut, “Cahit Sıtkı Tarancı'nın Şiirlerine Psikanalitik Bir Yaklaşım” adlı makalesinde şunları dile getirmiştir:<br />
<br />
“Şair ve yazarlar, eserlerinde psikolojik yapılar hakkında bilgiler verirler. Sanatçı bir bakıma toplumun sözcüsü durumundadır ve eseri vasıtasıyla bastırılmış duyguları ortaya koyar. Örneğin; Cahit Sıtkı Tarancı’nın şiirlerinde ölüm söylemi onun psikolojisinden izler taşır.”<br />
<br />
Yukarıdaki ifadeler edebiyat-psikoloji ilişkisini net bir şekilde ortaya koymaktadır.<br />
<br />
Kaynak:<br />
<br />
1.TDK Güncel Türkçe Sözlük<br />
<br />
2.İsmet Emre, Yeni Türk Edebiyatının Psikoloji Kaynakları, Turkish Studies<br />
<br />
3.Mustafa Karabulut, Cahit Sıtkı Tarancı’nın Şiirlerine Psikanalitik Bir Yaklaşım]]></content:encoded>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[Destan Nedir? Destan Türünün Özellikleri Nelerdir?]]></title>
			<link>https://forumistan.net/konu-destan-nedir-destan-t%C3%BCr%C3%BCn%C3%BCn-ozellikleri-nelerdir.html</link>
			<pubDate>Tue, 25 Jun 2024 12:24:51 +0000</pubDate>
			<dc:creator><![CDATA[<a href="https://forumistan.net/member.php?action=profile&uid=18">derya</a>]]></dc:creator>
			<guid isPermaLink="false">https://forumistan.net/konu-destan-nedir-destan-t%C3%BCr%C3%BCn%C3%BCn-ozellikleri-nelerdir.html</guid>
			<description><![CDATA[Destan Nedir? Destan Türünün Özellikleri Nelerdir?<br />
<br />
<br />
<br />
Bir millet veya toplumun hayatında derin izler bırakmış savaş, göç, kıtlık, afet vb. olayların anlatıldığı ya da bir milleti veya toplumu ilgilendiren bir kahramanlık konusunun bazen manzum, bazen mensur bazen de manzum-mensur karışık şekilde anlatıldığı edebî türe destan denir.<br />
<br />
Türk destanlarında gerek şiir gerek düz yazı tarzında kullanılan dil, açık ve veciz bir ifade gücüne sahip olup, bu anlatım dili konuşma dilinin zenginliğini ve anlaşılırlığını yansıtır. Destanın dili çeşitli söz sanatlarıyla örülü olup bu söz sanatlarından en çok mübalağa (abartma) sanatı öne çıkar. Benzetme, tezat vb. gibi söz sanatları da kendisini destan türünde gösterir.<br />
<br />
Destanlarda olağan ve olağanüstü unsurlar iç içedir. Örneğin; Türk destanlarında kahraman çoğunlukla olağanüstü şartlarda olağanüstü bir şekilde doğarak yine olağanüstü bir şekilde hızlı bir büyüme süreci geçirir.<br />
<br />
<br />
“Türk destanlarında kahraman çoklukla olağandışı şartlarda olağanüstü bir şekilde doğar, hızlı ve olağanüstü bir büyüme süreci yaşar, kendini ispatlayabileceği ve alp sıfatını alabileceği bir eylemi gerçekleştirir, hâkimiyet sınırlarını genişletme, tutsaklığa ve sürgün hayatına son verme, kaçırılan akrabaları kurtarma, istilacı yabancı hanlara ve zorba yöneticilere ders verme, yer üstü ya da yer altından gelen müdahalelerle bozulan düzeni yeniden kurma ve bunun gibi sebeplerle akınlara çıkar, bu zorlu akınlardan zaferler elde ederek yurduna döner ve ulusu ya da halkı ile birlikte huzurlu bir hayat sürmeye başlar.” (Türk Halk Edebiyatı El Kitabı, Grafiker Yayınları, 8.Baskı, 2011)<br />
<br />
Türk destanlarında başkahramanlar konusuna geldiğimizde ise karşımıza ilk olarak alp tipi etrafında toplanan atlı göçebe yaşam tarzının idealize ettiği, düşmanlarla olan mücadelesini milleti adına yürüten başkahramanlardır.<br />
<br />
İslâmî dönem Türk destanlarının başkahramanı ise “Gazi” tipidir. Gazi, din ve vatan uğruna savaşan, dindar bir kişiliğe sahip kahramandır. (Kaplan; 1991:112-119)]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[Destan Nedir? Destan Türünün Özellikleri Nelerdir?<br />
<br />
<br />
<br />
Bir millet veya toplumun hayatında derin izler bırakmış savaş, göç, kıtlık, afet vb. olayların anlatıldığı ya da bir milleti veya toplumu ilgilendiren bir kahramanlık konusunun bazen manzum, bazen mensur bazen de manzum-mensur karışık şekilde anlatıldığı edebî türe destan denir.<br />
<br />
Türk destanlarında gerek şiir gerek düz yazı tarzında kullanılan dil, açık ve veciz bir ifade gücüne sahip olup, bu anlatım dili konuşma dilinin zenginliğini ve anlaşılırlığını yansıtır. Destanın dili çeşitli söz sanatlarıyla örülü olup bu söz sanatlarından en çok mübalağa (abartma) sanatı öne çıkar. Benzetme, tezat vb. gibi söz sanatları da kendisini destan türünde gösterir.<br />
<br />
Destanlarda olağan ve olağanüstü unsurlar iç içedir. Örneğin; Türk destanlarında kahraman çoğunlukla olağanüstü şartlarda olağanüstü bir şekilde doğarak yine olağanüstü bir şekilde hızlı bir büyüme süreci geçirir.<br />
<br />
<br />
“Türk destanlarında kahraman çoklukla olağandışı şartlarda olağanüstü bir şekilde doğar, hızlı ve olağanüstü bir büyüme süreci yaşar, kendini ispatlayabileceği ve alp sıfatını alabileceği bir eylemi gerçekleştirir, hâkimiyet sınırlarını genişletme, tutsaklığa ve sürgün hayatına son verme, kaçırılan akrabaları kurtarma, istilacı yabancı hanlara ve zorba yöneticilere ders verme, yer üstü ya da yer altından gelen müdahalelerle bozulan düzeni yeniden kurma ve bunun gibi sebeplerle akınlara çıkar, bu zorlu akınlardan zaferler elde ederek yurduna döner ve ulusu ya da halkı ile birlikte huzurlu bir hayat sürmeye başlar.” (Türk Halk Edebiyatı El Kitabı, Grafiker Yayınları, 8.Baskı, 2011)<br />
<br />
Türk destanlarında başkahramanlar konusuna geldiğimizde ise karşımıza ilk olarak alp tipi etrafında toplanan atlı göçebe yaşam tarzının idealize ettiği, düşmanlarla olan mücadelesini milleti adına yürüten başkahramanlardır.<br />
<br />
İslâmî dönem Türk destanlarının başkahramanı ise “Gazi” tipidir. Gazi, din ve vatan uğruna savaşan, dindar bir kişiliğe sahip kahramandır. (Kaplan; 1991:112-119)]]></content:encoded>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA["Çizmeyi Aşmak" Deyiminin Hikâyesi]]></title>
			<link>https://forumistan.net/konu-cizmeyi-asmak-deyiminin-hik%C3%A2yesi.html</link>
			<pubDate>Tue, 25 Jun 2024 12:24:19 +0000</pubDate>
			<dc:creator><![CDATA[<a href="https://forumistan.net/member.php?action=profile&uid=18">derya</a>]]></dc:creator>
			<guid isPermaLink="false">https://forumistan.net/konu-cizmeyi-asmak-deyiminin-hik%C3%A2yesi.html</guid>
			<description><![CDATA["Çizmeyi Aşmak" Deyiminin Hikâyesi<br />
<br />
<br />
<br />
Birden fazla sözcükten oluşan ve gerçek anlamından uzaklaşarak bambaşka bir anlam kazanan söz gruplarına deyim denir. Kalıplaşmış sözlerden oluşan ve genellikle mastar hâlinde bulunan deyimlerin amacı bir durumu çekici, hoş ve ilgi çekici bir şekilde belirtmektir. Deyimlerin yol gösterme, ders ya da öğüt verme gibi bir amacı yoktur. Deyimler bu yönüyle atasözlerinden ayrılırlar.<br />
<br />
“Az sözle çok şey anlatma” gibi bir işlevi de olan deyimlerin ilgi çekici hikâyeleri de vardır. Biz de bu yazımızda TDK sözlüğünde “bilmediği, aklının ermediği, yetkisi dışındaki bir işe karışmak” anlamına gelen “çizmeden yukarı çıkmak” ya da “çizmeyi aşmak” deyiminin hikâyesini anlatacağız.<br />
<br />
“Çizmeyi Aşmak” Deyiminin Hikâyesi<br />
<br />
Milâd-ı İsa'dan üç asır evvel Efes'te Apelle (Apel) isimli bir ressam yaşarmış. Büyük İskender'in resimlerini yapmakla şöhret bulan Apel'in en büyük özelliği, yaptığı resimleri halka açması ve gizlendiği bir perdenin arkasından onların tenkitlerini dinleyip hoşa gidecek yeni resimler için fikir geliştirmesi imiş.<br />
<br />
Günlerden birinde bir kunduracı, Apel'in resimlerinden birini tepeden tırnağa süzüp tenkide başlamış. Önce resimdeki çizmeler üzerinde görüşlerini bildirip, kunduracılık sanatı bakımından tenkitlerini sıralamış. Apel, bunları dinleyip gerekli notları almış. Ancak bir müddet sonra adam, resmin üst kısımlarını da eleştirmeye ve hatta teknik yönden, sanat açısından, renklerin kontrastı ve gölgelerin derecesi üzerine de ileri geri konuşmaya başlayınca Apel, perdenin arkasından bağırmış:<br />
<br />
-Efendi, haddini bil; çizmeden yukarı çıkma!<br />
<br />
Kaynak: İskender Pala, İki Dirhem Bir Çekirdek, Kapı Yayınları]]></description>
			<content:encoded><![CDATA["Çizmeyi Aşmak" Deyiminin Hikâyesi<br />
<br />
<br />
<br />
Birden fazla sözcükten oluşan ve gerçek anlamından uzaklaşarak bambaşka bir anlam kazanan söz gruplarına deyim denir. Kalıplaşmış sözlerden oluşan ve genellikle mastar hâlinde bulunan deyimlerin amacı bir durumu çekici, hoş ve ilgi çekici bir şekilde belirtmektir. Deyimlerin yol gösterme, ders ya da öğüt verme gibi bir amacı yoktur. Deyimler bu yönüyle atasözlerinden ayrılırlar.<br />
<br />
“Az sözle çok şey anlatma” gibi bir işlevi de olan deyimlerin ilgi çekici hikâyeleri de vardır. Biz de bu yazımızda TDK sözlüğünde “bilmediği, aklının ermediği, yetkisi dışındaki bir işe karışmak” anlamına gelen “çizmeden yukarı çıkmak” ya da “çizmeyi aşmak” deyiminin hikâyesini anlatacağız.<br />
<br />
“Çizmeyi Aşmak” Deyiminin Hikâyesi<br />
<br />
Milâd-ı İsa'dan üç asır evvel Efes'te Apelle (Apel) isimli bir ressam yaşarmış. Büyük İskender'in resimlerini yapmakla şöhret bulan Apel'in en büyük özelliği, yaptığı resimleri halka açması ve gizlendiği bir perdenin arkasından onların tenkitlerini dinleyip hoşa gidecek yeni resimler için fikir geliştirmesi imiş.<br />
<br />
Günlerden birinde bir kunduracı, Apel'in resimlerinden birini tepeden tırnağa süzüp tenkide başlamış. Önce resimdeki çizmeler üzerinde görüşlerini bildirip, kunduracılık sanatı bakımından tenkitlerini sıralamış. Apel, bunları dinleyip gerekli notları almış. Ancak bir müddet sonra adam, resmin üst kısımlarını da eleştirmeye ve hatta teknik yönden, sanat açısından, renklerin kontrastı ve gölgelerin derecesi üzerine de ileri geri konuşmaya başlayınca Apel, perdenin arkasından bağırmış:<br />
<br />
-Efendi, haddini bil; çizmeden yukarı çıkma!<br />
<br />
Kaynak: İskender Pala, İki Dirhem Bir Çekirdek, Kapı Yayınları]]></content:encoded>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[Tartışmacı Anlatım Nedir? Tartışmacı Anlatıma Örnek Paragraflar]]></title>
			<link>https://forumistan.net/konu-tartismaci-anlatim-nedir-tartismaci-anlatima-ornek-paragraflar.html</link>
			<pubDate>Tue, 25 Jun 2024 12:23:28 +0000</pubDate>
			<dc:creator><![CDATA[<a href="https://forumistan.net/member.php?action=profile&uid=18">derya</a>]]></dc:creator>
			<guid isPermaLink="false">https://forumistan.net/konu-tartismaci-anlatim-nedir-tartismaci-anlatima-ornek-paragraflar.html</guid>
			<description><![CDATA[Tartışmacı Anlatım Nedir? Tartışmacı Anlatıma Örnek Paragraflar<br />
<br />
<br />
<br />
Yazarın düşüncelerini okuyucuya kabul ettirmek amacıyla kullandığı anlatım biçimine tartışmacı anlatım denir. Tartışmacı anlatım tekniğinde yazar önce eleştireceği düşünceyi verir daha sonra da kendi düşüncelerinin neden doğru olduğunu, eleştirdiği düşüncenin de neden yanlış olduğunu örnekleriyle ortaya koyar. Bu anlatım tekniğinde yazarın amacı kendi düşüncesini savunmak, yanlış düşünceyi de çürütmektir.<br />
<br />
NOT: Tartışmacı anlatımda öznellik hakimdir. Yazar, bu anlatım biçiminde ağırlıklı olarak kendi duygu ve düşüncelerine yer verir.<br />
<br />
Tartışmacı Anlatım Örnekleri<br />
<br />
Örnek 1:<br />
<br />
“Edebiyata dudak bükenlerden söz açmak istiyordum. Vatan kurtaran aslanlardır bunlar. Aslında hiçbirinin değerli bir öykü cildiyle, değerli bir romanla ömürlerinde bir kez olsun karşılaştıklarını ihtimal vermem. Buna rağmen edebiyat üzerinde pek bir üst perdeden konuşurlar. Edebiyatın neyi kurtaracağını sorarlar. Sanırsınız ki kendileri ciddi şeylerle uğraşmışlardır, edebiyatı da bu uğraşları arasında belli bir yere oturtmuşlardır. Edebiyat üzerine olan bütün ön bilgileri vaktiyle okudukları ya bir resimli romana dayanır ya bir pehlivan tefrikasına. Eh ona da doyum sağlamışlardır.<br />
<br />
Gene söylüyorum, hayatın bütün anlamı kitaplardan ibaret değil. Ama hayatın bazı anlamlarını kavrayabilmek için arada bir kitaplara, dergilere de bakmak gerekli sayılmalı. Okuyunca da hayattan kaçmak için değil, hayata müdahale için okumalı.”<br />
<br />
(Rasim Özdenören, Ruhun Malzemeleri)<br />
<br />
Yazar bu metinde edebiyata dudak bükenleri, edebiyatı bütünüyle bomboş bir uğraş olarak nitelendirenleri eleştiriyor, onların düşüncelerinin yanlış olduğunu metnin son kısmında kendi görüşlerini ortaya koyarak okuyucuya bildiriyor. Ayrıca bu metinde öznel anlatımın hâkim olduğunu görmekteyiz. Bu nedenle bu metinde anlatım biçimlerinden tartışmacı anlatımdan yararlanıldığını söyleyebiliriz.<br />
<br />
<br />
<br />
Örnek 2:<br />
<br />
“Kötümserliği yaşamının vazgeçilmez bir parçası hâline getiren insanlar var. Bu insanlar hemen hemen her şeye olumsuz tarafından bakarak insanlara olumsuz enerji yayarlar. Bunu da “Ben açık sözlüyüm.” diyerek normalleştirmeye çalışırlar. Bir de iyimserliği abartanlar var tabii. Her ikisi de doğru değildir bence. İyimserliği ve kötümserliği makul bir şekilde dengelemenin hayatımıza olumlu şeyler kazandıracağı düşüncesindeyim. Çünkü iyimserliği ve kötümserliği dengeleyebilen insanların günlük yaşamda doğru kararlar verebildiğini ve insan ilişkilerinde daha başarılı olduklarını düşünüyorum.”<br />
<br />
Yazar, yukarıdaki metinde iyimserliği ve kötümserliği uçlarda yaşayan insanları eleştiriyor ve bunun doğru olmadığını metnin son kısmında kendi düşüncesini ortaya koyarak okuyuculara bildiriyor. Dolayısıyla bu metinde tartışmacı anlatımdan yararlanıldığını söyleyebiliriz.<br />
<br />
<br />
<br />
Örnek 3:<br />
<br />
“Hüzün meraklılarından değilim. Böyle bir ruh hâlinden hoşlanmam; ona önem de vermem. Bunun yanında birçok insan hüznü büyük bir değer sayar. Onlara göre hüzün olgun, erdemli, akıllı insanların özelliğidir. İtalyanlar bu duruma “kötülük” demekle daha uygun bir davranışta bulunmuşlar. Çünkü hüzün daima zarar veren, manasız, küçük, korkak bir duygudur.”<br />
<br />
(Montaigne / Denemeler)<br />
<br />
Yazar bu metinde hüzün duygusunun zararlı, manasız, küçük ve korkak bir duygu olduğunu bir tartışma havası içinde vermiştir. Ayrıca bu metinde öznellik hâkimdir. Dolayısıyla bu metinde anlatım biçimlerinden tartışmacı anlatımdan yararlanıldığını söyleyebiliriz.]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[Tartışmacı Anlatım Nedir? Tartışmacı Anlatıma Örnek Paragraflar<br />
<br />
<br />
<br />
Yazarın düşüncelerini okuyucuya kabul ettirmek amacıyla kullandığı anlatım biçimine tartışmacı anlatım denir. Tartışmacı anlatım tekniğinde yazar önce eleştireceği düşünceyi verir daha sonra da kendi düşüncelerinin neden doğru olduğunu, eleştirdiği düşüncenin de neden yanlış olduğunu örnekleriyle ortaya koyar. Bu anlatım tekniğinde yazarın amacı kendi düşüncesini savunmak, yanlış düşünceyi de çürütmektir.<br />
<br />
NOT: Tartışmacı anlatımda öznellik hakimdir. Yazar, bu anlatım biçiminde ağırlıklı olarak kendi duygu ve düşüncelerine yer verir.<br />
<br />
Tartışmacı Anlatım Örnekleri<br />
<br />
Örnek 1:<br />
<br />
“Edebiyata dudak bükenlerden söz açmak istiyordum. Vatan kurtaran aslanlardır bunlar. Aslında hiçbirinin değerli bir öykü cildiyle, değerli bir romanla ömürlerinde bir kez olsun karşılaştıklarını ihtimal vermem. Buna rağmen edebiyat üzerinde pek bir üst perdeden konuşurlar. Edebiyatın neyi kurtaracağını sorarlar. Sanırsınız ki kendileri ciddi şeylerle uğraşmışlardır, edebiyatı da bu uğraşları arasında belli bir yere oturtmuşlardır. Edebiyat üzerine olan bütün ön bilgileri vaktiyle okudukları ya bir resimli romana dayanır ya bir pehlivan tefrikasına. Eh ona da doyum sağlamışlardır.<br />
<br />
Gene söylüyorum, hayatın bütün anlamı kitaplardan ibaret değil. Ama hayatın bazı anlamlarını kavrayabilmek için arada bir kitaplara, dergilere de bakmak gerekli sayılmalı. Okuyunca da hayattan kaçmak için değil, hayata müdahale için okumalı.”<br />
<br />
(Rasim Özdenören, Ruhun Malzemeleri)<br />
<br />
Yazar bu metinde edebiyata dudak bükenleri, edebiyatı bütünüyle bomboş bir uğraş olarak nitelendirenleri eleştiriyor, onların düşüncelerinin yanlış olduğunu metnin son kısmında kendi görüşlerini ortaya koyarak okuyucuya bildiriyor. Ayrıca bu metinde öznel anlatımın hâkim olduğunu görmekteyiz. Bu nedenle bu metinde anlatım biçimlerinden tartışmacı anlatımdan yararlanıldığını söyleyebiliriz.<br />
<br />
<br />
<br />
Örnek 2:<br />
<br />
“Kötümserliği yaşamının vazgeçilmez bir parçası hâline getiren insanlar var. Bu insanlar hemen hemen her şeye olumsuz tarafından bakarak insanlara olumsuz enerji yayarlar. Bunu da “Ben açık sözlüyüm.” diyerek normalleştirmeye çalışırlar. Bir de iyimserliği abartanlar var tabii. Her ikisi de doğru değildir bence. İyimserliği ve kötümserliği makul bir şekilde dengelemenin hayatımıza olumlu şeyler kazandıracağı düşüncesindeyim. Çünkü iyimserliği ve kötümserliği dengeleyebilen insanların günlük yaşamda doğru kararlar verebildiğini ve insan ilişkilerinde daha başarılı olduklarını düşünüyorum.”<br />
<br />
Yazar, yukarıdaki metinde iyimserliği ve kötümserliği uçlarda yaşayan insanları eleştiriyor ve bunun doğru olmadığını metnin son kısmında kendi düşüncesini ortaya koyarak okuyuculara bildiriyor. Dolayısıyla bu metinde tartışmacı anlatımdan yararlanıldığını söyleyebiliriz.<br />
<br />
<br />
<br />
Örnek 3:<br />
<br />
“Hüzün meraklılarından değilim. Böyle bir ruh hâlinden hoşlanmam; ona önem de vermem. Bunun yanında birçok insan hüznü büyük bir değer sayar. Onlara göre hüzün olgun, erdemli, akıllı insanların özelliğidir. İtalyanlar bu duruma “kötülük” demekle daha uygun bir davranışta bulunmuşlar. Çünkü hüzün daima zarar veren, manasız, küçük, korkak bir duygudur.”<br />
<br />
(Montaigne / Denemeler)<br />
<br />
Yazar bu metinde hüzün duygusunun zararlı, manasız, küçük ve korkak bir duygu olduğunu bir tartışma havası içinde vermiştir. Ayrıca bu metinde öznellik hâkimdir. Dolayısıyla bu metinde anlatım biçimlerinden tartışmacı anlatımdan yararlanıldığını söyleyebiliriz.]]></content:encoded>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[Açıklayıcı Anlatım Nedir? Açıklayıcı Anlatıma Örnek Paragraflar]]></title>
			<link>https://forumistan.net/konu-aciklayici-anlatim-nedir-aciklayici-anlatima-ornek-paragraflar.html</link>
			<pubDate>Tue, 25 Jun 2024 12:22:54 +0000</pubDate>
			<dc:creator><![CDATA[<a href="https://forumistan.net/member.php?action=profile&uid=18">derya</a>]]></dc:creator>
			<guid isPermaLink="false">https://forumistan.net/konu-aciklayici-anlatim-nedir-aciklayici-anlatima-ornek-paragraflar.html</guid>
			<description><![CDATA[Açıklayıcı Anlatım Nedir? Açıklayıcı Anlatıma Örnek Paragraflar<br />
<br />
<br />
Bir konuyu açıklamak ve bir konu hakkında okuyucuyu bilgilendirmek amacıyla kullanılan anlatım biçimine açıklayıcı anlatım denir. Nesnel bir anlatımın hâkim olduğu açıklayıcı anlatımda amaç okuyucuya bilgi vermek ve ona bir şeyler öğretmektir.<br />
<br />
Anlatım Biçimlerinden Açıklayıcı Anlatıma Örnek Paragraflar:<br />
<br />
Örnek 1:<br />
<br />
İskânın sözlük anlamı “yurtlandırma, yurtlanma, yerleştirme"dir. Osmanlı Devleti, Rumeli topraklarını fethettikten sonra buralarda iskân politikası uygulamıştır. İskân politikası, Osmanlı'nın Rumeli'yi fethettikten sonra buraların Türkleşip Müslümanlaşması amacıyla Anadolu'da bulunan Türk ailelerini buraya yerleştirmesi politikasıdır. İskân politikası, Osmanlı Devleti’nin kısa sürede büyümesini ve bir cihan devleti olmasını sağlamıştır.<br />
<br />
<br />
<br />
Yukarıdaki metinde temel amaç “iskân politikası” hakkında okuyucuya bilgi vermektir. Bu nedenle bu metinde açıklayıcı anlatımdan yararlanılmıştır.<br />
<br />
<br />
<br />
Örnek 2:<br />
<br />
Genel ağ (İnternet) üzerinden insanların gerçek ya da sanal ürünleri satın alma işlemine e-ticaret denir. E-ticaret sayesinde alacağınız bir ürünü internet ortamındaki güvenli siteler yoluyla karşılaştırma imkânı bulabilir ve size en uygun ürünü kısa sürede bulabilirsiniz. Böylece e-ticaret sayesinde zamandan tasarruf ederek kolayca alışveriş yapmış olursunuz.<br />
<br />
<br />
<br />
Yukarıdaki metinde e-ticaret hakkında okuyucuya bilgi verilmiştir. Temel amaç bilgi vermek ve açıklamak olduğundan bu metinde açıklayıcı anlatımdan yararlanıldığını söyleyebiliriz.<br />
<br />
<br />
<br />
Örnek 3:<br />
<br />
Deniz ve okyanus tabanında meydana gelen deprem ve deniz altı volkanızması gibi sebeplerle ortaya çıkan doğal afet türüne tsunami denir. Tsunami önlenmesi mümkün olmayan bir doğal afettir. Ancak alınacak bazı önlemler tsunaminin etkilerini azaltabilir. Erken uyarı sistemlerinin kurulması, etkilenebilecek yerlerin bir plân dahilinde boşaltılması, insanların kıyı şeridinden yüksek yerlere doğru uzaklaştırılması tsunaminin etkilerini azaltabilir.<br />
<br />
<br />
<br />
Yukarıdaki metinde bir doğal afet türü olan “tsunami” hakkında bilgi verilmiştir. Temel amaç bilgi vermek ve açıklamak olduğundan bu metinde açıklayıcı anlatımdan yararlanıldığını söyleyebiliriz.]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[Açıklayıcı Anlatım Nedir? Açıklayıcı Anlatıma Örnek Paragraflar<br />
<br />
<br />
Bir konuyu açıklamak ve bir konu hakkında okuyucuyu bilgilendirmek amacıyla kullanılan anlatım biçimine açıklayıcı anlatım denir. Nesnel bir anlatımın hâkim olduğu açıklayıcı anlatımda amaç okuyucuya bilgi vermek ve ona bir şeyler öğretmektir.<br />
<br />
Anlatım Biçimlerinden Açıklayıcı Anlatıma Örnek Paragraflar:<br />
<br />
Örnek 1:<br />
<br />
İskânın sözlük anlamı “yurtlandırma, yurtlanma, yerleştirme"dir. Osmanlı Devleti, Rumeli topraklarını fethettikten sonra buralarda iskân politikası uygulamıştır. İskân politikası, Osmanlı'nın Rumeli'yi fethettikten sonra buraların Türkleşip Müslümanlaşması amacıyla Anadolu'da bulunan Türk ailelerini buraya yerleştirmesi politikasıdır. İskân politikası, Osmanlı Devleti’nin kısa sürede büyümesini ve bir cihan devleti olmasını sağlamıştır.<br />
<br />
<br />
<br />
Yukarıdaki metinde temel amaç “iskân politikası” hakkında okuyucuya bilgi vermektir. Bu nedenle bu metinde açıklayıcı anlatımdan yararlanılmıştır.<br />
<br />
<br />
<br />
Örnek 2:<br />
<br />
Genel ağ (İnternet) üzerinden insanların gerçek ya da sanal ürünleri satın alma işlemine e-ticaret denir. E-ticaret sayesinde alacağınız bir ürünü internet ortamındaki güvenli siteler yoluyla karşılaştırma imkânı bulabilir ve size en uygun ürünü kısa sürede bulabilirsiniz. Böylece e-ticaret sayesinde zamandan tasarruf ederek kolayca alışveriş yapmış olursunuz.<br />
<br />
<br />
<br />
Yukarıdaki metinde e-ticaret hakkında okuyucuya bilgi verilmiştir. Temel amaç bilgi vermek ve açıklamak olduğundan bu metinde açıklayıcı anlatımdan yararlanıldığını söyleyebiliriz.<br />
<br />
<br />
<br />
Örnek 3:<br />
<br />
Deniz ve okyanus tabanında meydana gelen deprem ve deniz altı volkanızması gibi sebeplerle ortaya çıkan doğal afet türüne tsunami denir. Tsunami önlenmesi mümkün olmayan bir doğal afettir. Ancak alınacak bazı önlemler tsunaminin etkilerini azaltabilir. Erken uyarı sistemlerinin kurulması, etkilenebilecek yerlerin bir plân dahilinde boşaltılması, insanların kıyı şeridinden yüksek yerlere doğru uzaklaştırılması tsunaminin etkilerini azaltabilir.<br />
<br />
<br />
<br />
Yukarıdaki metinde bir doğal afet türü olan “tsunami” hakkında bilgi verilmiştir. Temel amaç bilgi vermek ve açıklamak olduğundan bu metinde açıklayıcı anlatımdan yararlanıldığını söyleyebiliriz.]]></content:encoded>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[Kitap Rehberi: Grazia Ciavatta - Damdaki Kedi]]></title>
			<link>https://forumistan.net/konu-kitap-rehberi-grazia-ciavatta-damdaki-kedi.html</link>
			<pubDate>Tue, 25 Jun 2024 12:22:21 +0000</pubDate>
			<dc:creator><![CDATA[<a href="https://forumistan.net/member.php?action=profile&uid=18">derya</a>]]></dc:creator>
			<guid isPermaLink="false">https://forumistan.net/konu-kitap-rehberi-grazia-ciavatta-damdaki-kedi.html</guid>
			<description><![CDATA[Kitap Rehberi: Grazia Ciavatta - Damdaki Kedi<br />
<br />
Çocuklara ve de okuyan herkese hayvan sevgisini aşılayan sımsıcak bir dostluk ilişkisi: Damdaki Kedi.<br />
<br />
Grazia Ciavatta'nın Yazdığı “Damdaki Kedi” Adlı Eserin Konusu:<br />
<br />
<br />
<br />
Kaldığı bir çiftlikten hediye olarak küçük bir kıza giden sevimli yavru kedi seyahat ettiği kamyondan düşerek kardeşlerinden ayrılmak zorunda kalır ve kaybolarak bir garajın çatısına sığınır. Sevimli kırmızı kedi yükseklik korkusu nedeniyle çatıdan aşağı inemez ve çatıda zor günler yaşamaya başlar. Açlıkla mücadele eden sevimli küçük kırmızı kedinin imdadına Martina adlı iyi yürekli bir kız yetişir. Martina evinin balkonundan küçük kediye yemek vermeye başlar ve böylece Martina ile sevimli yavru kedi arasında sıcak bir dostluk ilişkisi başlar. Martina’ya ise bu süreçte en yakın arkadaşı Celeste eşlik eder. Martina’nın en yakın arkadaşı Celeste ile küçük kırmızı kedinin ise ortak bir noktası vardır: Yükseklik korkusu... Her ikisi de korkularıyla yüzleşip önlerindeki engelleri aşmaları gerekir.<br />
<br />
“Damdaki Kedi” Adlı Eserden Güzel ve Etkileyici Bir Alıntı:<br />
<br />
“Neden aşağı atlamıyorsun?” diye bakışlarıyla kediyi cesaretlendirmeye çalışıyordu Martina. “Neden orada kalmakta ısrar ediyorsun? Neden korkuyorsun? Aşağı in, çalıların arasına atla; unutma, korku bir tuzaktır. Biliyor musun, ben de birçok şeyden korkuyorum. Arabalardan, hastalıklardan, atlardan... İnsanlardan da. Çok sevdiğinin birinin ölümü ne kadar acıdır, bilemezsin. Yoksa bilir misin Kırmızı Kedi? Ben şimdi insanları sevmekten korkuyorum: Ya ölürlerse? Bu yüzden fazla arkadaş edinmiyorum, koruyorum kendimi. Acı çekmekten ne kadar çok ürküyorum, bilemezsin.” (Sayfa: 141, 142)<br />
<br />
Özellikle 5. ve 6. sınıfa giden öğrencilerimizin severek, bıkmadan okuyacağı güzel bir eser... (Diğer sınıf düzeyleri ve yetişkinlerin de okuması gerektiği kanaatindeyiz.)<br />
<br />
Kaynak: Grazia Ciavatta, Damdaki Kedi, Final Kültür Sanat Yayınları]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[Kitap Rehberi: Grazia Ciavatta - Damdaki Kedi<br />
<br />
Çocuklara ve de okuyan herkese hayvan sevgisini aşılayan sımsıcak bir dostluk ilişkisi: Damdaki Kedi.<br />
<br />
Grazia Ciavatta'nın Yazdığı “Damdaki Kedi” Adlı Eserin Konusu:<br />
<br />
<br />
<br />
Kaldığı bir çiftlikten hediye olarak küçük bir kıza giden sevimli yavru kedi seyahat ettiği kamyondan düşerek kardeşlerinden ayrılmak zorunda kalır ve kaybolarak bir garajın çatısına sığınır. Sevimli kırmızı kedi yükseklik korkusu nedeniyle çatıdan aşağı inemez ve çatıda zor günler yaşamaya başlar. Açlıkla mücadele eden sevimli küçük kırmızı kedinin imdadına Martina adlı iyi yürekli bir kız yetişir. Martina evinin balkonundan küçük kediye yemek vermeye başlar ve böylece Martina ile sevimli yavru kedi arasında sıcak bir dostluk ilişkisi başlar. Martina’ya ise bu süreçte en yakın arkadaşı Celeste eşlik eder. Martina’nın en yakın arkadaşı Celeste ile küçük kırmızı kedinin ise ortak bir noktası vardır: Yükseklik korkusu... Her ikisi de korkularıyla yüzleşip önlerindeki engelleri aşmaları gerekir.<br />
<br />
“Damdaki Kedi” Adlı Eserden Güzel ve Etkileyici Bir Alıntı:<br />
<br />
“Neden aşağı atlamıyorsun?” diye bakışlarıyla kediyi cesaretlendirmeye çalışıyordu Martina. “Neden orada kalmakta ısrar ediyorsun? Neden korkuyorsun? Aşağı in, çalıların arasına atla; unutma, korku bir tuzaktır. Biliyor musun, ben de birçok şeyden korkuyorum. Arabalardan, hastalıklardan, atlardan... İnsanlardan da. Çok sevdiğinin birinin ölümü ne kadar acıdır, bilemezsin. Yoksa bilir misin Kırmızı Kedi? Ben şimdi insanları sevmekten korkuyorum: Ya ölürlerse? Bu yüzden fazla arkadaş edinmiyorum, koruyorum kendimi. Acı çekmekten ne kadar çok ürküyorum, bilemezsin.” (Sayfa: 141, 142)<br />
<br />
Özellikle 5. ve 6. sınıfa giden öğrencilerimizin severek, bıkmadan okuyacağı güzel bir eser... (Diğer sınıf düzeyleri ve yetişkinlerin de okuması gerektiği kanaatindeyiz.)<br />
<br />
Kaynak: Grazia Ciavatta, Damdaki Kedi, Final Kültür Sanat Yayınları]]></content:encoded>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[Sohbet (Söyleşi) Türü ve Özellikleri]]></title>
			<link>https://forumistan.net/konu-sohbet-soylesi-t%C3%BCr%C3%BC-ve-ozellikleri.html</link>
			<pubDate>Tue, 25 Jun 2024 12:21:03 +0000</pubDate>
			<dc:creator><![CDATA[<a href="https://forumistan.net/member.php?action=profile&uid=18">derya</a>]]></dc:creator>
			<guid isPermaLink="false">https://forumistan.net/konu-sohbet-soylesi-t%C3%BCr%C3%BC-ve-ozellikleri.html</guid>
			<description><![CDATA[Sohbet (Söyleşi) Türü ve Özellikleri<br />
<br />
<br />
<br />
Sohbet (Söyleşi) Türü Nedir?<br />
<br />
Yazarın, bir konu hakkında kişisel düşüncelerini kanıtlama kaygısı gütmeden okuyucuyla konuşuyormuş gibi anlattığı yazı türüne sohbet (söyleşi) denir.<br />
<br />
<br />
<br />
Sohbet (Söyleşi) Türünün Özellikleri<br />
<br />
1)Bu türe öznellik hakimdir. Yazar bir konu hakkındaki kişisel düşüncelerini kanıtlama kaygısı gütmeden anlatır.<br />
<br />
2)Sohbet türünde yazar anlatacaklarını karşısında biri varmış ve onunla konuşuyormuş gibi anlatır.<br />
<br />
<br />
<br />
3)Sohbet türünde ciddi ve bilimsel bir anlatım yoktur. Yazar içten bir anlatım tarzı benimser.<br />
<br />
<br />
<br />
Sohbet ile Deneme Arasındaki Fark:<br />
<br />
Sohbet türü ile deneme türü sıklıkla karıştırılan iki yazı türüdür. Bu iki yazı türünü birbiriyle karıştırmamak için şuna dikkat etmemiz gerekir. Deneme türünde yazar bir konu hakkındaki kişisel düşüncelerini kendi kendine konuşuyormuş gibi anlatırken, sohbet türünde yazar, düşüncelerini karşısında biri varmış gibi anlatır.<br />
<br />
<br />
<br />
Sohbet (Söyleşi) Türü ile İlgili Örnek Metin:<br />
<br />
“Günde kaç sayfa kitap okursunuz?” diye sorsam ne cevap verirdiniz? Kiminiz “hiç okumuyorum”, kiminiz 20 sayfa, kiminizse 50-100 sayfa gibi cevaplar verirdiniz sanırım. Ne cevap vereceğinizi tam olarak bilemiyorum ama kitap okuma konusunda günlük bir ölçü tutturmakta fayda olacağını düşünüyorum. Başka bir deyişle kitap okuma konusunda kendimize günlük bir hedef belirlemeliyiz. Örneğin “Ben her gün 20 sayfa okuyacağım.” gibi bir hedef... Eğer kendimize bir hedef belirleyip buna da titizlikle uyarsak kısa bir zaman dilimi sonucunda kendimizde olumlu değişimler göreceğimizi düşünüyorum.<br />
<br />
<br />
<br />
Yukarıdaki metinde yazar, kişisel düşüncelerini okuyucuyla sohbet ediyormuş gibi anlatmıştır. Bunu özellikle metnin ilk cümlelerinde görebiliyoruz. Bu nedenle yukarıdaki metnin türü sohbet (söyleşi)dir.]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[Sohbet (Söyleşi) Türü ve Özellikleri<br />
<br />
<br />
<br />
Sohbet (Söyleşi) Türü Nedir?<br />
<br />
Yazarın, bir konu hakkında kişisel düşüncelerini kanıtlama kaygısı gütmeden okuyucuyla konuşuyormuş gibi anlattığı yazı türüne sohbet (söyleşi) denir.<br />
<br />
<br />
<br />
Sohbet (Söyleşi) Türünün Özellikleri<br />
<br />
1)Bu türe öznellik hakimdir. Yazar bir konu hakkındaki kişisel düşüncelerini kanıtlama kaygısı gütmeden anlatır.<br />
<br />
2)Sohbet türünde yazar anlatacaklarını karşısında biri varmış ve onunla konuşuyormuş gibi anlatır.<br />
<br />
<br />
<br />
3)Sohbet türünde ciddi ve bilimsel bir anlatım yoktur. Yazar içten bir anlatım tarzı benimser.<br />
<br />
<br />
<br />
Sohbet ile Deneme Arasındaki Fark:<br />
<br />
Sohbet türü ile deneme türü sıklıkla karıştırılan iki yazı türüdür. Bu iki yazı türünü birbiriyle karıştırmamak için şuna dikkat etmemiz gerekir. Deneme türünde yazar bir konu hakkındaki kişisel düşüncelerini kendi kendine konuşuyormuş gibi anlatırken, sohbet türünde yazar, düşüncelerini karşısında biri varmış gibi anlatır.<br />
<br />
<br />
<br />
Sohbet (Söyleşi) Türü ile İlgili Örnek Metin:<br />
<br />
“Günde kaç sayfa kitap okursunuz?” diye sorsam ne cevap verirdiniz? Kiminiz “hiç okumuyorum”, kiminiz 20 sayfa, kiminizse 50-100 sayfa gibi cevaplar verirdiniz sanırım. Ne cevap vereceğinizi tam olarak bilemiyorum ama kitap okuma konusunda günlük bir ölçü tutturmakta fayda olacağını düşünüyorum. Başka bir deyişle kitap okuma konusunda kendimize günlük bir hedef belirlemeliyiz. Örneğin “Ben her gün 20 sayfa okuyacağım.” gibi bir hedef... Eğer kendimize bir hedef belirleyip buna da titizlikle uyarsak kısa bir zaman dilimi sonucunda kendimizde olumlu değişimler göreceğimizi düşünüyorum.<br />
<br />
<br />
<br />
Yukarıdaki metinde yazar, kişisel düşüncelerini okuyucuyla sohbet ediyormuş gibi anlatmıştır. Bunu özellikle metnin ilk cümlelerinde görebiliyoruz. Bu nedenle yukarıdaki metnin türü sohbet (söyleşi)dir.]]></content:encoded>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[Söz Gruplarında Anlam]]></title>
			<link>https://forumistan.net/konu-soz-gruplarinda-anlam.html</link>
			<pubDate>Tue, 25 Jun 2024 12:20:31 +0000</pubDate>
			<dc:creator><![CDATA[<a href="https://forumistan.net/member.php?action=profile&uid=18">derya</a>]]></dc:creator>
			<guid isPermaLink="false">https://forumistan.net/konu-soz-gruplarinda-anlam.html</guid>
			<description><![CDATA[Söz Gruplarında Anlam<br />
<br />
<br />
<br />
Söz grupları, birden fazla sözcüğün bir araya gelerek anlamsal ve yapısal birlik oluşturduğu dil birlikleri olarak tanımlanabilir. Söz grupları testlerde ve açık uçlu sınavlarda karşımıza soru şeklinde çıkabiliyor.<br />
<br />
<br />
<br />
Söz grupları açık uçlu sorularda karşımıza “Yukarıdaki cümlede altı çizili sözün/deyimin cümleye kattığı anlamı yazınız.” şeklinde çıkabilir. Öncelikle bu soru tiplerine bakmamızda yarar var.<br />
<br />
<br />
<br />
Onun gibi yetenekli yazarların olması az da olsa yüreğimize su serpiyor.<br />
<br />
<br />
<br />
Yukarıdaki cümlede altı çizili deyimin cümleye kattığı anlamı yazınız.<br />
<br />
Cevap: (Ferahlatmak, rahatlatmak)<br />
<br />
<br />
<br />
Aşağıdaki örneklerde ise yine bu soru tipine uygun örnekler verilmiştir.<br />
<br />
<br />
<br />
Derslerimizin daha verimli olabilmesi için kendimize bir yol çizmemiz lazım.<br />
<br />
Yol çizmek: (Bir konuda plân yapmak)<br />
<br />
<br />
<br />
İşleri yoluna koyunca huzuru da yerine geldi.<br />
<br />
Yoluna koymak: (İstenilen biçime getirmek, düzene koymak)<br />
<br />
<br />
<br />
Yukarıdaki örneklerde deyimler gibi kalıplaşmış söz gruplarına yer verdik. Bir de kalıplaşmamış söz gruplarına bakmamızda fayda var.<br />
<br />
<br />
<br />
-Eskisi gibi enerjik değildi ve artık aynalar acımasızlığını yüzüne vuruyordu.<br />
<br />
cümlesinde altı çizili söz grubu kalıplaşmamış söz grubudur ve kişinin artık yaşlandığını vurgulamaktadır.<br />
<br />
<br />
<br />
-Devir teknoloji devri ve akıllı telefonlar, tabletler ve bilgisayarlar artık rahatlıkla ulaşabileceğimiz mesafedeler. Rahatlıkla ulaşabildiğimiz için de bu teknolojik aletlerin etkisi altında kalabiliyoruz. Yani anlayacağınız hepimiz ekranların renkli dünyasına hapsolduk.<br />
<br />
<br />
<br />
Yukarıdaki altı çizili ifadeyle anlatılmak istenen teknoloji bağımlılığıdır.]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[Söz Gruplarında Anlam<br />
<br />
<br />
<br />
Söz grupları, birden fazla sözcüğün bir araya gelerek anlamsal ve yapısal birlik oluşturduğu dil birlikleri olarak tanımlanabilir. Söz grupları testlerde ve açık uçlu sınavlarda karşımıza soru şeklinde çıkabiliyor.<br />
<br />
<br />
<br />
Söz grupları açık uçlu sorularda karşımıza “Yukarıdaki cümlede altı çizili sözün/deyimin cümleye kattığı anlamı yazınız.” şeklinde çıkabilir. Öncelikle bu soru tiplerine bakmamızda yarar var.<br />
<br />
<br />
<br />
Onun gibi yetenekli yazarların olması az da olsa yüreğimize su serpiyor.<br />
<br />
<br />
<br />
Yukarıdaki cümlede altı çizili deyimin cümleye kattığı anlamı yazınız.<br />
<br />
Cevap: (Ferahlatmak, rahatlatmak)<br />
<br />
<br />
<br />
Aşağıdaki örneklerde ise yine bu soru tipine uygun örnekler verilmiştir.<br />
<br />
<br />
<br />
Derslerimizin daha verimli olabilmesi için kendimize bir yol çizmemiz lazım.<br />
<br />
Yol çizmek: (Bir konuda plân yapmak)<br />
<br />
<br />
<br />
İşleri yoluna koyunca huzuru da yerine geldi.<br />
<br />
Yoluna koymak: (İstenilen biçime getirmek, düzene koymak)<br />
<br />
<br />
<br />
Yukarıdaki örneklerde deyimler gibi kalıplaşmış söz gruplarına yer verdik. Bir de kalıplaşmamış söz gruplarına bakmamızda fayda var.<br />
<br />
<br />
<br />
-Eskisi gibi enerjik değildi ve artık aynalar acımasızlığını yüzüne vuruyordu.<br />
<br />
cümlesinde altı çizili söz grubu kalıplaşmamış söz grubudur ve kişinin artık yaşlandığını vurgulamaktadır.<br />
<br />
<br />
<br />
-Devir teknoloji devri ve akıllı telefonlar, tabletler ve bilgisayarlar artık rahatlıkla ulaşabileceğimiz mesafedeler. Rahatlıkla ulaşabildiğimiz için de bu teknolojik aletlerin etkisi altında kalabiliyoruz. Yani anlayacağınız hepimiz ekranların renkli dünyasına hapsolduk.<br />
<br />
<br />
<br />
Yukarıdaki altı çizili ifadeyle anlatılmak istenen teknoloji bağımlılığıdır.]]></content:encoded>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[Öyküleyici Anlatım Nedir? Öyküleyici Anlatıma Örnek Metinler]]></title>
			<link>https://forumistan.net/konu-oyk%C3%BCleyici-anlatim-nedir-oyk%C3%BCleyici-anlatima-ornek-metinler.html</link>
			<pubDate>Tue, 25 Jun 2024 12:19:59 +0000</pubDate>
			<dc:creator><![CDATA[<a href="https://forumistan.net/member.php?action=profile&uid=18">derya</a>]]></dc:creator>
			<guid isPermaLink="false">https://forumistan.net/konu-oyk%C3%BCleyici-anlatim-nedir-oyk%C3%BCleyici-anlatima-ornek-metinler.html</guid>
			<description><![CDATA[Öyküleyici Anlatım Nedir? Öyküleyici Anlatıma Örnek Metinler<br />
<br />
<br />
<br />
Temel amacı okuyucuyu bir olay içinde yaşatmak olan öyküleyici anlatım tekniğinde sürekli bir olay akışı vardır. Olayların birbiri üzerine geliştiği öyküleyici anlatım tekniğinde hareket esastır. Başka bir deyişle bu anlatım biçimi hareketli bir yaşam kesitini anlatır.<br />
<br />
Öyküleyici Anlatım Biçimine /Tekniğine Örnek Metinler<br />
<br />
<br />
Örnek 1: Merdivenleri ağır ağır çıktı. Anahtarını cebinden çıkardı. Kapıyı açtı ve evine girdi. Bütün gün bu anı hasretle beklemişti. Çünkü bugün o kadar çok yürümüştü ki çok yorulmuştu. Kanepeye uzandı ve bir saat kadar dinlendikten sonra hemen işe koyuldu. Daha yapacak çok işi vardı. Masanın başına geçti, kâğıdını ve kalemini hazırladı ve dün hazırladığı taslak metni gözden geçirdikten sonra yazmaya başladı.<br />
<br />
Yukarıdaki metinde yazar olay akışının olduğu, hareketli bir yaşam kesitini okuyuculara aktarmıştır. Bu nedenle yukarıdaki metinde öyküleyici anlatım tekniğinin kullanıldığını söyleyebiliriz.<br />
<br />
Aşağıdaki örnek metinlerde de tıpkı yukarıdaki örnekte olduğu gibi olay akışının olduğu, hareketli yaşam kesitlerinin anlatıldığı metinlere yer verilmiştir. Dolayısıyla bu metinlerde de öyküleyici anlatım biçiminin kullanıldığını söyleyebiliriz.<br />
<br />
<br />
<br />
Örnek 2: Yoğun geçen bir günün ardından odasına çekildi. Kütüphanesine bakındı, çoktandır okumak istediği kitabı gözleriyle aradı. Kitabı bulduktan sonra okuma köşesine çekildi ve kitabını okumaya başladı. Kısa bir süre okuduktan sonra not defterinin yanında olmadığını fark etti ve çalışma masasının üzerinde yer alan not defterini aldı. Bu deftere okuduğu kitapla ilgili önemli notlar almaya başladı.<br />
<br />
<br />
<br />
Örnek 3 : Sabah erkenden kalktım. Elimi, yüzümü yıkadım ve güzelce bir kahvaltı yaptım. Sonra çantamı hazırlamaya başladım. Bir saat sonra yola çıkacaktık ve ben çok mutluydum. Arkadaşlarımla uzun zamandır bu tatilin plânını yapıyorduk. Sonra birden telefonum çaldı. Telefonum evin salonunda kalmıştı. Odamdan koşarak çıktım ve telefonu açtım. Arayan arkadaşımdı.<br />
<br />
<br />
<br />
Örnek 4: Odanın kapısını açtım ve gizlice odaya girdim. Bu odaya girdiğimden kimsenin haberi olmamalıydı. Odada büyük bir sandık vardı. Usul usul yürüdüm ve sandığın yanına vardım. Sandığı açmam kolay oldu çünkü sandık kilitli değildi. Sandığın içinde çeşit çeşit kitap vardı. Hemen kitapları karıştırmaya başladım. Bir de karşıma ne çıksın? Çoktandır okumayı istediğim kitap... Aldım kitabı ve çıktım odadan. O kadar mutlu ve heyecanlıydım ki anlatamam. Hemen bu kitabı rahat rahat okuyacak bir yer aramaya başladım.]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[Öyküleyici Anlatım Nedir? Öyküleyici Anlatıma Örnek Metinler<br />
<br />
<br />
<br />
Temel amacı okuyucuyu bir olay içinde yaşatmak olan öyküleyici anlatım tekniğinde sürekli bir olay akışı vardır. Olayların birbiri üzerine geliştiği öyküleyici anlatım tekniğinde hareket esastır. Başka bir deyişle bu anlatım biçimi hareketli bir yaşam kesitini anlatır.<br />
<br />
Öyküleyici Anlatım Biçimine /Tekniğine Örnek Metinler<br />
<br />
<br />
Örnek 1: Merdivenleri ağır ağır çıktı. Anahtarını cebinden çıkardı. Kapıyı açtı ve evine girdi. Bütün gün bu anı hasretle beklemişti. Çünkü bugün o kadar çok yürümüştü ki çok yorulmuştu. Kanepeye uzandı ve bir saat kadar dinlendikten sonra hemen işe koyuldu. Daha yapacak çok işi vardı. Masanın başına geçti, kâğıdını ve kalemini hazırladı ve dün hazırladığı taslak metni gözden geçirdikten sonra yazmaya başladı.<br />
<br />
Yukarıdaki metinde yazar olay akışının olduğu, hareketli bir yaşam kesitini okuyuculara aktarmıştır. Bu nedenle yukarıdaki metinde öyküleyici anlatım tekniğinin kullanıldığını söyleyebiliriz.<br />
<br />
Aşağıdaki örnek metinlerde de tıpkı yukarıdaki örnekte olduğu gibi olay akışının olduğu, hareketli yaşam kesitlerinin anlatıldığı metinlere yer verilmiştir. Dolayısıyla bu metinlerde de öyküleyici anlatım biçiminin kullanıldığını söyleyebiliriz.<br />
<br />
<br />
<br />
Örnek 2: Yoğun geçen bir günün ardından odasına çekildi. Kütüphanesine bakındı, çoktandır okumak istediği kitabı gözleriyle aradı. Kitabı bulduktan sonra okuma köşesine çekildi ve kitabını okumaya başladı. Kısa bir süre okuduktan sonra not defterinin yanında olmadığını fark etti ve çalışma masasının üzerinde yer alan not defterini aldı. Bu deftere okuduğu kitapla ilgili önemli notlar almaya başladı.<br />
<br />
<br />
<br />
Örnek 3 : Sabah erkenden kalktım. Elimi, yüzümü yıkadım ve güzelce bir kahvaltı yaptım. Sonra çantamı hazırlamaya başladım. Bir saat sonra yola çıkacaktık ve ben çok mutluydum. Arkadaşlarımla uzun zamandır bu tatilin plânını yapıyorduk. Sonra birden telefonum çaldı. Telefonum evin salonunda kalmıştı. Odamdan koşarak çıktım ve telefonu açtım. Arayan arkadaşımdı.<br />
<br />
<br />
<br />
Örnek 4: Odanın kapısını açtım ve gizlice odaya girdim. Bu odaya girdiğimden kimsenin haberi olmamalıydı. Odada büyük bir sandık vardı. Usul usul yürüdüm ve sandığın yanına vardım. Sandığı açmam kolay oldu çünkü sandık kilitli değildi. Sandığın içinde çeşit çeşit kitap vardı. Hemen kitapları karıştırmaya başladım. Bir de karşıma ne çıksın? Çoktandır okumayı istediğim kitap... Aldım kitabı ve çıktım odadan. O kadar mutlu ve heyecanlıydım ki anlatamam. Hemen bu kitabı rahat rahat okuyacak bir yer aramaya başladım.]]></content:encoded>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[Spranger'ın Değerler Sınıflandırması]]></title>
			<link>https://forumistan.net/konu-spranger-in-degerler-siniflandirmasi.html</link>
			<pubDate>Tue, 25 Jun 2024 12:19:10 +0000</pubDate>
			<dc:creator><![CDATA[<a href="https://forumistan.net/member.php?action=profile&uid=18">derya</a>]]></dc:creator>
			<guid isPermaLink="false">https://forumistan.net/konu-spranger-in-degerler-siniflandirmasi.html</guid>
			<description><![CDATA[Spranger'ın Değerler Sınıflandırması<br />
<br />
<br />
<br />
Değerlerin sınıflandırılması sürecinde birçok yaklaşımdan söz edilebilir. Başka bir değer sınıflandırması da Spranger'ın değer sınıflandırmasıdır. Spranger, değerleri kuramsal-teorik, ekonomik, estetik, sosyal, politik ve dini-geleneksel tip olmak üzere altı grupta toplamıştır.<br />
<br />
Spranger’ın Değerler Sınıflandırması<br />
<br />
1.Kuramsal-teorik tip: Gerçeğin keşfini amaçlayan bu tipte bilgiyi araştırma, keşfetme, analiz etme ve sistemleştirme tutkusu ön plândadır. Akılcı ve entelektüel olan bu tip eleştirel düşünceye önem verir.<br />
<br />
2.Ekonomik tip: Neyin yararlı olduğuyla ilgilenen bu tipte tüm yatırımlardan kazanç elde etme tutkusu vardır. Bu tipler aynı zamanda faydacıdırlar.<br />
<br />
<br />
<br />
3.Estetik tip: Bu tip için en önemli değerler biçim, uyum, simetri ve formdur.<br />
<br />
4.Sosyal tip: En önemli amacı başkalarının sevgisini kazanmak olan bu tipte esas olan başkalarına yardım etmek ve bencil olmamaktır. İnsan sevgisini öne çıkararak başkalarına yardım etmeyi amaçlarlar.<br />
<br />
5.Politik tip: Güç ve iktidara önem veren bu tip, başkalarını etkileyebilecek mevkilere gelerek bu mevkileri onları etkileme amacıyla kullanırlar.<br />
<br />
6. Dini-geleneksel tip: Birliğe, bütünlüğe önem veren bu tip aynı zamanda yaşama dair bir sisteme ulaşmayı amaçlar. Evreni bir bütün olarak kavrayan bu tip dini, dünyevi hazların önünde tutar.<br />
<br />
<br />
<br />
EKYS Örnek Soru:<br />
<br />
I.Bencil olmama, başkalarına yardım etme (dini-geleneksel tip)<br />
<br />
II. Yararlı ve pratik olana yönelme (ekonomik tip)<br />
<br />
III. Bilgiyi araştırma, keşfetme (kuramsal-teorik tip)<br />
<br />
IV. Biçim, uyum (estetik tip)<br />
<br />
V. Güç, iktidar (politik tip)<br />
<br />
Yukarıda Spranger’ın kişilik tipleri özellikleriyle birlikte verilmiştir. Hangisinde özellik-kişilik tipi eşleştirmesinde yanlışlık yapılmıştır?<br />
<br />
A) I.      B) II.      C) III.      D) IV.      E) V.<br />
<br />
Çözüm: Bencil olmama, başkalarına yardım etme sosyal tip ile ilişkilidir. Dini-geleneksel tipte birliğe, bütünlüğe önem verme esastır.]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[Spranger'ın Değerler Sınıflandırması<br />
<br />
<br />
<br />
Değerlerin sınıflandırılması sürecinde birçok yaklaşımdan söz edilebilir. Başka bir değer sınıflandırması da Spranger'ın değer sınıflandırmasıdır. Spranger, değerleri kuramsal-teorik, ekonomik, estetik, sosyal, politik ve dini-geleneksel tip olmak üzere altı grupta toplamıştır.<br />
<br />
Spranger’ın Değerler Sınıflandırması<br />
<br />
1.Kuramsal-teorik tip: Gerçeğin keşfini amaçlayan bu tipte bilgiyi araştırma, keşfetme, analiz etme ve sistemleştirme tutkusu ön plândadır. Akılcı ve entelektüel olan bu tip eleştirel düşünceye önem verir.<br />
<br />
2.Ekonomik tip: Neyin yararlı olduğuyla ilgilenen bu tipte tüm yatırımlardan kazanç elde etme tutkusu vardır. Bu tipler aynı zamanda faydacıdırlar.<br />
<br />
<br />
<br />
3.Estetik tip: Bu tip için en önemli değerler biçim, uyum, simetri ve formdur.<br />
<br />
4.Sosyal tip: En önemli amacı başkalarının sevgisini kazanmak olan bu tipte esas olan başkalarına yardım etmek ve bencil olmamaktır. İnsan sevgisini öne çıkararak başkalarına yardım etmeyi amaçlarlar.<br />
<br />
5.Politik tip: Güç ve iktidara önem veren bu tip, başkalarını etkileyebilecek mevkilere gelerek bu mevkileri onları etkileme amacıyla kullanırlar.<br />
<br />
6. Dini-geleneksel tip: Birliğe, bütünlüğe önem veren bu tip aynı zamanda yaşama dair bir sisteme ulaşmayı amaçlar. Evreni bir bütün olarak kavrayan bu tip dini, dünyevi hazların önünde tutar.<br />
<br />
<br />
<br />
EKYS Örnek Soru:<br />
<br />
I.Bencil olmama, başkalarına yardım etme (dini-geleneksel tip)<br />
<br />
II. Yararlı ve pratik olana yönelme (ekonomik tip)<br />
<br />
III. Bilgiyi araştırma, keşfetme (kuramsal-teorik tip)<br />
<br />
IV. Biçim, uyum (estetik tip)<br />
<br />
V. Güç, iktidar (politik tip)<br />
<br />
Yukarıda Spranger’ın kişilik tipleri özellikleriyle birlikte verilmiştir. Hangisinde özellik-kişilik tipi eşleştirmesinde yanlışlık yapılmıştır?<br />
<br />
A) I.      B) II.      C) III.      D) IV.      E) V.<br />
<br />
Çözüm: Bencil olmama, başkalarına yardım etme sosyal tip ile ilişkilidir. Dini-geleneksel tipte birliğe, bütünlüğe önem verme esastır.]]></content:encoded>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[Eğitim-Öğretim Sürecinde Plan Yapmanın Faydaları]]></title>
			<link>https://forumistan.net/konu-egitim-ogretim-s%C3%BCrecinde-plan-yapmanin-faydalari.html</link>
			<pubDate>Tue, 25 Jun 2024 12:17:52 +0000</pubDate>
			<dc:creator><![CDATA[<a href="https://forumistan.net/member.php?action=profile&uid=18">derya</a>]]></dc:creator>
			<guid isPermaLink="false">https://forumistan.net/konu-egitim-ogretim-s%C3%BCrecinde-plan-yapmanin-faydalari.html</guid>
			<description><![CDATA[Eğitim-Öğretim Sürecinde Plan Yapmanın Faydaları<br />
<br />
 <br />
Merhaba değerli okurlarımız. Sizlere bugünkü yazımızda eğitim-öğretim sürecinde plan yapmanın önemini ve faydalarını anlatacağız. Yazımıza öğretim programının tanımıyla başlayalım:<br />
<br />
Öğretim programı, eğitim programının içinde yer alıp, okulda okutulan derslerden oluşan ve bu derslerdeki faaliyetlerle sınırlı kalan programdır. Öğretim planları hazırlanırken öğretim programları dikkate alınır ve çıkış noktası olarak öğretim programları kabul edilir.<br />
<br />
Öğretim planlarını hazırlayanlar ve uygulayanlar ise öğretmenlerdir. Öğretmenler öğretim planlarını hazırlamadan önce hem öğrencilerini hem de görev yaptığı eğitim bölgesini ve okulunu yakından tanımalıdır. Öğretmenler öğrencilerini ilgi, ihtiyaç ve beklentileri açısından iyi tanımalıdır. Bütün bu incelemelerden sonra öğretmen eğitim ihtiyaçlarını belirleyerek öğretim planlarını hazırlamalıdır.<br />
<br />
Plan yapma hem eğitsel hem de yasal yönden gereklidir. İsterseniz şimdi eğitim-öğretim sürecinde plan yapmanın faydalarını maddeler halinde anlatalım:<br />
<br />
<br />
1) Hem öğretmenleri hem de öğrencileri dağınıklıktan kurtarır ve düzenli olmaya sevk eder.<br />
<br />
<br />
2) Öğretmenlerin derslere hazırlıklı bir şekilde girmesini sağlar ve böylece eğitim-öğretim faaliyetleri bilinçli ve düzenli olarak sürdürülür.<br />
<br />
3) Öğretim planları, eğitim-öğretim sürecinde verimi artırır.<br />
<br />
4) Öğretim programının hedef süre içinde yani zamanında tamamlanmasına katkı sağlar.<br />
<br />
5) Öğretim planları hangi konunun ne zaman ve nasıl işleneceğini gösteren planlardır. Öğretmenin hangi konuyu ne zaman ve nasıl işleyeceğini bilmesi onun telaşa düşmesini engeller ve özgüvenini artırır.<br />
<br />
6) Teorilerin pratiğe dönüşmesinde öğretim planlarının büyük rolü vardır.<br />
<br />
7) Öğretim planlarının öğrencilerin ilgi, ihtiyaç ve beklentilerine göre hazırlanması gerektiğini yukarıda söylemiştik. Bu kriterin dikkate alınmasıyla oluşturulan bir öğretim planı öğrencilerin ilgi ve kabiliyetlerine uygun olarak eğitilmesine katkıda bulunur.<br />
<br />
8) Eğitim-öğretim sürecinin sağlıklı bir şekilde değerlendirilmesini sağlayan öğretim planları etkili bir sınıf yönetiminin oluşturulmasına da katkı sağlar.<br />
<br />
9) Titizlikle hazırlanmış bir öğretim planında içerikler mantıksal bir sırada sunulur. Bu da etkili ve verimli bir öğrenme sürecinin oluşmasını sağlar.<br />
<br />
10) Görev yapılan eğitim bölgesinin ve okulun olanaklarına, öğrencilerin özelliklerine en uygun öğretim yöntem ve tekniklerinin belirlenmesine katkı sağlar. Ayrıca öğretim materyallerinin seçimini de kolaylaştırır.<br />
<br />
Eğitim-öğretim sürecinin verimini artıran öğretim planları eğitim sisteminin vazgeçilmez ögeleridir. Her işte olduğu gibi eğitim-öğretim sürecinde de planlı ve programlı hareket etmek bizleri başarıya götürür.]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[Eğitim-Öğretim Sürecinde Plan Yapmanın Faydaları<br />
<br />
 <br />
Merhaba değerli okurlarımız. Sizlere bugünkü yazımızda eğitim-öğretim sürecinde plan yapmanın önemini ve faydalarını anlatacağız. Yazımıza öğretim programının tanımıyla başlayalım:<br />
<br />
Öğretim programı, eğitim programının içinde yer alıp, okulda okutulan derslerden oluşan ve bu derslerdeki faaliyetlerle sınırlı kalan programdır. Öğretim planları hazırlanırken öğretim programları dikkate alınır ve çıkış noktası olarak öğretim programları kabul edilir.<br />
<br />
Öğretim planlarını hazırlayanlar ve uygulayanlar ise öğretmenlerdir. Öğretmenler öğretim planlarını hazırlamadan önce hem öğrencilerini hem de görev yaptığı eğitim bölgesini ve okulunu yakından tanımalıdır. Öğretmenler öğrencilerini ilgi, ihtiyaç ve beklentileri açısından iyi tanımalıdır. Bütün bu incelemelerden sonra öğretmen eğitim ihtiyaçlarını belirleyerek öğretim planlarını hazırlamalıdır.<br />
<br />
Plan yapma hem eğitsel hem de yasal yönden gereklidir. İsterseniz şimdi eğitim-öğretim sürecinde plan yapmanın faydalarını maddeler halinde anlatalım:<br />
<br />
<br />
1) Hem öğretmenleri hem de öğrencileri dağınıklıktan kurtarır ve düzenli olmaya sevk eder.<br />
<br />
<br />
2) Öğretmenlerin derslere hazırlıklı bir şekilde girmesini sağlar ve böylece eğitim-öğretim faaliyetleri bilinçli ve düzenli olarak sürdürülür.<br />
<br />
3) Öğretim planları, eğitim-öğretim sürecinde verimi artırır.<br />
<br />
4) Öğretim programının hedef süre içinde yani zamanında tamamlanmasına katkı sağlar.<br />
<br />
5) Öğretim planları hangi konunun ne zaman ve nasıl işleneceğini gösteren planlardır. Öğretmenin hangi konuyu ne zaman ve nasıl işleyeceğini bilmesi onun telaşa düşmesini engeller ve özgüvenini artırır.<br />
<br />
6) Teorilerin pratiğe dönüşmesinde öğretim planlarının büyük rolü vardır.<br />
<br />
7) Öğretim planlarının öğrencilerin ilgi, ihtiyaç ve beklentilerine göre hazırlanması gerektiğini yukarıda söylemiştik. Bu kriterin dikkate alınmasıyla oluşturulan bir öğretim planı öğrencilerin ilgi ve kabiliyetlerine uygun olarak eğitilmesine katkıda bulunur.<br />
<br />
8) Eğitim-öğretim sürecinin sağlıklı bir şekilde değerlendirilmesini sağlayan öğretim planları etkili bir sınıf yönetiminin oluşturulmasına da katkı sağlar.<br />
<br />
9) Titizlikle hazırlanmış bir öğretim planında içerikler mantıksal bir sırada sunulur. Bu da etkili ve verimli bir öğrenme sürecinin oluşmasını sağlar.<br />
<br />
10) Görev yapılan eğitim bölgesinin ve okulun olanaklarına, öğrencilerin özelliklerine en uygun öğretim yöntem ve tekniklerinin belirlenmesine katkı sağlar. Ayrıca öğretim materyallerinin seçimini de kolaylaştırır.<br />
<br />
Eğitim-öğretim sürecinin verimini artıran öğretim planları eğitim sisteminin vazgeçilmez ögeleridir. Her işte olduğu gibi eğitim-öğretim sürecinde de planlı ve programlı hareket etmek bizleri başarıya götürür.]]></content:encoded>
		</item>
	</channel>
</rss>