Anasayfa

Sohbet

Üyelerimiz

İletişim


Subject İnformation
Author derya Replies 0
Share Views 17
  • Derecelendirme: 0/5 - 0 oy
  • 1
  • 2
  • 3
  • 4
  • 5
Kendini Kabulden Başkalarını Kabule
#1
Kendini Kabulden Başkalarını Kabule

Hayatta, karşılaştığımız insanlar arasında, onayladığımız ve kabul ettiğimiz kişiler mi çoğunlukta, yoksa reddettiğimiz ve kabul etmediğimiz kişiler mi? Başkalarını kabul etmenin, kendimizi kabul etmek ile bir bağlantısı olabilir mi?

Cezmi, sıklıkla insanlara dair olumsuz düşüncelerini ifade eder: “Nasıl oluyor da bu kadar çok insan kötü olabiliyor? Kimi çıkarı için her şeyi yapmaya hazır, kimi ezik ve zavallı, kiminde ise ego tavan yapmış. Kimi insanlık değerlerinden uzaklaşmış, kimi cehaletin karanlık sokaklarında bilgiye sırtını dönmüş. Vicdanlar sessizliğe gömülmüş…”

Acaba bu tür yargılar gerçekçi mi, yoksa bir yanılsama mı? Cezmi gerçekten haklı mı, yoksa gözden kaçırdığı başka şeyler olabilir mi? Tencerenin içi dolu mu, boş mu, kimse emin değil aslında. Belki de sadece sapa, kulba, kapağa odaklanıyor ve tencerenin içini göz ardı ediyoruz; yüzeysel görünüşlere takılıp kalarak, insanları derinlemesine anlamadan yargılıyoruz!

Cezmi'nin değerlendirmeleri belirli kişiler için doğru olabilir, ancak bu tür genellemeler yapmak ve çoğunluğu aynı şekilde görmek adil görünmüyor.

Galiba, sıklıkla dışarıya bakarken ve insanları yargılarken kendimizi, iç dünyamızı hesaba katmıyoruz. Yargılarımızın aslında iç dünyamızla, kendi algılarımız ve duygularımızla ne kadar iç içe geçtiğini göz ardı ediyoruz. İçimizdeki sorunları ve eksiklikleri dış dünyaya yansıtarak, başkalarını değil aslında kendimizi yargılıyor olma ihtimalini düşünmek, bu konudaki farkındalığımızı artırabilir ve daha gerçekçi olmamızı sağlayabilir.

Bu yazıda, kabullenme konusunu irdeleyecek, başkalarını kabul etmekle kendimizi kabul etmek arasındaki ilişkiyi keşfedeceğiz.

Kabullenme Nedir?
Kabullenme, gerçekliği direnç göstermeden ve yargılamadan olduğu hâliyle onaylamak ve kucaklamaktır. Hayatta, kabul etmekte en fazla zorlandığımız şey iyinin ve kötünün bir arada olduğu realitesidir. Bu olguyu reddetme eğilimimiz vardır. Çünkü, zihnimizde yarattığımız ideal gerçeklik asıl gerçeklikle daima çelişki içindedir. Bu çelişki, mevcut durumu iyileştirmek için bazen çok gereklidir. Bazı durumlarda ise psikolojimizi perişan edecek düzeyde zararlıdır. Aslında, gelişim ve iyileşme için ilk basamak, mevcut durumu iyisiyle kötüsüyle olduğu gibi kabul etmektir. Kabullenme, gerçek dışı ve bize zarar veren arzu ve beklentileri terk etmeyi kapsar. Böylece her şeyi olduğu hâliyle görerek ayaklarımızı gerçekliğin sağlam zeminine basar, sağlam bir ruhla amaçlarımıza, ideallerimize doğru daha kolay bir şekilde yol alabiliriz.

Örneğin, bir arkadaşınızın size beklenmedik bir şekilde dürüstçe eleştiri yapması durumunda, ilk tepkiniz savunmaya geçmek ve öfkelenmek olabilir. Ancak, durumu yargılamadan kabullenmek, bu eleştiriyi kişisel gelişim için bir fırsat olarak görebilmenizi sağlar. Benzer şekilde, kariyerinizde beklediğiniz terfiyi almamış olabilirsiniz. İlk başta bu durumu kabullenmek zor olabilir, ama gerçekliği kabullenmek, mevcut durumunuzu değerlendirip daha ileri gitmek için yeni stratejiler geliştirmenize olanak tanır. Aile içinde de kabullenme önemlidir; örneğin, çocuğunuzun kariyer tercihlerini veya yaşam tarzını kabullenmek, onunla olan ilişkinizi güçlendirir ve ona destek olmanın yollarını açar. Bu örnekler, kabullenmenin sadece bir fikir değişikliği olmadığını, aynı zamanda daha uyumlu ve anlayışlı ilişkiler kurmamıza yardımcı olan ve istediğimiz iyileştirmelerin yolunu açan güçlü bir eylem olduğunu göstermektedir.

Kabullenme başarı, değişim, gelişim ve huzur kapılarının anahtarıdır.

Türk Silahlı Kuvvetlerinde görev yıllarımın çoğunda karargah subaylığı yaptım. Görevim, genellikle karargah etütleri ve projeler hazırlamak oldu. Karargah etütlerinde ve proje raporlarında girişten hemen sonra gelen başlık, “Mevcut Durum” başlığı olurdu. En son, “Sonuç ve Değerlendirme” yazılırdı. Aradaki ihtiyaç analizleri, çözüm önerileri, uygulama planı, zaman çizelgesi vb. ile sonuç ve değerlendirmenin uygun ve yerinde olması büyük ölçüde mevcut durum başlığının altına yazılara bağlıydı. Mevcut durum, yani ilk adım, gerçeği olduğu gibi görmek, analiz etmek ve kabullenmek… Her şey kabullenme ile başlıyordu. Aldığım eğitimin de kazandırdığı becerilerle testler, anketler uyguluyor, araştırmalar yapıyordum. Diğer birimlerin istatistiksel verilerini analiz ediyor ve yorumluyordum. Bu yolla mevcut durumu iyi ortaya döküyordum. Sonunda başarılı projeler ve yerinde teklifler ortaya çıkıyordu. Komutanlarımızdan aldığım bazı takdir belgelerinde , “isabetli görüşler” vurgusu vardır. Bunun yolu, ilkin mevcut durumu olduğu gibi kabullenmekten geçiyordu.

Kendini Kabullenme Nedir?
Kendini kabullenme veya öz kabul, kendimizi olduğu gibi, tüm noksanlarımız ve güçlü yanlarımızla kabul etme sürecidir. Bu, kendi gerçeklerimizi, kusurlarımızı ve yeteneklerimizi direnç göstermeden ve önyargısız bir şekilde anlama ve onaylama pratiğidir. Kendini kabullenme, hem pozitif özelliklerimizi—güçlü yanlarımız, doğru kararlarımız, başarılarımız ve sevinçlerimiz—hem de negatif özelliklerimizi—zayıf yanlarımız, yanlışlarımız, başarısızlıklarımız ve kederlerimiz—içermektedir.

Kabullenme, yaşamın sunduğu her deneyimi kucaklamaktır.

Örneğin, bir iş projesinde başarısız olduğunuzda, bu başarısızlığı kişisel bir kusur olarak görmek yerine kendinizi kabul ederek, bu deneyimi gelişim için bir fırsat yapabilirsiniz. Kabullenme, yalnızca başarılı olduğumuzda değil, hatalar yaptığımızda veya zorluklarla karşılaştığımızda da kendimizi desteklememizi ve motive etmemizi sağlar. Kendini kabullenme, kişisel gelişimimizde önemli bir adımdır.

Kendini kabullenme veya öz kabul, kendimize karşı şefkatli ve anlayışlı olmayı teşvik eder. Böylece kendimizi olduğu gibi sevmemizin ve değer vermemizin yolunu açar. Başarısızlık durumlarında yetersiz hissetmemize engel olarak bizi stres ve kaygıya kapılmaktan korur.

Öz kabulde aşırıya kaçıldığında her şeyi olduğu gibi kabul etme adına önemli şeyleri göz ardı etme ve umursamazlık durumları ortaya çıkabilir. Bu da motivasyon kaybıyla birlikte gelişimi sekteye uğratabilir. Bu noktada dengeleyici bir unsur olarak öz eleştiri devreye girer.

Öz kabul ve öz eleştiri arasında sağlıklı bir denge, kişisel gelişim için idealdir. Öz kabul, öz eleştirinin getirdiği stres ve olumsuz duyguları hafifletebilir. Öz eleştiri ise öz kabulün getirebileceği konfor alanında kalma durumunu önleyip sürekli gelişimi teşvik edebilir. Bu dengeyi sağlamak, kişinin hem kendine karşı şefkatli olmasını hem de sürekli olarak kendini geliştirmeye açık olmasını sağlar.

Başkalarını Kabullenme Nedir?
Başkalarını kabullenme, insanların bireysel farklılıklarını hor görmeyip, normal karşılayıp onlara oldukları hâlleriyle değer vermek ve saygı duymaktır. Bu, başkalarını açık ve net bir zihinle dinlemeyi, onların perspektiflerini anlamaya çalışmayı kapsar. Kişinin davranışlarını, değerlerini, inançlarını ve yaşam tercihlerini yargılamadan kabul etmeyi içerir. Başkalarını kabullenmek, sosyal bağları güçlendirir, güven oluşturur ve toplumsal uyumu teşvik eder. Aidiyet duygusunu yaygınlaştırır ve olumlu ilişkileri besler. Olumlu ilişkilerin sağladığı imkân sayesinde verebileceğimiz geri bildirimlerle diğer insanların gelişimine katkıda bulunmanın kapılarını da açabilir. Onlardan aldığımız geri bildirimler kendi gelişimimizi teşvik edebilir.


Kabullenmenin Getirisi
Cezmi’nin işyerine farklı kültürden yeni bir iş arkadaşı geldi. Cezmi, ilk aylarda onun çalışma tarzından ve iletişim şeklinden rahatsız oluyordu. Ondan uzak duruyor, her ortamda eleştiriyordu. Yeni iş arkadaşı, görevleri bitirme konusunda daha rahat bir yaklaşım sergilerken Cezmi, daha sonuç odaklı çalışmayı tercih ediyordu. Bu yüzden hiç anlaşamıyorlardı.

Cezmi, zamanla onun yaklaşımının avantajlarına da şahit olmaya başladı. Detaylara daha fazla dikkat etmesi, sonuçtan çok sürece önem vermesi, konuyu çok boyutlu ele alması dikkatini çekiyordu. Bir süre sonra bu iş arkadaşını olduğu gibi kabul etmeye başladı. Bu kabul, ikisi arasındaki ilişkileri ve işbirliğini güçlendirdi. Ortak projelerde birbirlerinin eksik taraflarını tamamlıyorlar, projeye aynı amaç doğrultusunda farklı katkılar sağlıyorlardı. Her ikisinin de iş performansında önemli ilerlemeler ortaya çıktı.

Cezmi’nin deneyimi, ona başkalarını kabullenmenin, sadece farklılıkları normal karşılamakla kalmayıp aynı zamanda dostluk duygusunu, takım ruhunu nasıl geliştirdiğini gösterdi. Bu ilişkiler, karşılıklı geri bildirimlerle her iki tarafın da gelişimine katkı sağlama ortamını yarattı.

Başkalarını kabullenmek, sadece onlara saygı duymak değildir, aynı zamanda yüksek başarıya ulaşmak için birlikte çalışma arzusudur.

Başkalarını abartılı kabullenme ise kişisel ve toplumsal realiteyle çelişir. Bir başkasını tamamen kabullenmek genel olarak zordur. Aşırı kabul ayrıca karşılıklı katkı ortamlarının oluşmasını önler, tekdüze bir ilişki doğurur. Bu durumu, başkalarını eleştirme dengeler. Başkalarını eleştirme, bir bireyin veya grubun davranışlarını, tutumlarını veya performansını değerlendirme ve gelişim için geri bildirimde bulunma sürecidir. Eleştiri, yapıcı olduğunda, kişisel ve profesyonel gelişim için gerekli bir araçtır. Ancak, eleştirinin tonu ve niyeti çok önemlidir; aşırı veya yanlış yönlendirilmiş eleştiriler ilişkilere zarar verebilir ve savunma tepkilerini tetikleyebilir. Bu iki sürecin doğru bir şekilde dengelenmesi gerekir.

Başkalarını kabullenmek, eleştirinin daha açık bir şekilde kabul edilmesini sağlayabilir. Eğer insanlar kendilerini değerli ve kabul edilmiş hissederlerse, eleştiriyi kişisel bir saldırı olarak görmek yerine gelişmek için bir fırsat olarak görebilirler.

Yapıcı eleştiriler, kabullenme duygusunu güçlendirebilir, çünkü bireyler kendilerini sürekli olarak geliştirme fırsatına sahip olduklarını hissederler. Ancak, eleştiri sürekli veya aşırı negatif olduğunda, kabullenme duygusu zayıflayabilir.

Kendini ve başkalarını kabullenme ile toplumsal eleştiri arasında da bir tür dinamik etkileşim söz konusudur. Kabullenme, toplumda daha fazla bütünleşme ve uyum sağlayarak toplumsal eleştirinin gerekli olduğu durumları azaltabilir. Örneğin, çeşitliliğe ve farklı yaşam tarzlarına daha fazla saygı duyulması, toplumsal eşitsizlik eleştirilerinin azalmasına yardımcı olabilir.

Kendini Kabul ile Başkalarını Kabul Arasında Nasıl Bir Etkileşim vardır?
Kendini kabullenme ve başkalarını kabullenme durumlarında ortak bir motif hemen göze çarpıyor. Bu motif, iyiyi kötüyü, olumluyu olumsuzu, doğruyu yanlışı, haklıyı haksızı bir bütün olarak kucaklama veya reddetme yaklaşımlarının her bireyde farklı dozlarda karışımından oluşuyor. Aynı motif, doğumuyla ölümüyle, sağlığıyla hastalığıyla…hayatın tümünü kabul etme veya reddetme karışımı şeklinde ortaya çıkıyor. Yani, kabul ve red yaklaşımları her bireyde kendine özgü bir çeşni oluşturarak hayatın tüm alanlarına benzer tatlarda yansıyor. Bu, aslında genel bir zihniyet, genel bir paradigmadır.

Kendini olduğu gibi kabul eden, başkalarını da olduğu gibi kabul eder.

Ortak motifin, çocukluk çağlarında ilkin kendine yönelik olarak kabul ve reddetme tutumunun birine yoğunlaşarak doğduğunu ve sonra bunun başkalarına ve hayatın geneline yönelik olarak yansıdığını düşünüyorum. Bu tutumun dinamik olduğu, yaş aldıkça değişebileceği, farklı kombinasyonlar oluşturabileceği görüşündeyim.

Hemen her çocuk, kuşlar gibi kanatlanıp uçmayı, güneşe, aya, yıldızlara seyahat etmeyi, manyetik güçlere sahip olmayı, tüm kötülükleri, ölümü, hastalıkları, haksızlıkları yok eden bir kahraman olmayı hayal eder. Bu hayalini oyunlarına yansıtır, böyle kitapları tutkuyla okur, böyle filimleri heyecanla seyreder. Hayata muhteşem umutlarla başlar. Aslında insanlığın, günümüz bilim ve teknoloji çağına ulaşması çocuklukta ortaya çıkan bu hayaller sayesindedir.

Yaş ilerledikçe kişinin hem kendi gerçekleri hem hayatın gerçekleri çocukluk hayallerine sınırlamalar getirmeyi zorunlu kılar. Ve bir noktadan sonra ütopik arzu ve beklentiler, yerini bazı şeyleri kabullenmeye bırakır. Arzuların, beklentilerin nerede sınırlanıp mevcut durumun kabul edileceği her birey için farklıdır. Ama, ruh sağlığı ve gelişim için belirli bir noktadan sonra kabullenme gereklidir.

Öz kabul ve başkalarını kabul arasında derin bağlar vardır. Öz kabul güçlüyse kendine yönelik anlayış, şefkat, nezaket ve kendini bütün olarak kucaklama, diğer insanlara yönelik olarak da onların farklılıklarına ve kusurlarına anlayış, şefkat, nezaket ve onları bütün olarak kucaklama olarak hissedilir. Öz kabul zayıfsa kendine yönelik güvensizlik ve eleştiri başkalarına yönelik hoşgörüsüzlük, güvensizlik ve eleştiri şeklinde kendini gösterir.

Kendini kabul, başkalarına karşı daha kabul edici ve kucaklayıcı bir tutumu teşvik eder. Karşılıklı saygı ve anlayış döngüsü yaratır. Kendini kabul ve başkalarını kabul sağlıklı ve başarılı bireylerin, sağlıklı ve başarılı toplumların önemli bileşenleridir.

Çocukluğumu 1960’ların sonu, 1970’lerin başında yaşadım. Evin büyük çocuğu olarak bir taraftan kendimi yücelterek kusursuz olmaya çalışırken diğer taraftan aşırı mükemmeliyetçilik beklentisinin sonucu olarak kendimi yetersiz hissediyordum. Hatalarıma odaklanıyor, onları düzeltmeye çalışıyordum. Kendimi daha iyi çocuklarla karşılaştırıyor, onlar gibi olmaya çalışıyor, kendimi kabul etmekte zorlanıyordum. Psikoloji derslerinden ve kişisel gelişim kitaplarından hayatıma en fazla aktardığım konu, öz eleştiri oldu. Kendimi acımasızca eleştirdiğim, kabul etmekte zorlandığım zamanlar çoktur. Bu tutumumu aile içinde kardeşlerime, anneme, babama ve sonra diğer insanlara yansıttığımı net hatırlıyorum. Onlara akıl veriyor, eleştiriyor, nasıl olmaları gerektiğini konusunda öğütler veriyordum. Öz kabulden çok öz eleştirinin yoğun olma zihniyetini, paradigmasını diğer insanlara yönelik olarak da kullandığımı biliyorum. Bu yüzden samimi ilişkiler kurmakta zorlandım. Ve hayatımda tercihim mecburen yalnızlık oldu. Aşırı öz eleştirinin ve yalnızlığımın psikolojik sıkıntılarının ayrıntısına girip uzatmayayım. Bu örnek, kendini kabullenmenin başkalarını kabullenmeyi nasıl etkilediğini ve sonuçlarını özetlemektedir.
Kendimi ve başkalarını aşırı eleştirmek ve onları kabul etmede zorlanmanın bazı faydalarını da söylemeden geçmeyeyim.  Yalnızlık ve eleştirellik beni iyi ilişkiler kurmak adına yanlış kişilerle uzun süre birlikte olma mecburiyetinden ve yanlış grupların kontrolüne kapılmaktan korudu.

Geçmişimi, bugünlerimi, kendimi her hâlimle bütün olarak kabul ediyorum. Geleceğime de şimdiden her hâlimle evet…


E-Kitap, Google Play Kitaplar'da
Psikoloji Kendini Kabul ve Başkalarını Kabul Konularına Nasıl Bakar?
Çeşitli psikoloji ve psikoterapi kuramları, kabullenme tutumunu psikolojik sağlık açısından gerekli görmektedir. Bunu sağlamak için kavramlar ve yaklaşımlar geliştirilmiş, araştırmalar yapılmıştır. Bazılarını belirteyim.

Öz şefkat ve öz değer kavramları, hataların ve noksanların da kabullenilmesini kapsar. Neff (2003), öz-şefkat kavramını geliştiren öncülerden biridir. Neff'e göre öz şefkat, kişinin kendine karşı şefkatli, anlayışlı ve destekleyici olmasıdır. Böylece, kendini kabul etmenin ve daha sağlıklı bir öz değer geliştirmenin yolu açılır.

Kendini kabul, kişinin duygularını, düşüncelerini ve davranışlarını fark etmesini gerektirir. Bu, kendini objektif bir şekilde değerlendirmeyi ve kişisel gelişim için adımlar atmayı sağlar. Farkındalık Meditasyonu Temelli Bilişsel Terapi (MBCT), düşünce ve duygu farkındalığını ve kendini kabulü teşvik eder (Segal et al., 2018).

Psikoterapi, başkalarını anlamak ve onların bakış açılarını kabul etmek için empati geliştirmeyi önerir. Empati, ilişkilerin kalitesini artırır ve daha derin bağlar kurulmasını sağlar. Rogers (1995), empati ve şartsız pozitif kabulün terapötik bir ilişki kurmada ne kadar önemli olduğunu vurgulamıştır. Rogers'ın insancıl terapisi, empati ve anlayışın, bireyin kendini ifade etmesine ve kabul görmesine olanak tanıdığını belirtir.

Kabul ve Kararlılık Terapisinde (ACT)  kabullenme, analiz edilip önerilirken, kendini kabullenme ile başkalarını kabullenme arasındaki pozitif ilişki de incelenir (Hayes & Smith, 2009).

Carl Gustav Jung, bireyin bilinçli benliğinde kabul edemediği ve bilinç dışına ittiği özelliklerini "gölge benlik" olarak kavramlaştırmıştır. Gölge benlik, genel olarak olumsuz yönleri, korkuları, öfkeyi, kıskançlığı ve diğer istenmeyen duyguları içerir. Potansiyel olarak olumlu fakat bastırılmış özellikleri de barındırabilir. Kişi, gölge benliğini tanıdıkça, kendisiyle daha dürüst bir ilişki kurabilir. Bu, kendini olumlu ve olumsuz özellikleriyle birlikte bir bütün olarak kabul etmenin yolunu açar. Gölge yönlerin kabulü, başkalarını yargılamaktan uzaklaştırabilir ve onları da olduğu gibi kabul etmeyi sağlayabilir (Jung, 1959, 1964).

Öğretim yaklaşımları üzerine yapılan bir çalışmada, öğretmen adaylarının kendilerini kabul etme düzeylerinin, diğer insanlara yönelik kabul tutumlarıyla ve öğrenci merkezli eğitim pratiklerine yönelik olumlu tutumlarıyla pozitif ve istatistiksel olarak anlamlı korelasyonlar gösterdiği bulunmuştur (Bums, 1989).

Kendini kabulün başkalarını kabule etkisi konusunda diğer bir araştırmada, bireylerin kendilerini kabul etmeye başladıkça, başkalarına karşı da bu tutumu deneyimleme yeteneğinin arttığı sonucuna varılmıştır (Omwake, 1954).

Uygulama
Sakin ve rahat bir yere geçin. Çevrenizde dikkatinizi dağıtacak hiçbir şey olmasın. Bedeninize ve kendinize odaklanın. Bunu sağlamak için nefes alış ve verişlerinizi, vücudunuzdaki hisleri algılayın. Kendinizi zorlamadan 5 dakika kadar böyle devam edin. Odağınız başka yerlere yönelirse rahatsız olmayın, sakin bir şekilde tekrar kendinize ve bedeninize döndürün. Bir müddet sonra zihninizde sıra sıra düşünceler akmaya başlayacaktır. Bunların içine fazla dalmadan, onları yargılayıp yorumlamadan izlemeyi deneyin. Birbiri ardınca geçen tren vagonları gibi… Akan düşünceler arasında, değişik şiddette kendinize ve başkalarına yönelik eleştiri ve beğeniler sıralanacaktır. Bunları yorum yapmadan, üzerinde fazla düşünmeden sadece izleyin. Süreyi istediğiniz kadar uzatın veya kısa kesin. Sonra kendinize şu soruları sorun:

Düşüncelerim arasında eleştiri mi yoksa beğeni ve takdir mi fazla?
Kendime yönelik beğeni ve eleştiriler ile başkalarına yönelik eleştiri ve beğenilerim arasında ortak noktalar var mı?
Eleştiri ve beğeni düşüncelerimin etkisinde kalıp öfke veya yakınlık gibi duygular yaşıyor muyum?
Şimdi kendimi ve başkalarını genel olarak nasıl görüyorum? Kabul mü, ret mi, nötr mü?
Ulaştığınız sonuçları yargılamayın, gerçekliğiniz olarak kabul edin… Bu uygulamayı istediğiniz zaman, istediğiniz kadar tekrar edebilirsiniz.

Uygulama ile kendinizi anlama ve değerlendirme imkânı bulursunuz. Ulaşacağınız farkındalık, her zaman size özgü olacak, kabullenme, değişim ve gelişim kapılarını açacaktır.

Özet
Kabullenme, gerçekliği yargılamadan ve direnç göstermeden onaylama ve kucaklama eylemidir. Kendine, başkalarına ve hayata yönelik alanlara ortak motifler olarak yansır. Kabullenme, stresin azalmasında, mutluluğun artmasında, ilişkilerin gelişmesinde etkilidir. Kişisel gelişim ve başarıyı teşvik eder. Ayrıca, ütopik arzu ve beklentileri söndürür, gerçekliğe yöneltir.

Kabullenme, olumsuz ve eksik tarafları da kapsaması nedeniyle zor olabilir. İdealleştiririlen sanal mükemmeliyetçilik yerine mevcut hâle odaklanması bu zorluğu destekler.

Kabullenme, rehavet veya konfor alanlarına çekilmek değildir. Abartılarak buralara kayıldığında onu yapıcı eleştiri dengeler. Eleştiri kendine, başkalarına ve topluma yönelik olabilir. Anlayış ve saygıyla yapılmalıdır.

Kendini kabullenme ile başkalarını kabullenme arasında karşılıklı etkileşim vardır. Her ikisinde de çocukluk çağlarında kendini kabullenme tutumu şeklinde tohumları atılan ortak bir motif belirgindir.

Bazı psikoloji ve psikoterapi kuramları kabullenmenin ruh sağlığı üzerindeki olumlu etkisine vurgu yapar ve geliştirme teknikleri sunar. Öz şefkat, öz değer, farkındalık, empati gibi destekleyici kavramlar tanımlar.

Çeşitli araştırmalar, kendini kabullenmenin diğer insanları kabullenme üzerinde pozitif etkisi olduğunu göstermiştir.

Uygulamalarla, kendimizi ve başkalarını kabullenme şeklimizi keşfedebilir, kazanacağımız farkındalık yoluyla kabullenme tutumlarımızı kontrol edebiliriz.

Kaynaklar
Bums, R. (1989). Acceptance of self, acceptance of others, and preferred teaching approach. The Australian Educational Researcher, 16, 69-78. https://doi.org/10.1007/BF03219458

Hayes, S., & Smith, S. (2009). Get out of your mind and into your life. ReadHowYouWant.com.

Jung, C. G. (1959). Aion: Researches into the Phenomenology of the Self. Princeton University Press.

Jung, C. G. (1964). The Archetypes and The Collective Unconscious. Princeton University Press.

Kaya, N. (2024, April 24). Kabullenme Enerjisi. Eğitim, Psikoloji, Kişisel Gelişim. Retrieved April 28, 2024, from https://www.netsentez.net/2024/04/kabull...rjisi.html
Neff, K. D. (2003). Self-Compassion: an alternative conceptualization of a healthy attitude toward oneself. Self and Identity, 2(2), 85–101. https://doi.org/10.1080/15298860309032

Omwake, K. (1954). The relation between acceptance of self and acceptance of others shown by three personality inventories.. Journal of consulting psychology, 18 6, 443-6 . https://doi.org/10.1037/H0058104

Rogers, C. R. (1995). On becoming a person: A Therapist’s View of Psychotherapy. Houghton Mifflin Harcourt.

Segal, Z., Williams, M., & Teasdale, J. (2018). Mindfulness-Based Cognitive Therapy for Depression, Second edition. Guilford Publications.
Bul
Cevapla




Konuyu Okuyanlar:
1 Ziyaretçi