Yorumları: 1,794
Konuları: 794
Kayıt Tarihi: Feb 2023
Teşekkür Puanı:
Nerden: Afyon
Cinsiyet: Undisclosed
Evliliğin en mutlu ve en zor yılları
Evlilikte en mutlu anlar, çiftlerin birbirini en iyi anladığı ve uyum sağladığı dönemlerde yaşanırken, en zor zamanlar ise hayatın getirdiği zorluklarla birlikte aşkın sınandığı ve sabır gerektiren yıllarda ortaya çıkar.
Evliliğin en mutlu yılları, çiftlerin birbirlerine olan aşklarının taze olduğu, birlikte paylaşılan anların heyecanla dolu olduğu dönemlerdir. Bu yıllarda yeni deneyimler, hayaller ve birlikte kurulan gelecek planları ilişkinin enerjisini yüksek tutar. Ancak evliliğin ilerleyen dönemlerinde, özellikle hayatın sorumlulukları ve rutinin artmasıyla, zorluklar da baş göstermeye başlar. Kariyer, çocuk yetiştirme, maddi kaygılar gibi etkenler çiftleri sınayabilir. Bu dönemlerde sabır, anlayış ve iletişim çok daha önemli hale gelir. En zor yıllar, aslında evliliğin gücünü ve derinliğini ortaya koyan, çiftlerin bağlarını daha da sağlamlaştırma potansiyeli taşıyan yıllardır. Yapılan bir çalışmada, hangi evlilik yılının en mutlu olduğu ve hangi yılın en zor olduğu belirlenmiştir.
3 yıl
Aşkın sadece 3 yıl sürdüğü şeklinde bir görüş vardır. Sonrasında çiftler ya ayrılır ya da ilişkileri öncekinden daha az ideal hale gelir. Gerçekte ise, 3 yıl süren bir ilişkinin ardından insanlar, partnerlerinin zayıflıklarını daha çok kabul etme eğilimindedir ve bu nedenle kendilerini daha rahat hissederler.
Ayrıca, aile hayatında 3. yıl, çiftlerin çocuk sahibi olmaya karar verdiği bir dönemdir. Sonuç olarak, ilişkileri daha güçlü hale gelir. Evliliğin en mutlu dönemi olarak 3. yıl kabul edilmektedir.
5 yıl
İlk gerçek problemler, aile hayatının beşinci yılında ortaya çıkabilir. Bu dönemde çocuklar hala küçük ve çok fazla dikkat gerektirir. Bu, iş, ev işleri ve diğer günlük sorunlarla birleştiğinde çok zor olabilir. Beş yıl birlikte olduktan sonra çiftler boşanmayı düşünmeye başlar ve avukatlara başvururlar. Bu yıl, en zor yıl olarak kabul edilmektedir.
7 yıl
Bir çift beş yıl boyunca birlikte kalırsa, onları başka bir engel beklemektedir. Bu, aile hayatının yedinci yılıdır ve uzmanlar bunu "7 yıl kaşıntısı" olarak adlandırmaktadır. Bu dönemde, aile hayatı rutin hale gelir. Ayrıca finansal sorunlar, çocuk bakımı sorunları ve ev işlerinin paylaşımı hakkında tartışmalar olabilir.
Bu dönem oldukça karmaşıktır. Eşler bunu el ele geçirmeyi başarırsa, güçlü ve mutlu bir evlilik onları bekliyor olacaktır.
Evliliği güçlü tutmak için kaçınılması gereken faktörler:
Şişirilmiş beklentiler: Araştırmalar, çiftlerin boşanmak için daha sık ilkbahar ve sonbaharda başvuruda bulunduklarını ortaya koymuştur. Bu dönemlerde çiftler, evliliklerine ikinci bir şans verme eğilimindedir. Eğer bu işe yaramazsa, boşanma kaçınılmaz olabilir.
Sorunları gizleme: Uzmanlar, genç çiftler arasında yapılan bir deneyde, filmler hakkında yapılan tartışmaların bile boşanma riskini yarıya indirdiğini göstermiştir. Bu nedenle, ailevi zorluklar hakkında açıkça konuşmak gerçekten evliliği kurtarabilir.
İlişki kurma becerisinin eksikliği: Daha fazla kardeşe sahip olmak, yetişkinlikte boşanma olasılığını azaltır. Bilim insanları, büyük ailelerde büyüyen kişilerin ilişki kurma konusunda daha yetenekli olduklarını iddia etmektedir. Bu beceri gelecekte evliliği koruyabilir.
Dinleme isteğinin eksikliği: Tartışma sırasında bir partnerin dinleme isteğinin olmaması, boşanma riskini önemli ölçüde artırır.
Sosyal medya kullanımı: Sosyal medya kullanıcılarının, romantik ilişkilerinde tartışmaların, ilişki sorunlarına yol açabileceği ve bu sorunların boşanmayla sonuçlanabilecek kadar ciddi hale gelebileceği bulunmuştur.
Maddi tartışmalar: Sık sık para hakkında tartışan çiftler, her iki partnerin de geliri yüksek olsa bile boşanma eğilimindedir.
Düşük eğitim düzeyi: Araştırmalar, yüksek eğitim düzeyine sahip kişilerin, cinsiyet veya yaşadıkları ülke fark etmeksizin boşanma olasılığının daha düşük olduğunu göstermektedir.
Yorumları: 1,794
Konuları: 794
Kayıt Tarihi: Feb 2023
Teşekkür Puanı:
Nerden: Afyon
Cinsiyet: Undisclosed
Evlilikle ilgili söylenen yalanlar
Evlilik, yaşamadıkça pek bilinebilecek bir şey değil. Evli olmakla ilgili gerçek olan tek efsane şudur: Ne kadar uzun süredir evli olursanız olun, çöpü hanginizin çıkaracağı konusunda asla fikir birliğine varmayacaksınız...
Mutlu çiftler kavga etmezler
Öyle de bir ederler ki! Çünkü etmezlerse hangi konularda anlaşabileceklerini asla bulamazlar. Hem herkes için dik durulacak, herkesin asla vazgeçmeyeceği ve sınırlarını zorlamayacağı durumlar vardır, karşı taraf tartışma olmazsa bunları nereden bilecek. Tartışmak iyi bir iletişim yöntemidir, üstelik de karşı tarafın size saygı duymasını sağlar. Biriyle sürekli aynı fikirde olamazsınız çünkü, kavga da sizin de fikirleriniz olduğunu ve onları savunmaya niyetiniz olduğunu gösterir.
Doğru insanla evlenebilirsem, hep aşık oluruz.
Biraz örnekle bunun doğru olamayacağını açıklamaya çalışalım. Hani şu bayılarak aldığınız ve gözünüz gibi baktığınız ayakkabılar var ya. Aylar geçtikçe, mevsimler rengini soldurdu, yağmur çamur yağdı, yıprandı. Artık ilk günkü gibi görünmüyor. Hala güzel evet, sadece ilk günkü gibi değil. Bu kullanılmışlık, bu eski görüntü ona bir karakter bile veriyor üstelik. Biraz kullanılmış olması onu daha konforlu ve biraz daha yıpranmaya alışkın hale getiriyor. İşte evlilik de bu. Botları asla ilk günkü gibi sevmeyeceksiniz belki ama onu kusurları arttıkça, daha fazla sevmenin yollarını bulacaksınız, kusurları da ona çok yakışacak. Kimse, o ilk bakışma anında hissettiği o duygu yoğunluğunu uzun yılların sonunda eşine yeniden hissedemez belki, ama o yıllar size yeri asla başka bir şeyle doldurulamayacak bir duygu yoğunluğu katacak. Daha köklü ve daha sade bir duygu.
Çocuklar eşten önce gelmeli çünkü onların bize ihtiyacı var
Peki yıllar geçtiğinde ve çocuklar gittiğine ne olacak? Sizi bile güç bela arayabilecek kadar meşgul bir iş yaşantıları olursa mesela? Evet, çocukların size hep çok ihtiyacı var. Evet, harika bir anne baba olmalı ve ne zaman ihtiyaçları olsa yanlarında olmalısınız. Ama bu çocuklarınızın ihtiyaçlarıyla sizin evliliğinizden beklentilerinizi yer değiştirmeniz ve evliliği komple görmezden gelebileceğiniz anlamına gelmiyor. Unutmayın ki siz birbirinize çocuklardan bile çok önce evet dediniz. Çocuklar evliliği beslemiyorsa, aranızdaki ilişkiyi güçlendiremiyorsa, çocuklar ortadan kaybolduğunda geriye pek evlilik de kalmayacaktır. Evet belki çocuklardan ayrılıp da karı-koca zaman geçirmek çok zor bir yerden sonra ama belki de evliliğiniz için yapabileceğiniz en önemli şey.
Evlilik, düpedüz iş!
Evliliği yürütmek isteyen insanlar için çaba önemli bir şey evet ama evlilik kendisi iş gibi değil. Evlilik bir bağlılık yemini, eğer bağlılığın iş olduğunu düşünüyorsanız o zaman belki öyledir. Yine de, bağlılık denilen şeyi en az evlilik kadar talep eden çok fazla şey var, hobiler, spor, meslek, bilgisayar oyunları... Hemen hemen her yetenek grubu biraz da olsa bağlılık istiyor mesela. Salsa yapmayı öğrenmeye çalıştığınız zamanlarda da her şey güllük gülistanlık değildi. Yani, en çok istenilen, en çok arzu edilen şey gibi, ne kadar koyarsanız o kadar alırsınız. Bunları yaparken de çabalamış gibi hissetmemişsinizdir, sadece yaparsınız, o kadar.
Sorunlu bir evliliği çocuklar kurtarabilir
Şimdi bu konuda dürüst olalım. Çocuklar evin neşesi, hele bebekler şahane yaratıklar, doğru. Ama bir o kadar da stresli değil mi çocuk sahibi olmak. Anne babalık dediğiniz, fiziksel, duygusal, mental, her açıdan yorucu. Böyle yorucu bir şeyin hali hazırda sorunlu olan bir şeyi kurtarmasını beklemek de çok üzücü olur. Yani bir evlilik kurtarıcısı arıyorsanız, danışmanlık desteği almak daha yerinde, bebek yapmak kurtarmayabilir.
Evliliğin en güzel yılları ilk yıllarıdır
Bunun aslında doğru olduğunu düşünebilirsiniz, ama zaman ilerledikçe bunun da pek öyle olmadığını anlıyor insan. Evliliğin ilk yıllarında insanlar birbirleriyle nasıl iletişim kuracaklarını öğrenirler, hatalı hareketlerini törpülemeyi, birbirini olduğu gibi kabul etmeyi öğrenirler. İlk yıllar olmasa insanlar birbirlerini bu kadar iyi anlamayabilirler. Bir de bu kadar yılın sonunda dönün bakın arkaya, sanki hala liseli gibi, flört gibi, ay!
Evlilik sayesinde insanlar hatalı taraflarını düzeltirler
Doğruya doğru, evlilik insanı değiştirir. Eşiniz için kendinizi tamamen farklı biri yapmak dışında kendinizde değiştirebileceğiniz çok fazla şey var. Ama bir insan ancak istediği kadar değişebilir. Kendi istediği kadar... O zaman bile yalnızca bazı şeyleri değiştirebilir. İşin özü aslında o hatalarla birlikte o insanla evlenmektir. O kısımları da sevebilmek ve kabullenebilmektir. Ne derler, iyi günde, kötü günde...
Evlenince insan artık yalnız kalamaz.
Sanırım bir yerden sonra bu bazı sebeplerden dolayı doğru olabilir. Ama eğer ki kendinize ayırdığınız o özel zamandan memnun değilseniz, evlilik de bu konuda pek işe yaramaz. Evli olduğunuz süre içerisinde, kişiler de bazen kendi yalnızlıklarını yaşamalıdır. Evliliğin içinde boğulmuş olmak yalnız kalmaktan daha kötü bir durum bile olabilir.
Evlilik yarı yarıya kendinden vazgeçmektir.
Yanlış. Evlilik tamamen kendinden vazgeçmektir. Bu yüzden genelde adil olmayan bir şeyler varmış gibi hissederiz. Eşit olmak zorunda değildir çünkü; bazen siz daha çok verirsiniz, bazen de o. Bazen bu durum dengelenir ama çok uzun sürmeyebilir bu denge. Biriyle bir arada olmak ve hayatı paylaşmak demek, tamamen fedakarlık ister. Bu böyle olmasa, zaten bağlılık denilen şey de anlamını yitirir.
Evlilik sıkıcıdır.
Bunu da yaratırsak bizler yaratırız. Hayatta sıkıcı dediğimiz her şeyde olduğu gibi. Evlilikte belki ilk "bal ayı" denilen ilk zamanlar geçtikten sonrası hafiften bir rutinleşme durumu söz konusu olabilir. Olacaktır da zaten. Ama en iyi zaman da belki bir 10 seneyi devirdikten sonrasıdır. O insanla nasıl eğleneceğinizi, nasıl güleceğinizi ve nasıl zaman geçirebileceğinizi öğrenirsiniz. Hala tartışır ama kavga etmezsiniz. Sorunlar büyümez, tam tersine küçülebilsinler diye iki taraf da olanca çabayı gösterir.
İki insanın birlikte upuzun bir hayat geçirmesi demek, çok sağlam bir bağ demek. Birlikte zaman, gözyaşı, emek harcamak demek. Bir şeyleri vermenin karşılığında bunları da almak demek. Her zaman istediğiniz ölçülerde olmayabilir bu ama olur yine de. Hayatta her şey bakış açınız üzerine ne de olsa. Eğer siz o şeyin sıkıcı olduğunu düşünüyorsanız, o şey sıkıcıdır. Ve evet, eğer sizin için çöpü kimin atması gerektiği çok önemliyse, bunun kavgası da büyük bir kavga olur. Ama küçültmek isterseniz, ancak eğlenceli bir anı olur.
Yorumları: 1,794
Konuları: 794
Kayıt Tarihi: Feb 2023
Teşekkür Puanı:
Nerden: Afyon
Cinsiyet: Undisclosed
Minnet duygusu çiftleri nasıl etkiler?
Yakın ilişkilerimiz, anlamlı bir hayatın önemli birer parçaları. Peki sevdiğimiz bir insan hastalandığında ya da sıkıntılı bir döneme girdiğinde ve biz de tekrar ve tekrar yardıma çağrıldığımızda neler oluyor?
Birisinin bakımını üstlenmek zorlu bir görevdir; özellikle de ihtiyaçları sık ve uzun vadede olduğunda. Bakımı yapan kişi, kendisini yardıma zorunlu hissedebilir; ancak zorunlulukla gelen kısıtlı miktardaki keyif ve değer hissi, mevcut durumu sürdürmeyi zorlaştırabilir ve bu durum bakımı alan kişi açısından da eşit derecede stres demektir. Peki çiftler bu dinamiği nasıl iyileştirebilir? Yapılan yeni bir araştırma, insanları yardım için motive eden şeyin kritik olduğunu gösteriyor. Üstelik bu motivasyon hem ilgilendikleri kişi ile hem bakım dışındaki hayatları ile olan etkileşimlerinden etkileniyor.
Neden yardım ediyoruz?
Motivasyon üzerinde çalışmalar yapan araştırmacılar, iki temel tür tanımlıyorlar: Otonom ya da öz motivasyon – bir şeyi getirdiği keyif, tatmin hissi ya da anlam için yapmak – ve kontrollü ya da dış motivasyon – bir şeyi sadakat yüzünden ya da yapmamanız durumunda suçluluk duyacağımız için yapmak. Her durumda yardım ediyorsunuz; ancak otonom motivasyon, kendinizi daha iyi hissetmenizi sağlıyor ve daha iyi sonuçlar ortaya koyuyor.
Bakım üzerine yapılan çalışmalarda, hasta partnerlerine otonom motivasyon ile yaklaşan bakıcıların, görev bilinci ile yaklaşanlara kıyasla daha mutlu oldukları, ilişkilerini daha çok sevdikleri ve bakım konusunda daha az stres duydukları görülüyor. İlginç bir şekilde ilgilenilen partnerler de birtakım faydalar ediniyor: İlişkilerini daha tatmin edici görüyorlar ve bazı vakalarda ağrı giderimi daha yüksek seviyede oluyor.
Yardımcı olan kişilerin iç motivasyonları partnerlerini neden etkiliyor? Araştırma ekibinden Sara Kindt, bu durumun bakımı yapan kişinin partnerine karşı duyarlılığının motivasyon üzerindeki etkisi ile ilgili olduğunu söylüyor. Kindt: “Otonom bir şekilde motive olan partner, karşısındaki kişinin tercihlerine ve ihtiyaçlarına karşı daha açık daha meraklı ve samimi bir şekilde anlayışlıdır” diyor ve ekliyor “Partnerin kontrollü motivasyonu ise daha kısıtlayıcı ve daha az duyarlı bir yöntemle tepki verme ile ilişkilendirilebilir.”
Evet, gayet mantıklı görünüyor; ancak motivasyon kontrolümüz dışında bir şey değil midir? Görünen o ki değil; en azından tamamıyla. Motivasyonumuzu minnet duygusu ile daha otonom bir yöne götürebiliyoruz anlaşılan. Yine Kindt tarafından yürütülen bir araştırma kapsamında, üyelerden birinin fibromiyalji adında ağrılı bir sendroma sahip olduğu, diğerinin ise sıklıkla onunla ilgilendiği çiftlerden iki hafta boyunca günlük anketlerin doldurulması istendi. Bakımı yapan kişiler, partnerlerine yardımcı olma motivasyonunu neyin sağladığından ve bu yardımın günlük hedeflerine – başka insanlara ilişkilerini koruma, çalışma ya da kişisel sağlıkları ile ilgilenme gibi – ulaşmalarını ne derece etkilediğinden bahsettiler. Araştırma sonucunda, bakımı yapan kişilerin partnerlerinden daha çok minnet duygusu aldıkları günlerde, yardım motivasyonlarının daha otonom olduğu görüldü. Hedeflerine ulaşmaları engellendiğinde ise otonom motivasyonlarında düşüş yaşandı – beklenildiği üzere. Kindt sonuca ilişkin “Şükran duygusu güçlü bir şey. Küçük bir teşekkür dünyalara bedel” diyor.
Vermek ve almak
Bu durumun zor zamanlar geçiren çiftler açısından anlamı ne? Kindt’e göre, bakım döneminde pozitif ilişkiyi korumak hem bakımı alan hem de veren kişinin mutluluğu açısından çok önemli ve minnettarlık, bunu yapabilmeyi sağlayan araç olabilir. Yine de acı çekerken ya da kendinizi kötü hissederken şükran duymak biraz güç olabilir tabii. Minnettarlığı zorla hissettiremezsiniz; aksi takdirde bir tür borçluluk ifadesine dönüşebilir – ki bu durum, gerçek minnet duygusu gibi sonuçlar getiremez. Ve karşı taraf kararsızlığınızı hissettiğinde, şükran duygunuzu hakiki olarak kabul etmekte güçlük yaşayabilir. Bu anlarda, içerisinde bulunduğumuz güç durumu kabullenip yazı ile ifade etmeye çalışabiliriz. Yazı, hayal kırıklığı, üzüntü ya da öfke gibi acı dolu duyguları keşfetmede etkili bir araçtır. Bu tür bir yöntem belirlemek, minnettarlık gibi daha pozitif duyguların ortaya çıkmasına zemin hazırlayabilir. Öte yandan, sözlü bir şekilde teşekkür etmeye devam edebilir ve bunun zamanla daha kolay hale geleceğini umabiliriz. Minnettarlık üzerine yapılan araştırmaların birçoğunda, insanların, hayatlarının iyi gidip gitmemesine bakılmaksızın, sahip oldukları güzel şeylere odaklanmaları bekleniyor.
Ancak alıcının kapalı olması durumunda teşekkür etmenin hiçbir manası kalmıyor. Evet, zaman zaman şükran duymak zor; ancak minnettarlığı almak da o kadar kolay olmayabiliyor. Kindt, karşı tarafın teşekkürü tanıması ve kabul etmesi gerektiğini söylüyor. Aksi takdirde, birbirleri ile ilgilenmenin keyif dolu, ödüllendirici yönünü kaçırabiliyorlar.
Şükran duygusunun potansiyel faydaları göz önüne alındığında, çiftlerin ilişkilerinin güçlüklerin tehdidi altında olmaması durumunda bile minnettarlık üzerine düzenli bir şekilde pratik yapmalarında yarar var. “Partnerim bana yemek yapma gibi küçük şeylerde teşekkür ettiğinde, genelde hoşlanmadığım yemek yapma aktivitesinin üzerimde daha hafif bir yük haline geldiğini hissediyorum” diyor Kindt ve son olarak şunu söylüyor: “Şükran duygusu, risk altındaki ya da zor bir süreçten geçen ilişkilerde çok daha önemli bir yere sahip.”
|